Bir Aşk Hikâyesi

Muammer Bey ile Şükran Hanım’ın aşk hikâyesine, operet tarihimizle ilgili çalışmalar yaparken rastlamıştım. Daha sonraki yıllarda Muammer Karaca olarak tanıyacağımız genç oyuncu Muammer Ruşen, Muhlis Sabahattin’in operet heyetiyle İzmir’e gelir. Burada İzmir Valisi Kâzım Dirik’in kızı Şükran’la gizli bir aşk yaşamaya başlarlar. 16 Nisan 1930 tarihli bir gazetede olaylar şu başlıkla verilir: “İzmir’de başlayıp İstanbul’da biten macera! Aktör Muammer Bey’le birlikte kaçak Şükran Hanım İzmir’den gelen validesine teslim edildi.”

Benim gazete taramalarıma dalmaya gerek yok. Olay geçtiğimiz yıllarda çıkan bir kitapta ayrıntılarıyla anlatılıyor. Vali Paşa Kâzım Dirik adını taşıyan kitap, bizzat Vali Bey’in torunu Doğan Dirik tarafından yazılmış. Kâzım Dirik, Kurtuluş Savaşı’nın ünlü miralaylarından, Batum’un son Türk valisi ve 1926 yılından itibaren de İzmir valisi... Bizim gözümüzü diktiğimiz hikâye, bu yaşam öyküsünün pek kişisel sayfalarında yer alıyor.

Filme Çekilesi Bir Kaçış Öyküsü

Yeniden 1930 yılına dönelim. Muhlis Sabahattin’in emprezaryoluğunu üstlendiği Süreyya Opereti, İzmir’e gitmiş, temsillerini Elhamra Sineması’nda vermekte. Söz ettiğim kitaba göre Muammer ile Şükran arasında ilk göz teması burada başlıyor. Bir davet tanışmalarını sağlıyor ve ardından yıldırım aşkı. Gizli gizli buluşuyor iki sevgili. Bu aşkın meyvelerinden kızları Tunca Turna, söz ettiğim kitapta yazara şöyle anlatıyor: “Fakat [sonunda] Muhlis Sabahattin’in turne süresi bitiyor ve babamın İstanbul’a dönmesi gerekiyor. Muhlis Sabahattin Bey’den sonra İzmir’e Raşit Rıza Bey’in heyeti geliyor, babam da o gruba geçiyor. Bir müddet daha İzmir’de kalabildikten sonra, artık çaresiz İstanbul’a dönmesi gerekiyor. Ayrılıyorlar ve annem kaçmaya karar veriyor. İzmir’de rıhtım yokken yolcu gemilerine gidiş ve gelişler sandallarla yapılıyor. Annem de kaçış kararı verdikleri gün, bir taksiyle rıhtıma gelip sandalla Gülcemal vapuruna ulaşıyor; fakat heyecandan olacak, taksiye para vermeyi unutuyor. Şoför de annemin bir yolcu geçirmeye geldiğini zannedip, orada bekliyor. Fakat gemi hareket edince, Valikonağı’na gidip, ‘Küçük Hanım İstanbul’a gitti, benim ücretimi unuttu’ diyor.”

Yani kaçma olayı böyle ortaya çıkmış. Koca Vali kızını tiyatrocuya verir mi hiç! Hemen İstanbul’a telgraf çekiliyor. Sevgililer zevkli bir yolculuktan sonra İstanbul’a geldiklerinde, bir bakıyorlar ki Karaköy Meydanı polis dolu. Muammer hemen geminin arkasına geçip bir sandal çağırıyor. Gemiden sarkan iplere tutunarak sandala atlıyorlar ve oradan da Üsküdar’a çıkıyorlar. Çamlıca tepesinde Muammer’in bir arkadaşının evinde saklanıyorlar. Ama gece yarısı kapı çalınıyor ve polis onları alıp Üsküdar Karakolu’na götürüyor. Şükran’ın annesi ve İzmir polis müdürü orada. Muammer’i bir güzel dövüp, Şükran’ı İzmir’e geri götürüyorlar.

