1936 yılı sıcak bir yaz günü. İzmir’de çıkan Ulusal Birlik gazetesi başyazısının başlığını “Pis, ahlâksızca şarkılar” diye atmış. Acaba nedir bu hayasız şarkılar diye merak edip okuyalım: “Sahneye çıkmış, sözde hanende kızlar, boyalı ağızlarını yaya yaya, gramofona konmuş ve döne döne eskimiş plaklarda zırıldaya zırıldaya, bu nesneleri söylüyorlar. Bacaktan, göbekten, sokak öpüşmesinden bir aşifte ağzı ile, bir sarhoş, bir sefih narası ile terennüm eden bu çirkin vaveylâ, muaşeret hayatımızın, aile, kız, kadın, çoluk-çocuk iffet ve hicabının kapılarını çalarak onlara tesir yapmak istiyor.” Gazete müstehcen neşriyatın yasak olduğunu hatırlatarak, bazı şarkıların da umumi ahlaka uygun olmadığının altını çiziyor ve soruyor: “Bunlara ne zaman mâni olacağız?”1 Örnek gösterdiği şarkı da “Eminem, Eminem nazlı Eminem”! Allah aşkına, bu halk türküsünün sözlerine bir bakın, neresi müstehcen acaba? “Eminem oturmuş çorap örüyor / Kör olası gözleri beni görmüyor / O zalım babası bana vermiyor / Eminem Eminem nazlı Eminem / Dört köyün içinde şanlı Eminem.”
Müstehcenlik önemli bir konu. Cumhuriyetin başından itibaren müstehcenlik davaları açılmış. Yazılara, kitaplara, tablolara, filmlere ayar getirilmeye çalışılmış, ama şarkılara da ulaşmış mı acaba bu müstehcenlik suçlaması? Hızlı bir gazete taramasında karşımıza neler çıkacak bakalım…
1931 yılında ilginç bir haber: “Gazinocular gramofonda müstehcen şarkı çalmışlar!” Kısa bir de bilgi altında: Müstehcen görüldüğü için savcılıkça yasaklanan Safiye [Ayla] Hanım’ın “Sarsam” isimli şarkısını alenen çalmışlar! Hemen, bunu yapan gazino ve kıraathaneler hakkında takibata başlanmış. İşe bakın ki bir akşam önce de İstanbul Radyosu’nda bu plak çalınmış! Hemen radyo müdürlüğüne tebligat yapılmış elbette.2 Bir başka gazetede ise Safiye Hanım’ın okuduğu bu plakların toplatılmayacağı ama satıldığı takdirde, bunu yapanlara ceza verileceği yazıyor.3 Plağın diğer yüzündeki parça “adaba mugayir” olmadığı için, müstehcen parçanın bulunduğu yüzü “çalınmayacak halde bozulduktan sonra” satmak serbest! Gazete bu kararların dayandığı kanun maddelerini de veriyor: “Ceza Kanunu’nun 428. maddesi mucibince müstehcen ve hayasızca yapılan şarkıları taganni edenler –yani okuyanlar– ve gramofonlarda çalanlar bir aydan altı aya kadar hapsedilecek ve 30 liradan 50 liraya kadar ağır para cezası vereceklerdir. Aynı kanunun 426. maddesi mucibince bu çeşit plakları tevzi eden, satan ve sattıranlarla bunları bir yerden bir yere nakledenler ve bunları dolduran fabrikaların mesulleri bir aydan iki seneye kadar hapsedilecektir.”4 Safiye Ayla’nın söylediği bu parça daha sonra da onlarca sanatçı tarafından söylenmiş, plağa doldurulmuş. “Sarsam seni gönlümce, güzel bahtıma kansam / Öpsem, öpsem, öpsem o alev saçları / Baştan başa yansam” diye başlayan şarkının müstehcen bir özelliğini göremedim doğrusu…
1933 yılında “ötede beride adaba mugayir –yani uygun olmayan– birtakım destanlar ve plaklar” satıldığı haber alınmış ve hemen takibata başlanmış. Bu cümleden olmak üzere müstehcen görülen basılı bir destan ile iki plak toplatılmış. Elbette sahipleri hakkında da takibat yapılmış, ama sonra ne olmuş? Bu konunun üstüne düşen, yazıp çizen olmamış.
