Winter Palace
ve Sonrası
patenle kayanlar
Bugün yerinde hayaleti yükselen ve eskiden adı Emek Sineması olan yerde, bir zamanlar Beyoğlu’nun en popüler eğlence mekânı yer alıyordu. Paten sporlarının yapıldığı, etkinliklerin düzenlendiği, Pera sosyetesinin kol gezdiği bir mekândı Skating Palace…
Sermet Muhtar Alus, Skating Palace’ın Meşrutiyet’in ilanından sonra açıldığını söyler ve ekler: “Beyoğlu’nun en belli başlı, en yeni tarz bir eğlence yeri halini aldı. Karınca gibi ziyaretçi, oluk gibi para çekti ve dört sene rakipsiz yaşadıktan sonra, her nedense bilmem tavsadı; modası geçti ve gürledi gitti.”
O Dönemin Tanıklıkları
Alus, mekânın girişini de anlatır. Daha iyi gözümüzün önüne gelmesi için, Emek Sineması’nın var olduğu zamanları hatırlayalım. Sinemaya giden sokağa girdiğimizde aşağıya doğru yürüyeceğiz. “[Şimdilerde] sinemaya girilen kapının bir solunda, üç beş ayak merdivenle çıkılan dapdaracık bir medhal. İçeri girilince, sağda ve solda, barakamsı, külüstürce iki gişe. Önünde bin bir ayak. Burada her lisan, her lehçe akseder, yalnız Türkçe işitilmezdi. - Trois entrées s’il vous plaît! [Üç tane lütfen] -Ena bileto sas parakalo! [Bir bilet lütfen…] - Geben Sie mir zwei!.. [Bana iki tane lütfen…] İlh.” Sermet Muhtar bileti alıp içeri girdiğimizde göreceğimiz manzarayı da anlatmayı ihmal etmez: “Etrafta dar ve uzun pencereler; tavanda geniş geniş menfezler. Ortada, bir ucundan yumurta yuvarlasan, kırılmadan öbür uca gidecek mücella (cilalı) bir saha; sahanın etrafında parmaklık; parmaklığın kenarlarında palmiye saksıları, masalar; masaların etrafında hasır koltuklar, hezaran sandalyeler. Set gibi biraz yüksekçe olan duvar cihetinde de gene sıra sıra masalar, koltuklar, sandalyeler. Sağda ve yüksekteki balkonda on, on iki kişilik, piyanolu, davullu, zilli bir müzik. Binanın akustik hassaları mı mükemmeldi, ne idi, en pes perdeden çalınan bir parça, ortalığı velveleye verir, davulun gümbürtüsü, zilin çangırtısı kulak zarlarında öterdi.”
Sonra sıra yapılan spor ya da eğlencenin tarifine gelir: “O dediğimiz mücella saha, Skating Ring dedikleri tekerlekli patenlerle kayılmaya mahsus yer. İçi omuz omuza. O vakitler patinaj iptilası [tutkusu], bundan beş altı sene evvelki dans salgını şeklinde. Sayısız ecnebi, alafrangalığa meraklı bir yığın genç, Beyoğlu’nun bir alay tatlı su frengi müsyüleri ve matmazelleri, tekerlekleri ayağa geçirmiş, ortaya seğirtmiş, cirit oynamakta. Köşedeki vestiyer bozuntusu mahalden on kuruşa paten alınır, hemen oracıkta ayaklara geçirilip dahil-i daire-i devran olunur.” Patinaj yapanlar genellikle çift olarak piste çıkarlarmış. Eşi gelmemiş olanlar, küskün bir şekilde yerlerinde otururlarmış. Yarışmalar olur, dans şampiyonları belirlenirmiş.
