“Numune”, kolaj: Gürbey Hiz
A’dan Z’ye Servet-i Fünûn Manzaraları
[N]: Numune

N harfindeki kavram “numune”. Farsçadan dile giren kelime, örnek anlamına gelir. Kökeni göstermek, görünmek anlamına gelen “numa” fiilinden türer. Nümayiş (gösteri), rehnuma (yol gösteren, rehber) aynı kökten türeyen diğer kelimeler. Dolayısıyla, numunenin göstermek ile bağı güçlüdür. Kaba bir tabirle numune, görülecek, gösterilecek bir örnektir. Bu da onu ideal olana yaklaştırır. Numune herhangi bir örnek değil, aranan nitelik ne ise onun “mükemmel” olanıdır. Bu bir makinenin numunesi olabileceği gibi, bu yazının odağındaki gibi bir şehir numunesi de olabilir. 19. yüzyıl sonunda peşi sıra muhtelif alanlarda üretilen numunelerin bir gösteriye dönüştüğü yerler ise dünya fuarlarıdır. Toplumsal yaşamı dönüştürmesi hedeflenen bir dolu makine numunesi halka teşhir edilerek şatafatlı bir gösteri meydana gelir. Sözgelimi Servet-i Fünûn’da gravürü yayımlanan Torino’daki sergi görselindeki gibi uçsuz bucaksız perspektif veren hangarvari bir yapıda bisikletten tarım makinelerine kadar farklı numuneler ziyaretçilerin huzuruna dizilir.

“İtalya’da Torino şehrinde küşad olunan sergi-i umumiyyenin makineler dairesi”, kaynak: Servet-i Fünûn, sayı 385, 1898

Torino sergisinden iki sene sonra gerçekleşecek olan 1900 Paris sergisi, yıllar önceden dünya gündeminin odağına oturur. Yeni yüzyıla girmeyi coşkuyla kutlamayı planlayan sergi komisyonerleri, daha önce dünya fuarlarının harcamadığı kadar masrafı gözden çıkarmaya gönüllüdür. 1892 yılında serginin kararı verildikten hemen sonra Servet-i Fünûn dergisinde peşi sıra haberleri görülür. Özellikle Musahabe-i Fenniyye köşesinin yazarı Mahmud Sadık, bu serginin haberlerini merakla takip eder. 1 Aralık 1892 tarihli derginin 90. sayısında yayımlanan “Bir Şehir Numunesi” başlıklı yazısı ise sergi açılışından sekiz sene önce basında dönen heyecanlı tartışmaları takip etmek ve numune kavramına yazarın perspektifinden bakmak için hayli ilgi çekici.

1. Havanın Fethi

“Fransa’nın 1900 tarihinde küşâdı [açılışı] mukarrer [kararlaştırılmış] olan meşher-i umumiyyesinde [dünya sergisinde] en ziyade câlib-i dikkat [dikkat çeken] Mösyö Dolonkal [M. François Deloncle] tarafından i’mâl ve inşası tasavvur ve teklif edilen cesim [büyük] dürbün olacak idi! Fakat bu dürbünün bazı erbâb-ı fen [bilim insanları] tarafından uğradığı itirazât-ı şedide [şiddetli itirazlar] ve bazı evrak-ı havâdisin [gazetelerin] sanki dürbünün inşası hitâm bulmuş [bitmiş] gibi göstererek resm-i küşâdının icrâsını nakletmesi ve terakkiyât-ı fenniyye ve medeniyye [bilimsel ve medeni ilerlemeler] hakkında dâim-i ibzâl oluna gelen [her zaman kullanıla gelen] sözlerden ibaret bir takım nutuklar irâd olunduğunu [getirildiğini] söylemesi ve dürbüne bakıldığı zaman bir şey görülemeyip maateessüf [yazık ki] adesesinin katarı [merceklerinin sırası] yanlış hesap edildiğinden yıkılıp tekrar yapılmasına karar verildiğini ihbâr etmesi yolunda vâki’ olan [meydana gelen] tenkidât-ı müstehziyâne [alay edercesine eleştiriler] artık bu dürbün tasavvurunu hükümden düşürmüştür.”

