Gaspar Cassadó
Gaspar Cassadó’nun Türkiye Serüvenleri

Geçtiğimiz günlerde Kalan Müzik tarafından Andel adlı bir albüm yayımlandı. Albümde Cihat Aşkın, Burak Tüzün ve Rahşan Apay, Necip Celal Andel’in keman ve viyolonsel konçertolarını seslendiriyor. Albümün yayımlanışının ardından Doğan Hızlan şöyle yazıyordu: “Keman konçertosu Tolga Gülen tarafından, viyolonsel konçertosu Tolga Zafer Özdemir tarafından seslendirilmiş; orkestrasyonu yapılan eserlerden keman konçertosunu Cihat Aşkın, çello konçertosunu da çellist Rahşan Apay seslendirmiş, Burak Tüzün’ün yönettiği Anadolu Senfoni Orkestrası da eşlik etmiş. Aynı zamanda stüdyo kaydı da yapılmış. Verilen bilgiye göre, Cumhuriyet tarihinin ilk keman ve viyolonsel konçertoları olma özelliğini taşımaktadır. Makamsal müzikle çoksesli müziği birleştirmiştir. Çello konçertosunda ben de bunu fazlasıyla fark ettim.
Çello konçertosunu dinlerken Hasan Ferit Alnar’ın çello konçertosunun bazı pasajları da kulağımda yankılandı. Besteci o eserini çellist Nusret Kayar’a ithaf etmişti. Ben de ondan dinledim. Onda makamsal müziğin izleri vardı. Andel’in ithaf ettiği çellist Gaspar Cassadó’yu İstanbul’da dinlemiştim.”

Necip Celal Andel’in hayatını daha önce uzun bir makalede ele almıştık.1 Ayrıca geçtiğimiz yıl Ertuğrul Sevsay’ın Oğlak Yayınları’ndan çıkan kocaman bir kitabı da var Necip Celal hakkında.2 Bu nedenle onu bir kenara koyduk, viyolonsel konçertosunu ithaf ettiği Gaspar Cassadó’nun İstanbul yıllarını anlatmayı düşündük. Vasa Prihoda’ya da bir başka yazıda değiniriz, inşallah…

Kalan Müzik’ten çıkan
Andel albümünün kapağı
Necip Celal Andel
Andel’in viyolonsel konçertosundan
bir bölüm

Saray Sineması Konserleri

Daha önce de bir yazımızda uzun uzun anlattığımız üzere,3 Saray Sineması emprezaryosu Fernando Franko, 1946 yılında itibaren İstanbul Filarmoni Derneği’yle birlikte konserler düzenlemeye başlamıştı. Organizasyonlar, birlikte kurulan Kontiya adlı bir şirket tarafından yürütülüyordu. Getirttikleri uluslararası sanatçılar orkestra eşliğinde bir konser vermekte, bir de resitalde çalmaktaydı. Gaspar Cassadó’nun geldiği 1948 yılına kadar konser veren sanatçılar arasında David Zirkin, Rena Vlahopoulou, Palaçinek, Monique de la Bruchollerie gibi isimler vardı.

Cassadó hakkında derli toplu bir bilgi o günlerin bir gazetesinde yer alıyor. “Gaspar Cassado 30 Eylül 1897’de Barcelona’da doğmuştur. İspanyol bestecisi Joaquin Cassado’nun oğlu, halen dünyanın en büyük viyolonselisti Pablo Casals’ın talebesi, hocasından sonra gelen sayılı birkaç viyolonsel virtüözünden biridir. Viyolonselist olarak her tarafta parlak sanat zaferi kazanmış, büyük bir şöhret yapmış, viyolonsel için çeşitli güzel ve değerli eserler bestelemiştir. Yüksek müzik ve kompozisyon kültürü, sıcak ve ateşli İspanyol mizacı kendisine ve sanatına eşsiz bir özellik vermektedir.”4

