1972 yılında çekilen bir
yerli kovboy filminde Ayhan Işık
Biz Amerikan Kovboyları

Kovboylar hayatımıza önce film kahramanları olarak girdiler.1 İlk tanıştığımız kovboy, sessiz sinema döneminin ünlü kovboyu Tom Mix’ti. Daha western adı yoktu, “kovboy filmi” deniyordu bu filmlere. Aslında Tom Mix kahramanın değil artistin adıydı, ama afişlerde “Tom Mix Vahşi Batı filminde oynuyor” ya da benzeri bir duyuru yer aldığı için, kahramanın o filmdeki rolünün adı unutulup gidiyordu. Kahramanımız artık Tom Mix’ti!2 Elbette arkasından başka aktörler ve filmler geldi. Randolph Scott, George Montgomery, Gene Autry, Roy Rogers, Audie Murphy ve diğerleri. Ve en sonunda da John Wayne… John Ford da western türünün en önemli yönetmeni olarak öne çıktı. Kovboy filmlerinin3 günümüze kadar uzanan evrimi bu yazının konusu değil…

Ama adı geçenlerden Gene Autry’nin bize özgü bir öyküsü de var. Bu, çocukluk günlerinden bildiğimiz bir şarkıdır: “Biz Amerikan kovboyları, aslan Cinotri.” Cinotri yani Gene Autry! Ses mecmuasındaki bir yazı, bu şarkının kökenleri hakkında şunları söylüyor: “İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’ye Avrupa ve Amerikan filmlerinin gelmesi zorlaştı. Onun için Mısır’dan film ithal edildi. Fakat onlar da yetmeyince devrini tamamlamış filmler toplanmaya başlandı. Bunlardan biri de ünlü Amerikan kovboyu Gene Autry’nindi. Fakat film dublaj edilirken gitar çalıp kovboy şarkıları söyleyen Autry’yi halk sevmez diye üzerine türkü okundu. Böylece ünlü kovboy gitar çalıp türkü söyledi!”4 Bu arada İkinci Dünya Savaşı’nda Amerikan ordusunda pilot olan Gene Autry’nin, bir görev sırasında uçağının arızalanması nedeniyle Mersin civarına zorunlu iniş yaptığını da söylemeden geçmeyelim.5

Döneminin bir kartpostalında
kovboy filmlerinin ünlü artisti Tom Mix
1930’lu yılların kovboy filmleri
ciklet kartlarında

Anılarda Kovboy Filmleri

Bu ilk dönemin kovboy filmlerinin atmosferini o yılları yaşamış olan yazarlarımızın anılarından aktaralım. Örneğin Salah Birsel çocukluğunda Karşıyaka Melek Sineması’nda seyrettiği kovboy filmlerinin tiryakisidir: “İlk filmlerimi de ilkokul sıralarında seyrettim diyebilirim. O yıllar beni en çok saran filmler tefrikalı kovboy filmleriydi. Bu 36 kısımlık filmlerden, her hafta pazar günleri, öğrenci matinelerinde yalnız dört kısmı gösterilirdi. Bunlarla başka filmler de geçerdi ama, onları kim takar? Bu dört kısımlık filmleri büyük coşku içinde seyrederdim hep.”6 Konuya katkı babında, “Ah bizim geçmiş zaman kovboylarımız” diye girer lafa, ardından ekler: “Gene Autry’yi de Roy Rogers’i da hiç sevmemiştik. Çünkü onlar günümüzde geçen serüvenler yaşıyorlardı. Gerçi, sülün gibi atlara biniyorlar, yine kötüleri kovalıyorlardı; ama araya uçaklar, otomobiller, kamyonetler, trenler giriyor ve Vahşi Batı’ya özgü, bizim alışkını olduğumuz büyülü havayı bozuyorlardı.”7

1930’lu yıllardan kovboy filmi ilanları (sırasıyla: Cumhuriyet, 20 Ekim 1937; Cumhuriyet, 26 Kasım 1939;
Cumhuriyet, 27 Ocak 1937)

