Aklımı kaybedene dek, avazım çıktığı kadar ağladım. Dünya kendimle barışmamı istedi. Dünya sadaka verdi. Bana ve anneme sadaka verdi. Barış karşılığında un, giysi ve birçok çadır verdi. Evden uzaktayken üşüdüğümde, dünya kamuoyunun gazeteleri beni yağmurlardan ve soğuktan titremekten korudu. Açlık hissettiğimde, medeni bir milletin başkanının konuşmasındaki üç satır açlığımı giderdi. Ve özlem duyduğumda, komşuların radyosundan yükselen yabancı şarkılar ayrılığı güzel bir deneyime dönüştürdü.
Dünya yatak odasına böyle gidiyor. Beni böyle unutuyor.
— Özleme uyandırma! Feryat edebilir!
Dünya bu şekilde uykuya dalıyor ve aynı şekilde uyanıyor. O tepeden tırnağa silahlanmış, biz ise tepeden tırnağa prangalarla donanmışız. Güçlüler uygardır, zayıflar ise vahşi. Tarih bir yargıç değil, tarih bir görevli.
Gecenin geç bir saatinde yatak odasına böyle gitti. Uykuya daldı.
Cinayet her zaman bir suç. Peki, neden öldürmek güçlüler tarafından uygulandığında uygarlık tapınağının sütunlarından biri hâline gelsin?
Dünyanın hafızasını kaybettiği doğru değil. Dünyayı memnun ederek hatırlamasını sağlayabileceğimiz de doğru değil. Dünya rahatlamak istiyor.
— Neden dünyayı uykusundan uyandırıyorsun?
— Duyduğun şey sesim değil.
— O zaman neden sessizce ölmüyorsun?
Umutsuzlukla ne yaparız? Umutsuzluk ölümün ikiz kardeşidir. Ben bir mülteciydim. Yirmi yıldır umutsuzluk beni serbest bıraktı. Umutsuzluğumun ilanından başka umudu geri getirecek şey ne? Ve kendimi öldürme yeteneğim dışında beni esaretten ne kurtaracak? Bırakın dünya yatak odasına gitsin. Ben dünya için sıradan bir insanım. Benim için tanımladığınız rol bu ve ölüme karşılıksız itirazımın şeklini belirlemek size bağlı değil. Kendimi evde hissetmek için sürekli karşıdakinin ne dediğini duyar hâldeyim. Eğer benim için ölümden başka bir şey yoksa, o zaman istediğim şekilde bu hayata devam edeceğim.
Bu rolden memnun değilim. Memnun değilim. Benim köleliğim sizin güvenliğinizle eşdeğer olmamalı. Bana istediğinizi söyleyin. Şimdi kendime ne istediğimi söyleme ve ne yapmak istiyorsam onu yapma sırası bende.
Vatan uğruna değil. İnsanların iyiliği için değil. İntikam için de değil. Çeyrek yüzyıl süren bir felçten sonra onu hareket etmesi için eğiteceğim. Bu benim tek özgürlüğüm. O zaman neden kendimi öldürmeme karşı çıkıyorsunuz, ey toplu öldürme uzmanları?! Çocukları kömüre dönüştüren sizsiniz. Siz öldürüyorsunuz, bu yüzden yaşıyorsunuz. Ve ben de kendimi öldürüyorum, bu yüzden yaşıyorum. Şu andan itibaren, kendimden başka kimsenin beni öldürmesine izin vermeyeceğim. Benim kim olduğumu biliyor musunuz? Bu, verdiğinizin size geri dönüşü. Annem beni sokaklarınıza attığında kovdunuz beni ve “Annene geri dön” dediniz.
Annemin yanına döndüğümde beni tutukladınız, işkence ettiniz. Ve o andan itibaren annemi aramaya başladım. Onu nerede bulduğumu biliyor musunuz?
Yakından baktım ve annemin yüzü dediğim şeyi gördüm.
Beni bir mülteci hâline getirenler, beni tuhaf bir şeye dönüştürdünüz. Öleceğimi biliyorum, bugün kaybetmekte olduğum bir mücadele verdiğimi biliyorum, çünkü bu yarının savaşı. Bulunduğum yerden çok uzakta olduğunu biliyorum. Ve biliyorum ki onun adını unuttunuz ve şimdi o adın yeni bir çevirisini kullanıyorsunuz. Tüm bunları biliyorum ve bu yüzden onu sokaklarınıza, evlerinize ve yatak odalarınıza taşıyorum.
