Allah’ın Cenneti
(1939, yön. Muhsin Ertuğrul)
filminden bir düğün sahnesi
Doksan Yıl Önce
Çöpçatanlık Şirketleri Sizi Bekliyor

1931 yılı Mart ayında gazetelerde küçük ama ilginç bir ilan karşımıza çıkar:

“SAADET İSTİHBARAT ODASI
Evleneceklerle ere varacakların saadetine çalışır ve her günkü ihtiyacını ehven tedarik eder ve her nevi muamelât ve tahriri müracaatını deruhte ve kabul eder. Beyler 8-9, 1-2. Hanımlar 12-1. Sultanahmette tramvay tevakkuf mahalli karşısında. Şeftali Sokak 26.” Ne demek istediğini üç aşağı beş yukarı anlıyoruz da, o rakamlar ne ifade ediyor, bir muamma! Bir süre sonra bu odayla ilgili bir haber yine gazetelerde yer alıyor. Buna göre Saadet Odası verdiği ilanla “evlenme ve müstahdemin işlerile uğraşacağını söylüyor ve erkeklerle kadınların günün muayyen saatlerinde burada buluşarak konuşabileceklerini bildiriyor.” Galiba o rakamlar bu buluşma saatleriyle ilgili. İlanı herkes gibi Belediye de garip bulmuştur. Gazetenin açıklamasına göre işin ilginç tarafı “idarehane için Belediye’den müsaade alınmamıştır.” Ve bu nedenle Belediye bu müessese hakkında tahkikat yapmaya başlamıştır.1

Saadet İstihbarat Odası ilanı, Milliyet,
16 Mart 1931

Abidin Daver ise Cumhuriyet gazetesindeki “Hem Nalına Hem Mıhına” köşesinde kuruluşu pek hayırla anmıyor: “Adeta Zahire Borsası, Hayvan Borsası gibi bir şey: Karı koca borsası!” Yazı ilginç bir yeni bilgi de aktarıyor: “Saadet İstihbarat Odası, evlenmeye talip kadın ve erkeklere birer numaralı madeni rozet verecekmiş! Bunlar rozetleri yakalarına takıp gezecekler ve sokakta karşılaştıkça münhal ve evlenmeye talip olduklarını anlayıp, şayet birbirlerini beğenirlerse odaya müracaat edecek, başgöz olacaklarmış!”2

Gazete ve dergileri takip ederek Saadet Odası’na 1934 yılında, bu kez Hafta dergisinde rasgeldik. Kartında “açılma tarihi”nin 10 Temmuz 1930 olduğu yazılı. Odanın kurucusu eski “hariciye memurlarından” Salih Karahan adında yaşlı ve zengin bir kişi. Kuruluşun ne menem bir şey olduğunu anlamak için Hafta dergisi adına yola çıkan muhabirimiz, Saadet Odası’nın kapısını çalar ve Salih Bey’in bu işe niçin giriştiğini bizzat kendi ağzından öğrenir:

“Yirminci asırda yaşamak şartları ve hayat telakkisi, izdivacı maalesef güçleştirmiştir. Kimse evlenmek istemiyor. Bu yüzden kızlar evde kalıyor. Gençler avuç dolusu para ile sıhhatlerini Beyoğlu’nda şehvet evlerine döküyor, gizli fuhuş artıyor. Bunun için izdivacı tamim etmeli... Herkes vazifesini yapmalıdır. Hepsi bu kadar değil: Evlenmek istediği hâlde evlenemeyenler var. Bugün gençlerin vasati kazancı 50-70 liradır. Bu kazançta gençler evlenmek hususunda daima büyük müşküllerle karşılaşıyor. İşte odamızın rolü burada. Bize evlenmek isteyenler müracaat ediyor; kendilerini kaydediyoruz. Bir broşürümüz var, buraya isteyenlerin resimlerini ve adreslerini basıyoruz, istemeyenlerin de yalnız yaşlarını, meziyetlerini ve diğer vasıflarını yazıyoruz. Bunu okuyan kız ve erkeklere de evlenmek isteyenler listesinden birini seçmek düşüyor.” Salih Bey propaganda faaliyetlerine de önem vermektedir: “Her gün yeni bir ilan ve propaganda broşürleri bastırıyorum. Bunlardan bazısını tayyare ile attıracağım. Radyoda konferans vermek, büyük meydanlara elektrikle ‘Evlen!’ kelimesini yazdırmak tasavvurlarım dahilindedir. Ayrıca da mecmua çıkaracağım.”3