O dönemi yaşamış olanların tanıklığına göre, Skating Palace’ın esas olarak bir kış mekânı olduğunu söyleyebiliriz. Yazın kapanır, baharlarda da nispeten tenha olurdu. O yıllar İstanbul’da otomobiller tek tük bulunduğundan, ziyaretçiler lastik tekerlekli faytonlarla, camlı kupalarla kapının önüne gelir, burada inerlerdi. Yayan gelenlerin de sayısı oldukça çoktu.1
Ahmed Cemalettin Saraçoğlu da mekânın eski tanıklarından. Şöyle anlatıyor: “Burada çalan orkestranın temposuna ayak uydurup, kadınlı (tabii azınlıklara mensup yosmalarla ecnebi kadınlarını kastediyorum. Çünkü o zamanlar bir Müslüman hanımı böyle umumi eğlence yerlerine ayak atmazdı) erkekli kayarak dans numaraları, maharetleri gösterilirdi. Ben kendi hesabıma buraya iki üç defa girdikten sonra hevesimi aldımdı. Biraz dikkatsizlik, küçük bir karambol insanı sırt üstü yerlere serebilir, etraftaki masalarda oturup içkilerini yudumlayarak kayanları seyredenleri kahkahalara boğabilirdi. Hamdolsun ben ihtiyatlı davranıp düşmemiştim ama, ama düşmek, bir sürü tatlısu Frenginin, devrin gözde yosmalarının alaylarına hedef olmak ihtimali moralimi bozmuş, zaten bir zevk de almadığım bu tekerlekli eğlenceden beni ve benim gibi düşünen birkaç arkadaşı soğutmuştu.”2
Tokatlıyan’da oturur,
Skating Palace’ta eğlenir;
Kalem dergisinde yayımlanan
bir karikatür
Winter Palace
Skating Palace’ın arka tarafında, paten için kullanılmayan, bütünüyle eğlence ve gösteri mekânı olan bir bölüm yer alıyordu: Winter Palace. Yine Sermet Muhtar’a başvuralım: “Sahanın nihayeti camekânla bölünmüş olup sağında ve solunda iki kapı. Burası Vinter Palas dedikleri garden bar nevinden, sahneli, parterli, localı bir müzikhol idi. Gece 10’da varyete numaraları başlar, on ikiye kadar devam ettikten sonra kabare ve dansing şeklini alırdı.”
Sermet Muhtar bir başka yazısında Winter Palace’ı daha ayrıntılı anlatır: “[Burası] Skating’in yani patinaj yerinin içinde, camekânla bölünmüş kısmındaydı. Buraya iki çeyrek duhuliye ile girilirdi. Ortası parter, bir yanında sırayla loca. Ötekilerden lüks, daha süslü; artistleri daha seçmeydi. Gece yarısına kadar çeşitli numaralar gösterilir, içilip kör kandil olunur, vur patlasın çal oynasına girişilirdi. Winter’de de İstanbulca çok tanınmış zatların, mahdum beylerin nice skandalları ortalığı pasa parola oldu, yakası açılmadık nice dedikodular dilden diye yayıldı idi.”3
Enis Tahsin Til de, Winter Garden’da “geceleri ondan ikiye kadar artistler numara yaparlar, on ikiden sonra sabaha kadar dans edilirdi” der ve şöyle devam eder: “O zamanlar, bugünküne hiç benzemeyen ilk tango çıktığı zaman Winter Garden’ın kadın artistleri bunu numara yapar gibi oynarlar, herkes yeni dansı merakla ve hayretle seyrederdi.”4 Fikret Adil de ilk cazband müziğini burada dinlediğini hatırlar: “İstanbul’a cazband şu veya bu şekilde gelmişti. Fakat ben, galiba, bu isme layık olabilecek musikiyi ilk defa olarak o zamanlar, bugün barem kanununun çıkacağını tahmin edemeyecek kadar küçük olduğum için okuldan kaçarak gittiğim Sketing’de dinlemiştim. Sketing denilen ve bir de kuyruğuna ‘Palas’ niteliği takılı olan yer, şimdiki Melek Sineması’nın bulunduğu yerdeydi, içinde bir patinaj pisti vardı. Pistin sonunda buzlu camla ayrılmış bir kısımda da ‘kabare’ vardı. […] Sketing’den sonra Rus akını, Mütareke gürültüleriyle cazband İstanbul’da aldı yürüdü.”5
ve o yılların politikacılarını
patenle kayarken gösteren
bir karikatür
Genç Refik Halid, Skating Palace’ta
“Gençliğimde patinaj yapılan Sketinpalas’ın sayılı müdavimlerindendim” diye girer söze Refik Halid. Yok oluşunu da sinemaların ortaya çıkışına bağlar: “Sinemalar bu aydınlık, sıhhate uygun, rahat ve kibar kış zevklerinden, zevk yerlerinden bizi mahrum bıraktı. Asıl sebebi filmlerin karanlıkta gösterilmesinde aranmalıdır; sinema sevgisinin amilleri hayal işletici, bir cins yorgan altı oluşudur. Ayağında patenler ahenkli daireler çizerek ve yana, öne, geriye eğilerek kayak, dans figürleri yapan, vücudunun sert esnekliğini uçarcasına besteleyen endamlı bir kadını seyretmek bir zevkti, kanmak bilmezdim. Diyebilirim ki kadına o hal fevkalade yakışırdı; bir de at sırtında gidiş! İkisi de hayali cihan değer geçmiş zaman oldu. Bir patinaj salonunu, bir de gazinoların dapdaracık, basık tavanlı ve ölü ışıklı pavyonile kıyas ediniz. Ne fark!”6