Gaspar Cassadó’nun İstanbul’a bir konser vermek için geleceği haberi önce 1947 yılı başlarında gazetelerde yer alır. Konser için bilet satılmaya başlanır. Ardından 15 Mart tarihli bir ilanla “İtalya’daki konser turnesinde büyük muvaffakiyet kazanan” Cassadó’nun Saray Sineması’nda vereceği konser için gelmesinin “birkaç gün gecikeceği” duyurulur. “Kati tarihi ise bugünlerde ilan edilecektir” denir. Birkaç gün sonra Cumhuriyet gazetesinde yer alan küçük bir haber daha fazla bilgi vermekte: “Sanatkâr Gaspar Cassado tarafından Saray Sineması’nda verilecek olan konserin tehir edilmesi zaruriyeti hasıl olmuştur. Sanatkâr, İtalya’da Floransa şehrinde verdiği muvaffakiyetli konseri müteakip, halkın ısrarı üzerine bir konser daha vermek mecburiyetinde kaldığından memleketimize yapacağı seyahati tehir etmek zorunda kalmıştır. Sanatkâr birkaç güne kadar gelecektir.”5 Arada ne olup bittiğini bilmiyoruz ama bu “birkaç gün” uzadıkça uzar. Aynı yıl 25 Nisan’da verilen bir ilanla Cassadó konserinin “elde olmayan sebepler dolayısıyla bu sezon içinde yapılamayacağı” duyurulur. Satılan biletlerin bedellerinin de Saray Sineması gişelerinden alınabileceği açıklanır.

1940’lı yıllarda Saray Sineması

Aradan oldukça uzun bir zaman geçtikten sonra, sonunda 29 Ocak 1948 tarihli bir haber bizi Cassadó ile yeniden buluşturuyor: “Geçen mevsim hastalanması dolayısıyla memleketimize gelememiş olan büyük sanatkâr G. Cassado, önümüzdeki cuma günü Roma’dan tayyare ile şehrimize geleceğini bildirmiştir. Üstat ilk konserini Saray’da 2 Şubat Pazartesi saat 21’de verecektir.” Hemen arkasından yayımlanan bir haberden, Cassadó’nun 30 Ocak günü İstanbul’a geldiğini, Yeşilköy Meydanı’nda “Konservatuar, Filarmoni Derneği, Sanat Dostları Birliği” mensuplarından oluşan kalabalık bir grup tarafından karşılandığını ve kalacağı Park Otel’e götürüldüğünü öğreniyoruz.

2 Şubat 1948 günü Cassadó ilk resitalini Saray Sineması’nda Ferdi Statzer’in piyanosu eşliğinde verir. Program broşüründe 9 Şubat’da yine Statzer eşliğinde ikinci bir resital vereceği açıklanmaktadır. Ama aslında arada, 5 Şubat gecesi yine aynı mekânda Cemal Reşit Rey’in yönettiği orkestra eşliğinde senfonik bir konser de vardır. Programda “Lalo ve Schumann konçertoları” yer almaktadır. 2 Şubat broşüründe bu bilginin niye bulunmadığını sorarsanız, cevabı uzun. Kısaca değinelim. Yapılan anlaşmaya göre yurtdışından getirilen bütün sanatçıların konserlerinde, Saray Sineması’nın emprezaryosu Franko resitallerin parasını, İstanbul Filarmoni Derneği ise senfonik konserlerin parasını almaktadır. Bu nedenle Franko kendi resitalinin broşüründe sadece ikinci resitalin bilgisini aktarmaktadır!

