Serinin bu harfinde Servet-i Fünûn’da sıklıkla geçen ve iki kelimeden oluşan bir kavram var: resm-i küşâd. “Resm” kelimesi Arapça kökenli rasama fiilinin iz bırakmak, resim yapmak, işaretlemek anlamlarını barındırır.1 Günümüzde “resmi” olarak bildiğimiz kelime, yazılı olan demektir. Başka bir deyişle, birtakım otoriteler tarafından düzenlenmiş ve kayıt altına alınmış olaylar resmidir. Servet-i Fünûn da genellikle metinleriyle ama bazen de görselleriyle kentin gündemini resmeden, yani kayıt altına alan bir mecradır. Farsça kökenli guşad kelimesinden dile yerleşen “küşâd” ise açma, açılış anlamlarına sahiptir.2 Dolayısıyla resm-i küşâd, açılışın işaretlenmesi, resmedilmesi, yani bugünkü tabiriyle açılış töreni anlamına gelir ve çoğunlukla inşası yeni bitmiş bir yapının açılış seremonisine karşılık gelir.
Servet-i Fünûn, imparatorluk dahilinde birçok yeni yapının inşa süreçlerini takip ettiği gibi açılış törenlerine de sayfalarında yer verir. Bir de açılacak yapı İstanbul’da olursa Ahmed İhsan ve ekibi hemen fotoğraf makinesini sırtına yüklenir ve törene katılır. 27 Ocak 1901’de tüm şaşasıyla açılan Alman Çeşmesi de tabii ki yazarımızı Sultanahmet Meydanı’na bir heyecanla sürükler. Öncesinde Hipodrom, Atmeydanı ve nihayet Sultanahmet Meydanı olarak bilinen bu neredeyse İstanbul’un yegâne meydanı, açılışın olduğu pazar günü tıklım tıklım bir kalabalığı barındırır. Bunun bir nedeni, bu faaliyetin imparatorluğun ötesine taşan bir öneme sahip olmasıdır. Açılıştan üç sene önce, 1898’de İstanbul’a gelen Alman İmparatoru II. Wilhelm’in meydana hediye ettiği bu çeşmenin, iki milletin dostluğu için sağlam bir temel olması beklenir. Çeşme bununla yetinmez, bir yandan da meydanın mimari karakterini etkileyecek önemli düzenlemelerin tetikleyici öğesi olur. Ahmed İhsan ise meydanda hazır bulunarak görsel ve yazılı olarak bu tarihi anın kaydını tutar; açılıştan sonraki ilk perşembe günü olan 31 Ocak 1901 tarihinde çıkan 516 numaralı sayıdaki “İstanbul Postası” köşesinde resm-i küşada ilişkin gözlemlerini ve çektiği fotoğrafları okurla paylaşır. Biz de yazarın kaydını tuttuğu bu heyecanlı günün metnini satır satır okuyarak resm-i küşâd kavramını incelemeye başlayabiliriz.
1. Resmiyetin Resmi
“Mevsim-i şitâda [kış mevsiminde] yazdan bir numune olan pazar günü İstanbul için latif bir hâtıra teşkil etti; o gün şehriyar-ı avâtıf-nisâr [iyilik saçan] efendimiz hazretleriyle Almanya İmparatoru haşmetli İkinci Giyom [II. Wilhelm] hazretlerinin mülâkatlarının bir yadigârı olmak üzere İmparator Hazretleri tarafından Sultanahmet Meydanı’nda inşâ ettirilmiş olan latif çeşme kemâl-i debdebe [gürültü] ile küşâd olunuyordu. Resm-i küşâdın vukuundan haberdar olan halk havanın küşâyiş-i fevkalâdesiyle [fevkalade açılmasıyla] daha ziyâde tezyid-i şevk ederek [şevk artırarak] her taraftan çeşmenin civarına gelmiş, resm-i küşâda med’uv bulunanlar [davet edilenler] bilhassa hazırlanan mevkilere oturmuş, çeşmenin taraf-ı hükümet-i seniyyeye [yüce hükümet tarafına] resmen teslimi için Almanya’dan suret-i mahsusada [özel bir şekilde] Dersaadet’e gelmiş olan heyet, zât-ı şevket-simât-ı hazret-i pâdişâhiye [heybetli saygıdeğer padişahlığa {II. Abdülhamid için kullanılan tabir}] arz-ı tazîmat etmek [saygılar sunmak] üzere Dersaadet limanına vürud olan [gelen] ‘Moltke’ tâlim sefinesi [eğitim gemisi] ve erkân ve zabitânı [reisleri ve subayları] dahi çeşmenin pişgâhında [önünde] ahz-i mevki etmişlerdi [yer edinmişlerdi].”