Sergi kararının açıklanmasından hemen sonra haberlere düşen yeni bir teleskop icadı, basında epeyce yankılanır. 1892’nin Temmuz ayında sergi kararı verildiğinde Fransız gazetecilerin bazısı Servet-i Fünûn yazarları gibi sergiye heyecanla yaklaşır, ama bazılarının tutumu daha farklıdır. Sözgelimi Le Petit Parisienne gazetesindeki “Havanın Fethi” başlıklı yazıda “Ay’ı dünyadan bir metre uzağa getirecek olağanüstü teleskobun yanı sıra 1900 Dünya Fuarı ziyaretçi kalabalığına adeta bir zeplin balonu sunacak”1 cümlesindeki ibare, bu serginin getireceği şaşaaya coşkuyla yaklaşan bir beklenti sunar. Öte yandan aynı hafta Le Monde Illustre dergisindeki “Çok erken ilan edilen ünlü 1900 sergisi karşısında ütopyalarda boyunlarına kadar batıyorlar (...) Kendimizi bu komik geçit töreninin aşamalarını kayıtsız bir şekilde izlemeye hazırlayalım”2 cümlelerindeki söylem, bir öncekinin aksi yönündedir. Le Don Quichotte dergisi ise kapağına yerleştirdiği Deloncle ve bir elinde tabakta servis ettiği Ay karikatürüyle teleskop önerisini hicveder.

François Deloncle ve teleskobu, kaynak: Le Don Quichotte, 11 Eylül 1892

“Fakat her sergide câlib-i enzâr-ı hayret [dikkatleri üzerine çeken] bir şeyi göstermek moda olduğundan Fransızlar da şimdiden tedârikinde bulundukları 1900 sergisinde en ziyade âlemi mütehayyir [şaşkına çeviren] ve merakını câlib olacak [celp eden] şeyin taharrisinden [araştırmasında] de fâriğ olmuyorlar [vazgeçmiyorlar].”

Seneler içinde bir dolu tantana yarattıktan sonra bu teleskop sergiye yetişir. Hatta Le Morvan tarafından yakınlaşmış Ay’ın bir fotoğrafı çekilerek The Strand Magazine dergisinde Deloncle’ın “Büyük Paris Teleskobu ile Çekilen Ayın İlk Fotoğrafları” başlığıyla okurlara sunulur3. Gerçekten de Ay hiç olmadığı kadar yaklaşmış ve kâğıt yüzeyinde ona dokunabilme şansı doğmuştur.

“Büyük Paris teleskobu ile çekilen Ay’ın ilk fotoğrafları”, kaynak: The Strand Magazine, Kasım 1900

“Fransa evrak-ı fenniyyesinden [bilimsel dergilerinden] biri de Kamer’in [Ay’ın] bir metreye takribine [yaklaştırılmasına] bedel 1900 sergisinin orta yerine zamanımızdaki terakkiyât-ı fenniyye ve medeniyyeye ve usul-i maişet-i beşeriyyenin [insanlık yaşamının usulünün] tekemmül-ü hâzırına [göz önündeki olgunlaşmasına] tamamen mutâbık bir surette bir şehir numunesi inşa ve tertibini teklif etmiştir.”

Mahmud Sadık, bu paragrafla beraber sergi için önerilen başka bir konuya doğru kayar. Yazının buradan sonraki kısmı bir çeşit çeviri. Bir başka deyişle, Musahabe-i Fenniye köşesinde tartışmak için seçtiği numune bir konu. Bu şehir numunesini öneren dergi La Revue Universelle. 5 Kasım 1982 tarihinde E. Manheimer yazısında öneriyi üretmelerinin nedenini “Her serginin bir vurgusu olmalıdır. Eyfel Kulesi 1889 sergisininkiydi; Chicago sergisinin great attraction’ı [büyük cazibesi] henüz bizim için çarpıcı değil, ama kesinlikle var olacak. Bu nedenle, yapılacak ilk şeyin 1900 sergisinin en önemli noktasını bulmak olduğuna karar verdik”4 yazarak açıklar. Mahmud Sadık’ın haberi bizzat kaynağından okuduğu şüpheli; çünkü 20 Kasım’da çıkan Les Annales Politiques et Litteraires adlı başka bir dergide de bu numunenin haberi vardır ve Mahmud Sadık’ın yazısı bu yazıyla paralellik kurar. Her ne kadar çeviri bir metin olsa da yazar, seçtiği kavramları, eksiltmeleri ve eklemeleriyle Osmanlı okuru için yeniden bir anlatı kurar. 1 Aralık’ta yazısını basması da 19. yüzyıl sonu basılı yayını sayesinde bilgi alışverişinin ne kadar hızlandığına bir işarettir.

