“O my heart, fellow traveler-
It has been decreed yet again
To leave this beloved land,
Cry and weep in distant lands.”
Pakistanlı şair ve yazar Faiz Ahmed Faiz, Muhammed Ziyaülhak askeri rejimi nedeniyle 1978’de Lahor’dan Beyrut’a sürgüne gitmek zorunda kaldı. Acı çeken nüfusun geri kalanı gibi Faiz de iç savaşın zorluklarını yaşadı. O sırada Yaser Arafat ile tanıştı. Filistinli şair, sanatçılarla yakınlaştıkça serveti, sınır dışı edildikten sonra Lübnan’ın başkentinde üssünü kuran PLO [Palestine Liberation Organization] ile yakından bağlantılı hâle geldi. Örneğin Beyrut’tayken Filistinli yazar-sanatçı Mahmud Derviş ve Muin Tevfik Bseiso gibi siyasi aktivistlerle birlikte çeşitli eylemlerde yer aldılar. Filistinli mülteci nüfusunun varlığı ve Lübnan’ın Filistin’e yakınlığı, PLO’nun üssünü Filistin yerine Beyrut’ta kurma kararında etkili bir faktördü. Faiz’in bir başka önemli buluşması da aynı dönemde Filistinli entelektüel Edward Said ile, başka bir Pakistanlı akademisyen ve küresel direniş hareketlerinin destekçisi olan arkadaşı İkbal Ahmed aracılığıyla oldu. Said’le tanışma hikâyesi, Faiz’in sürgündeki yalnızlığına dair dokunaklı hatırasını içeriyor:
“Birkaç yıl önce, çağdaş Urdu şairlerinin en tanınmışı olan Faiz Ahmed Faiz ile biraz zaman geçirdim. Ziyâ’nın Pakistan’daki askeri rejimi ve Faiz’in sürgün edilişi çatışmaların parçaladığı Beyrut’ta bir şekilde memnuniyetle karşılandı... Bir gece geç saatlerde Faiz şiirler okurken Beyrut’un pis bir restoranında oturduk. Bir süre sonra Faiz ve İkbal benim için şiir dizeleri çevirmeye başladılar ama gece ilerledikçe bunun pek bir önemi olmadı. Burada izlediklerim tercüme gerektirmez: Bu, ‘Ziyâ, biz buradayız’ dercesine bir meydan okuma ve kayıpla ifade edilen bir eve dönüşün canlandırılışıydı.”1
Faiz’in siyasi ve kültürel hayata yoğun katılımı, kendisini yalnız ve yabancılaşmış hissetmesine neden oldu. Sürgündeki marjinalliğin acısı ona ağır geliyordu. Aynı dönemde “The Mind is a Traveler”2 adlı şiiri, kalbi ve aklı Pakistan’a sımsıkı bağlıyken sürgün döneminin gece ve gündüzün sonsuz döngüsünde nasıl geçtiğini yansıtır:
“How can I convey to you, my friend,
How horrible is a night of loneliness.
In this land of unknown people,
We have been ordained to spend our days and nights.
O Heart! Pass this time by talking to this or that fellow.”
“Koşun!”
Haberci grubun en önündeydi ve herkesin arkasında olduğunu varsaydı. Koşmaya devam ettiler. Seslerinin yükseldiğini duyunca sık çimenlerin üzerine sindiler ve aşağıda elleri havada, silahlı askerler tarafından yakalanan daha geride bir göçmen grubu gördüler. Yakalananlar arasında olanlar, yukarı baktılar ve diğerlerine gizlice ellerini salladılar:
“Gidin!”
Büyük tüfekli üç asker onları fark etti. Gruba doğru tırmanmaya başladı. Onlar da kendilerini kurtarmak için yukarı doğru koşuyorlardı. Başarısız oldular, yakalandılar. Haberciler, ellerindeki taşlarla tepede durdular.
“Allahu ekber!”
Kendilerini korumak için ayakta duran askerlere taş attılar ve kalan göçmenlere kaçmaları için zaman kazandırmaya çalışıyorlardı. Üç asker peşlerini bıraktı, aşağı indi. Polisler tutsakları yola geri götürdü. Telin üzerinden devriyenin geri kalanının yanına geldiler. Göçmenlere diz çöktürdüler.