II. Wilhelm, 12 Ekim 1898’de İstanbul’a gelir. İmparatorluk sınırları dahilinde İstanbul, Hayfa, Yafa, Kudüs, Şam ve Balbek’i ziyaret eder. Bu ziyaretinin sonucunda Osmanlılar ile dostluğunu kalıcılaştırmak için bir çeşme hediye etmeyi planlar. Bu çeşme, II. Abdülhamid’in hükümdarlığının 25. yılı olan 1 Eylül 1900’de açılması planlansa da inşaat geciktiği için II. Wilhelm’in doğum günü olan 27 Ocak 1901’de meydanla kavuşur.3 Resm-i küşâdda II. Wilhelm yoktur ama Almanya’dan gelen bir protokol vardır. Dergide basılmış bir fotoğrafta sıra sıra dizilmiş Moltke gemisinin mürettebatı, seremonin disipliner atmosferine uygun bir poz sergiler.
II. Wilhelm, 1898’de geldiğinde Servet-i Fünûn içerisinde dört hafta sürecek bir dolu metin ve görsel yayımlanır. İmparator ve imparatoriçenin İstanbul’a varışına isabet eden günün haftasında, dergi kapağına coşkuyla Prusya bayrağı yerleştirilir.4 Ziyaret boyunca II. Wilhelm ve ailesinin önceden çekilmiş fotoğraflarına da yer veren dergi, bir de imparatorun gemisinin Dolmabahçe önünde park hâlindeyken çekilmiş fotoğrafını sayfalarına taşır. “Hususi fotoğraflarımızdan” ibaresiyle verdiği bu fotoğraf, derginin imparatora en yaklaşabildiği anlardan birine tanıklık eder.
“Saat tam beş buçuk [yaklaşık 12:00] oldu, şems-i taban [gök güneşi] o zamana kadar kendini nim setr eden [yarı örten] sehâb-pârelerden [bulut parçalarından] kâmilen [tamamen] kurtulmuş, çeşmenin etrafında, vâsi [geniş] meydanda toplanmış olan bu heyeti olanca şâşaasıyla ihâta etmişti [kuşatmıştı], çeşmenin açık tirşe [yeşille mavi arası] renkli kubbesi yaldızlı tezyînâtıyla [süslemesiyle] orta yerde sahihten güzel bir manzara teşkil ediyordu.”5
Meydanın olanca boşluğuna yayılan kalabalık, hazır bir şekilde beklemektedir. Dergiye basılan bazı fotoğraflar, “resm-i küşâddan evvel” ibaresiyle henüz açılışın gerçekleşmediği anlara aittir. Çiçeklerle bezeli direklere asılı Alman ve Osmanlı İmparatorluğu bayrakları heybetleriyle meydanı doldurur. Fotoğraflarda arkada bekleşen halk ve önde seremoninin disipliner ritmindeki koşturan yetkililer açıkça seçilir.
“Manzaranın letâfetini [hoşluğunu] icrâ edilen merâsimin intizâmı bir kat daha artırdı; Almanya’nın Dersaadet sefir-i cenâbları [büyükelçisi] bulundukları mevkiden ilerleyip orada hazır bulunan vükelâ-yı fihâm hazerâtına [saygıdeğer vekillerine] ve şehremini [belediye başkanı] devletli paşa hazretlerine hitaben bir nutuk irâd eyliyordu [söylüyordu], bunu Almanya heyet-i mahsusa [hususi heyet] reisinin nutku takip etti, bu nutuklara hâriciye ve dâhiliye nâzırları [bakanları] paşalar hazretli taraflarından verilen cevapları müteâkip orada hazır bulunan askeri muzikası iki hükümdar-ı zîşanın [şanlı hükümdarın] marşlarını çalarken çeşmenin üzerini ihâta eden [kuşatan] pûşide [örtü] bir sürat-i tayfiyye ile [ışık hızıyla] kalktı; ‘Bizans’ tarz-ı mimarisinde sırf beyaz ve somaki mermerden yapılan dilârâ [gönül süsleyen] çeşme meydana çıktı.”