1940’lı yılların İstanbul’undan benzer bir tanıklık, Ahmet Murat’ın anılarından geliyor: “[Kovboy filmlerinin] sineması, umumiyetle Beyoğlu’ndaki Alkazar idi. Alkazar Sineması’na ilk gidişimiz 25 kısımlık Maskeli Beşler filminin oynaması ve biz 5-6 arkadaşın bu filmi görmek için harekete geçmemiz ile tahakkuk etti. Sinemanın iki balkonu var. Üst balkon 14 kuruş gibi idi. Aşağısı ise 25 kuruştu. Bizde 25 kuruşu bir araya getirmenin pek imkânı olmadığı için, ikinci balkona gitmek üzere hazırlıklara başladık. Ancak ikinci balkona bizim gibi ipsiz sapsız birçok çocuk gittiğinden, her an bir kavganın çıkması ve dayak yemek ihtimali de yüksek. Bu bakımdan mümkün olduğu kadar fazla kişi ile gidebilmenin hesaplarını yapmaya başladık. Her akşam senin kaç kuruşun var, benim kaç kuruşum var muhasebesi yanında, çok darda kalanlara ‘Ben bir kuruş veririm, o iki kuruş verir’ mücadelesi sonunda duhuliye paralarımızı tamamladık. 6-7 çocuk Beşiktaş’tan Dolmabahçe, Gümüşsuyu, Taksim tariki ile İstiklal Caddesi’nde Ağacami’nin karşılarına gelen Alkazar Sineması’na yayan geldik. Maskeli Beşler filminde, hangisinin maskeli olduğu bilinmeyen 5 kişinin, kötüler ile mücadelesini seyrettik.”8

Eski kovboy filmi afişlerinden örnekler

Kovboy Konulu Psikolojik Analiz

Bu ilk kovboy filmlerinin çocuklar üzerindeki etkisini bir psikolog olan Sabri Ander açıklamaya çalışır: “Kovboy, küçüklüğünü, zaafını içten duyan çocuğun büyümek, büyüklüğe özenmek, büyükler gibi yapmak isteğini sembolleştirir. Kovboy’un atı her doludizgin sürüşü, yüzü maskeli hayduda her yumruk atışı, hatta bir elinin baş parmağıyla her sigara sarışı çocuğun içine teptiği bir zorlu insiyakın bir nevi boşalışı, avunmasıdır. [Sinemada kovboy filmini seyreden] çocuk, bu havaya o kadar gömülür ki, artık perdedeki Tom Miks silinir ve çocuk onun yerine geçer. Küçüğü sinemada seyredin. Günlük hayatta ‘halim selim’ olan o, artık koltuğuna sığamaz olur. Gözleri büyümüştür. Solumaları artmıştır. Alnında ter taneleri incilenmiştir. Bütün adaleleri daimi bir büzülme ve genişleme hâlindedir. Bağırır, yumruk sallar, alkışlar…”9

Bu dönemin gazetelerine bakarsak, kovboy filmlerinden etkilenen çocuk ve gençlerin, çok fazla olmasa da, bazı suçlara bulaştığını görürüz. Örneğin Sıraselviler’de oturan 17 yaşındaki Jozef, 16 yaşındaki Harikdu’yu tabancayla öldürmüştür. Jozef ifadesinde, “Sinemalarda daima gördüğümüz kovboy oyununu oynuyorduk. Ben babamın yedili tabancasını boş zannederek yanıma almıştım. Fakat tabancanın içinde bir kurşun kalmış olacak ki, tetiği çektiğim zaman ateş aldı. Bu bir kazadır” diyerek savunur kendisini.10 1945 yılında 18 yaşındaki üç gencin kurduğu Karapençe Çetesi’nin mağazaları soyduğunu, yakalandıklarında verdikleri ifadede, ellerine para geçince Adana üzerinden Suriye ve Mısır’a geçmeyi, oradan da Amerika’ya giderek Teksas eyaletinde yerleşmeyi düşündüklerini öğreniriz. Burada yapacakları ilk işin kovboy filmlerine sahne olanlara benzer bir çiftlik satın alarak işletmek, öte yandan da sinema artistliği yapmak olduğunu söylerler.11

Eskiden lunaparklarda ve
panayır yerlerinde kafanızı sokup
fotoğraf çektirebileceğiniz modeller arasında kovboylar da yer alırdı.