Cassadó resitali program broşürü,
Şubat 1948

Basın konserlere büyük ilgi gösterir. Akşam gazetesinin müzik yazarı Fikri Çiçekoğlu önce resitale gider. Çalınan eserler hakkında uzun uzadıya bilgi verdikten sonra, önce kuşkuyla yaklaştığı Ferdi Statzer’in, Cassadó’ya piyanoda başarıyla eşlik ettiğini belirtir; ona göre “iki saz arasındaki muvazane mükemmel ve kusursuz”dur. Çiçekoğlu seyircilerin “Gaspar Cassado’nun resitalini baştan sona kadar en nefis bir musiki iksiri gibi yudum yudum” içtiklerini ve hatta bir türlü kanamadıklarını söyler.6 Ama esas senfonik konserin ardından Akşam gazetesinde yayımlanan yazısı, Cassadó’nun ne denli başarılı olduğunu öğrenmemizi sağlıyor. Konserde önce Boccherini’nin danslar süitinden üç parça çalınır. Ardından Schumann’ın konçertosu gelir, son olarak da Eduardo Lalo’nun viyolonsel konçertosu. Çiçekoğlu, Cassadó’nun üstadı Pablo Casals’ın izinde olduğunu belirttikten sonra, yazısını övgülerle sonlandırıyor: “Gaspar Cassado’nun eşsiz saz sanatı, sağlam bir müzik kültürüne dayanıyor. Doğuştan hassasiyetini daima sıkı bir kontrol atında tutmasını biliyor. Duyduğumuz hayranlık, ifade edilen eserlerden ziyade onlara can veren zekâ ve ruhtadır. Cassado’nun çaldığı bir konçerto, bir sonat, hatta en küçük bir eser, insanı düşündüren derin bir mana taşıyor. Biz faniler onun bize bağışladığı sayılı dakikaların sonunda ıstıraplarımızın durulduğunu, avunduğunu, ruhlarımızın arındığını ve bir an için bile olsa, madde âleminden uzak muhayyel bir âleme yükseldiğimizi hissettik. Bunu Gaspar Cassado’ya borçluyuz.”7

Ama aynı resitalleri ve konseri izleyen Nadir Nadi aynı kanıda değildir. Cassadó’yu halkın çok tuttuğunu belirttikten sonra şöyle devam ediyor yazısına: “Elindeki sazın Stradivarius8 imzasını taşıması kendisine bilmem ne dereceye kadar yardım ediyor? Yalnız şurası muhakkak ki, Cassado orta halk tabakalarının zevkini okşamaya bir hayli ehemmiyet veriyor. Bu uğurda hatta pürüzsüz sanat hesabına bazı fedakârlıklara katlanmaktan da çekinmiyor. Bol glissandro’lu9 küçük parçaları, yürek bayıltıcı Chopin melodilerini programına hiç almasa acaba olmaz mıydı? Mozart’ın korno konçertosunu o kadar ahenkli bir üslupla kendi sazına geçiren, Brahms’ı ve Beethoven’i hayrete değer bir olgunlukla ifade eden bir üstattan bunu temenni etmek fazla mıdır? Kim bilir. Belki de Cassado’nun hakkı vardır. Sanatı daima büyük kütleler yaşatıyor. Programlarda onun zevkine hiç pay ayırmazsak bir gün Mozart’la Beethoven de dinleyicisiz kalmak felaketine uğramaz mı?”10

Cassadó

Cassadó ve Türk Müziği

Bu ilk konserleri arasında. Fikri Çiçekoğlu, Cassadó’dan bir randevu alır ve onunla kaldığı Park Otel’de bir röportaj da yapar. Cassadó önce kendi sanatsal yaşamından söz eder. En önem verdiği husus, Pablo Casals’ın öğrencisi olmasıdır. “Casals’a tesadüf etmek benim için bir talih eseriydi. Sanatta her şeyimi ona borçluyum. Bir insan istidatlı olabilir. Fakat o istidada istikamet verecek üstat lazım… Casals önümdeki esrarlı perdeyi açan ve bana onun ötesindekini gösteren üstün insandır.”11

Konser ve resitallerin ardından 10 Şubat Salı günü Cassadó’nun, Münir Nurettin’in tarafından evine davet edildiğini görürüz. Evde kemençeci üstat Kemal Niyazi Seyhun ile tamburi İzzettin Ökte’nin katılımıyla Cassadó’ya seçme parçalardan oluşan bir klasik Türk müziği ziyafeti verilir. Takip eden günlerde, bu konser hakkındaki görüşlerini almak üzere Hıfzı Topuz, Cassadó’yu kaldığı Park Otel’de ziyaret eder. Cassadó’nun izlenimleri şöyledir:

“Şark müziğini ilk defa dinlemiyorum. Bundan evvel de Mısır ve Fas’ta konserler dinledim... İspanyol müziğinin de Şark karakteri vardır. Hepsinin kaynağı aynı olduğu hâlde Türk müziği kadar maziyi canlandırma kudreti olan yoktur. Bu müzik bana De Falla’yı hatırlattı. Türk musikisi kadar kudretli müzik az vardır.”