2. Taklit Olmayan Bir Şehir Numunesi

“Şimdiye kadar meşher-i umumiyyelerde böyle şehir ve sokak numuneleri görülmemiş değildir. Hem de züvvârın [ziyaretçilerin] en ziyade lezzet ve zevkle temâşâ ettikleri mahallerden biri de bu yerler olmuştur. Fakat bunlar ya meşher-i umuminin bulunduğu mahale uzak olan bir yerin aynen istinsâh [kopya] edilmesinden yahut kadim bir şehir veya sokağın manzara-i atikasının [eski manzarasının] takliden vücuda getirilmesinden ibaret idi. Halbuki şimdiki teklif mazi [geçmiş] ve hâzırın [bugünün] taklidi değil müstakbelin [geleceğin] taklididir. İleride en muntazam ve erbâb-ı istirâhatın [istirahat sahiplerinin] kâffesini [hepsini] câmi’ [içeren] surette bir şehir nasıl olacak ise bu şehir numunesi de öyle yapılacak.”

Mahmud Sadık, sergilerde mimari numunelerin hep var olduğunu yazarken haklıdır. Doğası gereği de bunlar birer taklittir. Bir milletin mimarlık kültüründen seçilmiş ideal numuneler taklit edilir. Sözgelimi Mısır’dan bir caminin sergi alanında bir numunesi inşa edilir ve bir nevi bu coğrafyanın mekânsal atmosferi deneyimlenme şansı bulur. 1900 sergisinde de bir dolu pavyonla numune ulus binaları kurulacaktır elbette ama yazarın bahsettiği numune geleceğin şehridir. Bu olagelenden farklı, taklit olmayan, geleceğin mimarlığına örnek teşkil edecek bir tasarıdır.

“Fünûn ve sanayinin bilcümle [bütün] menâbi’ine [kaynaklarına] mürâcaat ederek maişet-i beşeriyyenin [insanlık yaşamının] en müsterihâne [rahatlıkla] ve mesudâne [saadetle] güzerânına [geçmesine] hadim olacak [hizmet edecek] surette en dakik [ince] noktalarına en küçük tafsilâtına [ayrıntılarına] ve teferruâtına varıncaya kadar nazar-ı dikkate almak [tüm yönleriyle ele almak] şartıyla yeni bir şehir planı tanzim olunur ve bu şehir inşa edilirse âlem-i medeniyete kıymettar bir hizmet edilmiş olacağını bu teşebbüse kıyâm edenler [başlayanlar] iddia etmektedirler. Çünkü müteaddid [çeşitli] kitaplarda ve gazetelerde usul-i medeniyye-i hâzıranın [günümüz medeni usulünün] istimali [faydası] yolunda verilen nasâyih [nasihat] ve mâlumat bir misal, bir numune göstermek kadar tesir hâsıl edemez [meydana getiremez]. Maişet-i ve terbiye-i medeniyyeyi [medeni yaşam ve terbiyeyi] gözle görmek elbet başka bir tesir husule [meydana] getirir.”

Yazar, burada numune kavramının “görmek” ile ilgili anlamına doğru kayar. Metinlerle üretilen geleceğin ideal kenti, numunenin kendisini bizzat görmek kadar etkili olamaz ona göre. Dolayısıyla üç boyutlu inşa edilecek olan bu şehir numunesi okumanın ötesinde onun deneyimlenmesi jestini de içerecektir.