Balıkçılar ya da “Haydi Uşaklar”
Ama belli ki müstehcenlik davalarına şarkılar da katılacak artık… Piyango kime çıkacak acaba diye düşünürken, 1937 yılında bu kez soğuk bir kış gününde gazetelerde “yedi alaturka musiki yıldızı mahkemede” başlıklı bir haber görüyoruz. Suçlu olarak İkinci Asliye Ceza Mahkemesi’ne sevk edilen isimler uzun bir liste tutuyor: Besteci Sadettin Kaynak, şarkıcı Safiye Ayla, Gramofon Türk Limited Şirketi’nin plak fabrikası müdürü Wilhelm; besteci Artaki, şarkıcı Kemal ve Mehmet Ruşenses, hanende Mahmure, Naciye ve Neriman hanımlar; Odeon, Columbia ve Sahibinin Sesi müesseselerinin temsilcileri Hâmit, Nazmi, Jak; mağaza sahipleri Rıfat Hayim, Muratyan… Mahkeme salonu tıklım tıklım. Hem suçlu diye çağrılanlar hem avukatlar sıraları dolduruyor.
Asliye Ceza Reisi önce ortaya doğru, sonra sol başta oturan Odeon temsilcisi (gazeteye göre, feraseti yani anlayışı kıt) delikanlıya soruyor: “Ne diyorsunuz?” Delikanlı şaşkın cevap veriyor: “Siz söyleyin efendim, ne diyeyim?” “Senin ne diyeceğini ben ne bilirim? İddianameyi okudum, dinlemedin mi? Bay Sadettin Kaynak bir şarkı yazıp bestelemiş. ‘Haydi Uşaklar’ diye başlayan bir şarkı… Bu şarkının bir yeri müstehcen görülmüş. Yani şarkının bir yeri, halkın ar ve haya duygularını rencide ediyormuş.”
“Halkı rahatsız mı ediyormuş yani?” “Hayır… Şarkının bir yeri açık saçıkmış yani… Siz de o şarkıyı plağa basmışsınız. Bastınız mı?” “(Biraz ezile büzüle) Bastık efendim!” “Neye bastınız?” “Ne bileyim efendim? Bu şarkıyı aylarca sahnelerde okudular. Evvela Kolumbia bastı, sonra Sahibinin Sesi… En nihayet biz de bastık… Kötü olduğunu bilemedik yani…”
Nedir bu şarkı, durup düşünelim. Sadettin Kaynak’ın eserleri arasında sayılan, ama hakkında hiçbir bilgimiz olmayan Balıkçılar Opereti’nde yer alan “Balıkçılar” adlı bir şarkı var. “Haydi Uşaklar” diye başladığına göre bu olsa gerek. 1936 yılında gazetelerdeki plak ilanlarına bakarsak, evet bunu Safiye Ayla, Sahibinin Sesi için plağa okumuş, kendisine düet bölümlerinde bestekârı Sadettin Kaynak eşlik etmiş. 1936 yılı Ağustos ve Eylül aylarında çıkan ilanlarda görüldüğü üzere üç farklı plak şirketince, bazılarında aynı icracıların sesinden, kayda alınıp piyasaya sunulmuş. Bayan Neriman ve Beşiktaşlı Kemal tarafından okunan 17297 no’lu Balıkçılar plağı Columbia Plak şirketi ilanında “Sabırsızlıkla Beklenenler‟ listesinde yer alıyor (12 Eylül 1936, Cumhuriyet). Aynı eseri Safiye Ayla yine bestekârın “Dursun Kaptan” adlı eseriyle beraber Sahibinin Sesi firması için plağa seslendirmiş, firma bu plağı gazete ilanında “Bu eserleri sahnelerimizde yaşatanlardan dinleyiniz” notuyla tanıtıyor (17 Ağustos 1936, Cumhuriyet). Aynı şarkı üçüncü olarak da Odeon Plak Firması tarafından 270104 plak numarası ile kaydedilerek Mahmure Şenses ve yine Beşiktaşlı Kemal tarafından plağa okunmuş. Yani bu plaklarda yer alan şarkıyı besteleyen, okuyan, basan ve satan herkes mahkemede! Plaklar da toplatılmış ama satıcılar bile mahkemede…
üç şarkıcı da yer alıyor. Önceleri üçü de
aynı firmadayken, zaman içinde başka
plak firmalarına transfer olmuşlar.
Mahkeme sürüyor. Sıra Safiye Ayla’da:
“O şarkı bir hadiseciği tasvir eder. Mahalli orijinalitesinin kaybolmaması için Karadeniz şivesiyle okunur. Ve avda dehşetli muvaffak olmuş, balıklarını avlayıp para kazanınca keyiflenip coşmuş bir balıkçının, o sevinçle hatırladığı sevgilisine hitabıdır. Saf bir samimiyeti vardır. Fakat müstehceniyeti yoktur.”