Sonra konserle ilgili gözlemlerini de aktarır: “Dün gece dinlediğim parçalar içinde bilhassa III. Selim’in bir şarkısı vardı ki beni hüzünlü bir âleme götürdü. Kemençe taksimi fevkaladeydi. Taksimi dinlerken etrafımda her şeyin değiştiğini hissediyordum. ‘Acaba rüya mı görüyorum?’ diye kendi kendime sordum. Bir çölde yalnız başıma yürüyor gibiydim. İtiraf edeyim ki bu yabancı havayı kemençe, şarkılardan daha fazla hissettiriyordu. Şarkılarda ise realiteyi daha fazla duyuyordum.”

Hıfzı Topuz tekseslilik üzerine bir şeyler sormuş olacak ki, Cassadó şöyle devam ediyor: “Türk müziği monofon olduğu hâlde fevkalade büyük bir heyecan veriyor. Alaturka bu monofini içinde o kadar noksansız ki, kulaklarım Garp müziğine alışık olduğu hâlde derhal bu havaya intibak ettim. Mesela Beethoven’in senfonisinin yalnız keman kısmını dinlemek insanı tek ayak üstünde bırakır. Burada ise tam bir bütünlük var. Müzik bir hat üstünde gittiği hâlde bu hat her şeye yetiyor.”

Ve sıra geldi Münir Nurettin değerlendirmesine: “Münir Nurettin’i dinlerken büyük bir sanatkâr karşısında bulunduğumu anladım. Benim için tamamen yabancı, sihirli bir sesle karşılaştım. Bu ses bambaşka bir âlemden, başka dünyalardan geliyor, kâh çağlaya çağlaya, kâh inleye inleye dökülüyordu. Bu derece fantastik ve sihirli bir şekilde maziyi canlandırıcı ses duymadım diyebilirim. Teknik bakımdan bu kadar geniş nefesli sanatkâra çok az rastlanır.” […] Ama “teknik tek başına bir işe yaramaz, bunu sanat estetiği ile kullanmak lazımdır ki bu en büyük meziyet de Münir Nurettin’de tam manasıyla var.”

Hıfzı Topuz, Cassadó’ya Türk musikisinin modernleştirilmesi hakkındaki düşüncelerini sorar. Elcevap: “Asla dokunmamanız lazımdır. Elinizin altında fevkalade zengin bir mücevher kuyusu var. Bu kuyuyu köreltmek çok yazık olur. Musikinizi modernize etmeye kalkarsanız onu mekanize edecek ve bozacaksınız. Klasik Türk müziğine ilave edilecek her madde onun bu ‘irreel’ güzelliğini, temizliğini, kendine has inceliğini ve berraklığını bozacaktır.”12

Cassadó 9 Şubat’tan sonra yoğun istek üzerine 11 Şubat Çarşamba akşamı da bir “veda resitali” verir. Piyanoda yine Ferdi Statzer vardır. Cassadó, İstanbul’a en yakın zamanda, hatta hemen ardından mart ayında yeniden geleceğini açıklar (ama bu niyeti hayata geçmez). Ardından Ankara’da konser vermek için yola çıkar. Konser Halkevi’nde verilir ve Cassadó’ya piyanoda Ferhunde Erkin eşlik eder.