Sonraki yıllarda kovboy filmlerinin (ve çizgi romanlarının) çocuklar üzerindeki etkisine karşı çıkış daha da keskinleşecektir. 1949 yılında Aile dergisi sorar: “Çocuklarımızı Tarzan’ın elinden, gangsterin kucağından, ham kuvvetin terbiyesinden ne zaman kurtarmağa çalışacağız? Sinirleri kovboy halatına, beyinleri Tarzan kafasına, duyguları gangster yumruğuna benzedikten sonra mı?”12 1952 yılında Cemal Refik (Delibaş), sokaklardaki çocukların “bir ellerinde tahtadan kılıçlar, bir ellerinde kapsüllü tabancaları ağızları ile silah sesi taklitleri yaparak birbirlerine” saldırmalarından şikâyet eder. Bu tür silahlı dövüş oyunlarının okulunun ise filmler ve bazı dergiler olduğunu söyler.13

Halit Fahri Ozansoy da, vapurda tanıştığı bir adamın çocuğuyla ilgili anlattıklarından hareketle aynı konu üzerinde düşünür: “Yavrucuk kovboy filmlerindeki gibi atlamalar zıplamalarla evi alt üst ediyormuş, hatta bir gün bir bıçak alarak ‘Seni öldüreyim mi?’ diye gülerekten babasının üstüne yürümüş. Baba da bunu gülerek anlattı, ben itirazlarımı ve bu sinema seyirlerine mani olmasını söyledim. ‘Çocuğu zapt edemiyoruz’ diye kesip attı. O günden beri düşünüyorum; her yerde çocuk sinemalarının açılacağı günleri bekleyinceye kadar, bu korkunç vaziyeti bir kanunla önleyemez miyiz? Dava mühimdir. Sinema, faydalı olacak yerde çocuklarımızı zehirliyor.”14

Eski bir stüdyoda çekilmiş
kovboy giysili çocuk resimleri,
kaynak: Tayfun Serttaş,
Foto Galatasaray
Pekos Bill ile özel bir ilişkim de var.
Ben daha üç yaşındayken babam
Pekos Bill dergileri alır, annem de her hafta birini bana okurdu. Bir gün evdeki koltuğun altına onlarca derginin saklanmış olduğunu gördüm. Meğer dergiler toplu olarak alınmış ve her hafta bir dergi meydana çıkarılıyormuş. İşin büyüsü kalmadı tabii, hepsini bir gecede okuttum. Bu nedenle çocukluk anılarımda bu Amerikan kovboyunun ve Kızılderili arkadaşının önemli yeri vardır. Bu çocukluk fotoğrafımda da kenarı püsküllü pantolonumla poz verirken ne kadar mutlu olduğum anlaşılmıyor mu? 
Pekos Bill’den iki renkli sayfa