Ahmed İhsan’ın bahsettiği Almanya büyükelçisi Adolf Marschall von Bieberstein’ın bir görseli derginin aynı sayısına yerleşir. Derginin bu sayısının kapağında ise çeşmeden eser yoktur, çünkü açılışın olduğu hafta Avrupa’yı etkileyen daha büyük bir olay olmuştur. İngiltere kraliçesi Victoria 22 Ocak’ta ölmüştür. Kapakta yeni kral ile kraliçe ve dergi içerisinde “müteveffa” Victoria’nın gravürleri sayıya yayılır. Böylece 516. sayı, Avrupa ile olan geleceğe dair ilişkilere meraklı gözlerle bakan bir sayı olur.
Ahmed İhsan’ın açılıştan önce çektiği ve aşağıda görünen başka bir fotoğrafta solda henüz örtüsüyle duran çeşme, ortada ise sıraya dizilmiş heyet seçilir. Bu görselde seçilen başka bir unsur da çeşme ile beraber etrafına tasarlanmış olan peyzaj alanı ve nispeten egzotik görünen bitkisel malzeme tercihidir.
2. Çeşmeden Dökülen Dostluk Sözleri
“Meydana nâzır yüksek mevkilere onu mütecâviz [aşan] kurulmuş fotoğraf makinelerinin kapakları da bu aralık hepsi birden açılarak şu resm-i behînin [güzel törenin] hâtırasını levhaları üzerine nakşetti [resmetti]; Servet-i Fünûn’un fotoğraf makinesi de bunlar arasında olduğu için pişgâh-ı kariîn-i kirama [değerli okuyucuların huzuruna] çeşmenin heyet-i umumiyesini [genel yapısını] ve merâsim-i küşâdiyeyi [açılış merasimini] gösterir muhtelif manzaraları takdim eyleyebildik.”
Tabii ki Ahmed İhsan meydandaki tek gazeteci değildir. 1901 yılına gelindiğinde fotoğraf makineleri artık saniyelik yani enstantane görüntüler almak konusunda bir hayli becerikli olduğu için böyle bir resm-i küşâdın fotoğrafını çekmek diğer gazetecilerin de iştahını kabartır. Sözgelimi, Servet-i Fünûn’da yayımlanan bir fotoğrafın altında “Febus [Phébus] Fotoğrafhanesi’nden” ibaresi bulunur. Ünlü fotoğrafçılar Abdullah Biraderler’in yanında yetişen Boğos Tarkulyan’ın kurduğu Phébus, 1901’e gelindiğinde böyle önemli anları kaçırmayacak olan bir fotoğrafhanedir. Nitekim, aşağıda görünen ve Servet-i Fünûn’da basılan fotoğraf, aynı gün çıkan başka bir popüler resimli dergi olan Malumat’ın da kapağını süsler. Bu fotoğrafta artık çeşme açılmış ve seremoninin en şaşalı kısmına geçilmiştir.
Malumat, Servet-i Fünûn’un aksine bir tane daha Phébus fotoğrafı kullanır. Bu fotoğrafı ilginç kılan, ortadaki kalabalığın arasında kurulu görünen başka bir fotoğraf makinesidir. Kim bilir, belki de orada makine başında görünenler Ahmed İhsan ve ekibidir.
Servet-i Fünûn’un bu sayısında yayımlanan diğer fotoğrafların hangi kurum tarafından çekildiği belirtilse de aşağıdaki görselde bu ihmal edilir. Kadrajı tam ayarlanamamış yamuk duran bu fotoğraf belki de “hususi fotoğraflarımızdan” ibaresini hak edecek kadar iyi nitelikte değildir.
“Çeşmeye isâle edilen [ulaştırılan] mâ-i lezizden [lezzetli sudan] evvel emirde [her şeyden önce] musanna’ [gösterişli] iki gümüş sürahi dolduruldu ki, bunlar çeşmenin bânîsi [yaptıranı] imparator hazretlerine gönderilecektir, ondan sonra vükelâ-yı fihâm hazerâtı [saygıdeğer vekilleri] heyet-i sefâret [elçilik heyeti] ve mu’teberân-ı ecânib [yabancıların itibarlıları] ve daha sonra bilcümle huzzâr [bütün bulunanlar] ile ahâli çeşmeyi ziyarete başladılar, herkes bu dil-nişin [gönülde yer tutan] binanın zarâfet ve metânetine [sağlamlılığına] hayran oluyor, kubbe dâhilinde altın yazıyla mahkûk [hakkedilmiş] târihi nazar-ı takdiriyle [takdirdar bakışlarıyla] okuyordu.”