Bir Büyük Aşk

Şimdi gelelim işin dedikodu kısmına. Adalet Cimcoz “Salondan Salona” başlıklı dedikodu köşesinde Fitne Fücur imzasıyla yazıyor: “Kassado dedim de aklıma geldi, bilmem siz onun verdiği resitale gittiniz mi? Gittinizse Kassado’nun İstanbul’da âşık olduğunu size haber vereyim. Bu büyük müzisyen geçen sene İstanbul’a gelecekti. Gelemedi, sebebi İtalya’da bir İtalyan kızına âşık olmasıymış, bana öyle geliyor ki bu sefer de İstanbul’dan ayrılamayacak. Konserde olanlar görmüştür. Gözünü Nevin Akkaya’dan ayıramadı adamcağız; konserden sonra Park Oteli’ne gidenler, ikisini aynı masada ve yanak yanağa dans ederken de gördüler, haydi hayırlısı.”13 Dedikodu bir sonraki yazısında da devam ediyor elbette; Cimcoz, Ses Tiyatrosu’ndaki bir konsere gidiyor ve soruyor: “Nevin Akkaya’yı arıyorum, görmeme imkân yok, acaba Cassado ile turneye mi çıktı dersiniz? Fakat hayır. Birkaç gün sonra Baykuş’ta rolü olan bu sanatkârımız hasta yatıyormuş meğer.”14

Evet, Nevin Akkaya o dönemin öne çıkan, güzelliğiyle de göze çarpan İstanbul Şehir Tiyatrosu mensubu bir tiyatro oyuncusudur. Selami İzzet Sedes onun hakkında şöyle yazıyordu: “Nevin Akkaya, manen ve maddeten tam bir sahne kadını, çok kıymetli bir Türk kadın sanatkârdır. Nevin Akkaya manen sahne kadınıdır, çünkü sahneye, sanata cidden aşıktır. […] Maddeten sahne kadınıdır, çünkü sahneye uygun bir edası vardır; hem güzel, hem sevimlidir; boylu poslu, zarif bir sanatkârdır. Sesi, şivesi, telaffuzu düzgündür.”15

Nevin Akkaya Yeni Mecmua kapağında,
7 Mart 1941,
ve müdahale edilmemiş fotoğraf

Filiz Ofluoğlu da anılarında “Cassado değerli tiyatro sanatçısı Nevin Akkaya’ya âşık oldu, evlenmek istedi ama güzel Nevin istemedi” diye yazar.16 Bu aşkın boyutlarının yazılı belgeleri yok. Anılara da yansımamış. Bunda Nevin Akkaya’nın ketumluğunun büyük rolü olmuş sanırım. Yakın bir tarihte vefat etmiş olan Nevin Akkaya’nın arkadaşı Necip Sarıcı’nın kapısını çalıyorum. Onun anlatımıyla aktarıyorum: “Cassado, Nevin Hanım’a ‘Senin doğduğun evi görmek istiyorum’ demiş. Nevin Hanım, Üsküdar Harem’de otururmuş çocukluğunda, oradan Salacak plajına inip denize girermiş. Birlikte Üsküdar’a gidip bu evi buluyorlar. Ama tabii ev el değiştirmiş, başkası oturuyor. Kapıyı çalmışlar, bir kız çıkmış pencereye. Nevin Hanım derdini anlatmış, ‘Ben burada doğdum’ demiş. Kız da ‘Sordum, hanım girmenizi istemiyor’ diyerek kapatmış pencereyi. Cassado daha sonra ‘Ben senin aileni tanımak istiyorum’ demiş Nevin Hanım’a. Nevin, Galatasaray’da Cumhuriyet Caddesi’ne bağlanan bir çıkmaz sokakta oturuyor. Çünkü Muhsin Ertuğrul, oyuncuların Şehir Tiyatrosu’na yakın bir yerde oturmasını istiyor. Nevin’in annesi çok güzel yemek yapıyormuş, ama babası çok sert bir adammış, bu nedenle Cassado’yu evine götürmüyor. Bir başka gün ise Adalet Cimcoz, Nevin Hanım’ı arıyor ve ona ‘Bizim evde parti var, Cassado’yu da alıp gelir misin, ama çellosunu da getirsin’ diyor. Nevin Hanım otele gidip Cassado’ya anlatıyor bunları. O da hemen kabul ediyor, viyolonseli alıp taksiye biniyorlar. Viyolonsel koca bir saz, Nevin Hanım rahatsız oluyor hâliylen takside otururken. ‘Keşke’ diyor Cassado’ya, ‘keman çalsaydın keşke…’ Cassado da ‘Keman da çalarım ben’ diye cevap veriyor, ama adamcağız dünyanın en ünlü viyolonselistlerinden, ne yapsın! Neyse, gidiyorlar Adalet Hanım’ın evine. O zamanlar bu ev İstanbul’un kalburüstü sanatçılarının, kültür insanlarının toplandığı nadide bir mekân. Cassado hiç nazlanmadan, biraz da Nevin’in hatırına herhalde özel bir resital vermiş burada. Zaten, bu tarihten sonra da defalarca geldi Cassado İstanbul’a. Adalet Cimcoz, ‘Cassado geliyor yine. İstanbul için mi, Nevin için mi acaba?’ dermiş o zamanlar...”

