Garden Bar’ın 1930’lu yıllarda çekilmiş
bir fotoğrafı
Garden Bar
Netflix’te yayımlanan Pera Palas’ta Gece Yarısı dizisi 1919 İstanbul’unda geçiyor. Dizide yeniden üretilmiş iki ana mekân var: Pera Palas ve Garden Bar. Dizinin tarih danışmanı Gökhan Akçura Garden Bar’ın tarihini anlatıyor.

*

Pera Palas’ın hemen yanındaki arsaya İkinci Meşrutiyet’in coşku dolu günlerinde İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından ahşap bir pavyon yaptırılır. Burada Osmanlı hayırseverlerinin bağışladığı eşyaların Cemiyet yararına satıldığı bir sergi Sultan V. Mehmed Reşad’ın himayesiyle 10 Ekim 1908 tarihinde büyük bir törenle açılır. O dönemde Tepebaşı genellikle gayrimüslimlerin tercih ettiği bir bölgedir. Osmanlı aydınları bu sergi sayesinde bölgeye daha sık gelmeye başlar. Bu pavyon binası bir süre sonra Hilal-i Ahmer (Kızılay) tarafından düzenlenen bir kermes için kullanılır. İstanbul’da başlayan kolera salgını dolayısıyla yoksul halka yardım etmek için İstanbul’un tanınmış ve zengin ailelerinin hanımlarının yaptığı el örgüleri ve işlemeler burada satışa sunulur.1

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin
sergi için yaptırdığı pavyon, 1908

Bundan sonrasını Fikret Adil, Hügo Arditi’ye dayanarak verdiği bilgilere dayanarak aktarır. Tepebaşı müessesini (bahçeyi ve Garden Bar’ı) İstanbul’a yerleşmiş Bulgar uyruklu Natanson adında bir Yahudinin kurduğunu söyler: “Natanson işgüzar bir adamdı. Fakat yeterli parası yoktu. Sağa sola başvurdu. Eğlence yerlerine gelenler arasında meşhur Huguenin2 de vardı. O bu işi ‘komandite’ etmeye razı oldu.” Bahçe faslını bırakıp hemen Garden Bar’la ilgili bilgilere bakalım: “Natanson, Kızılay’dan aldığı pavyonu biraz büyüttü ve ona ‘Gardenbar’ adını vererek, bugün yıkılan eğlence yerinin vaftiz babası oldu.” Adil olayların tarihini 1911 olarak gösterse de, aşağıdaki bilgilere dayanarak biz bunun 1910 yılına tarihlendiğini düşünüyoruz.

1910 yılı Eylül ayında bu mekân “Garden Bar” adıyla işletilmeye başlandı. Mekânın sanat yönetmeni o dönemde Galatasaray’daki Catacloum adlı kabare mekânının sahibi olan Henri Yan’dı.3 The Oriental Advertiser gazetesi yapılacak programları şöyle aktarır: “Burada yeni gelecek Montmartrelı bir grup alabildiğine ilginç birtakım gösterileri kesintisiz olarak sunacak. Şunu da eklemek gerekir ki Bayan Lucie Yoll yeni bir repertuarla sevenlerinin karşısında olacak ve Henri Yan gibi, bu sanatçılar da sadece Tepebaşı’nda dinlenebilecek. Hepsi bu kadar değil, Pera sakinlerinin değişiklik zihniyetini ve yenilik açlığını gayet iyi bilen Henri Yan, Grand Guignol, Capucines, Théâtre Michel, Treteau Royal vb.’de oynanan bir dizi yeni piyesi de sahneletecek ve her gösteriyle ilgili ‘prömiyer’ler düzenlenecek. Sıkılmış seyirciler için gerçek bir rüya!”4 Bu programların gerçekleşip gerçekleşmediğini ise bilmiyoruz.

Garden Bar’da 1910 yılı kasım ayında da sinema gösterileri de yapılır. Proodos gazetesinin 6 Kasım 1910 tarihli sayısında: “Nihayet Pathé sineması Mimatakia [Tepebaşı] bahçesinin barında nihai barınak buldu” diye yazar. Gazeteye göre bahçedeki “Garden Bar”da sunulan filmler çok kalitelidir.5 The Oriental Advertiser gazetesi de 25 Kasım 1910 tarihli nüshasında Cinéma Pathé’nin 25-28 Kasım tarihleri arasında Garden Bar’da göstereceği filmlerin listesini yayımlar. Üç bölümde sunulan programda 10 kısa film bulunmaktadır. 