“Bu şehir numunesi sâkinesiz [insansız] bir takım ebniye [binalar] taklitlerinden ibaret değildir, bu şehir meskûn [içinde yerleşenleri olan] olacaktır, sâkinesi ibtidâ-i maişet-i medeniyyenin [medeni yaşam başlangıcının] niam [nimetler] ve istirahatinden müstefid [istifade eden] olacaklar ve bunu mefharâne [övünerek] medh ve sitâyişte [övgüde] bulunacaklardır. Bundan anlaşılıyor ki 1900 sergisinde gösterilmek arzu olunan şehir numunesi mukavvadan, kalın kâğıttan yapılmış adi bir taklitten ibaret değildir. Bu şehir züvvâra [ziyaretçilere] hakiki sokaklar, caddeler, geniş ve muntazam meydanlar, mükemmel oteller, haneler gösterecek. Hulâsa [özetle] gerçek ve vesâit-i medeniyye-i hâzıra [günümüzün medeni araçları] ile ve fünûn ve sanayinin tekmil [bütün] tatbikatıyla meydana getirilmiş bir şehr-i medeni olacak. Şu külfet [zahmet] ve ehemmiyetle inşa olunan şehirden yalnız 1900 sergisi züvvârına bir numune arz etmek mertebesinde bir istifâde intizâr olunmayacak [beklenmeyecek] ve bundan sonra hizmeti hitâm [son] bulmuş farzıyla yıkılmasına kıyâm edilemeyecek [başlanmayacak]. Meşher-i umumiyyeden sonra Paris’in bir ‘numune mahallesi’ olup kalacaktır.”

Sergilerde görsel atmosfer deneyimi için üretilen geçici malzemelerle yapılmış heykelimsi binaların ötesinde bu tasarı içerisinde bizzat yaşayanlar olacaktır. Belli ki sergiler için kurulan ve bitiminde sökülüp atılan numune binalar, artık pek inandırıcılığı kalmamıştır ve muhtemelen pek çok kişi için de boşu boşuna bir israftır.

“Şimdiden ‘neopolis’ yani şehr-i cedid [yeni şehir] tesmiye olunmaya [adı verilmeye] başlanan numune şehrin sâkinesi üç bin ile beş bin arasında tahmin olunuyor. Fakat bu kadar nüfusu hâvi [içine alan] bir şehri mahdud olan [sınırlanmış] sergi dâireleri arasına sıkıştırmak kabil [mümkün] olamadığından henüz Fransızların bir mahal tâyin ve intihâb edemedikleri [seçemedikleri] 1900 sergisinin şehirden hariç cesim [büyük] bir meydanlıkta tertip ve inşası bu şehr-i cedidede lüzumu derecesinde geniş bir mahal tahsisi teemmül olunmaktadır [düşünülmektedir].”

Bu paragrafta, bu şehir numunesinin nereye yapılacağı sorusu ortaya çıkar. Numune de olsa mevcut bir şehir içinde bir şehir daha yapmak akılda sorular oluşturur. Tasarıya önayak olan dergi, arazi sahiplerine şöyle seslenir: “Uygun arazi sahipleri, projemizin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için kendi aralarında bir anlaşmaya varmakta her türlü menfaate sahiptir. (...) Fransa'nın kalbinde Neopolis adı altında bir insan merkezi oluşturacağımızı ummaktan mutluluk duyuyoruz.”5

“(...) Masraf cihetiyle [yönüyle] şu teşebbüs muhakemeye alınırsa şüphesiz pek büyük masraf ve fedakârlık ihtiyarına [tercihine] ihtiyaç gösterdiği anlaşılır, fakat müteşebbisler Paris gibi bir merkez-i medeninin yakınında tamamen kavâid-i sıhhiyeye [sıhhi kaidelere] mutâbık ve istirâhat-ı beşeriyyeyi [insanlık rahatını] temin eden vesâit-i fenniyye ve medeniyyenin kâffesini [bütününü] câmi’ [içeren] bir şehre heveskar bir çok erbâb-ı servet [zenginler] bulunabileceğini tahmin edip teşebbüslerinde masraf cihetiyle tesâdüf olunacak müşkilâtın [zorlukların] da bertaraf edileceği ümidindedirler. Eğer şu teşebbüsün hızla fiile isâli [varması] cihetine gidilirse bütün âlem-i medeniyette bulunan mimarlara, mühendislere, muhteri’lere [icat edenlere] hatta hıfz-ı sıhhat-i umumiyye [genel sağlığı korumayla] ile müştagil [meşgul olan] etibbâya [doktorlara] bâdi-i memnuniyet [memnuniyet verecek] bir iş çıkmış olacaktır.”