Hikâyenin Bir Başka Versiyonu

Gerçi benim okuduğum bir gazetede, bizzat Muammer Karaca’nın anlatımına dayanarak olay aktarılırken, iki gencin tanışmasının çok daha önceki yıllarda olduğu ortaya çıkıyor: “5-6 sene evvel Şükran H. o zaman Yedikule’de ailesiyle birlikte ikamet ve Beyoğlu’nda bir Alman mektebine devam ediyordu. Muammer ile Şükran arasındaki ilk göz aşinalığı işte bu sırada başlamıştır. Aradan bir müddet geçmiş, Muammer İzmir’e giden operet heyetiyle birlikte İzmir’e gitmiştir. Avdetten sonra da İzmir’e sebepli sebepsiz gidip gelmeye başlamıştır. Muammer’in bu gidip gelişlerinin sebebi var: Şükran’ın pederi İzmir’de yüksek bir mevkie geçmiştir. Muammer operetle İzmir’e gittiği zaman Şükran Hanım’ı seyirciler arasında görerek kalben müteselli oluyor. Bu suretle başlayan muarefe biraz sonra bir aşka müncer olmuştur. Muammer bundan sonra sabık Darülbedayi artistlerine iltihak ederek İzmir’de kalmaya karar vermiştir.”1

Kaçışın ayrıntıları da gazetede biraz farklı anlatılıyor, özetleyerek aktarıyorum: “İki genç 11 Nisan Cuma günü Gülcemal vapuruna binerler. Gülcemal Galata rıhtımına yanaşırken, kendilerini bekleyen polisleri gören gençler ‘daha pervane dönerken vapurun kıç tarafındaki ipten kayarak bir kayığa atlamışlar’ ve oradan köprüye geçmişler, bir muhallebicide birer limonata içtikten sonra, oradan da otomobille Beyoğlu’na Muammer’in bir arkadaşının evine gitmişler. Şükran’ın gözünde sarı gözlükler, başında peruk vardır. Gece kayıkla Beşiktaş’tan Paşalimanı’na geçmişler, oradan da Muammer’in Çamlıca’daki dayısının köşküne gitmişler. Polis izlerini bulup, gelip ikisini de karakola götürmüştür. Burada Şükran’ın 20 yaşında olduğu anlaşılınca kanunen yapacak bir şey olmadığı anlaşılmıştır. İki genç serbest bırakılmış, onlar da gece 11 vapuruyla İstanbul’a dönüp, geceyi Muammer’in Mis Sokak’taki pansiyonunda geçirmişlerdir.”2 Vakit gazetesi ise geceyi Beyoğlu’nda Pısst (Türkçe Pat) adlı Fransızca bir mizah mecmuasına mensup birinin evinde geçirdiklerini yazıyor. 

Ertesi gün (15 Nisan) Şükran Hanım’ın annesi ve İzmir polis müdürü Ömer, İstanbul’a gelir. İki genç bu kez Beyoğlu’nda karakola çağrılmış, buraya gelince (bir gün sonraki gazetede Muammer’in anlattığına göre) Ömer Bey’in tokat ve dayaklarına maruz kalmıştır. Muammer kendisinden şikâyetçi olacağını söyleyince Ömer yumuşamış, Şükran'ı da annesi alıp ve İzmir’e vapurla götürmüştür. Şükran, Muammer’den ayrılırken “Ölürüm de seni terk etmem!” diye bağırmıştır.3

İzleyen günlerde gazetelerde bu olayla ilgili haberler sık sık karşımıza çıkar. Örneğin 20 Nisan tarihli Cumhuriyet’te yer alan bir iddiaya göre, Muammer zaten dört yıldır Emine adlı bir kadınla evliymiş. Bu kadından ayrılmak üzere mahkemeye başvurmuş ama mahkeme talebini reddetmiş. 11 Haziran’da yine Cumhuriyet’te çıkan bir habere göre Muammer-Şükran olayı yeniden alevlenmiş. İkisi de bir haftadır ortada yokmuş. İzmir’de meçhul bir yerde birlikte oldukları tahmin ediliyormuş.

İki Cambaz Bursa Turnesinde

Ama aşk yasak dinlememiş elbette. Aynı yıl içinde Şükran Hanım bu kez bir daha dönmemek üzere İstanbul’a Muammer’inin yanına kaçar. Milliyet gazetesi bu kaçış olayını haber verirken, Şükran’ın savcılığa ve Mülkiye müfettişliğine verdiği dilekçeleri de aktarır. Şükran dilekçede şunları yazmıştır: “Ben Şükran’ım. Yirmi yaşındayım. Reşidim. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu bana hürriyeti temin etmiş olduğu halde bu hakkı serbestçe istimal edebilmekten, İzmir polis müdürü Ömer Bey tarafından men edildim. İzmir müddeiumumiliğine [savcılığına] ifade vermek icap etti.” Şükran Hanım ifadesini tabanca ve yumrukların tehdidi altında verdiğini ve bu nedenle geçersiz olduğunu belirtiyor. Ardından baba evini terk ettiğini ve özgürlüğünün kanunla korunması gerektiğini de sözlerine ekliyor. Bu arada aynı haberden Muammer Ruşen’in de Buca’da annesi ve eniştesinin evine gittiğini, Şükran’ın da buraya gitmiş olabileceğini öğreniyoruz. Ama bundan emin değiller ki haber şöyle noktalanıyor: “Muammer Bey’in Buca’ya gitmemiş ve belki de buraya kadar gelmeye muvaffak olan Şükran Hanım’la İstanbul’da bir yerde saklanmış olması ihtimali de varittir.”4