Bir başka yerde ise Skating’e gitmenin zamanın alafranga gençleri için önemli olduğunu söyler ve devam eder: “Sketing’de bol ışık, pudra ve lavanta kokusu, musiki ve hareket vardı; masalarda renk renk içkiler diziliydi; çiçekler satılırdı; sekize kadar vaktin nasıl geçtiği bilinmezdi.” Ardından kendisinin Skating Palas’taki hâlini anlatır: “Züppe idim. Zira yukarıda bahsettiğim sketing salonunun kapısından girerken, paltomu vestiyere verirken, masayı seçer ve garsona bir şeyler ısmarlarken, pistte kayan bir ‘rumyos’ güzeline, şöyle yarı gizli, selam yerine gülümserken pek mühim bir şeyler yaptığıma, hatta herkesin bana baktığına, beğendiğine inanırdım.”7 Refik Halid bir başka yerde de, Ruşen Eşref’in ölümünden önce ona anlattıklarına dayanarak, Atatürk’ün Skating Palace’a geldiğinde kendisini seyrettiğini söyler: “Büyük Atatürk, beni ve beraberimdeki kızları Skating Palace’ta ayaklarında patenlerle, asfalt üstünde kayarlarken seyreder, hoşlanır ve [kızların] benimle ahbaplıklarını gözden kaçırmaz, ‘yaman çocuk’ dermiş…”8
Eski kulağı kesiklerden Sabri Gözgücü de, Skating Palas’ta (o İsketing Palas diye yazar) arkadaşlarıyla buluştuğu günleri hatırlar. Çakırkeyif bir kafayla içeri girdiğinde onu Rum turnike memuru karşılar. Memur Niko pek gevezedir. Sabri Bey’e, dostlarının içeride olduğunu söyler. Gerisini şöyle anlatır Sabri Gözgücü: “Geveze Niko’dan güçlükle ayrıldım. Vestiyere doğru giderken etrafa bakınıyordum… Patinaj yapanlar oldukça kalabalık. Patenlerin çıkardığı sada müzikle karışarak öyle tuhaf bir ses hasıl ediyor ki… Ve ben bu sesi o kadar seviyorum ki. Pistin etrafına dizilmiş masalarda pek az boş yer var. Sallanan ellerden bizimkileri gördüm. Masa epey yükünü almıştı. Dayızadem Suad ve metresi Aspasya. Onlar baba oğul bacanak sayılırlar; babasının, o zamanki tabirle, manitası Aspasya’nın ablasıydı. Bağdatlı arkadaşımız Cemil de piç Luiz’i almış. Şefik de, tepkisi yüzünden çok asid karbonik neşrettiği için cartada Despina denilen kadını bulmuştu. Bunların içinde yalnız Arif tek kalmıştı. O da bermutat tıraşa başlamış, öyle perdah üzerine perdah yapıyor ki, diğerlerine ağız açmaya meydan bırakmıyor. Ara sıra birasını içmeye gelen patinaj hastası deli Katina’ya bile laf yetiştiriyor.”9
Hikmet Feridun Es bir röportajında Skating Palas’ın eski müdavimlerinden Galip Bingöl ile konuşur. Galip Bey özlemle anlatır: “Burada patinaj âlemlerini bir görseydiniz monşer… Ne patinaj âlemleri… Kadın, erkek beraber vızır vızır… Beş kuruş verdiniz mi, isterseniz bir kadeh konyak içersiniz, isterseniz bir kahve… Gönlünüzün dilediği kadar, gönlünüzün dilediği müddet eğleniniz… Hem de ne canlı bir eğlence…”10
Sonrası
Savaş yılları geçip, sinemalar da açılmaya başlayınca Skating Palace’ın modası geçer. 1918 yılına geldiğimizde mekân değişim geçirerek Yeni Tiyatro adını alır. Metin And şöyle yazıyor: “1918 yılının Aralık ayında önce sinema olan Skating Ring sahnesi genişletildi, 100 localı, amfitheatr biçiminde eğik ve 1300 koltuklu bir tiyatroya çevrildi, adı da Yeni Tiyatro oldu, adının yanında Eski Skating yazılıyordu. Sahibi Ladislaus Fritz von Herney olan bu tiyatroda pek çok topluluklar bu arada Darülbedayi topluluğu da temsiller vermiştir.”11 1921 yılının Annuaire Oriental’inde [Şark Almanağı] Rue Deveaux’da “Nouveau Théatre (ex Skating)” adresinde Cinéma Ottoman’ın bulunduğunu yazıyor. Anlaşıldığı kadarıyla mekân artık sinema için kullanılmaya başlanmıştır. Tiyatro gösterileri zaman zaman yapılsa da, bir süre sonra bütünüyle sinema haline getirildiği anlaşılıyor. Görebildiğimiz el ilanlarında mekânın adı “Cine Skating” ya da “Cinéma-Skating” olarak yazılmakta ve burada dönemin Fransız filmleri oynatılmaktadır: L’Heritière de L’Ile Perdue, La Fille des Ondes (orkestrayı M. Capocelli yönetmektedir), La Fille d’Orient vb.