Miyardan Geçirmek

Bir iki yıl sonra bu kez Haber gazetesi de Saadet Odası ile ilgilenir. “Evlenmek isteyip de eş bulamayanlara müjde!” üst başlığıyla sunulan haberde şirketin “evlenmek isteyenleri yakında birer rozetle işaretleyeceği” bilgisi tekrarlanır. Gazete diğer bazı ayrıntılara da dikkatimizi çeker. Kapının üzerinde yer alan levhada şöyle yazmaktadır: “İzdivaca talip olanlara cemiyetleri için teminat mukabilinde faizsiz para verilir.” Anlaşıldığına göre, şirket evlenmek isteyip de mali gücü buna yetmeyenlere ödünç para da vermektedir… Gazetenin muhabiri Murat Sertoğlu kapıyı iterek içeri girer. Kapının üstüne takılmış bir çan içeri girişini haber verir. Sağ taraftaki vitrinde kadın ayakkabıları, elbiselik kumaşlar, gömlekler görünce şaşırır, adres yanlış mı acaba diye düşünür. Onu karşılayan Salih Bey hemen açıklar: “İşte bütün bu gördüğünüz eşyaları, evlenmeye talip olanlara maliyet fiyatına veriyorum.” Ardından bir soru üzerine evlenmek için gelenleri elindeki bir “miyar”dan geçirdiğini söyler. Miyar şimdilerde “ölçüt” sözcüğüyle hemen hemen aynı anlama geliyor. Salih Bey’e göre saadetin birinci şartı bu miyardır. Buna uygun olanları tanıştırıp evlenmelerini sağlamaya çalışmaktadır. Peki bu miyar nedir: “Saadetin birinci şartı: Kadın, yaş ve mal cihetinden erkekten aşağı; terbiye, iffet ve cemalce erkekten üstün olmalıdır.” Bu özellik olmazsa evlenme de olmaz diye buyurur…

Ardından evlilik vecizelerini sıralamaya başlar:
“İzdivaç bir emr-i zaruridir.
Bir milletin, bir devletin hakiki kuvveti insan kuvvetidir.
Evlen, evlen ki çoğalalım!
Erkekle kadın şahsı vahit [tek bir kişilik] teşkil etmek üzere yaratılmışlardır.
Erkeğin haddizatında nevakısı [eksikleri] vardır ki kadın tamamlar. Kezalik kadında da eksiklikler vardır. Bunu da erkek itmam eder.
Bekâra mücrim denemezse de maznun denebilir.
Yavru kuş yuva yapamaz.
Kadın, erkek himayesine muhtaçtır.
Kolda taşınan paltolar yeni de olsalar müstamel [kullanılmış] sayılırlar.”

Muhabirimiz, Salih Bey’in aktardığı son vecizenin anlamını kavrayamaz. Boş boş baktığını gören Salih kardeşimiz gülerek açıklar: “Nasıl, bu son vecizemi beğendiniz mi? Bunu evlenmek değil de eğlenmek maksadıyla parklarda kollarına kızları takıp gezenler için icat ettim.”

Saadet Odası haberi, Haber,
30 Temmuz 1936

Rozetin Aslı Astarı

Ha bire karşımıza çıkan şu “rozet” meselesi nedir peki? Bunu da Salih Bey açıklıyor: “Yakında defterimde yazılı evlenmeye talip olanların yakalarında birer rozet göreceksiniz. Bu rozette birer numara olacak. Bu numaraları görenler bana müracaat ettikleri takdirde gördükleri talip bay ve bayanın kim olduğunu anlayacaklar. Bundan da çok faydalı neticeler elde edeceğimi umuyorum.”

