Yeni harfin kavramı “enstantane”. 1890’lar sonu İstanbul’unda görselliği dergisinin odağına yerleştiren Ahmed İhsan için bu kavram bir hayli mühim. Kökeni Latince instare [durmak] kelimesinden gelen enstantane, Fransızca instantané [anlık] kelimesinin Türkçeye devşirilmiş hâli. 1850’lerde dakikalarca süren pozlama sürelerinin yeni makinelerle bir saniye ve daha azına indirilmesiyle “enstantane fotoğrafçılık” bu pratik içerisinde kendi özerk alanını yaratır. Çok küçücük bir anı olduğu gibi yakalayarak gündeliğin görüntüsünü oluşturabilmek, fotoğrafı resimden iyice farklılaştıran bir alan açar. Ahmed İhsan, derginin daha ilk yıllarında bu yöntemle elde ettiği bir görüntüyü derginin kapağına yerleştirir ve “Enstantane Fotoğraflar” başlıklı yazısında bu teknolojiyle elde edilebilecek olasılıkları sıralar:
“Ân-ı vâhidde [bir anda] alınarak mesela dönen bir değirmeni, koşan bir atı, hâl-i cevelânda [hareket hâlinde] olan bir sokağı irâe eden [gösteren] fotoğraflardan yaptırdığımız resimlerin bir kaçını gazetemize derc ediyor [basıyor], işbu resimlerin gerek hüsn-i intihâb [seçim güzelliği] gerek memleketimize ait olması cihetiyle mazhar-ı takdir olduğunu görüyoruz ki şu takdirât enstantane fotoğraflardan imâl ettirilen tesâvirimizi [resimlerimizi] tezyin [süsleme] hususunda bize cesâret verdiği gibi bu hususda hâriçten dahi muâvenet [yardım] görüyoruz. İşte bugün pişgâhınıza vaz’ olunan [önünüze koyulan] Bayrampaşa’da bir bostan kuyusu resmi o nev’den [türden] olup fotoğrafa heves eden arkadaşlarımızdan Selahaddin Bey Efendi tarafından alınmış ve fotoğrafından Viyana’da ‘ototipi’ usulüyle imâl ettirilmiştir.”1
Bayrampaşa’da Bir Bostan Kuyusu”, kaynak: Servet-i Fünûn, sayı 102, 1893
Ahmed İhsan açıklamasında bir dolu hareket içeren eyleme yer verse de kapağa yerleşen görsel, bir resmin durağan kompozisyonundan farklı değildir. Bundan 18 sayı sonra bu kez başka bir enstantane fotoğraf örneği olarak çoban ve koyun görüntüsü verir. Yine kırsal mekânı içeriğine taşısa da bu fotoğrafta koyunların otlamasına dair bir hareketi yakalamak mümkün olur.
Dergi, bu sayılarından itibaren bastığı fotoğrafları itinayla enstantane kelimesini ekleyerek tanımlar. Ahmed İhsan bu coğrafyada çekilerek dergiyi zenginleştirecek bu gibi görsellerin, aynı zamanda günün kaydını tutan bir arşiv oluşmasına yardımcı olacağı kanaatindedir. Bu nedenle anları çoğaltmaya yönelik ilk adımını atar ve hâlihazırda İstanbul’da heveslilerin arttığını tespit ederek 1896 yılında bir enstantane fotoğraf yarışması açar. Bir saniyelik fotoğrafların aylarca sürecek yarışma serüveni, 265. sayıyla okurlara duyurulur.