Garden Bar dışarıdan

1912 yılında dönemin ünlü emprezaryolarından Jean Lehman ve ortakları Garden Bar’ın da içinde olduğu Tepebaşı külliyesinin bütününü kiraladı.6 1914 yılında Garden Bar yandı, yıkıntılar temizlendikten sonra burada önce bir yazlık bahçe açıldı. Daha sonra Lehman, Garden Bar’ın yerine mühendis Kristidis’e yeni bir bina yaptırdı. Bu bina ilkinden daha büyüktü ve lokanta ile bar kısımlarından oluşuyordu. Fikret Adil, Türk İstanbulluların bu mekâna pek gelmediğini söyler ve devam eder: “Müşterileri en çok Avrupalılardı. Bu süre içinde Gardenbar’a gelmiş olan artistler, cidden sanat değeri olanlardı, bu sayede Gardenbar bütün Avrupa artist âleminde ün kazandı.”7

Garden Bar’ın yapısı hakkında ise Behzat Üsdiken’in notlarına başvuruyoruz: “Garden Bar, Pera Palas Oteli’nden hemen sonra ve köşedeydi. Demir parmaklıklı ana giriş kapısı Casa d’Italia’ya bakıyordu. Dış kapıdan girdikten sonra, beton bir zeminle, sağdan yazlık, soldan ise kışlık bölüme girerdiniz. Yazlık bölüm dikdörtgen şeklinde ve her tarafı camla kaplı idi. Kışlık bölüme ise geniş bir girişle girer, dans pistine ve aşağı salona yedi-sekiz basamaklı bir merdivenle inerdiniz. Girişin ve piste inen merdivenlerin hemen sağında, orkestranın yer aldığı platform vardı, üst taraftaysa balkon şeklinde bulunan yere masalar sıralanmıştı.”8

Beyaz Ruslar ve Garden Bar

Hikmet Feridun Es de Beyaz Ruslar gelince eğlence yaşamının çehresinin bir anda ve tamamen değiştiğini söyler: “Bu bir avuç Rus aristokratının çalışabilecekleri tek alan ‘eğlence dünyası’ idi... Onlar da bu işi sevmişlerdi. Beyoğlu, değil Balkanlar’ın, belki Avrupa’nın en namlı eğlence merkezi hâline gelmişti. ‘Eğlence Kralı’ Arditi’nin Perapalas Oteli kapısı bitişiğinde, ahşap olarak yaptırdığı, sivri çatılı ‘Garden Bar’ dünya romanlarına girecek kadar şöhret salmıştı. Tahtadan barın kapısında Çar ordusunun general üniformasını giyen bir kapıcı bekliyordu: Albay Serj!.. Vestiyerde galiba bir kontes... İçeride de kim oynuyordu? Dünyanın en ünlü kazaska sanatçısı, Atatürk’ün iltifatına mazhar olan Kafkasyalı büyük Kazbek... Ve sahiden bir peri kadar güzel karısı... Kazbek Rusya’da, en büyük kazaska ustası idi… Çar’ın karşısında kazaska oynadığı söylenirdi. Ağzı ile güzel karısına 25 hançer fırlatırdı... Dudakları arasından!.. O zamanlar Rusça şarkılara Türkçe aranjmanlar yaparlardı... Kazaskayaya uydurdukları şey çok meşhur olmuştu... Kazaska oynanırken, el çırpılır, bağıra bağıra söylenirdi: ‘Rus geldi aşka... Rus’un aşkı başka...Ve millet coşardı... İstanbul bu yıllarda, Garden Bar’da yeni bir keyif maddesi tanımıştı: Kokain ve eroin... Gırla gidiyordu... İçkiler arasında da yeni bir şişe: Votka!... İstanbul ilk votkayı Beyaz Ruslar’ın elinden tadıyordu... […] İstanbul’un rakipsiz eğlence merkezi, Garden Bar’da sabahlayanlar şaşmaz huylar edinmişlerdi. Garden’de sabahlamak, Petrograd’da kahvaltı!.. Petrograd’ın çavdarlı kahvaltıları meşhurdu. Bu da Petrograd’ın spesyalitesi idi. Anasonlu taze çavdar ekmeği… Hafif haşlanıp bardağa kırılmış yumurta… Tereyağı, gravyar peyniri… Çaylar gümüş zarflı ve gümüş kulplu cam bardaklar ile gelirdi... Ruslar kendilerine, kısa boylu tombul sosisler de ısmarlarlardı.”9