Aradan iki yıl daha geçer. Bu kez 1938 yılındayız, Saadet Odası’nın çalışmaları sürmektedir. Resimli Hafta dergisi muhabiri N. Bora, gazete gördüğü bir ilan sayesinde keşfettiği kuruluşla ilgilenir. Şirket bu ilanında “Evlendirir-Ere Verir” sloganı kullanmaktadır. İlan metni ise ilginç:
“En ucuz hayat evlilik hayatıdır. Dost iyi günlerin dostudur. Karı, kötü günün de dostudur. Karı aç da kalsa kocasına her gün hizmet eder. Hizmetçi aç çalışmaz, çalar çalmaz onu bilmem, var yok demez üste bir de aylık ister. - Zaniye [fahişe] hastalıklı kadın demektir. En az yüz lira malından, yarı da canından eder. - Gençlikte evlenmeyenin gülüp gezmesi, bayramda elbisesiz çocuğun gülüp gezmesine benzer. - Bayım: Evlen!”

Bu ilginç ilanın peşine düşen N. Bora, bir müşteri gibi dükkâna gelerek bilgi almaya çalışır. Şirketin yöneticisi ise onu üye yapmaya çabalamaktadır. N. Bora Bey bu üyelik işleminin ücretli olup olmadığını sorar. Aldığı cevap, “elbette” olur: “Size mektup yazmak, kazanç vermek, ev kirası, vesair masraflar hep bu paradan ayrılacak. Gerçi kendim bunu teksir-i nüfus [nüfus artışı] ve evliliğin artması için fî sebilulah [hayır için] yapıyorum. Fakat üste de cebimden ekleyecek değilim tabii!” Muhabir merak etmiş gibi bu işten kazancının ne olduğunu sorunca, yönetici şöyle anlatır:

Resimli İzdivaç

“Kazancım, tavassutumla [benim aracılığımla] kurulan ailelerin dostluğu... Hiçbir maddi menfaatim yok, üstelik zararım var... Ara sıra cebimden bu işin masraf faslına para eklemek mecburiyetinde kalıyorum! Fakat ben, bu feragati adeta memlekete hizmet sayıyorum.” Ardından tanıtım çalışmalarını anlatmaya başlar:
“Cumhuriyet bayramına benim de hazırlıklarım var. Renkli kâğıtlara ‘Evlen ki çoğalalım, adetçe faik [üstün] olalım’ diye yazdıracağım. Bunları merasim alayı buradan geçerken evin damından halkın üstüne atacağım. İşimin sahibi de ben, propagandacısı da gene benim... Bundan evvel şu Resimli İzdivaç mecmuasını çıkarttım. Bayilere verdim dağıtmadılar, dağıtamadılar, kendim de arkasından koşamadım. Mecbur oldum burada, müracaat edenlere kendim vermeğe... Ah bilmezsiniz, bu hususta ne feragat sahibi bir adamım... Evlenecek olanlara az miktarda teminat mukabilinde düğün parası da veririm. Bunun için faiz almam. Gerçi şimdiye kadar para isteyen, teminat veren de olmadı ama... Dünya bu...” Resimli Hayat muhabiri biraz daha sıkıştırınca, şirketin kurulduğundan bu yana geçen sekiz yıl içinde sadece üç evlilik gerçekleştirildiği anlaşılır ve röportajın ciddiyeti iyice kaçar.

