Morning “Sabah” (صبح), siyah mürekkep ile beyaz kâğıt üzerine baskı, kolaj: Waseem Ahmad Siddiqui, 2021, İstanbul
Evinizde Kalabilir miyim?
Hafızayı Öldürelim!

Dünyada bir yabancı: Gecenin karanlık bir saatinde dünya yatak odasını onarır. Gün doluydu. Huzur dünyayı sarmıştı. Batı uygarlığının tuzakları Asya’da hâlâ insan iradesiyle boğuşuyordu. Asya’nın toprağı ölüyordu, Asya’nın insanları ölüyordu ve nehirler, medeniyetin ziynetleriyle karşılaşmayı özleyenleri süpürüp götürüyordu. Akdeniz’e yakın bir yerde, Batı’da üretilen askeri postallar hâlâ eski kültürü ve yeni insanı çiğniyordu. Sıradan, çok sıradan haber bültenlerinde, Arap oldukları ve büyüme gücüne sahip oldukları için tarlalar dolusu çocuk katlediliyordu.

Sabahın geç bir saatinde dünya uyanır ve yatak odasını terk ederek ameliyathaneye gider. Gecesi berraktı, kesintisiz mutluluk rüyaları vardı.

Bu şekilde dünya uyur.

Bu şekilde dünya uykusundan uyanır.

Ve bu şekilde benimle ilgili her şeyi unutur.

Ölümü aradığım ya da yaşamı aradığım zamanlar dışında beni hatırlamıyor.

Bugün, bugün dünya yatak odasını tamir etmedi. Yeryüzünün kenarında durdu.

— Dünya, senin benim tarihimle ne ilgin var?

— Tarih geçmişte kaldı ve ben onu okulda öğreniyorum.

— Beni ilk kez nerede gördün?

— Sen gidene kadar seni hep farklı topraklarında gördüm, sonra yeryüzüne barış ve huzur geldi. Neden şimdi geri dönüyorsun? Neden huzurumuzu bozuyorsun?

Dünya beni böyle anlıyor. Böyle olmamı istiyor. “Ev”den ayrıldığım sürece bize koruyacak kimse yoktur. Yeryüzünde barış altüst oldu. Uluslararası güvenlik benim “ev”den ayrılmama sebep oldu.

Kimseye ya da hiçbir şeye veda etmedim. Tanrı’nın atıklarına tutunup sesimi ve aklımı kaybedene kadar avazım çıktığı kadar ağlıyordum.

Dünya sadaka verdi: Bana ve doğmamış çocuklarıma vatan ve barış karşılığında un, giysi ve birçok çadır verdi. Sürgünde üşüdüğümde, dünya kamuoyunun gazeteleri beni yağmurlardan ve soğuktan titremekten korudu. Açlık hissettiğimde, medeni bir milletin başının konuşmasındaki üç satır açlığımı giderdi. Ve özlem duyduğumda, komşuların radyosundan yükselen yabancı şarkılar, ayrılığı güzel bir deneyime dönüştürdü.

Dünya yatak odasına böyle gidiyor ve beni böyle unutuyor.

— Kurbanı uyandırmayın! Bağırabilir!

— Onu kim uyandırdı? Sorumlusu kim?

— Beklenmedik bir anda esen bir rüzgâr, ölüleri uyandırdı.

— Hangi yönden esmiş?

— Her yönden. Anavatandan.

— Bu unutulmuş kelimeyi onlara kim öğretti?

— Öldürün onları!

— Biz onları öldürdük, ama onlar yeni bir kelime buldular: özgürlük.

— Bu asi kelimeyi onlara kim öğretti?

— İhtiraslı devrimciler.

— Öldürün onları!

— Biz onları öldürdük ama onlar yeni bir kelime öğrendiler: adalet.

— Onlara bu kelimeyi kim öğretti?

— Zulüm. Zulmü öldürelim mi?

— Eğer zulmü ortadan kaldırırsanız, o zaman kendinizi ortadan kaldırmış olursunuz.

— Ne yapmalıyız?

— Hafızayı öldürelim!

göç, göçmen, hafıza, mülteci, Waseem Ahmad Siddiqui, zulüm