1. Enstantane Heveslilerine Sevindirici Haber
“[...] Hakikaten fotoğrafçılık en faydalı ve en zevkli bir meşgaledir. Şehrimizde heveskârânının [heveslilerinin] gittikçe tezâyüdünü [artmasını] nazar-ı memnuniyetle gördüğümüz bu sanat müntesiblerinin [ilgililerinin] rağbetini tezyid [artırma] ve temin edecek bir şey düşündük. Bundan dolayıdır ki musahabemizde [sohbetimizde] sözü döndüre dolaştıra buraya kadar getirdik. Bakınız düşündüğümüz nedir? Fotoğrafiye ait bir müsâbaka küşâd eyliyoruz [açıyoruz].2 Müsâbakamıza ‘enstantane’ resim yapan fotoğraf heveskârları dahil olacak ve 13 × 18 santimetre cesâmetine [büyüklüğüne] kadar resimlerin kâffesi [tamamı] kabul olunacaktır. Müsâbakanın müddeti nisan rumi ibtidâ’sından [başlangıcından] mayıs on beşine kadar imtidâd eyleyecek [sürecek] ve bu müddet zarfında idarehânemize vârid olacak [gelecek] ‘enstantane’ resimler bir heyet-i müntehab-ı mümeyyize [seçkin heyet] tarafından tedkik olunacaktır.”3
“İstanbul Postası” bölümünden duyurduğu ve 45 günlük süre verilen yarışma, Ahmed İhsan için bir hayli heyecanla başlar. Ödüllerin yanı sıra fotoğrafların dergide basılarak tüm takipçilere sergilenmesi ayrı bir teşvik edici yöne sahiptir. Dergi, yarışmanın ciddiyetini madde başlıklarıyla sıraladığı şartnamesiyle iyiden iyiye güçlendirir:
“Evvelâ [Birincisi] – Müsâbaka yalnız enstantane resimler içindir. 8 × 8’den 18 × 13 cesâmetine kadar fotoğraflar müsâbakaya dahil olur. Gönderilecek fotoğraflardan ikişer nüsha yollanmalı ve klişeleri beraber olmalıdır. Klişeleri beraber olmayan resimler hükümsüz add olunur.
Sâniyen [İkincisi] – Dürbünün, makinenin, isti’mâl olunan [kullanılan] plağın cinsi ve nevi tasrih olunmalıdır [belirtilmelidir].
Sâlisen [Üçüncüsü] – Resim nerede ve saat kaçta çıkarılmış ise bildirilmeli ve developman icrâsı olarak ne kullanıldığı beyân kılınmalıdır.
Râbian [Dördüncüsü] – Müsâbaka nisanın birinden mayısın on beşine kadar küşâdedir [açıktır]. Bu müddet zarfında idarehânemize vârid olarak resimler sıraya konulacaktır.
Hâmisen [Beşincisi] – Ressâm ve fotoğraflardan mürekkeb [oluşan] bir heyet-i temyiziyye [seçilmiş heyet] tarafından resimler bi’l-muâyene birinci dereceyi ihrâz eden resmin sahibine 9 × 12 cesâmetinde bir kıt’a fotoğraf makinesi i’tâ’ olunacaktır. Fotoğrafçı Diradur Efendi tarafından heyeten verilecek olan işbu makine efendi-i mumâileyhin [adı geçen efendinin] mağazasında şimdiden teşhir olunmuştur. İkinci dereceyi ihrâz eden resmin sahibine bir senelik Servet-i Fünûn abonesi yahut idarehânemizden yüz elli kuruşluk kitap i’tâ’ olunacaktır [verilecektir]. Bunlardan mâ-ada [başka] dört zâta daha varaka-i yadigâr i’tâ’ olunacak ve şâyân-ı kabul surette resim çıkaranların kâffesinin [tamamının] isimleri gazetemizle ilân edilecektir.
Sâdisen [Altıncısı] – Mazhar-ı mükâfât olan resimler gazetemize derc olunacaktır.”4
Yabancıların katılımını da teşvik etmek için Türkçe tariften sonra Fransızcasına da yer verilen şartname, yarışma süresince birkaç kere daha dergiden duyurulur. Şartnamede ismi geçen ve yarışmanın sponsoru olan Ermeni fotoğrafçı Onnik Diraduryan’ın Bahçekapı’daki mağazası, dönemin fotoğraf ekipmanları tedarik eden nadir yerlerdendir. Birincilik ödülünün dükkânda teşhiri, yarışma adaylarının ilgisini buraya yönelmesini ve Diraduryan’ın da yarışmadan kazançlı çıkmasını teşvik eder derecededir.