Aynı yıl Saadet Odası’yla ilgili ilginç bir gazetecilik olayı daha yaşanır. Son Posta muhabiri Hatice Hatib evlenme bahanesiyle söz konusu izdivaç idarehanesine girer ve burada kendi ifadesiyle bir “kadın gazeteci neler görür” aktarmaya çalışır. Şirketin kapısına gelince metal bir levha karşısına çıkar: “Müracaat günleri pazartesi, çarşamba 12’den 2’ye, cuma günleri 10’dan 12’ye kadar.” İçeri girer, burada da “Oturunuz” yazılı bir levhayla karşılaşır. Etrafına bakınır, bir kanepe görür, tam oturacakken yüksek bir ses “Oturmayınız!” diye bağırır; elli yaşlarında sevimli bir zat, yani Salih Karahan kadraja girer. Açıklama yapar: “Oturmayınız, eteğiniz siyah, kanepe tozludur.” Hemen koşup kâğıt kalem getirir ve soru-açıklama arası bir konuşma başlar:
“İsminizi, adresinizi söyleyiniz, istediğiniz evsafı [nitelikleri] da ilave ediniz… Sizin istediğiniz evsafta bir talip çıktığı zaman haber veririz. Fakat siz taliple görüşemezsiniz. Talip ancak akrabanızdan bir erkekle görüşür. O kadar. Eğer düğün yapacak iktidarınız olmazsa lazım olan parayı da ikraz ederim [borç veririm].” Hatice kızımız bu işlem için kaç para ödeyeceğini sorarsa da, aldığı cevap “Hiçbir ücretiniz yok. Bu işi Allah rızası için yapıyorum” olur.

İhap Hulusi imzalı bir nikah konulu kart

Sınıfsal Tahlil Çabası

Hatice Hanım artık rol yapmanın bir yararı olmadığını görerek, gazeteci olduğunu açıklar. Salih Bey rahattır: “Ziyanı yok, işte size oldukça iyi malumat verdim galiba.” Gazetecimiz sorularına geçer. Önce sınıfsal bir tahlil yapmaya soyunur: “Size müracaat eden insanlar hangi tabakaya mensupturlar?” Salih Bey özetle, şaşırtıcı ama daha çok zengin kişiler başvuruyor diye açıklama yapar, örnekler verir. Hatice kızımız bu işlerin para alınmadan yapılmasına pek inanmamaktadır, biraz sıkıştırmaya çalışır, “Hediye olsun aldığınız bir şeyler yok mu yani?” diye... Salih Karahan cevaplar: “Ne hediyesi kızım; onlara yardım olsun diye verdiğim paraları bir geri alabilsem. Bu bile kârdır. Onları bile bazen alamam.” Röportajcımız tatmin olmuş olacak ki yazısını şöyle bitirir: “Bu idealist çöpçatana verdiği malumattan dolayı teşekkür ederek yanından ayrıldım.”4

Saadet Odası’yla ilgili görebildiğimiz son röportaj ise 1941 yılına ait. Bu kez Vakit gazetesinden Reşat Mahmut el atıyor konuya. İlk soru her zaman karşımıza çıktığı gibi: “Bugüne kadar kaç kişiyi evlendirdiniz?” Cevap hazin: “İlk altı senede yalnız ve yalnız yedi izdivaç!” Ama açılalı on bir yıl olmuş, niye ilk altı sene söz konusu, bunun cevabı yok… Ardından yıllar boyu nasıl bir evlilik neferi gibi çalıştığının hikâyesini anlatmaya koyulur: “Burayı 1930 senesi 10 Temmuz’unda açtım. Mücadelenin pek çetin olacağını tahmin ediyordum. Memleketimiz henüz böyle şeylere alışık değildi. Onları alıştırmak vazifesinin de bana düştüğünü görüyordum. Gel gör ki ben nümayişsiz çalışmaya azmetmiştim. Reklam, patırtı, gürültü istemiyordum. Yavaş yavaş cemiyetimize ekserisi erkek olmak üzere 157 aza kaydedebildim. Gün geçtikçe azamızın daha da çoğalacağını görüyordum. Kendilerinden aidat almıyoruz. Bize sadece isim ve adreslerini bildirmeleri kâfidir. Ben lüzum gördükçe Resimli İzdivaç gazetesini çıkarıyorum. Orada izdivaca talip olanların isimlerini, resimlerini neşrediyorum.” Benim bir nüshasını bile bulup göremediğim bu gazeteyi röportajcımız Reşat Bey eline alıp incelemeye başlar: “İçinde müstakbel damatların türlü türlü pozları var. Kimi elini şakağına dayamış, kimi sırıtmış veya somurtmuş. Yalnız bir tek gelin resmi yok.” Neden olduğunu tahmin ediyor ki, Salih Bey’e sormuyor bile…5

Ferdi Bey Niçin Hep Aynı Röportajı Yapar?