“Türkçe? Türkçe?” diye bağırdı askerlerden biri.
Onlar sustuğunda tekrar denedi:
“İngilizce?”
Yanındaki biri “Ben İngilizce biliyorum” dedi.
“Afgan?” diye sordu.
“Evet” dedi.
Asker grubun geri kalanını işaret etti.
“Onlar Pakistanlı” dedi.
Askerlerden biri örgülü bir metal kablo, diğeri uzun bir plastik boru aldı. Tutsakları kollarından ve göğüslerinden kırbaçlayarak aşağı doğru yürüdüler. Göçmenleri kollarını önlerinde bağlamaya zorladılar. Ne kadar çok bağırırsan, seni o kadar çok döverler.
“Pakistan? Pakistan?” diye bağırdı askerler.
“Hayır Türkiye! Türkiye!”
Urducada merhamet dileyerek tekrarladı.
“Hayır Türkiye! Hayır Türkiye!”
Sıra diğerlerine geldiğinde, darbeler kollarına inerken sessiz kalmaya çalıştı. Bir sonrakine geçtiler. Ardından askerler paralarını ve cep telefonlarını aldı. İçlerinde sadece bir pasaport sahibi vardı ve devriye şefi gelip pasaportuna baktı.
“Türkiye vizesi mi?” diye sordu.
Başını salladı.
“İran vizesi mi?”
Onayladı.
“Neden Türkiye?”
“Ana İstanbul, baba İstanbul” dedi.
Asker boynundaki Nimroz’dan aldığı muskayı fark etti ve parmaklarının arasına aldı. Üzerinde Arş ayetleri yazılıydı.
“Kuran mı?” diye sordu.
Başını salladı, “Evet” dedi. Adam ona pasaportunu geri verdi.
Askerler onları yolda bir minibüsün durduğu yere götürdü. Sivil giyimli bir adam aşağıya indi ve komutanla kısa bir konuşma yaptıktan sonra elini İran’a doğru salladı. Onlara geri dönmelerini söyledi. İran’a geri dönmelerini söyledi.
Bunu duyduktan sonra birdenbire göçmenler görüş alanından çıkana kadar koştular ve ardından İran’a geri tırmanmaya başladılar. Sonunda, uzakta bir sınır karakolu gördüler. Biraz Urduca bilen biri, dağlarda daha yükseğe tırmanmaları gerektiğini söyledi ama diğerleri teslim olmak istedi. Sonunda Pakistanlılardan sadece ikisi onunla geldi.
Artık öğlen olmuştu ve pürüzlü kayaların arasında mücadele ederken kavurucu sıcaktı. Haberci bir hata yapıp yapmadığını merak etti. Susuzluktan ölebilirlerdi.
“Artık yapamam.” Yorgunluktan nefes nefese oturdu. “Geri döneceğim.”
Onlara tırmanmaya devam etmelerini söyledi: “Geri dönüş yok. Devam etmeliyiz.”
Birden yukarıdan bir adamın seslendiğini duydular:
“Durun! Kimsiniz?” Karşı tarafın habercisiydi.
“Biz … yolcuyuz!” diye bağırdı.
* Bu metin haftalar evvel kaleme alındı ve yayına hazırlandı. Manifold programı aylık yapılıyor ve içerik bir ay önceden belirlenmiş oluyor. Yayını yavaşlatmakla beraber programa sadık kalmaya çalışıyoruz. (ed.n.)
1. Edward W. Said, Reflections on Exile: and other Literary and Cultural Essays (London: Granta Books, 2012), s. 422-423. [Metin içerisindeki alıntı yazarın Türkçeye tercümesidir.]
2. Faiz Ahmed Faiz’in İngilizce karşılığı “My Heart, My Traveler” (Urduca: میرا دل، میرا مسافر) anlamına gelen şiiri (Beyrut, 1979) İngilizceye Mustansir Dalvin (New Translations, 2016) tarafından “The Mind is a Traveler” adıyla çevrilmiş. Yazarın metni, alıntılar ve tartışmalar için bkz. Faiz Ahmed Faiz, Nuskha Hai Wafa (Educational Publishing House 2009) s. 613.