Garden Bar’da sahne alan bir revü heyeti

Gazeteci Hakkı Süha da aynı dönemde Beyoğlu’nda dolaşırken Garden Bar’a da uğrar. İzlenimleri şöyledir: “Garden Bar bugünkü hâliyle tam bir Rus kolonisidir. […] Kadınlar şampanya, erkekler viski ve votka içiyorlar. Fakat hepsi ağırlığından hiçbir şey feda etmemeye, galiz ve fena sarhoş görünmemeye çalışıyor hatta muvaffak oluyorlar. […] Etrafımızda çılgın bir musiki girdabına tutulmuş çiftler dönüyor, yumuşak, ipek kumaşların muattar rüzgârları cildimizi uyuşturan bir temasla dolaşıyordu. Herkes içiyor. Mütemadiyen içiyor… Her masa kendi ufkundan başkasına tamamıyla lakayd eğleniyordu. Sade temiz tuvaletli Rus kadınlarının zengin göğüsleri, müstesna omuzları yanında barın gedikli yadigârları, güneş ve çamur gibi birbirinden yıllarca uzak mefhumları hatırlatıyordu…”10

1920’li yıllarda Garden Bar’da her akşamüstü saat beşten sekize kadar müzikli matine, ayrıca dokuzdan on bire kadar da tam programlı varyete vardı. Viyana, Paris ve diğer büyük Avrupa şehirlerinden revü toplulukları gelirdi. Bir tel cambazı ya da trapezci yukarda sallanırken, kalabalık heyecandan yerinde duramazdı. Zaman zaman burada boks karşılaşmaları da yapılırdı. Charles King, İstanbul işgal günlerinde mekânımızla ilgili şu bilgileri ekler: “Şehir çoğu Beyaz Rus işsiz müzisyenlerle dolu olduğundan Garden Bar’ın sahibi istediği sanatçıyı çalıştırma lüksüne sahipti. Bir Rus mültecinin kurduğu Rutnikof Senfoni Orkestrası, günde iki kere konser verirdi; böylece şehri Avrupa klasik müziğiyle tanıştırma yolunda bir adım atılmıştı.”11

İstanbul’un işgal günlerinde Garden Bar’da önemli bir olay da yaşanır. Fazla içmiş bir Amerikan deniz subayı, barın sahnesinde şarkı söyleyip oynamaya başlar. Aşağı inmesi için yapılan uyarılara aldırmayınca Amerikan zabıtasına haber verilir. Bir başçavuş kumandasında iki Amerikan devriyesi gelip söz konusu subayı sahneden indirmeye çalışırlar. Bu emre uymayan subay ayrıca başçavuşa da bur yumruk sallayınca, çavuş elindeki kırbacı adamın kulaktozuna indirir ve subay kısa bir süre sonra ölür.12

Garden Bar’da düzenlenen bir balo

Cumhuriyetten sonra Garden Bar

Garden Bar, İstanbul’un işgal günlerinde ittifak kuvvetleriyle pek içli dışlı yaşadığı için önce biraz bocalar. Ama kısa süre sonra eskisini aratmayacak kalitede gösterilerle çalışmalarına devam eder. Avrupa’dan gelen birçok sanatçı burada sahne alır. Fikret Adil, ilk kez 1939 yılında Son Posta gazetesinde yayımlanan “Gardenbar Geceleri” tefrikasında bu dönemle ilgili ilginç anekdotlar aktarır. Kitabı olduğu gibi buraya aktarmak istemiyorum. Bu nedenle orada yer almayan bilgilerle sonrasını anlatmaya çalışacağım.