Muammer o sıralar Raşit Rıza Topluluğu’nda çalışmaktadır. Ama tiyatronun bir kuralı vardır, eşler oyuncu değillerse turneye katılamamaktadır. Şükran Hanım’ın kısa sanat hayatı da böyle başlıyor. Ben yine gazete taramalarım sırasında bu olayla ilgili bir habere şöyle rastlamışım: “Raşit Rıza Bey ve arkadaşları burada [Bursa] ilk temsillerini muvaffakiyetle verdi. Heyette çalışan Muammer Ruşen Bey’in refikası ve İzmir Valisi Kâzım Paşa’nın kızı Şükran Hanım, dün gece ilk defa [İki Cambaz piyesinde] rol alarak sahneye çıkmıştır.”5 Ertesi yıl da iki sevgili aynı topluluğun Yunanistan turnesine katılıyor. 

Şeker Fabrikası’nda Animatörlük!

Aradan yıllar geçiyor, Muammer artık Darülbedayi’de kadroya girmiştir. Muhsin Ertuğrul’un operet fimlerinde de önemli roller almaktadır. Atatürk’ün de araya girmesiyle Kâzım Dirik kızını ve damadını affeder. Fakat artık Trakya umum müfettişi olan Vali Paşa, damadının tiyatrodan ayrılmasını şart koşuyor ve ona Turhal Şeker Fabrikası’nda idare amiri olarak bir iş ayarlıyor. Böylece aile Turhal’a yerleşiyor. Muammer Karaca yemeklerde devlet büyüklerinin taklitlerini yaparak oyunculuk kariyerine devam edemeyeceğini kısa sürede anlıyor. Bir süre sonra paşa ailesi ısrarlara dayanamayarak, tiyatroya dönüş için vize veriyor…

Bu olay Vasfi Rıza Zobu’nun anılarına da şöyle yansımış: “1936 yılı tiyatro mevsimi başı notlarından: Yıllar oluyor, Muammer ve Şükran evlendiler. İzmir ve İzmir’dekilerle ilişiği kestiler; senelerce birbirlerini görmediler. Kâzım Paşa, ‘Dirik’ soyadını aldı. Trakya’ya müfettiş-i umumi oldu... İşittiğimize göre Atatürk’ün teklifiyle ‘firari’ karı-koca affa uğradılar. Ama şartlı... Muammer tiyatrodan çekilecek ve Turhal’daki şeker fabrikasına girip memur olacak! İşte operetlerin şen ve muvaffak sanatçısı Muammer böylece hayat yolculuğunda yön değiştirmek zorunda kaldı. Yeni vazifesinde ‘başarılı’ olsun diyeceğim ama, ‘devamlı’ olsun diyemeyeceğim. Sonra bu olmayacak bir dua. Muammer de bu duaya amin diyemeyecek. Yaradılışı memur olmaya müsait değil. O sahne için doğmuş bir insan.”6

Şükran Karaca ve Muammer Karaca

Bir aşk hikâyesinin öyküsü çok özetle böyle… Ayrıntıları sözünü ettiğim kitapta aile içi tanıkların anlatımlarıyla okuyabilirsiniz. Muammer Karaca’nın daha sonraki yılları ise bambaşka bir öykü. Zaten Şükran Hanım’la evlilikleri de ellili yılların başında sona eriyor. Şükran Hanım, Lütfullah Sururi ile evleniyor. Bundan sonrası için Gülriz Sururi’nin anılarına bakmanız gerekiyor. Biz isterseniz, bu ilk yıllarda kalalım... Gülcemal Vapuru, Bursa Turnesi, Turhal Şeker Fabrikası film hikâyemizin bölümleri olsun… Muammer Karaca’nın büyük süksesi olan Alabanda Revüsü ile de filmi noktalayalım…

Sağdaki çift tabii ki Şükran ve Muammer. Solda oturan Arif Oruç, gazeteci. Ayaktakini bilemedim…

1. Vakit, 16 Nisan 1930.

2. Milliyet, 16 Nisan 1930; Vakit, 16 Nisan 1930.

3. Milliyet, 17 Nisan 1930.

4. Milliyet, 11 Temmuz 1930.

5. Cumhuriyet, 30 Kasım 1930.

6. Vasfi Rıza Zobu, O Günden Bu Güne (İstanbul: Milliyet Yayınları, 1977), 511.

aşk, Gökhan Akçura, Muammer Karaca, tiyatro