Vedat Tek de (tarihlemesi açısından yanılgı taşısa da) burada salaş bir tiyatro binası yapıldığını hatırlar: “Salaş tiyatroda çoklukla Viyana’dan gelen operet toplulukları temsiller verirdi. O zamanlar çok kimsenin kalbini çalmış olan güzel operet yıldızı Cordi Miloviç de bu salaş tiyatroda çalışırdı.”12 Elimizde bulunan, ama üzerinde hangi yıl basıldığı belirtilmemiş bir el ilanından Yeni Tiyatro’da 21-25 Ekim tarihleri arasında Dr. Radwan adlı bir illüzyonistin gösteriler yaptığını öğreniyoruz.
Dr. Rıdvan’ın el ilanı
İstanbul'un işgal yıllarında salonsuz kalan Darülbedayi’nin, burayı kullandığını Vasfi Rıza Zobu’nun anılarında yer alan karar defteri tutanağından anlıyoruz: “Tepebaşı Kışlık Tiyatrosu, İngiliz askeri kuvvetlerince işgal edildiği cihetle, İsketing (şimdi Emek Sineması’nın olduğu yer) veyahut Varyete yahut Odeon tiyatrolarının birkaç temsil vermek üzere kiralanması için görüşülmesine... 20 Şubat 1919 (Darülbedayi İdare Heyeti karar defterinden).”13 Mekânın kiralandığı, yine Vasfi Rıza Zobu’nun Refika Erul (Şehir Tiyatrosu’nun ilk suflörü) için yazdığı şu satırlardan anlaşılıyor: “Bugünkü Melek Sineması’nın yerinde Sketing Palas isimli bir tiyatro sahnesi vardı. Darülbedayi kış sezonunda vereceği iki üç temsili bu tiyatroda sahneye koyacaktı. Hüseyin Suad Bey’in ‘Yamalar’ isimli piyesinin suflörlüğü Refika’ya havale edildi. Provasını o yaptırdı. Temsilinde de, Sketing Palas Tiyatrosu’nda, bu piyesle suflörlüğe bilfiil başlamış oldu.” Hasan Ferit Alnar da, mütarekeden hemen önce burada “merhum İsmail Hakkı Bey’in idaresinde çalan bir musiki heyetinde” çalıştığını söyler.14
Mekânın öyküsünde 1924 yılında yeni bir sayfa açılacaktır. Bu yıl inşa edilen Melek (sonra Emek) Sineması burada yükselir. Bu ise yeni bir maceranın başlangıcıdır.
Diğer Paten Mekânları
Skating Palace hem paten sporu açısından hem de bir eğlence yeri olarak döneminin en muteber mekânıydı. Ama paten sporu sadece buralarda yapılmazdı. Örneğin 4 Nisan 1910 tarihli The Oriental Advertiser ilanından Osmanbey Bahçesi’nde bir Skating Palace olduğunu öğreniyoruz. 1913 yılında burada yapılan bir balonun el ilanı da var. 1915’te mekânın çalışmaya devam ettiği yine gazete bir ilanından anlaşılıyor.