Diğer suçlular da benzer sözlerle savunmalarını yaparlar. Şarkıda “müstehcen mahiyet” görmediklerini söylerler.
İkinci duruşma bir ay kadar sonra, 3 Mart 1937 günü yapılır. İddianameye göre “Balıkçılar” şarkısı Matbuat Kanunu’nun 31. ve Ceza Kanunu’nun 426 ile 427. maddelerini ihlal etmektedir. Suçlulardan Neriman ve Mahmure Şenses gelmemiştir. Sorguya çekilenler arasında bulunan Sadettin Kaynak şunları söyler:
“Balıkçılar şarkısı müstehcen değildir. Bu eser küll halinde mütalaa edilmelidir. Bir yazının altı ve üstü göz önünde tutulmadan, o yazı hakkında hüküm verilemez. Bu şarkının orijinalitesi, muayyen bir tabakanın sembolü olmasındadır. Bol balık tutup pay alan balıkçılar bayram yaparlar. İşte, böyle [bir] balıkçı neşelenerek şarkı söylüyor.”
Sadettin Kaynak şarkı güftesi üzerinde uzun uzadıya bilgi verdikten sonra, şarkının bir seneden uzun süredir her yerde okunduğunu, her yerde çılgınca alkışlandığını ve dinlerken kimsenin yüzünün kızarmadığını söyler ve ekler:
“Trabzon’da bir gazino bu ‘Balıkçılar’ şarkısını çaldırmaya ve okutmaya başlamış; müşteriler şarkının söylendiği gazinoya gitmişler, bunun üzerine diğer gazinocu müddeiumumiliğe [savcılığa] başvurarak, şarkının yüz kızartacak şarkı olduğunu iddia etmiştir. Bunun üzerine Trabzon savcılığı, İstanbul savcılığına başvurarak bu plağın Matbuat Bürosu’ndan geçip geçmediğini sormuş ve İstanbul’dan ‘Mahzur görülmemiştir’ cevabını almıştır. Bu dava bundan sonra açılmış bulunuyor.”
Sahibinin Sesi temsilcisi Artaki de şöyle ifade veriyor: “Bir şarkı bize teklif edildiği zaman biz onu evvela müellifi ile okuma üzerinde tetkikat yapar, sonra şirket erkânı ile de konuşuruz ve kanunî bir mahzur bulunmadığına kanaat getirdikten sonra doldururuz. Bu da öyle oldu. Çıktıktan sonra da matbualar gibi iki nüshası müddeiumumiliğinize verilmiştir.”
Plak satıcıları da kendilerine gelen plakların müstehcen olup olmadığını “katiyen bilmediklerini” söyler ve eklerler: “Şirketler bir plak doldurur, bize gönderirler, biz de hiç tetkik etmeden satarız!”
Sadettin Kaynak’ın bahsettiği konuyu mahkeme reisi savcı yardımcısına sorar. O da Trabzon ve İstanbul savcılıkları arasında böyle bir yazışmanın yapıldığını doğrular. Dava 27 Mart’a bırakılır. Gazete duruşma sırasında salonun hıncahınç dolduğunu yazdıktan sonra ekliyor: “Bilhassa plakçılar duruşmayı merakla takip ediyorlardı.”5
Gazete haberlerini takip ediyoruz. Üçüncü duruşma 27 Mart günü yapılıyor. Suçlulardan şarkıcı Neriman’ın bu duruşmaya gelmesi için, bulunduğu söylenen Bursa’ya bir tebligat gönderilir. Bursa’dan gelen cevapta ise Neriman’ın İstanbul’a geldiği ve Sirkeci civarında bulunduğu bildirilmektedir. Neriman’a yeniden tebligat yapılmak üzere duruşma başka bir güne, 10 Nisan’a bırakılır. Ama ifadesi alınamayan tek kişi olan Neriman Hanım’a bir türlü ulaşılamamaktadır. Şarkıcımız sürekli Anadolu şehirlerinde turne yapmakta olduğundan ne çare ki mahkemeye getirilememektedir. Bu celsede de Neriman’ın bu kez Samsun’a gittiği ve orada Galip Bey Gazinosu’nda muganniye olarak çalıştığı ve on gün sonra İstanbul’a döneceği açıklanınca mahkeme reisi Kemal Bey’in sabrı taşar: “Gelir gelmez de başka yere hareket eder ihtimal! Sabit değil bir yerde demek.” Ardından mahkeme heyeti, Neriman’ın nerede bulunursa, polisçe yakalanarak mahkemeye getirilmesine karar verir.6
24 Nisan günü yapılan duruşmaya Neriman Hanım en nihayet gelir. Mahkeme reisinin “Kızım nerelerdesin? Bu dava senin yüzünden bu zamana kadar kaldı” yollu iğnelemelerine karşı Neriman “Efendim, iş icabı bir yerden bir yere gidip gelmekteyim. Anadolu’nun muhtelif yerlerinden şarkı söylemek, konserler vermek üzere davetler oluyor, angajmanlar alıyorum. Burada uzun müddet duramadığımdan, ancak şimdi karşınıza çıkabildim, mazur görünüz” diye cevap verir. Mahkemenin suçlamalarına karşı da şunları söyler:
“Ben Sadettin Kaynak’ın bestelediği bu şarkıyı bir senedir okuyorum. Her yerde alkışlandım. Hiçbir yerde bu şarkının müstehcen olduğu şeklinde bir itirazla karşılaşmadım. Ben de okurken bir hicap duymadım, çünkü sebep yoktur. ‘Balıkçılar’ bir açık saçık veya ayıp imalı bir şarkı değildir. Ahali çok beğendi, pek sevdi, bunun üzerine plağa okumamı teklif ettiler, ben de okumaya mecbur oldum.”