Kurumlaşmış çöpçatanlık konusunda karşımıza çıkan ikinci olay ise bir dernek: Evlendirmeyi Kolaylaştırma Cemiyeti. Bu cemiyeti önce, gazeteci Ferdi Öner’in 1948 yılında Yedigün dergisi için yaptığı röportaj sayesinde tanıyoruz. Bu yazıdan anlaşıldığı üzere, cemiyet 14 Ekim 1947 tarihinde kurulmuştur. Başkanı ve kurucusu Fatma Zekiye Ergenç’tir. Fatma Zekiye Hanım derneğin nasıl kurulduğunu şöyle anlatıyor:

“Önceleri bazı tanıdığım aileler arasında aracılık yapıyor, birçok gençleri baş göz ediyor, böylece hayatımı kazanıyordum. Bu işe bir müddet devam ettim ve nihayet geçenlerde bu faaliyeti daha meşru ve geniş bir şekle sokmayı düşündüm. Maksadım, hükümetten müsaade almak suretiyle bir cemiyet kurmak, evlendirmeyi kolaylaştırmak için çalışmaktı. Aklı erenlere bu fikri açtığım zaman çok müsait karşılandı. Bana, Avrupa’nın birçok yerlerinde böyle müesseseler olduğunu söylediler. Kalktım, Ankara’ya gittim ve alakalılarla temaslarda bulundum. Yakın akrabalarımdan tanınmış bir hukukçu beni bu yolda yürümem için teşvik edince, İstanbul’a döndüm ve bir istida ile vilayete müracaat ettim. Verdiğim istidaların birkaçı, her nedense, redde uğramıştı. Fakat ben yılmadım, teşebbüslerimde ısrar ederek, kuracağım cemiyetin mevzuata ve içtimai nizama uygun bir gaye ve mahiyet taşıdığını ispata her zaman hazır olduğumu söyledim. Siyasi ve içtimai durumum uzun uzadıya tetkik edildi ve nihayet 14 Ekim 1947’de ‘Evlendirmeyi Kolaylaştırma Cemiyeti’nin kurulmasına resmen müsaade olundu.”6

Genel Başkan Fatma Zekiye Hanım’ın verdiği bilgilere göre, kurulmasından bu yana sadece üç ay geçmesine rağmen, cemiyetin 300 üyesi vardır ve bunların 70’ini evlendirmeyi başarmışlardır. Cemiyetin çarkı şöyle işlemektedir. Evlenmek isteyen üye kaydedilirken, (o zaman için epeyi bir para olan) 10 liralık giriş aidatını ödemektedir. Fatma Zekiye Hanım başvuruyu incelemekte, karşı cinsten başvurular arasında uygun bir eş adayı görürse, bildiğimiz eski yöntemlerle görücülüğe gidilmektedir. Eşler arasında da cemiyeti temsilen olsa gerek, mutlaka Genel Başkan Fatma Zekiye oturmaktadır.