Resm-i küşâd, çeşmeden ilk akan suların doldurulmasıyla biter. Şimdi sıra halkın deneyimine açılmasındadır. Ahmed İhsan da muhtemelen tam bu ara çeşmeyi gezme fırsatı bulur ki içeride kubbe kemerleri üzerine hakkedilmiş yazıyı okur ve yazısı dahilinde tam metin olarak verir. Yazarın bu eylemi, fotoğraflarla yapmaya çalıştığı şeyin metinsel hâlidir. O gün orada bulunan ve yapının içine girip bu yazıyı okuyan halkın deneyimini okurların da yaşaması için dergiyi bir aracı mecra olarak kullanır. Başka bir deyişle, resm-i küşâd, dergi sayesinde bir kez daha mümkün olur.
“Hazret-i Abdülhamid Hân'ın muhibb-i hâlisi [Abdülhamid Han’ın gerçek dostu]
Ziver-i iklil-i haşmet Kayser-i âli-tebâr [haşmetin süslü tacının sahibi, soyu ulu Kayser]
Yani Alman İmparatoru hükümdâr-ı güzîn [Yani Alman İmparatoru, seçkin hükümdar]
Hazret-i Wilhelm-i sânî kâmurân-ı ruzigâr [II. Wilhelm Hazretleri bu devrin bahtiyarı]
Pâdişâh-ı âl-i Osmân’ı ziyâret kasd edip [Yüce Osmanlı Padişahını ziyarete niyetlenip]
Makdemiyle eyledi İstanbul'u pirâye-dâr [Gelişiyle İstanbul'u süsledi]
Bu mülâkât-ı muhabbet-perveri tezkâr için [Bu dostça görüşmeyi hatırlatması için]
Eyledi bu çeşmesâr-ı hayre ara-yı karar6 [Hayret uyandıran bu çeşmeyi yaptırmaya karar verdi]
Sû-be-sû câri olan âb-ı safâ teşkil eder [Her tarafa akan duru su ulaştırır]
Âb-ı sâfî-i musâfâta misâl-i payidâr [Dostluğun saf suyunun kalıcı örneği olarak]
Vakfe-gir-i hayret eyler çeşm-i ehl-i dikkati [Hayret içinde duraklatır dikkatli insanların gözlerini]
Tarz-ı inşâsındaki hüsn-i bedî-i ruzigâr7 [İnşa tarzındaki devrin benzersiz güzelliğiyle]
Rükn-i akvâ-yı hayât oldukça âb-ı cân-fezâ [Hayatın kuvvetli esası oldukça cana can katan su]
Pâyidâr olsun bu te'sis-i muhabbet-üstüvar [Kalıcı olsun bu sağlam dostluğun temeli]
Bi-bedel târihi câridir lisân-ı luleden [Eşsiz tarihi akar çeşmenin dilinden]
Oldu bu çeşme mülâkâte ne dil-cu yâdigâr [Oldu bu çeşme ziyarete gönül çekici bir hatıra]”
Ahmed İhsan, yazısında bu beyitlerin yazarının kim olduğu bilgisine yer vermez. II. Wilhelm’in ziyaret tarihi olan 1898 tarihli yazı, Koçu’nun kalemiyle o devrin ediplerinden seraskerlik müsteşarı Ahmed Muhtar Bey’e aittir.8 Hakkeden ise İzzet Efendi’dir. Bu beyitlere, başka bir dolu kaynak içerisinde de yer verilir. Ahmed İhsan diğer kaynaklara nazaran iki ayrı yerde farklı yazmıştır (bkz. Son not 6 ve 7). Bunun nedeni belki de o gün hızlıca yaptığı ziyaretinde yanlış okuması ve böylece kayıtlara da hatalı girmesidir.