Pekos Bill ve Diğer Çizgi Roman Kahramanları

Evet artık sırada kovboy çizgi romanları var. 1001 Roman dergisinde Buffalo Bill, Teks, Ateş Kovboy, Sisko Kid, Maskeli Süvari gibi kahramanların birer sayfa ayrılmış çizgi romanları çıkmıştır ama ayrı bir dergi olarak karşımıza çıkan ilk kovboy çizgi kahramanımız bir İtalyan üretimi olan Pekos Bill’dir. 1950’li yıllarda Pekos Bill uçuşan şeritli pantolonu, arkadaşları Davy Crockett ve Calamity Jane ile yetişme çağındaki çocukların gözdesi olmuştu.15 Pekos Bill’den sonra 50’li yılların satış başarısı kazanan ikinci çizgi roman kahramanı ise Tom Miks’tir. Yine İtalya’dan çıkan bu çizgi romanın asıl adı Capitan Miki’dir. Eski sinema aktörünün ismi unutulmamış olacak ki, Türkiye’deki yayıncıları Tom Miks adını daha cazip bulmuşlardır. 1956 yılında piyasaya çıkan Tommiks ve ardından gelen Teksas/Çelik Blek (Il Grande Blek) yüksek satışlar yakalayacak ve Türkiye’de çizgi romanın seyrini değiştireceklerdir. Hâlâ bu tür çizgi romanlardan bahsedilirken Tommiks-Teksas tamlaması kullanılır.16 Bu dönemden itibaren yayımlanan ve hatırladığım kovboy çizgi roman kahramaları arasında Deyvi Kroket, Bill Kid, Tex, Tom Braks, Kinova, Zagor, Ken Parker (Alaska), Kaptan Swing, Kit Taylor ve elbette Red Kit’i sayabiliriz.17 İlginç olan, bu çizgi romanların büyük çoğunluğunun İtalyan kaynaklı olmasıdır.

Türk Sinemasında Kovboy Filmleri

Öte yandan 1950’lerden itibaren kovboy filmleri daha kaliteli bir hâle gelecektir. Özellikle John Ford’un yönettiği filmler sinema tarihinde özel bir taşır. İlk yerli kovboy filmimiz de 1952 yılında çevrilir. Rejisörlüğünü Kadri Ögelman’ın üstlendiği bu filmin adı Adak Tepe’dir. Akşam Postası filmin Çamlıca tepelerindeki setini ziyaret edip, yönetmenle konuşur ve onun düşüncelerini aktarır: “Bu filmin hususiyeti kovboy tarzı oluşudur. Aynı zamanda milli bir davaya da temas etmekte ve öğretici rolü oynamaktadır.” Milli dava da sıtma mücadelesidir. Bütün bunları anlamını kavramaya çalışırken, konunun da Anadolu’da geçtiğini öğreniriz. Yine yönetmenin anlatımından, filmin bir köyün iyiliği için uğraşan Selim isimli bir doktor ile çıkarlarına zarar geleceğinden korkan büyük arazi sahipleri arasındaki mücadeleyi aktardığını anlarız. Yönetmenimiz, filmin kovboy tarzında olmasına karşın, mahalli oyunlar ve bol müzikle zenginleştirildiğini de ekler sözlerine. Ama röportajdan işin ‘kovboy’ yönünün nerede olduğunu anlamak pek mümkün olmaz. Gazetede yer alan fotoğrafta başroldeki Muzaffer Arslan’ın fötr şapka giydiğini görürüz. Herhalde filmin kovboyluğu bu şapkadan geliyor!18

