Qamar (چاند) “Moon”, siyah ve yaldız mürekkep ile beyaz kâğıt üzerine baskı, kolaj: Waseem Ahmad Siddiqui, 2021, İstanbul
Evinizde Kalabilir miyim?
Artık Yaşlanıyorsun, Sen ve Kasım

Omuzların büyüyor, kaya da öyle. Kasım, ardından gelen aya kimlik bilgilerini sunar ve durum bir yarışma olarak kalır. Kasımın bu kadar kolay bir şekilde çeyrek yüzyıla ulaşması, usulca süren savaşta hiçbir değişiklik olmaması zor olmalıydı. Tarih bir şakacı değil mi? Tüm bu yenilgilerden ve bu ayların karmaşasından sonra, düşmanın kutlamalarını bitirmesine izin vermek için savaşın kendi sokaklarımızda sürmesi gerekmiyor mu? Tarih bir şakacı değil mi? Mayıs, haziranı müjdelemek için çıkıyor ve silahlar doğru olan dışında her yöne nişan alıyor. Bir işçi şikâyet etse ya da bir öğrenci öfkelense, silahlarımız cesaretten yoksun değil. Savaş tüm cephelerde içeride ve biz kararlılık için şarkı söylüyoruz. Çeyrek asır! Çeyrek asır ve hâlâ aynı cümleyi çiğniyoruz, düşmanın sınırları bizi kovalarken. Daha fazla konuşma ve daha fazla yenilgi ve siz kuralın istisnasısınız.

— Ey gezgin, bu kaosa bir son ver.

Kulak asmadın, onlar da seni bir ay sonra ya da ilk ölümün yıldönümünde başka bir katliama sürükledi. Ne için? Hayali bir barış uğruna.

Bir hayalete dönüşeceksin. Bir kâbus olacaksın. Bir kıvılcım olacaksın.

— Başka bir yere git ve bizi huzur içinde bırak.

— Nereye gidersem gideyim, gölgem bir yer olur.

Serseri bir kurşun arenadaki bir atı yere serdiğinde at yarışlarını sevenler yas tutacaktır. Ama kurşunlar evlerinde onlarca insanı hedef aldığında şehirdeki hiç kimse yas tutmaz.

Bu kurbanlar için isim ya da fotoğraf yoktur, çünkü şehit olan bir at evreni kaplar.



Neden bir hiç uğruna ve şehitlik için uygun olmayan yerlerde bu kadar çok sayıda canlı şehit düşüyor? Ölüm birçokları için bir meslek hâline geldi. Ölüme aday olanlar bu mesleğe karşı bir grev ilan etseler ne olur? Ne olur?

— O zaman şehitsiz bir halk oluruz ve ölenler boşuna ölmüş olur.

— Başka ne olur?

— Şairler iflas eder.

— Yine, başka ne olacak?

— Hatipler kekelemeye başlayacak.

— Ve başka?

— Hükümet düşecek.



— Tasfiye mi? Biz öyle düşünmüyoruz. Bu bir iç mesele. İlişkilerimiz gayet iyi. Egemenlik ve ulusal bağımsızlık için karşılıklı endişe adına müdahale etmiyoruz. Tasfiye mi? Neden bu ifadeyi kullanıyorsunuz? Biz buna “bağımsızlık” diyoruz. Bu aşamada kullanılan şifre işgal altındaki toprakların işgalcilerden kurtarılması değildir. Şu anki şifre, topraklarının, Ortadoğu’daki rejimlerin iç güvenliğine tehdit oluşturanlardan ve insanlara vatanlarının işgal altında olduğunu hatırlatanlardan kurtarılmasıdır. Bu elbette tasfiye değildir. Bunun sorumlusu kim? Tek bir kişi ya da rejim içindeki bir kurum değil, resmi ortam. Bu durağan ortamın sınırları içerisinde iç baskı, ulusal egemenliğin korunması kisvesi altında meşru hâle gelmektedir. Ortadoğu sorununun ağırlığı her omzun taşıyabileceğinden daha ağır, öyleyse neden bunu tek başımıza yapalım? Söyledikleri bu. Böylesi bir genel atmosferde devrime –sadece Ortadoğululara değil– yönelik her türlü saldırı yalnızca bir iç mesele hâline gelir.

— Eğer onları öldürürseniz cenazelerinde yürüyeceğiz. Ama bu hızlı bir şekilde yapılamazsa kendimizi bir ikilemde buluruz ve uzlaşma uğruna müdahale etmek zorunda kalırız.

O hâlde kim sorumludur?

Ortadoğu pratiğindeki ilan edilmemiş barış durumu ve Ortadoğu cümlesindeki ilan edilmiş savaş durumu.

devrim, ölüm, Ortadoğu, savaş, Waseem Ahmad Siddiqui