Bu paragraf, günümüzde yapılan soylulaştırma niyetli kentsel dönüşüm pratikleriyle epey paralel çizgide. Hijyen ve rahatlık adına yeni teknolojilerle donatılmış bir şehir ortaya çıkacaktır ama tabii bu da hiç ucuza gelmeyecektir. Dolayısıyla para yatıracak zenginlerin ilgisini çekmek önemlidir. Hatta, orijinal öneri metninde bu iştah uyandırıcı söylem bir adım daha ileriye götürülüp “cüzzamlılardan arınmış, Paris'in en konforlu, en lüks ve en moda yeni bir semti”6 olarak tanıtılır.

3. Numune Şehrin Reçetesi

“Bu şehirde cesim oteller, konaklar bulunacağı gibi haneler, ameliyathaneler, erkek ve kadın işçiler için destgâhlar [atölyeler], bir mektep, bir belediye dairesi, bir tiyatro –hepsi de numune olmak üzere– bulunacaktır! Şehr-i cedidin bütün mesâkini [evlerini] sakinlerinin huzur ve istirahatini temin eden âlât ve edevât-ı mevcudenin en mükemmellerini hâvi olacaktır [içerecektir].”

Yazar burada neredeyse bir yemek tarifindeki liste gibi ideal şehri oluşturan malzemeleri sıralar. Bunlar, öneriyi sunan derginin reçetesinde yazılıdır. Dergi bununla kalmaz, bir de 11 maddelik mini bir şartname7 hazırlayarak Neopolis için “Tüm bilim adamlarına, mucitlere ve inşaatçılara sesleniyoruz ve onlardan numune şehrin yaratılması için projelerini bize göndermelerini istiyoruz” yazar.

“Şehr-i cedid tenvir [aydınlatma] ve teshin [ısıtma] usulünün en makbul olanlarıyla şule-bar edilecek [ışıklanacak], teshin olunacaktır [ısıtılacaktır]. Su ve gaz tevzii [dağıtımı] için mecralar bulunacağı gibi mesâkinde [evlerde] gerek ziyâ’ ve harâret husule getirmek, gerek dahil-i beytte [ev dahilinde] bin türlü ufak tefek hadematı [hizmetçileri] ifa etmek [ödemek, iş görmek] için kuvve-i muharrike [hareketli kuvvet] yerine kaim olmak üzere elektrik de taksim ve tevzi’ edilecektir. Elektrik tramvayları, elektrik arabaları yapılacaktır –bu şehr-i cedidin programı– şu ta’dâd olunan [sayılan] maddelerden istidlâl [netice] olunur. Fakat bunlar şehrin programını tahdid eden [sınırlayan] maddeler değil mukaddimâtından ibarettir [ilk gelenleridir]. Daha henüz hayal ve hatıra gelmez şeyler gösterilecek.”

Geleceğin numune şehrinin elektrik teknolojisinden son derece etkin bir şekilde yararlanması beklenir. Aynı eksende 1900 sergisi de elektriği iyice odağına yerleştirerek bir Elektrik Sarayı inşa edecek ve yeni yüzyılın cazibesi olarak ziyaretçilere görsel bir şölen yaratacaktır.

“Sergide Gece Partileri, Elektrik Sarayı”, kaynak: Le Petit Parisienne, 6 Mayıs 1900

“Hatta bu teşebbüsü takdir edenlerden beyân-ı efkâr ve mütâlâaya [fikir ve görüş beyan etmeye] kalkışanlar vardır. Ez-an-cümle [o cümleden olarak] bir zât bu şehr-i cedidde her hanede bir matbah [mutfak] bulundurup yemek pişirmek külfetiyle iştigaldense [meşgul olmaktansa] umumi bir matbah tesis edilerek tamamen kavâid-i sıhhiyeye [sıhhi kaidelere] riayetle burada ağdiyenin [gıdaların] tâbi’ olunup tevzi’ edilmesi [dağıtılması] fikrini meydana koymuştur... Bu gibi tasavvurâtın [tasavvurların] birkaç seneler ardı arası alınamaz zan olunur.”