Giovanni Scognamillo ve Metin Demirhan, Türk sinemasında yerli kovboyları ilk kullanan yönetmenin Nuri Akıncı olduğunu ve onun yönettiği 1962 tarihli Beş Hikâye filminde mızraklı oklu, başı tüylü Kızılderililerin de karşımıza çıktığını söyler.19 Agâh Özgüç ise Türk sinemasının ilk kovboy filminin 1963 yılında Ahmet Sert’in yönettiği İntikam Fırtınası olduğunu söyler. Bu filmin “konusuyla, kahramanlarının Teks, Tom, Clark, Meri gibi olan isimleriyle, yüzleri tebeşirle boyalı Kızılderilileriyle” tam bir kovboy filmi olduğunun altını çizer.20 Ama Türk sinemasında neredeyse serial çekilecek kovboy filmleri furyası aslında 1967 yılında başlar. Bu ilk yılın önemli filmleri şöyle sıralanabilir: Cüneyt Arkın’ın başrolde olduğu ve Zafer Davutoğlu’nun yönettiği Ringo Kid-Kanunsuz Kahraman; kendini Red Kit sanan banka memuru rolünde Öztürk Serengil’li Nuri Ergün filmi Çifte Tabancalı Damat; Yılmaz Köksal ile Tunç Oral’ı bir araya getiren Remzi Öztürk’ün yönettiği Cango, Ölüm Süvarisi ve hapishane kaçağı korkusuz Bill rolünde Kartal Tibet’li Türker İnanoğlu filmi Kader Bağı… Bunların ardından Maskeli Beşler. Maskeli süvari, küçük kovboy ve hatta Çeko, Zorro, Ringo; yani kovboy repertuarında ne varsa kullanılarak filmler çekilir. Cilalı İbo bile ‘Teksas Fatihi’ olur bu sayede. Yılmaz Atadeniz’in yönettiği Kovboy Ali filminde Yılmaz Güney hem senaryoyu yazar hem de Ali rolünü üstlenir. Film “kovboyluğa özenen bir delikanlının melodramatik öyküsü”nü aktarmaktadır. Ama Yılmaz Güney western kalıplarını kullanan Acı, Çirkin ve Cesur gibi filmlerde de karşımıza çıkar. Filmlerde kovboy furyası 1970’li yıllara kadar sürer.21

Yerli kovboy filmlerinden fotoğraflar

Kovboy Şarkısı

Kovboy, 1950’lerden itibaren dünyanın kurtarıcısı Amerika’nın simgesi hâline gelmiştir. Tevfik Yener bu durumu “Savaşı yitiren Almanlar artık Hitler’i değil; Gary Cooper, Errol Flynn, Robert Taylor, John Wayne gibi aktörleri kendileriyle savaşan kahramanlar olarak sinemalarda seyrediyordu” diye özetler ve ekler: “Türkler, Almanlar, atom bombası yemiş Japonlar, faşizmi atlatmış İtalyanlar, Habeşler, Mısırlılar, Hintliler kovboy filmleriyle büyülenmişti. Ülkemizde hiçbiri olmasa da kovboyların geniş kenarlı şapkalar, sedef kabzalı tabancalar, hokkabaz atlar, posta arabaları dünyasında yaşıyorduk. […] Bütün dünyayı kovboylar istila etmişti. Amerika, savaşla giremediği ülkeleri barışsever kovboyları ile fethetmişti. Hem de bilet keserek.”22

Türk-Amerikan ilişkilerini ele alan bir araştırma 1950–1970 arasında Türkiye’deki eğlence sektörünün Amerikan popüler kültürünün etkisi altında olduğunu söyler ve şöyle devam eder: “Bu dönemin Türk çocukları ABD tarihini, göçmenlerin hayatını, Beyazların Kızılderililerle mücadelelerini, kovboyları Yüzbaşı Tommiks, Teksas, Kaptan Swing, Zagor, Tom Braks, Teks, Red Kit gibi çizgi romanlardan ve filmlerden öğreniyorlardı. Mahalle aralarında kovboyculuk oynayan çocuklar mutlaka kovboy olmak istiyor, vahşet ve geri kalmışlığı temsil eden Kızılderili olmaktan kaçınıyorlardı.”23

Kovboy imgesi alıp başını gitmiştir bir yandan. Kovboy keten pantolonları, kovboy kemerleri, kovboy sakızları, kovboy çizmeleri ya Amerikan pazarlarında ya da diğer mağazalarda gani gani karşımıza çıkmaktadır. Kovboy eğlence yaşamında da kısa sürede karşılığını bulur. Aziz Basmacı kovboy giysileriyle sahneye çıkmakta, Tepebaşı Bahçesi’nde “Teksaslı meşhur kovboy, eşi ve oğlu” programda yer almaktadır. Celal İnce, kendisinin bestelediği ve Türkçe sözler yazdığı “Çiftliğim (Kovboy Şarkısı)” isimli parçayı plağa okumakta,24 kendilerine Küçük Şeytanlar adını veren 8-10 yaşlarındaki Cavit ve Cüneyt kardeşler kovboy elbiseleri ve gitarla sahne almaktadır (ve Allah bilir hangi şarkıları okuyorlar!).