1910 yazında Moda’da bir Skating Park açıldığını da gazete ilanlarından anlıyoruz. Piste giriş 120 kuruştur. 40 biletlik karne alanlar için kişi başına giriş 80 kuruşa gelmektedir.15 21 Haziran 1901 tarihli bir haberden de Moda Skating Park’ın o yazın süksesi olduğunu ve burayı daha önce Skating Rink Palace’ta kendini kanıtlamış olan Mösyö Miltiadés Moyas’ın yönettiğini öğreniriz. 1913 yazında 3 ve 16 Ağustos geceleri burada Sportis Kulübü tarafından Kır Balosu düzenlenir. Giriş 5 kuruştur. Moda’da yıllar sonra yine bir paten alanı bulunduğunu (yoksa aynı yer midir bu?) bir ilan vesilesiyle de öğreniriz. 1 Eylül 1962 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan Portakal Müzayede Evi’nin müzayede ilanında adres “Kadıköy Moda Şükran Sokak 3. no’lu hanede (Moda Paten Bahçesi’nden az ilerdeki sokak, Moda Burnu’ndan biraz evvel)” olarak belirtiliyor.
Şehabettin Ege de 1913 yılında İzmir’de Frenk Mahallesi’ndeki Frerler Sineması’nda gördüğü paten sahasını anlatır: “Sinema salonunun ortasında patinaj pisti vardı, kızlar ve erkekler burada patinaj kayarlar ve seyirciler de hem sinema hem de patinaj seyrederlerdi. Sinema kararınca düşenler pek görülmediği için rağbet daha fazla oluyordu.”16
Burhan Felek de 1920’li yıllarda Taksim’deki bir skating alanından söz eder: “Tekerlekli patenle hokey oyunu 45-50 sene evvel [yazı 1969 tarihli] bizde de vardı. Taksim’de şimdi yerini pek kestiremeyeceğim bir yerde zemini çimentodan yapılmış bir salon vardı. Hatta biz orada bir de güneş müsabakası tertip etmiştik. Geçmiş gün 50 yıldan fazla oluyor. Zarif bir oyundu… birdenbire söndü.”17 Eski bir fotoğraftan, bu mekânın, daha sonra Maksim olan yerin ilk hâli olduğunu anlıyoruz. Ekteki fotoğraftan da görülebileceği gibi “Sporting Palace” olarak adlandırılan bu yerde paten kursları verilmektedir.
Beyoğlu’nda yıllar sonra 310 numarada (burada o sıralar Turkuaz salonu var) bir paten mekânı açılır. 27 Temmuz 1931 tarihli Akşam gazetesinde yer alan ilanda “Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi’nde Bazar du Levant ittisalinde [yanında] 310 numarada Sketing Palas” açıldığını görürüz.
Aynı yıl 9 Ekim günü burada Çocuk Dünyası okurları arasında tertip edilen “İstanbul’un Gürbüz Çocuğu” yarışması yapılır. 5 Ekim 1932 tarihli Akşam’da yayımlanan İlana göre “Çocuk Dünyası karileri tarafından tertip edilen İstanbul’un Gürbüz Çocuğu, 9 Teşrinievvel Cuma günü saat 10’da Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi’nde Sketing Palas salonunda ve hakem huzurunda seçilecektir.”
Bundan sonraki yıllarda da zaman zaman paten sporuyla ilgili haberler karşımıza çıkar. Örneğin 1935 Haziran’ında Münir Nurettin ve Deniz Kızı Eftalya konseriyle açılan Küçük Çiftlik Parkı’nda verilen ilana göre “Türkiye’nin hiçbir yerinde bulunmayan dans ve patinaj yeri” de vardır.
1930’lu yıllarda (1937 gibi) İzmir Fuarı’nda ve Bursa’da yüzme havuzu yanında patinaj sahalarının hazırlandığı, haberlere konu olur. Ama bunun gerçekleşip gerçekleşmediğini öğrenemedik.