Savcı şarkının söz ve müziği açısından bir sanat eseri olup olmadığı ve müstehcenlik taşıyıp taşımadığının belirlenmesi için “hem musikiden hem de edebiyattan anlar” bilirkişilerden oluşturulacak bir kurulun rapor düzenlemesini ister. Duruşmaya 22 Mayıs’ta devam edileceği açıklanır.7
Yeni celsede dava bilirkişilerin raporlarının okunmasıyla devam eder. Bilirkişiler Yusuf Ziya [Ortaç], Mesut Cemil [Tel] ve Halit Fahri’dir [Ozansoy]. 11 Mayıs’ta bu heyet, İkinci Ceza Mahkemesi üyesi Nuri Bey’in gözetiminde toplanmıştır. Dava edilen Sadettin Kaynak’tan “Balıkçılar” şarkısının anlam ve içeriği hakkında bilgi almış ve raporlarını hazırlamışlardır. Raporu gazeteler şöyle özetliyor:
1. Balıkçılar eseri, nevi itibariyle bir farce musicale’dir.
2. Bu nevi eserler, umumiyetle hafif ve şuh manalı olur.
3. Bu nevi halk mânileri, türküleri kelime oyunları ve cinaslarla doludur. Halk edebiyatı antolojilerinde yer alan birçok numune “Balıkçılar” gibi kelime ve mana oyunları gösterirler.
4. Melodik ve ritmik bünyesi itibariyle, halk musiki usullerini muvaffakiyetle ihtiva etmektedir.
5. Destanların bu nevilerinden mülhemdir, farce musicale kıymeti vardır.
6. Netice itibariyle, “Balıkçılar” şarkısının ar ve haya duygularını incitecek mahiyette olmadığı kanaati müttefiken hasıl olmuştur.8
Bu bilirkişi raporunun sunulmasından sonra savcılık suçlamaları düşürür ve sanıkların beraatına karar verilmesini ister. Karar 17 Haziran günü yapılan son oturumda açıklanır. Mahkeme heyeti beraat kararını açıklar ve toplatılan plakların yerlerine iadesini kararlaştırır.9
Evet, karar şarkının müstehcen olmadığı yönündedir. Karara sevinenler olduğu gibi, üzülenler de vardır. Örneğin Anadolu gazetesinde (yine İzmir’de çıkan bir gazete), “Fıkra” başlıklı köşesinde Saime Sâdi şöyle yazmaktadır:
“Şehir içinde sokaklara aksettirilen birçok gramofon plakları, bizim yükseltmek istediğimiz musiki terbiyesinin bütün haysiyetini kaldırımlarda süründürüyor. En müstehcen en kirli şeyler müzik kadrosunda yer almıştır ve bunlar sarhoşları, kötü huyluları şımartıp onların damarlarındaki his tarafı beslemektedir. Doğru değil mi?”10
“Balıkçılar” Şarkısı Üzerine
Müstehcenlik konusu çok geniş. Bundan sonraki yıllarda İzmit’te sergilenen heykel ve tablolar; Pierre Louys’in Afrodit romanı dava konusu olacak, çok tartışılacak… Ama o günden bu yana ne değişti ki? Televizyonlarda buzlandırılmış görüntülerle güya bizden saklanan (aslında burnumuza sokulan) müstehcen (!) sahneler… Bu konu daha çok yazı kaldırır diyerek, dönelim “Balıkçılar” şarkısına.