3. Çeşmenin Yeşerttiği Meydan
“Pazar günü küşâddan sonra hayli zaman çeşme yanında bulunduk, burası akşama kadar manzara-yı şevk-engizini [şevke getiren manzarasını] kaybetmemişti, her taraftan fevc fevc [dalga dalga] gelenler çeşmenin temâşâsına şitâban oluyorlar [koşuyorlar]. Seyirlerini bitiren testilerini dolduranlar da çekilip gidiyorlardı. Bu hâl pazar gününden beri el-an [hâlâ] devam ediyor; İstanbul’un muhtelif mahallelerinden, Beyoğlu’ndan, Boğaziçi’nden seyre gelenler hesapsız bulunuyor.”
Yazısını burada bitirirken Ahmed İhsan, açılışın seremoniden sonraki kalabalıklığına da dikkat çeker. Derginin bir sonraki sayısında da çeşmenin başka bir fotoğrafı bulunur. Bu fotoğrafta çeşme artık anıtsal bir perspektife yerleşerek ona bakanın önünde yekpare bir şekilde durur. İçerisindeki kalabalık da artık resmi bir protokol değil, merakla dolaşan ve sonra testilerini dolduran İstanbullulardır.
Bu resm-i küşâd sadece çeşmenin değil bir yandan da meydanın da yeniden başka bir karakterde açılmasını tetikler. Çeşmenin ilk zamanlarında çekilen fotoğraflarda Sultanahmet Meydanı büyük bir boşluk olarak görünür. Çeşmenin kendi alanını çerçeveleyen bitkisel parteri, metal ayırıcıları ve aydınlatma elemanları vardır. Ötesi ise herkesin oradan oraya savrulduğu bir boşluktan ibarettir.
Aşağıdaki kartpostal hayli manidardır. Çeşmenin yanındaki bitkisel alan metal çitlerinden kurtulmuş ve sanki onu sulayan bahçıvan sayesinde gitgide yayılmıştır. Hortumun ucu çeşmeye bağlı olmasa da çeşme sayesinde bu kurak meydan yavaş yavaş yeşermeye başlamıştır. Çeşme içerisindeki yazıda olduğu gibi “her tarafa akan duru su” meydanda “cana can katan” bir etki yaratmıştır.
Zaman ilerledikçe meydanın karakteri bir hayli değişir. Bitkisel parterleri, araba ve yürüme yollarıyla o büyük boşluk doldurulur ve disipliner bir düzene kavuşur.
Sultanahmet Meydanı adeta Avrupa’nın çeşitli büyükşehirlerinde görünen parklardan birine dönüşür. O parklarda olduğu gibi insanlar kol kola girer ve onlar için tasarlanmış yürüme yollarında yürürler. Bu görüntüler de muhtelif kartpostallara yansır. Fondaki Obelisk, Alman Çeşmesi ve Ayasofya’nın heybetli görüntüsü ise bu parkı Avrupa’nın diğer parklarından ayıran önemli unsurlarıdır.
Böylece, çeşmenin inşası sadece bulunduğu yeri değil çevresini de dönüştürmüş olur. Açılış sırasındaki intizamlı tören gibi, meydan da nizami bir karaktere bürünür. Belli ki beyitte yazıldığı gibi “sağlam dostluğun temeli” iyi atılmış, meyvelerini hızlıca vermiş ve pespaye meydan tertemiz bir parka dönüşmüştür.
3. İrfan Ertan, The Orient Journey of Kaiser Wilhelm II (1898), Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Bölümü, Yüksek Lisans Tezi, 2018.
4. Servet-i Fünûn, sayı 397, 1898.
5. Metnin buraya kadar olan kısmının transliterasyonunu Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün hazırladığı “Osmanlı Kültür Tarihinde Servet-i Fünûn Dergisi” projesinden edindim.
6. Diğer çoğu kaynakta bu beyit, “Eyledi bu çeşmesâr-ı sâha-yı pirây-i karar” [Alanı süsleyen bu çeşmeyi yaptırmaya karar verdi] olarak yazılmaktadır.
7. Diğer çoğu kaynakta bu beyit, “Tarz-ı inşâsındaki hüsn-i bedî-i zarnigâr” [İnşa tarzındaki yaldızlı benzersiz güzelliğiyle] olarak yazılmaktadır.
8. Reşad Ekrem Koçu, “Alman Çeşmesi”, İstanbul Ansiklopedisi, c. 2 (İstanbul: İstanbul Ansiklopedisi ve Neşriyat Kolektif Şirketi, 1959).