Şartname maddelerinde açıkça yarışmanın yalnızca enstantane fotoğraflara yönelik olduğu belirtilir. Yakalanan anların nasıl, nerede, ne zaman alındığının da net bir şekilde ifade edilmesi beklenir. Bunun ötesinde, aynı sayı içerisinde ilgilileri hem teşvik edecek hem de bilgilendirecek bir makale ve derginin çektiği üç enstantane fotoğrafa da yer verilir. İlk görsel, Üsküdar’da bir vapurun kalkış anını içerir. İskeleyi uzaktan yakalayan fotoğrafta vapurun bacasından tüten dumanı ve insanların iskele üzerindeki hareketini görmemizi sağlar.
Yazı dahilinde vapur görseli bir cümleyle gelişigüzel geçiştirilirken, Hafız Mahmud Efendi’nin büyük bir hevesle yetiştirdiği iki koç fotoğrafı diğer görselleri oluşturur. İlk sayılarındaki enstantane görseller gibi dergi odağını, hareketin kente nazaran daha az olduğu kırsal konulara yöneltir. Uzun uzadıya bu koçlar, yazıya dökülürken konu fotoğraf tekniğinden sapar ve Mahmud Efendi’nin “fevkalade” yetiştiriciliğine odaklanır. Alınan görseller de hareketli bir anın yakalanışından çok katalog çekimi gibidir. Zaten Ahmed İhsan metni “Demek isteriz ki resmini temaşa eylediğiniz şu güzel koçlar satılıktır” diye bitirerek de enstantane fotoğrafı bir reklam imgesine çevirir.5
2. Heveslilerin Cesaretsizliği
Rumi takvime göre yarışma 28 Mart’ta heyecanla açıldıktan sonra 25 Nisan’da ara bir duyuru olarak haber girilir ve şartname tekrar yayımlanır. Yarışmanın teslimine bir hafta kala 9 Mayıs geldiğinde dergi, ilginin büyük olduğunu ve 15 Haziran’a kadar uzatma kararı aldıklarını haber verir.6 Günler geçer, 27 Haziran’daki sayıda, yarışmanın final tarihi geçmiş olduğu hâlde neden henüz sonuçlanmadığı bilgisi yazıya dökülür:
“Gazetemiz tarafından küşâd olunan fotoğraf müsâbakasının miâdı [belirtilen vakti] hulul etti [geldi]; vârid olan levhaları muâyene ederek mükâfât-ı mev’udları [söz verilmiş ödülleri] bu hafta i’tâ’ etmek arzu etmiş idiysek de yüzü mütecâviz [geçen] heveskârdan mürâcaat vuku bulmuş ve mektup vârid olmuş olduğu hâlde müsâbakaya iddihâl olunabilecek [girebilecek] surette ancak on kadar levhanın gönderilmiş olması bizi düçâr-ı tereddüd eyledi [tereddütte bıraktı]. Vâkıa-ı şehrimizde fotografi meraklıları gittikçe artıyor; gazetemizin müsâbakasına iştirâk arzusu gösterip istizâh-ı mâdde edenler [madde açıklaması isteyenler] yüzü tecâvüz etmiştir; müsâbaka hakkında mâlumat almak üzere idaremize tahriren [yazı ile] veyâhud bizzat mürâcaat edenler, hususi fotoğrafçı Diradur Efendi’den tafsilât [açıklamalar] istemiş olanlar pek çoktur. Hele müsâbaka hevesiyle resim çıkaranların kesretinden [çokluğundan] mağazalarda cam kalmıyor. Geçenlerde gazetemizle ilân olunduğu gibi bu defa dahi kısm-i siyasetimizde İrfan imzalı bir varaka ile cevabı münderiçtir [basılıdır]. Pekâlâ heveskâran-ı kesir [çok ilgililer] olduğu hâlde acaba gönderilen levhalar niçin azdır?”7
Ahmed İhsan belli ki yarışmaya katılımın düşüklüğüne epey içerler. Yaymaya çalıştığı yeni görsel rejime olan ilginin pek de karşılık bulmadığını görmek onu hayret içerisinde bırakır. Hemen bu duruma kendince cevap arar.