Aradan iki yıl geçtikten sonra yine aynı gazeteci, yani Ferdi Öner, bu kez başka bir dergi için, aynı cemiyetle yeni bir röportaj daha yapar.7 Cemiyetin başkanı değişmiştir. Yeni genel başkanımız emekli Albay Cemil Kundak’tır. Eski Başkan Fatma Zekiye Hanım bu kez yönetim kurulu üyeliğiyle yetinmektedir. Ama derneğin üye kayıt sistemi ve çöpçatanlık kurumunu işletme biçimleri değişmemiştir. Üstüne üstlük, görücülüğe gidildiğinde yine Fatma Zekiye Hanım gelinle damadın arasına oturmaktadır. Bu yeni röportajdan derneğin binasının Cağaloğlu’nda Babıâli Caddesi 26 numarada bulunduğunu ve Ankara, İzmir gibi büyük kentlerde şube açmayı düşündüklerini öğreniyoruz. Bu arada ister istemez aklımıza bir de soru takılıyor: Gazeteci Ferdi Öner’in bu dernekle ne alıp veremediği vardır? Acaba üye aidatı vermeden bir eş mi bulmaya çalışmaktadır?

Asrilik Serbestilik

Biraz da Ferdi Bey’in ısrarları sonucu, diğer gazeteciler de cemiyetle ilgilenmeye başlar. Akşam gazetesinin deneyimli yazarı Cemalettin Bildik hep önünden geçtiği cemiyet binasını ziyarete karar verir. Kapıdan girince kendisini genç bir delikanlı karşılar, anlaşılır ki bu zat Fatma Zekiye Hanım’ın oğludur. Üst kattan terlikleriyle Fatma Hanım iner; demek ki der Cemalettin kardeşimiz, üst kat Fatma Hanım’ın hanesidir. Ardından konuşmaya başlarlar. Cemalettin Bildik evlenmeye niyetli bir adam rolünü oynar önce, şartları öğrenir. Sonra havadan sudan konuşur gibi röportaja başlar:
— Bana evlenmeyi güçleştiren sebepleri söyler misiniz?
— Ah, bunu bilmeyecek ne var… Evvela mesut bir aile yuvası kuracak karakterde bir kız bulmak.
— Bu o kadar zor mu?
— Hele şu zamanda…
— Zamanın nesi var?
— Asrilik, serbestilik…
— Peki ama bunlar fena şeyler mi sanki?
— İyiye kullanılırsa iyi ama, birçokları asriliğin ve serbestliğin manasını anlayamıyorlar da erkekleri kendileriyle evlenmekten korkulacak vaziyete düşüyorlar.
— Başka ne gibi güçlüğü var bu işin?
— Para… Bence evlenmek isteyen asil delikanlılar var ki kazançları bir aileyi geçindirecek kadar, [hatta] nişan ve evlenme masraflarına yeter paraları yok.

Sohbet böyle sürüp gider. Fatma Zekiye Hanım en sonunda Cemalettin Bey’in gazeteci olduğunu anlar. “Yazacak mısınız bu konuştuklarımızı?” sorusuna olumlu cevap alınca da “Yazın! Çünkü söylediklerimin içinde ne yalan vardır ne de mübalağa. Her şeyi olduğu gibi anlattım…” der.8

Fatma Zekiye Hanım’da bir şeytan tüyü var galiba. Aynı Ferdi Öner gibi, Cemalettin Bildik de kısa bir süre sonra yine bir röportaj yapmak vesilesiyle cemiyeti yeniden ziyaret ediyor. İki yıl önce evlendirdiği eşlerin sayısını 700 olarak veren başkanımız, iki yıl geçtikten sonra bu sayıyı 900’e yükseltiyor. Röportaj önce evlenmek için başvuran genç bir mühendisin Fatma Zekiye tarafından sorguya tutulmasıyla başlıyor: Ne iş yaparsın, kaç para kazanırsın, askerliğini yaptın mı, nerede oturursun, nasıl bir kadından hoşlanırsın? Cevapları alındıktan sonra delikanlıyı cemiyete üye yaparlar. Tabii 10 lira karşılığında… Adresi alındıktan sonra, genç mühendise üç gün sonra telefon etmesini söylerler. Telefon: 25249… Ardından muhabbet evlilik, insanlar, aşk üzerine sürer gider.9