Alpay’ın bu plağındaki şarkılar
“Cennet Yolu” ile “Dur Dur Gitme”.
İkisi de kovboy şarkısı olmaktan uzak.
Ama nedense plak kapağında
zamanın modasına uygun olarak
kovboy gibi poz vermiş.
Kovboy dediğin mutlaka sakız çiğner! Cumhuriyet, 18 Ekim 1949
Küçük Şeytanlar, Tercüman’ın
“parasız ilave”sinin kapağında

İpin (ya da kementin) ucunun iyice kaçtığını 1956 yılında İzmir’de yapılan 23 Nisan törenlerine baktığımızda iyice anlarız. Törene katılan 9 Eylül İlkokulu öğrencilerinin bir kısmı normal giysiler giydirilerek birer tahta ata bindirilmiştir. Acaba Türk atçılık tarihinden bir sayfa mı canlandırmaktadırlar? Hayır efendim! Bu süvarilerin başında, en önde, geniş kenarlı şapkası, belinde tabancalarıyla bir kovboy bulunmaktadır. Bu bilgiyi gazeteye aktaran “hüviyeti mahfuz” okur ekliyor: “23 Nisan çocuk bayramında kovboyun (Amerikan sığır çobanının) işi neydi? Bir milli bayramda kovboyun ne ilgisi var, anlamadım? (Öğrendiğime göre, çocuğun ailesi bu kıyafeti Amerika’dan özel olarak getirtmiş.)”25

Daha yakın dönemlere geldiğimizde artık masum çocuk kahramanlarından, Amerika’yı kurtaran kovboylardan söz edebilir miyiz bilemem… Kovboy artık ‘çirkin Amerika’nın simgesine dönüşmektedir. Amerikan başkanları karikatürlerde, propaganda metinlerinde kovboy olarak resmedilmektedir. Kovboy artık olsa olsa Marlboro erkeği olarak yeniden sempati toplamaya çalışabilir. Çocuk oyunlarında, filmlerinde ise giderek kovboyu fersah fersah geride bırakan bir şiddet öne çıkacaktır. Ninja kaplumbağaları, Rambo bebekler, Süpermenler, Örümcek Adamlar ve benzerleri, Star Wars robotları, eski moda kovboyları çocuğun dünyasından kovmaya artık hazırdır. Bilgisayar oyunları aşamasına geçtiğimizde ise kıran kırana bir savaş kaplar çocukların dünyasını. Ölümüne oynanan oyunlardır bunlar. Kovboy ne kadar masum ve nostaljik kalır bunların yanında! Mantar tabancalar eski bir rüyanın gülümseyerek gördüğümüz kısa bir anısı olmaya mahkûmdur artık.

Amerika kovboyluktan kurtulamaz, karikatürlerde dergi kapaklarında,
siyasi kampanyalarda…
Biz Amerikan kovboyları…

1. Amerikan kültüründe kovboy için bkz. Doç. Dr. Gülin Öğüt Eker, “Bir modern dönem miti: Amerikan kültürel belleğinde rodeo ve baş aktörü kovboy,” Milli Folklor, sayı 107 (Güz 2015).

2. Tevfik Yener, Tom Mix’in sinemanın “ilk süslü kovboyu” olduğuna işaret eder. “Tom Mix, bütün bu kirli kovboy görüntülerini değiştiren ilk aktör. Amerika’da ‘kaç kovala türü’ kovboy filmlerinin çekimi 1910’lardan sonra başlıyor. 1930 yılına geliniyor ve seyirci ekranda bambaşka bir kovboy görüyor: Bembeyaz, püsküllü gömlekli, kenarı fitilli pantolonlu çok şık bir adam. Tabanca kemeri pırıl pırıl kalite köseleden. Gümüşlerle süslü tabanca kabzaları fildişinden yapılmış. Atının koşum takımları da kendisi kadar özenle süslenmiş. Gümüş, gümüş gümüş...” Tevfik Yener, İstanbul Aşk Ekmek Hayal (İstanbul: İnkılap Kitabevi, 2010), 401.