1928 yılının gazete ilanlarına bakarsak Garden Bar’ın en popüler topluluklarından birinin James Busher “Zenci cazband”ı olduğunu görürüz. Ünlü tangocu Eduardo Bianco’nun da, Opera Sineması’ndaki13 seanslarından sonra gece 23.00’den itibaren de (sabah ikiye kadar) Tepebaşı Garden Bar’da sahne alacağını yine 1928 yılı Aralık ayının gazete ilanlarından öğreniriz. 25 Nisan 1929 gecesi ise Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu), Garden Bar’da bir müsamere tertip eder: “Salonda bir çiçek satış yeri ve bir de oyuncak piyangosu hazırlanmıştı. Himaye-i Etfal’in getirdiği para oyuncakları da salona konmuştu. Gardenbar’daki müsamereyi hanımlar idare etmekteydi. Müsamerede İsveç dansları, bedii rakslar yapıldı. Canlı tablolar, zeybek oyunları yapıldı.”14 8 Mayıs 1929 gecesi “Tepebaşı Garden[da]: Rus Dansözleri: Duo Leontinov ve eksantrik muganniye ve dansöz Rejina ve Joe tarafından cazip ve eğlenceli numerolar” sunulur. Aynı yıl Ekim ayında mekânımızda Düo Vicky ve Anitta’nın çılgın dansları ile müzikal numaraları yer alır. 29 Ekim 1929 gecesi ise burada “Cumhuriyet Bayramı şerefine tekmil varyete programile. Büyük Matine” yapıldığını görürüz. 1929-1930 sezonunda Paris Folie Berjer’den Tizie ve Tarassov ile Matmazel Lidina; Düo Orlof, Trio Lukacks, Düet Daisy Jossy ile Fernand Edit; şarkıcı Bekeffi, Les Darquez ve Lo-Lolott, Berkeffy vokal kuarteti, Yamato’nun cambaz heyeti burada sahne alan sanatçılar arasındadır.

Garden Bar artistleri

Garden Bar’ın 1930-31 mevsimi 8 Ekim’de açılır. 1930 yılı Ekim ayında “büyük Fransız yıldızı” Milly Rex “icrayı lubiyata” başlar. 1931 yılında ilanlarda karşımıza çıkan sanatçılar arasında olan Nandy’s Revue büyük rağbet görür. Şubat ayında danslarıyla Claudia Ionescu, Garden Bar’da sahne alır. 1931 yılı Ekim ayında Paquita Pagan ile gitaristlerinin programının ardından, gece yarısından sonra Gytanos tango orkestrası sahneye çıkmaktadır. 1932 başında Douglas’ın Siyah Kuşları adı verilen topluluk tarafından sahnelenen ve Garden ve Tepebaşı Bahçesi’nde sahne alan Lousiana Revüsü başarıyla gösterilerini sürdürür.15 Bir yıl sonra Garden bambaşka bir havadisle gazetelerin ilk sayfasında yer alır. İspanya sabık kralı Alfons 23 Şubat 1932 günü İstanbul’a gelir, geceleyin önce Turkuaz Bar’a gider yemek yer. Burada Uri Bari’den istek olarak Elvada Granada parçasını dinler. Gözleri yaşarır. Sonra Garden Bar’a geçer. “Burada şampanya içerek, numaraları seyreder, sonra yeşil gözlü bir kızla dans eder.”16

Milton’un Garden Bar’daki programı duyuran bir ilan, Cumhuriyet, 23 Ekim 1936
İhap Hulusi’nin yaptığı bir
Garden Bar afişi

1936 yılında Fransız şarkıcı ve sinema oyuncusu Georges Milton’un (Bouboule) geldiği günlerde Abidin Daver de Garden Bar’ı ziyaret eder ve özellikle fiyatlardan yakınır: “Garden Bar da çok pahalıdır. Fransız şarkıcısı Milton’un şerefine burada bir tek kadeh votka, bir fincan kahve, garson bahşişi hariç 250 kuruşa, bahşişle berber 275 kuruşa çıkarılmıştır. [...] Viyana’da, Garden Bar ayarında, fakat numaraları çok daha güzel bir barda üç kişi 10-12 şilin ile bir şişe şarap içerek mükemmelen eğlenebilin ki 250-300 kuruş demektir. Garden Bar’ı ve diğer eğlence yerlerini idare edenler, bu pahalılığın vergilerin ağırlığından ileri geldiğini söyleyeceklerdir. Ben aksini iddia edecek vaziyette değilim.”17 1936 yılının son günü yapılan yılbaşı eğlenceleri için Maksim ve Tepebaşı Garden’ın ortak ilan verdiğini görürüz. Her iki mekânın da aynı yönetim altında olduğu ilanlarda belirtilir ve eklenir: “Aynı eğlenceler, aynı yemekler, görülmemiş numaralar, kotiyonlar, kıymetli hediyeler, büyük çiçek muharebeleri, konfeti ve serpantiler.” 