Sadettin Kaynak, Karadenizli. Gençlik yıllarında gemi kâtipliği de yapmış. Bu nedenle deniz, balık, gemi, gemiciler, balıkçılar konuları belli ki sevdiği konular. Zaten bir röportajında “Annem ve babam Karadeniz uşağıdır” diye altını çizmiş bu durumun. Öte yandan “Balıkçılar” şarkısı dört ayrı usul kullanarak bestelediği tek eseriymiş. Bu şarkıda bestecimiz, yürük semai, Türk aksağı, nim sofyan ve sofyan olmak üzere dört usul kullanmış.11 Ama elbette bu konular müstehcenlikle hiç alakalı değil!
Yıllar önce Roll dergisi de arka kapağında bu davaya kısaca yer vermiş, iç sayfalarda da konuyu “Ansiklopedi” köşesine taşımıştı. “Balıkçılar” şarkısının sözlerinin müstehcen bulunan bölümünü şöyle aktarıyor dergi: “Haydi uşaklar bakalum / Takayı suya atalum / Böyle karayel üstüne / Gidiyoruz tam üstüne.” Eeee, ne var bunda müstehcen olarak? Dergi hemen işin püf noktasını açıklıyor: “Burada Safiye Ayla’nın sesinden ‘tam’ sözcüğündeki ‘T’ sesi belirgin biçimde yutuluyor.” Anlaşıldı… O zamanın “vajina günlükleri” olmaya aday bir durum yani… Roll devam ediyor: “İlerleyen bölümlerde ise Sadettin Kaynak’ın sesinden şu dizeler dikkat çekici: “Söyleyin Fadime’ye / Koysun eline kına/ Açsın açsın kemeri de / Dursun öyle yakina / Oy Fadime Fadime da / Bu gece beni sına / Hakkından gelemezsem de / O zaman beni kına.” Eh, yine biliyoruz ki o zamanlar İsmet Zeki Eyüpoğlu’nun Karadeniz Aşk Türküleri kitabı da henüz yayımlanmamıştı. Bunların fersah fersah ötesinde bir “müstehcenlik” taşıyor diye, herhalde hemen toplatılırdı!
Roll dergisinde görüşleri sorulan Cemal Ünlü kardeşimiz de bir başka noktadan, adeta bilirkişilik yapıyor şarkı hakkında. Dionisos şenliklerinden giriyor konuya, Apukurya şenliklerinden çıkıyor. Anadolu’ya uzanıyor “saya gezme törenleri”ni anlatıyor. Sonunda da şöyle bağlıyor sözlerini: “Sadettin Kaynak’ın Balıkçılar şarkısında Anadolu’nun her yerinde rastladığımız bolluk bereket törenlerinin izi var.” Bolluk bereket meselesi ne çare ki bu ülkede müstehcen bir mesele demek ki…
Safiye Ayla’nın Cemal Ünlü’den edindiğimiz Balıkçılar plağının kaydında “T’nin yutulması” durumu ayan beyan gözüküyor, yani dava açılan plak hiç şüphesiz bu! Neriman Hanım da aynı harfi unutmada aynı unutkanlığı gösteriyor başarıyla! Ama ilginçtir, yukarda aktardığımız Sadettin Kaynak imzalı “Balıkçılar” notasındaki şarkı sözlerinde bu bölüm yok. YouTube’a yüklenmiş Safiye Ayla “Balıkçılar” kaydında da aynı satır yok edilmiş. Mahkeme kararıyla serbest kalmasına rağmen, sansür olmadığı halde otosansür mü devreye girmiş acaba? Her zaman olduğu gibi…
1. Ulusal Birlik, 14 Ağustos 1936.
2. Son Posta, 11 Ekim 1931.
3. Cumhuriyet, 8 Ekim 1931.
4. Son Posta, 7 Ekim 1931.
5. Son Posta, Kurun, Tan ve Cumhuriyet, 4 Mart 1937.
6. Son Posta, 11 Nisan 1937.
7. Kurun ve Akşam, 25 Nisan 1937.
8. Son Posta ve Akşam, 23 Mayıs 1937.
9. Son Posta ve Kurun, 18 Haziran 1937.
10. Saime Sadi, “Müzik ve Yaygara,” Anadolu, 25 Ağustos 1937.
11. Hasan Oral Şen, Sadeddin Kaynak (İstanbul: TRT Yayınları, 2003), s. 133.