3. Bkz. Rekin Teksoy, “Western Sineması ve John Ford”, (Rekin Teksoy’un) Sinema Tarihi (İstanbul: Oğlak Yayınları, 2005), 188-193. Western filmlerinin kökenleri hakkında bkz. Süheyla Tolunay İşlek, “Biz bu kasabada yabancıları sevmeyiz,” Sekans, sayı 9 (Aralık 2018): 102-119.

4. “50 Yılın Ardından”, Ses, sayı 44 (27 Ekim 1973).

5. Cumhuriyet Pazar Eki, 24 Şubat 1952.

6. Salah Birsel, “Hacı Babanın Serüvenleri”, Halley Kimi Kurtarır (İstanbul: Yazko Yayınları, 1981), 129-130.

7. Tarık Dursun K., “Buck Jones. Bileni için Bucuk Cones”, Ben Unutmadan (Ankara: Bilgi Yayınları, 1994), 29-35.

8. Ahmet Murat, Kayıt Dışı Anılar (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2007), 63.

9. Sabri Ander, “Miki Fare ve Kovboy,” Tan, 22 Mayıs 1935.

10. Cumhuriyet, 9 Ekim 1938

11. Akt. Prof. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, “Taklid Nazariyesi,” Cumhuriyet, 10 Nisan 1945.

12. Aile, İlkbahar 1949.

13. Akşam, 13 Haziran 1952.

14. Halit Fahri Ozansoy, “Sinemanın Çocuk Üzerinde Yaptığı Kötü Tesirler”, Son Posta, 7 Aralık 1950.

15. Bkz. Levent Cantek, Türkiye’de Çizgi Roman, 3. basım (İstanbul: İletişim Yayınları, 2012), 101-105.

16. İtalyan EsseGesse imzalı bu çizgi romanların dünyadaki ve bizdeki tarihi için bkz. EsseGesse Magazin, sayı 1, Şubat 2006 (Teksas ve Tom Miks 50. Yıl Özel Sayı).

17. Bu kahramanların Türkiye serüvenleri için bkz. Hakan Alpin, Çizgiroman Anksiklopedisi (İstanbul: İnkılap Kitabevi, 2004). Ayrıca bkz. Levent Cantek, “Ceylan ve Tom Miks”, age, s. 121-127.

18. Akşam Postası, 29 Eylül 1951.

19. Giovanni Scognamillo ve Metin Demirhan, Fantastik Türk Sineması (İstanbul: Kabalcı Yayınevi, 1999), s. 106.

20. Agâh Özgüç, “Türk Usulü Kovboylar,” Albüm, sayı 4 (Temmuz 1998).

21. Scognamillo ve Demirhan, age, s. 109-131.

22. Yener, age, s. 98-99.

23. Zafer Parlak, Türk Amerikan İlişkileri (Ankara: Barış Kitabevi, 2019), s. 369.

24. Bu şarkı Dolmabahçe Stadı’nda maç önceleri ve devre aralarında çalınırmış. Celal İnce’nin Amerika sevdası kovboy şarkısıyla sınırlı kalmaz, 50’li yıllarda Türkiye-ABD dostluğunu öven, Amerika’da kâğıt plak olarak basılan ve İzmir Fuarı’nda dağıtılan “Dostluk Şarkısı”na da imza atar.

25. Cumhuriyet, 2 Mayıs 1956.

çizgi roman, film, Gökhan Akçura, karakter, kovboy filmi, popüler kültür, sinema, Türk sineması, western