Lehman’dan sonra Garden Bar

Jean Lehman 17 Aralık 1933 günü ölünce yerine yeğeni Koço Petridis geçer. Amcası Jean Lehman’ın yanında yetişmiş olan Petridis, onun ölümüyle servetinin ve mekânlarının da vârisi olmuştur. Ölümünden sonra Gregor’un18 yazdığı bir makaleden Petridis’in çalışmaya ilk olarak Garden Bar’da başladığını öğreniriz. Onun için “gösteri dünyasının ulu Manitu’su” benzetmesini yapan Gregor anlatıyor: “Konstantin Petrides (dostları için Koço), Pera Palas ile Şehir Tiyatrosu arasında yer alan bu Bar’ı [Gardenbar] zarif gece kuşlarının buluşma yeri hâline getirmeyi bilmişti. Müşteri kitlesi büyük bir özenle seçilmişti ve halen Beyoğlu barlarını dolduran ayak takımı, babadan zenginlere ve iyi insanlara ayrılmış bu çerçevenin içine asla giremezdi.” O dönemde Garden Bar yanı sıra Maksim’i ve Sarıyer’deki Canlı Balık Lokantası’nı da işleten Petridis, 1937-39 yılları arasında üç dilde (İngilizce, Fransızca ve Almanca) ve yaklaşık 70 sayı yayımlanan Reflector dergisinin de sahibiydi. Dergi, o yılların İstanbul’unun alafranga gece yaşamını haber ve ilanlarla yansıtarak dönem hakkında daha fazla bilgi edinmemizi sağlar. 

Reflector dergisinde yayımlanan
bir Garden Bar ilanı, 10 Eylül 1938

“Caz kralı” ismiyle tanınmış olan Gregor 1938 kışında Garden Bar’da çalışmaya başlar. 10 Kasım 1938 gecesi Garden’ın programı ilanlara şöyle yansır: “Şark müzikholleri arasında bihakkın birinci mevkii ihraz eden Garden, sonbahar mevsiminin açılışından beri sevimli Gregor tarafından vaz’ı sahne edilen gayet orijinal temaşalı taam [yemek] galaları takdim etmektedir. Bu temaşalı taamların üçüncü galası bu akşam Sirk Geceleri Revüsü ile başlıyor. Gregor bize bir saat zarfında cambazları, Midilli atı, terbiyeli köpekleri ve soytarıları ile seyyar bir sirk hayatını gösterecektir. Bu çatı altında taam edilecek ve Garden’ın muhterem müşterileri sofralarını, localarda veya sirk meydanının etrafında intihab edebileceklerdir. Cidden mevsimin en orijinal bir galası olacaktır. Garden’ın teşebbüsü sayesinde Paris Ambassadeurs’leri veya Londra Circus’ları gibi temaşalı taam formülü memleketimizde de tatbik edilmekte ve fazla muvaffakiyet kazanmaktadır.”19

Ama artık Garden Bar’ın son günler yaklaşmıştır. Gazete haberlerinden İstanbul Belediyesi’nin aldığı kararla Tepebaşı’ndaki yapılardan Garden Bar ve Asri Sinema’nın yıkılacağını öğreniriz. Vakit gazetesi yıkım haberini şöyle verir: “Tepebaşı’ndaki Gardenbar binası bugünden itibaren yıkılmaya başlanacaktır. Binayı tutan zat [Koço Petridis kastediliyor] buradaki eşyalarını ve tesisatını son günlerde Maksim’e nakletmişti. On günden beri Gardenbar kapalı bulunuyordu. Bu bina ile Şehir Tiyatrosu’nun arkasına düşen yazlık sahne de yıkılacaktır. Bundan başka Asri Sinema binası ile Şehir Tiyatrosu arasındaki bahçe de bu sene kiraya verilmemiştir. Şehir mütehassısı Prost pazartesi günü şehrimize gelecektir. Mütehassıs ilk günlerde Tepebaşı bahçesinin müstakbel vaziyetini tesbit edecektir.”20 Gazetelerde Tepebaşı’nda yeni bir Garden Bar yapılacağı yolunda haberler çıksa da, bu gerçekleşmez. Bölgenin bundan sonra nasıl şekillendiği ise ayrı bir yazı konusu…