İstanbullu Cassadó

Aynı yıl, yani 1948’in Ekim’inde yine gelir Cassadó. Gazetelerin yazdığına göre “Amerika’da uzun bir turneye çıkmadan önce”. Ama bu kez önce Ankara’ya uğrar. Yine Mithat Fenmen’in eşliğinde 12 ve 14 Ekim’de Halkevi’nde iki resital verir. İlanlarda özellikle belirtilir “Radyoda konser verilmeyecektir” diye.17 Ardından İstanbul’a gelip yine Saray Sineması’nda üst üste resitaller ve bir senfonik konser verir. 18 Ekim resitalinde Beethoven, Debussy gibi sanatçıların eserlerinin yanı sıra kendi sonatlarını da çalar. 21 Ekim senfonik konserinde Cemal Reşit Rey idaresinde Lully, Borodin, Haydn ve Saint-Saëns’ın konçertolarını yorumlar (Fikri Çiçekoğlu konserde sadece Haydn ve Saint-Saëns’ın konçertolarının çalındığını yazıyor). 27 Ekim’de ise “tamamile yeni programla” hazırlanan bir “veda resitali” ile şehre veda eder.

Cassadó resitali program broşürü,
Ekim 1948

Cassadó’nun sonraki gelişlerine de kısaca göz atalım. 1950 yılının Aralık ayında Kontiya’nın organizasyonuyla yine Saray Sineması’nda sahneye çıkar. 18 Aralık’ta bir resital (Beethoven, Debussy), 21 Aralık’ta senfonik konser (Mozart, Lizst ve Lalo), 28 Aralık’ta ise “veda resitali” (Valentini, Bach, R. Strauss, Cassadó) turne programında yer almaktadır.

Geçelim beş yıl sonrasına, yani 1955’e. İstanbul’da 7 Şubat gecesi ilk resitalini (elbette yine Ferdi Statzer eşliğinde) ve yine Saray Sineması’nda verir. Her zaman olduğu gibi organizasyon Kontiya imzalıdır. Programda Marcello, Couperin, Bach, Schubert ve Strauss’un eserleri vardır. 10 Şubat gecesi yine Cemal Reşit idaresinde bir senfonik konser verir. Bu konserde Rodrigo’nun konçertosu Türkiye’de ilk kez seslendirilir.