Bu radikal öneriyi sunan Parisli bir gazeteci “Bireysel mutfakları ortadan kaldırmamızı ve onları ortak bir mutfakla değiştirmemizi”8 yazar. Mahmud Sadık peş peşe öneriler geleceğini öngörür. Ne yazık ki Parislilerin o kadar da ilgisini çekmez. Gelen birkaç kuru öneri numune şehrini adeta atmosferin etkilerinden de soyutlanacak bir hâle getirmeye yöneliktir: “Sokaklar üzerinde, yoldan geçenleri yağmurdan ve kardan, sıcak ve soğuktan, rüzgardan koruyan çift katlı bir pencere (...) Sabit bir sıcaklık, canlandırıcı ve sürekli yenilenen bir atmosfer.”9 Başka dergilerde ise konuya mizahla yaklaşılır: “Yağmurlu günlerde açılıp güneşli günlerde kapanacak olan şehrin üzerine devasa bir şemsiye.”10

“Herhalde Fransızlar 1900 sergisinde Şikago meşher-i umumiyyesini unutturacak terakkiyât izhârına [gösterisine] saidirler [çalışırlar]. Bu teşebbüs Kamer’i [Ay’ı] bir metreye takrip [yaklaştırma] teşebbüsüne nispeten erbâb-ı sanayi’i [zanaatkarlar] ve umumu [herkesi] memnun edecek gibi görünüyor. –Fakat bakalım husul-pezir olacak mı [meydana gelecek mi]?”

Yazarın heyecanının aksine ne yazık ki numune şehir meydana gelmez. Hatta kısa sürede unutulup gündemden düşer. Öneriyi bir çeşit yarışma gibi duyuran dergi “İnceleyeceğiz, sınıflandıracağız ve destekleyici çizimlerle birlikte dergide yayınlayacağız”11 yazsa da hiçbir proje dergide görünmez. Böylece serginin ziyaretçileri geleceğin ideal şehrini deneyimleme şansı yakalayamaz ama ayı bir metreye kadar yakınlaştırma imkânı hâlâ ceptedir.

1. “Havanın Fethi”, Le Petit Parisienne, 20 Temmuz 1892.

2. “Paris Postası”, Le Monde Illustre, 30 Temmuz 1892.

3. François Deloncle, “The First Moon-Photographs Taken with the Great Paris Telescope”, The Strand Magazine, Kasım 1900.

4. “1900 Sergisi: Revue Universelle’in Projesi”, Revue Universelle, 5 Kasım 1892.

5. “1900 Sergisi: Revue Universelle’in Projesi”, Revue Universelle, 5 Kasım 1892.

6. “1900 Sergisi: Revue Universelle’in Projesi”, Revue Universelle, 5 Kasım 1892.

7. “Bize teslim edilecek projeler özellikle aşağıdakileri taşımalıdır: 1- Modern lüksün tüm gereksinimlerini sunan özel bir hotel; 2- Tiyatro; 3- En yeni malzemeler ve en son yapım yöntemleri ile kiralık evler; 4- Bir kiralık evin komple yerleşim planı; parke zemin, tavan, merdiven, asansör, ısıtma, aydınlatma, su, gaz, elektrik ve ayrıca mobilyalarla beraber. 5- Hijyenik konutlar içeren ve ucuz bir işçi mahallesi; 6- Belirli bir süre sonra kiracının malı olma ihtimali olan işçi konutları; 7- Okul, belediye binası ve genel olarak bir şehrin tüm kamusal anıtları; 8- Kanalizasyon tesisatı; 9- Sokakların döşenmesi; 10- Tramvaylar, elektrikli arabalar, seyyar kaldırımlar ve genel olarak her türlü ulaşım ve hareket araçları; 11- Sokakların, evlerin ve kamu anıtlarının aydınlatılması.”, kaynak: “1900 Sergisi: Revue Universelle’in Projesi”, Revue Universelle, 5 Kasım 1892.

8. Les Annales Politiques et Litteraires, 20 Kasım 1892.

9. Revue Universelle, 12 Şubat 1893.

10. Les Annales Politiques et Litteraires, 25 Aralık 1892.

11. “1900 Sergisi: Revue Universelle’in Projesi”, Revue Universelle, 5 Kasım 1892.

dünya fuarı, Gürbey Hiz, kent, Mahmud Sadık, numune, şehir, Servet-i Fünûn

GÜRBEY HİZ[26/08/2021]
A’dan Z’ye Servet-i Fünûn Manzaraları
[L]: Lezzet
Yeme içme pratiklerinin ötesinde gündelik hayatın her anında deneyimlenebilecek bir his olarak lezzet. Zekâi Dede Efendi’den Beyoğlu’nda sahnelenen oyunlara...