Netfix’de yayımlanan
Pera Palas’ta Gece Yarısı dizisinde
Garden Bar

1. Fikret Adil Hilal-i Ahmer kermesinin 1911 yılında açıldığını yazarsa da biz bunun en geç 1910 yazında olabileceğini düşünüyoruz.

2. Huguenin, 1890’da Bağdat Demiryolları Direktör muavini olarak İstanbul’a gelmiş, direktör 1908 yılında bu kurumun bayına geçmişti. Huguenin, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra da Almanya’ya dönmüştü.

3. Bkz. Gökhan Akçura, “İstanbul’da ilk kabare. Henri Yan ve Catacloum”, Bir Şehr-i İstanbul ki… (İstanbul: Oğlak Yayınları, 2019).

4. The Oriental Advertiser, 22 Eylül 1910.

5. Yorgo Bozis- Sula Bozis, Paris’ten Pera’ya Sinema ve Rum Sinemacılar (İstanbul: YKY, 2014), 84.

6. Lehman’ın ortakları Hügo Arditi ve Albert Saltiel’dir. Bu bileşke Tepebaşı Dram Tiyatrosu, Tepebaşı Anfi (Komedi Sahnesi), Tepebaşı Bahçesi, Garden Bar Pavyonu, Varyete (Ses) Tiyatrosu, Taksim’de Maksim Bar ve Taksim Bahçesi’nin (gazino ve tiyatro binasıyla) işletmeciliği yapardı. Bu mekânların yönetimini üstlenmeleri aynı anda olmamıştır elbette. Bu süreç 1904’ten 1940’ların başına kadar uzanır. Lehman ve ortakları Tepebaşı külliyesini 1934 yılına kadar ellerinde tutarlar. Bkz. Gökhan Akçura, “İstanbul Emprezaryoları”, Bir Şehr-i İstanbul ki… (İstanbul: Oğlak Yayınları, 2019).

7. Fikret Adil, Gardenbar Geceleri (İstanbul: İletişim Yayınları, 1990), 8.

8. Behzat Üsdiken, Pera’dan Beyoğlu’na (1840-1955) (İstanbul: Akbank Kültür ve Sanat Kitapları, 1999), 123.

9. Hikmet Feridun Es, “Yarım yüzyıl önce esen fırtına: Beyaz Ruslar İstanbulda”, Kaybolan İstanbul’dan Hatıralar (İstanbul: Ötüken Yayınları, 2010), 67-71.

10. Hakkı Süha Gezgin, İşgal Günlerinde İstanbul (İstanbul: Kapı Yayınları, 2019), 36, 38.

11. Charles King, Pera Palas’ta Gece Yarısı, çev. Ayşen Anadol (İstanbul: Kitap Yayınevi, 2015), 132-33.

12. Cumhuriyet, 18 Haziran 1939.

13. Daha sonra İpek adını alacak olan Opera Sineması, Emek Sineması’nın yanında kepenklerle örtülü duran yanmış binaydı. Bkz. Gökhan Akçura, Aile Boyu Sinema, 2. basım (İstanbul, 2004).

14. Milliyet, 26 Nisan 1929.

15. Bkz. Gökhan Akçura, “Siyah Kuşlar ve Douglas”, Manifold

16. Akşam, 24 Şubat 1932.

17. “Eğlence pahalılığı”, Cumhuriyet, 22 Ekim 1936.

18. Gregor için bkz. Gökhan Akçura, “Caz Kralı Gregor’un Fantastik Geceleri”, İstanbul Şarkıları (İstanbul: Oğlak Yayınları, 2019).

19. Cumhuriyet, 10 Kasım 1938; Akşam, 10 Kasım 1938.

20. Vakit, 28 Nisan 1939.

Beyoğlu, dizi, eğlence, Garden Bar, Gökhan Akçura, Netflix, Pera Palas’ta Geceyarısı