“Şu hâl heveskâranın cesâretsizliğinden ileri geliyor demekten başka bir sebep bulamıyoruz; zira müsâbakaya girmek üzere resim çıkaranlar ya yaptıkları resmi beğenmeyerek yâhud nâ-becâ [yersiz] bir hicâba giriftâr olarak [tutularak] irsâlde [göndermekte] tereddüd eyliyorlar. Binâenaleyh fotografi heveskâranı böyle bir tereddüdden kurtarmak üzere bu ihtârı tahrir ve yapmış oldukları resimleri irsâlden çekinmemelerini ilân ile beraber müsâbakaya bir ay daha mehl [vakit] i’tâ’sına mecburiyet hiss eyledik. İşbu müsâbaka henüz şehrimizde ilk defa olarak yapılıyor, tabii olarak mersule [gönderilmiş] resimlerin tedkikinde o kadar müşkil-pesend [güç beğenen surette] davranmayacağız. Arzumuz fotografi heveskâranını teşvik ve tergibden [isteklendirmekten] ibarettir; enstantane olarak resim yapmış olanların bilâ-tereddüd [tereddütsüz] levhalarını idarehânemize irsâl etmelerini rica ederiz. Bir de be-heme-hâl [elbette] plak üzerine işlenmiş olmak dahi şart değildir. Pelikül resimler dahi müsâbakaya dahildir.”
27 Temmuz’a kadar bir ay daha uzatılan yarışma, kurallarını gevşetmeye başlar. Ahmed İhsan artık öyle bir noktaya gelir ki, enstantane olarak yakalanan her fotoğrafın tereddüt edilmeden gönderilmesini rica eder. Bu hususta mümkün olan her yardımı yapmaya açıktır. 22 Haziran tarihli okur mektubunu da sponsor Diraduryan’ın özellikle görmesi için yayımlar:
“Efendim ceride-i feridenizin [eşsiz gazetenizinin] ilâve kısmında fotoğraf müsâbakasının ilânını gördüm pek ziyade memnun oldum. Lâkin Diradur Efendi sözünde durmuyor. Bakınız nasıl!
Pazartesi günü mağazaya gittim, 12 × 9 plak istedim. Bana hitâben ne deseler beğenirsiniz. Hiç intizâr etmediğim [beklemediğim] (bitti)’yi bastırdılar. Sad-hayf! [Yüz kere vah!] Orada ne hâl kesb ettiğimi [edindiğimi] Cenâb-ı Hakk ile ben biliyorum.
— Ne zaman gelir?
— 10, 15 gün sonra.
— O hâlde müsâbaka vakti geçecek böyle mağazada cam bulunmaması bendenizden başka da birkaç zâtın canını sıkmış olduğunu işittim teessüf ederim.
