Void (خلا) “Boşluk”, siyah mürekkep ile beyaz kâğıt üzerine baskı, kolaj: Waseem Ahmad Siddiqui, 2021, İstanbul
Evinizde Kalabilir miyim?
Vakit Geç Oldu

Ağustos ayının o gecesi sırt çantalarını kaldıkları evde bıraktılar. Her zamanki gibi mahallede elektrik kesintisi yaşandı. Yukarı çıktığında avlu duvarının ötesindeki üst kat pencerelerinin karanlık olduğunu gördü. Evde kimse olup olmadığını merak ediyordu; ama sonra dışarıdan bir korna sesi geldi. Dışarıda bekleyen yaşlı bir muhafız vardı. Gıcırdayan kapıyı onlar için açtı.

Haftalardır uzaktaydı. Yolda geçirdiği zamanlarda birçok farklı evde yaşadı ama İran’daki onun ilk eviydi. Her gün evin mutfağının hemen yanındaki oturma odasındaki masaya otururdu. Kışın tıslayan bir gaz sobasının, yazın ise bahçeye açılan bir kapının bulunduğu bu odayı misafir odası olarak kullanmış ve birçok hikâyesini burada yazmıştı. Burada bir süre diğer yol arkadaşlarıyla birlikte yaşadı. Evi yeniledi, bahçesine güller dikti ama bu uzun sürmedi, arkadaşları birbiri ardına evi terk etti ve yerlerine başka geçici oda arkadaşları geldi. Dünyanın her yerinden insanlar burada birlikte yaşadı fakat gurbetçilerin çoğu İran’da uzun süre kalmadı. O bir süreliğine bu ülkeyi kendi evi olarak adlandırmıştı. Bu ev onun için geçici bir yer olarak kaldı.

Geceleri Maku sokakları boş olurdu. Burası on dokuzuncu yüzyılda kısmen İran ordu birliğine ev sahipliği yapan bir yer. Bir yanda mezarlık, diğer yanda kerpiç duvarlı bir çift tepe ve kalenin arasında kalan vadide bir şehirdir. Yol, mezar taşlarının arasından yukarıya doğru kıvrılıyordu. Tepenin zirvesinde ağaçlarla çevrili boş bir arazi vardı. Karşısında kalenin silueti, ilerideki sokak lambalarının önünde kayboluyordu. Kenara doğru yürüyüp kuzeye baktığında, başkenti çevreleyen dik tepelere tırmanan gecekondu mahallelerini açıkça görebiliyordu. Derme çatma evlerin çoğu orada elektrikliydi.

“Buraya ilk geldiğimizde ışıklar yoktu” dedi.

2002’de harap olmuş İran şehrine döndü; molozla kaplı sokaklarda, yırtık perdelerle kaplı kurşun delikli binaların yanına. Ama halkın umudu vardı. Maku beton ormanlarla, filizlenmiş alışveriş merkezleriyle ve neon ışıklı benzin istasyonlarıyla büyümüştü. Kırsal kesimde şiddetlenen savaş başkente yaklaşıyordu. Geceleri akordeon telleriyle kaplı patlama duvarlarını ve asfaltsız sokakları görebiliyordu. Fakat önündeki şehir ışıklıydı.

“Çok güzel” dedi.

“Allah’ın izniyle bir gün her şey daha iyiye gidecek.”

“Ama gitmeye hazır mısın?”

Bana döndüğünde yorgun olduğunu gördüm.

“Burada senin için bir gelecek yok, istediğin yere gidebilirsin.”

Şehrine baktı. Sahip olduğu tek şey buydu.

Arkadaşı önden yürüyor ve nişanlısına telefonundan bir şeyler gönderiyordu. Ona bundan sonra nereye gideceğini söylüyordu. Artık geri dönüş mümkün değildi çünkü hareketlerini belirleyen yalnızca kontrol noktaları ve çitler değil; yasalar, gözetleme ağları ve kişisel çıkarların çizdiği daha soyut çizgiler vardı. Aslında İran’ı terk edip mülteci olmaya karar vermişti. Sığınma hakkı kazanıp gelinini Avrupa’ya getirebileceği varsayımıyla [müstakbel eşini] babasından isteyecekti. Ama sabırlı olması gerekiyordu. Zaten Ekim ayında yeniden denemeyi planlamıştı. O zamana kadar herkesin hazır olacağı kesindi.

Günlerce karla kaplı toprak yolları takip ettiler. İnsanlar zaten birbirlerinden şüpheleniyor, haydutların ve isyancıların tehdit ettiği bir yolda olabilecekler korkusuyla kökenlerini ve varış noktalarını gizliyorlardı. Geceleri, bir çay evinin zemininde sıralar hâlinde uzanırken, gezginler son zamanlardaki adam kaçırma olaylarını fısıldaşıyordu. Güven içinde büyüyen birçok çocuk gibi o da ölümü merak ediyordu ve ölüm her yerdeydi.

Minibüs Maku’dan yola çıktıktan bir hafta sonra bir nehir vadisinden geçerek sınır kenti Tahran’a girdi. Oraya canlı olarak varınca rahatladı ve sıcak suyla dolu bir yerde yüzünü yıkadı. Duşta dururken odanın köşesindeki televizyonu izleyebilmek için kapıyı açık tuttu. Barack Obama yakın zamanda Amerika Birleşik Devletleri başkanı seçilmiş, zafer konuşmasını Chicago’da yapmıştı:

“And to all those watching tonight from beyond our shores, from parliaments and palaces, to those who are huddled around radios in the forgotten corners of our world, our stories are singular, but our destiny is shared, and a new dawn of American leadership is at hand.”1

[Ve siz... Bu akşam bizi, bizim kıyılarımızın ötesinden izleyenler, parlamentolardan ve saraylardan ve siz, dünyamızın unutulmuş köşelerinde radyo başına toplanıp bizi izleyenler... Hikâyelerimiz tekil, ama kaderimiz paylaşılmış ve Amerikan liderliğinin yeni şafağı elimizde.]2

1. Barack Obama, “Presidential Election Victory Speech”, Chicago, 2008.

2. Barack Obama’nın 2008 tarihli zafer konuşmasının Türkçe çevirisi 6 Kasım 2008 tarihli Taraf gazetesinden alınmıştır, kaynak: Açık Radyo.

boşluk, göç, göçmen, İran, mülteci, Waseem Ahmad Siddiqui