Fatma Zekiye, 1952

Birkaç yıl sonra cemiyete ve Fatma Zekiye Hanım’a bir başka derginin röportajında yeniden rastlıyoruz. 1953 yılında Merhaba dergisi için yapılan röportajda bu kez bir dönemin ünlü gazetecisi Feridun Kandemir’in imzası vardır. Kandemir “İstanbul’un meşhur Çöpçatanlar Kraliçesi” diye tanıttığı Fatma Zekiye Hanım’a “Derneği nasıl kurup geliştirdiniz?” diye soruyor. Buna alınan cevap sayesinde az önce pek merak ettiğimiz bir konuda da bilgi sahibi oluyoruz. (Unutanlara hatırlatalım; hani gazeteci Ferdi Öner niye ha bire bu röportajı yapıyor demiştik ya!) Evet, Fatma Zekiye Hanım anlatıyor:
“Sekiz sene evvel, bir gün böyle otururken, tanıdık bir müfettiş ziyaretime gelmişti. Laf arasında ‘Hanımefendi, siz hayırseversiniz. Bir cemiyet kursanız da bunca evlenmek için çırpınıp duranların dertlerine derman bulsanız’ dedi. Hiç tereddüt etmedim. Hemen istidayı verdim. Çok geçmeden muvafık cevap geldi. Kurduk cemiyeti... Bunu duyan bir gazeteci, sizin gibi konuşmaya geldi. Şuradan buradan derken, kendisinin de bekâr olduğunu, bir türlü evlenemediğini söyleyince... Bir taşla iki kuş vurmuş oldu... Haftasında nişanladık... İlk düğünü yaptık...”

Gazeteci tarihinin değerli fertlerini evlendirerek tarihe geçmeye hak kazanan bu cemiyet acaba hâlâ yaşıyor mu? Hiç zannetmiyorum. Öylesine güçlü rakipleri var ki! Fatma Zekiye Hanım’a başvurmak, aidatı vermek, üye formunu doldurmak... Oh oh oh... Kim uğraşacak artık bunlarla. Yıllar içinde evlenmek pek kolaylaştı. Önce telefonun bu alana el attığını gördük: “Alo evlilik?” Verirsin kaydını, dakikası şu kadar şu kadar lira, beklersin namzetleri... Daha seçici olmak istersen internette birçok evlenme siteleri icra-yı faaliyette. Resmini gör, bilgisini al, mesajını yaz, buluşabilirsen buluş… Sonrası sana kalmış. Vitrine oynamak istersen televizyonlarda evlendirme programları ne güne duruyor. Katıl, âlem seni tanısın! Yalnız çöpçatanlık mı, her şey yeni organizasyonlarla kuşatılmış durumda. Evlenme teklifini özel hâle koyan şirket mi istersin, “çok özel” (!) düğün fotoğrafları çeken firmalar mı? Nişan töreni, düğün organize eden kuruluşlar Edirne’den Kars’a kadar arı gibi çalışıyor. Ama unutmasınlar ki icra ettikleri bu mesleğin de bir tarihi var! Bunu bir hatırlatma yazısı olarak hizmetlerine sunuyorum.

1. Son Posta, 13 Temmuz 1931.

2. “Karı koca borsası”, Cumhuriyet, 10 Temmuz 1931.

3. G.Fa.Has, “Sultanahmette Saadet Odası”, Hafta, 10 Ekim 1934.

4. Son Posta, 23 Ağustos 1938.

5. Reşat Mahmud, “Evlenmek istiyor musunuz? O halde Saadet İstihbarat Odası’na başvurun”, Vakit, 13 Ağustos 1941.

6. Yedigün, 11 Ocak 1948.

7. Salon, 1 Mart 1950.

8. Cemalettin Bildik, “Evlenmeyi güçleştiren sebepler nelerdir?”, Akşam, 11 Şubat 1950.

9. Cemalettin Bildik, “900 gelini ile 900 damadı olan bir kadın!”, Akşam, 14 Temmuz 1952.

çift, çöpçatanlık, Evlendirmeyi Kolaylaştırma Cemiyeti, evlilik, Gökhan Akçura, Resimli İzdivaç, romantik ilişki, Saadet Odası