Cassadó’nun İstanbul’a son gelişi ise 1964 yılına rastlar. Bu kez yeni kurulmuş olan İstanbul Filarmoni Konser Bürosu ile Türk-Alman Kültür Merkezi’nin işbirliğiyle getirilmiştir. Konser ve resitaller ise daha iyi bir yer olmadığından yine Saray Sineması’nda yapılır. 21 Ekim gecesi tanınmış Alman piyanist Heinz Schröter’in eşliğinde verdiği resitalde Beethoven, Mozart, Bach, Schumann ve Debussy’nin süit ve sonatlarını seslendirir. 24 Ekim akşamı ise viyolonselde Cassadó, kemanda Max Rostal ve piyanoda Heinz Schröter’den kurulu Kölner Trio, Saray sahnesinde yer alır. Bu üçlünün programında Beethoven, Mozart ve Mendelssohn’un eserleri bulunmaktadır.18 Konserleri izleyen ama imzasını atmayan Cumhuriyet gazetesi müzik yazarı (o zamanlar Selmi Andak yazardı bu tür yazıları) Cassadó’nun bir hayli yaşlandığını ama ince ve derin duygularıyla müzikalitesini hiç kaybetmemiş olduğunu yazar. Konserin “eski şarap” tadında olduğunu da eklemeyi unutmaz ama.19 Akis dergisi de aynı kanıdadır. “Mazi Kalbimde Yara” başlıklı haberde şunlar yazar: “Eski yıllarda Gaspar Cassado geldiği zaman Saray Sineması İstanbul’un şık ve güzel kadınlarıyla dolar, birçok kadın Cassado’nun müziğinden çok yüzüyle ilgilenirdi. Zaman ne çabuk geçmiş! Bu sefer Cassado’yu dinleyenler hep yaşlı kadınlardı.”20 Cassadó’nun yaşlanmasına yapılan vurgu gerçek bir olguymuş meğer. Haber bültenlerinde yer alan kısacık bir haber, ölümünü duyurur: “İspanyol asıllı olan Cassado, 69 yaşında idi. Son konserini 15 Aralık’ta Lizbon’da veren şöhretli sanatçının Madrid’den Barcelona’ya giderken ani bir kalp krizi sonucu ölümü bütün dünya sanat çevrelerinde büyük bir üzüntüyle karşılanmıştır.”

Cassadó
Gaspar Cassadó Bach’ın
çello süitini seslendiriyor

1. Gökhan Akçura, İstanbul Şarkıları, Oğlak Yayınları, İstanbul, 2019.

2. Ertuğrul Sevsay, Necip Celal Andel, Oğlak Yayınları, İstanbul, 2019.

3. Gökhan Akçura, “Franko, Saray Sineması ve Kontiya,” Bir Şehri İstanbul ki, Oğlak Yayınları, İstanbul, 2020.

4. Ulus, 13 Şubat 1948.

5. Cumhuriyet, 19 Mart 1947.

6. Fikri Çiçekoğlu, “Üstat Viyolonselist Gaspar Cassado’nun İlk Resitali”, Akşam, 5 Şubat 1948.

7. Fikri Çiçekoğlu, “Solist: Gaspar Cassado”, Akşam, 9 Şubat 1949.

8. Necip Sarıcı, Cassadó’nun 21 Stradivarius viyolonsel ve kemanı olduğunu söylüyor.

9. Ekşi Sözlük’te “glissandro” şöyle açıklanmış: “Müzikte ‘kayarak’ anlamına gelen terim. Örneğin kemanda, parmağı bir tel üzerinde kaldırmadan bir notadan diğer notaya geçiş şeklinde olur. diğer çoğu müzik terimi gibi İtalyancadan gelmektedir.”

10. N. [Nadir Nadi], “Bir Çiçek, İki Böcek,” Cumhuriyet, 12 Şubat 1948.

11. Fikri Çiçekoğlu, “Üstad Cassado ile Bir Konuşma”, Akşam, 11 Şubat 1948.

12. Hıfzı Topuz, “Cassado ve Türk Müziği”, Akşam, 14 Şubat 1948.

13. Salon, 15 Şubat 1948, s. 8.

14. Salon, 1 Mart 1948, s. 9.

15. Selami İzzet, “Şehir Tiyatrosu’nda Yeni Temsiller ve Nevin Akkaya”, Yeni Mecmua, sayı 97, 7 Mart 1941.

16. Filiz Ofluoğlu, İki Dünya, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul.

17. Ulus, 10 Ekim 1948.

18. Cumhuriyet, 20 Ekim 1966.

19. “Gaspar Cassado ve Köln Üçlüsü”, Cumhuriyet, 28 Ekim 1966.

20. “Tüliden Haberler”, Akis, 29 Ekim 1966.

Gaspar Cassadó, Gökhan Akçura, Kontiya, müzik, Saray Sineması