1952 yılında Milliyet gazetesinde yayımlanan bir röportajdan da Taksim Gezi’de, yarım kalmış heykelin (bu, yapılıp buraya koyulmayan İnönü heykeliydi) beton kaidesinde, saat 21 ile 23 arasında gençlerin tekerlekli paten yaptıklarını öğreniriz. Bizi ilgilendiren kısmı ise patenleri M. Ferdinand Mihaloğlu’nun kiralaması. Röportajcımız Ümit Deniz onunla konuşur. Elcevap: “300 çift patenim var. Bunları gençliğin emrine tahsis ettim. Evvelden olduğu gibi, şimdi de paten sporunun memlekete yayılmasını istiyorum. Hiçbir maddi menfaat gütmüyorum. Çünkü sportmenim. Dünyanın her yerinde olan bu spor bizde neden revaç bulmasın? Evvelce yine burada paten kayardık. O zaman böyle gezi filan yoktu. Burada hususi teşebbüslerin kurduğu paten kulüplerine devam ederdik. Şimdiki Melek Sineması’nın olduğu yer o zaman Skating Palace’tı. Şimdi Eftalipos Kahvesi’nin bulunduğu yer, Sular İdaresi’nin bulunduğu mahal hep paten kayma yerleriydi. Sonra ne oldu? Bilmiyorum? Bütün bu salonlar kapandı. Ve paten zevki memleketten yok oldu.”18
Skating Palace’la ilgili yazımızı, 1952 yılında Resimli Hayat dergisinde yayımlanan bir haberle noktalayalım. Haber hem konumuzun tarihini özetliyor, hem de yeni açılan (?) bir paten salonunu duyuruyor: “Beyoğlu’nda bir patinaj yeri açıldı. Yukardaki resimde görüldüğü gibi gençler burada pek eğlenceli vakitler geçiriyorlar. Bu salon İstanbul’da ilk patinaj yeri değildir. İmparatorluk devrinde biri Beyoğlu’nda şimdiki Melek Sineması yerinde, biri Osmanbey’de, üçüncüsü Galatasaray’la Tünel arasında bir yerde, dördüncüsü Bebek Bahçesi’nde, beşincisi de Kadıköy’de Moda’da olmak üzere muhtelif patinaj yerleri vardı. Bunlara Skating Palas adı verilirdi. En büyükleri Melek Sineması’nın yerinde bulunandı. Güzel bir orkestrası vardı. Patinaj yapanlar kendilerini bu orkestranın çaldığı güzel valslere kaptırarak dans ederler, patinaj yapmayanlar da masalarda oturup onları seyrederlerdi. Şehrin bütün kalbur üstü halkı buranın gedikli müşterileriydi.”
1. Sermet Muhtar Alus, “Eski Skating Palas”, Akşam, 22 Haziran 1932, İstanbul Kazan Ben Kepçe içinde, s. 93-101.
2. Ahmed Cemalettin Saraçoğlu, “İkinci Meşrutiyet Yıllarında İstanbul Hayatından Tablolar”, Eski İstanbul’dan Hatıralar, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2005, s. 10-11.
3. Sermet Muhtar Alus, “Eski Beyoğlu Barları”, Akşam, 5 Kasım 1947.
4. Enis Tahsin Til, “Beyoğlu’na Çıkmak”, Akşam, 28 Aralık 1948.
5. Fikret Adil, Garden Geceleri, İletişim Yayınları, İstanbul 1990, s. 20.
6. Refik Halid Karay, “Dan! Saat Biri Vurdu”, Zafer, 13 Aralık 1953, Hep İstanbul içinde, İstanbul 2014, s. 421-22.
7. Refik Halit Karay, “Beyoğlu Hastalığı”, Akşam, 30 Aralık 1945, Pek İyi Hatırlarım içinde, haz. Tuncay Birkan, İnkılap Kitabevi Yayınları, İstanbul 2014, s. 430-431.
8. Refik Halid Karay, Bir Ömür Boyunca, İletişim Yayınları, İstanbul 1996, s. 130.
9. Sabri Gözgücü, “Kabadayı Bir Adam”, Hergün, 23 Nisan 1952.
10. H[ikmet]. F[eridun]., “Nerede O Eski Patinaj Alemleri?” Akşam, 26 Haziran 1935.
11. Metin And, age, s. 68.
12. Vedat Tek, age, s. 73.
13. Vasfi Rıza Zobu, O Günden Bu Güne, Milliyet Yayınları, İstanbul 1977, s. 388.
14. Yedigün, 11 Aralık 1935.
15. TOA, 2 Temmuz 1910.
16. A. Şehabettin Ege, Eski İzmir’den Anılar, İzmir Büyükşehir Belediyesi Yayınları, İzmir 2002, s. 20.
17. Cumhuriyet, 8 Mayıs 1969.
18. Ümit Deniz, “İstanbullular Kendilerine Yeni Bir Eğlence Buldular”, Milliyet, 15 Ağustos 1952.