Bunu size arz ile kararınızı beklerim. Diradur Efendi’nin de bir ân evvel plakları getirmesini bilhassa kendisinden rica ederim.”8
3. Mükâfatın Dağıtılması
Hem iyi niyetlerle hem de inatla yapılan ve başlangıcından itibaren tam dört ay geçen yarışmanın sonuçları 1 Ağustos tarihli sayıda nihayet açıklanır:
“Gazetemiz tarafından dört mâh-ı akdem [ay önce] küşâd olunup iki defa temdid edildikten [uzatıldıktan] sonra temmuz gayesinde müddeti hitâma [sona] eren fotografi müsâbakasına mahsusen gönderilen resimler dünkü çarşamba günü idarehânemize teşrif eden heyet-i mümeyyizeye takdim kılındı. Mekteb-i Ticaret-i Hamidiye müdürü Gelenbevizade izzetli Said ve Şehremâneti celilesine mensub olup ‘Mufassal [Uzun Uzadıya] Fotografya’ nâm-ı eserin muharriri bulunan izzetli Halid Beylerle Ahmed Nuri Efendi’den mürekkeb olan [oluşan] heyet-i mümeyyize müsâbakaya mahsus olarak şimdiye kadar idarehânemize vârid olan resim levhalarını ba’de’l-muâyene [incelemeden sonra] büruca âti [aşağıdaki bilgi olarak] takdir-i derecât eylemiştir:”
Seçkin jüri üç kişiden oluşmaktadır. Said Bey, sonrasında maarif nazırlığına yükselecek olan dönemin parlak eğitimcilerindendir. Halil Bey ise belli ki jürinin fotoğraf konusunda en yetkin ismidir. Yarışmadan beş yıl evvel yazdığı “Mufassal Fotografya” başlıklı metninde rötuşun fotoğraf pratiğinin her anında mevcut olduğunu, bir fotoğrafın ancak dört-beş uzmanın elinden geçince resim statüsünü kazandığını kaleme alır.9 Ahmed İhsan diğer jüri üyeleri gibi Ahmed Nuri Efendi’yi tanıtmadığı için hakkında özel bir bilgi edinmek güçtür.
“Birinci Mükâfât: {bir aded fotografi makinesi} – Me’murin-i Adliye’den [Adliye memurlarından] M. Sadi Bey Efendi’nin 12 × 9 Delta makine ile Makri Köyü’nde [Bakırköy’de] Cevizlik nâm-ı mahalde aldığı koyun sürüsü.”
kaynak: Servet-i Fünûn, sayı 287, 1896
“İkinci Mükâfât: {bir Servet-i Fünun abonesi} – Rüsumât [Gümrük İdaresi] Emâneti müsteşar muâvini saâdetli Rıza Bey Efendi’nin 18 × 13 Kodak ile aldığı ada resmi.”
sayı 287, 1896
“İşbu mükâfâtlardan mâ-ada [başka] dört zâta da varaka-i yadigâr takdir olunmuştur ki onların dahi derece ve nâmları büruca atidir:
Birinci Derece – Darphâne-i Âmire kimyâgeri izzetli Hakkı Bey’in 12 × 9 Navar makinesiyle aldığı değirmen.”
kaynak: Servet-i Fünûn, sayı 287, 1896
“İkinci Derece – Doktor izzetli Hüseyin Suad Bey’in 18 × 13 Oryoskob dürbünlü makine ile aldığı Kurbağalı Dere Köprüsü ve Şimendiferi.”
“Üçüncü Derece – İkinci mükâfâtı ihrâz eden saâdetli Ziya Bey’in çıkarmış olduğu Kurbağalı Dere Köprüsü.10
Dördüncü Derece – Göztepe’de A. Muhtar Bey’in Magazin makine ile aldığı öküz arabası.”
Kazanan fotoğraflar, ödüllerin duyurulmasından dört sayı sonra dergide basılır. Birinciliği kazanan fotoğraf önceden dergide yer alan enstantane fotoğraflarla ilginç bir benzerlikle kırsal bir konuyu, hatta koyun hareketini odağına alır. Dergiye basılan dört fotoğrafın sadece sonuncusu, kente dair yeni bir hareketi, trenin köprüden geçiş anını yakalar. Ahmed İhsan’ın inatla yarışmanın enstantane imajlar arasında gerçekleştiğini belirtmesine rağmen, jürinin seçtikleri hareket halindeki bir anı yakalamaktansa bir peyzaj resmi durağanlığını temsil eder.
“Heyet-i mümeyyize mükâfât i’tâ’sı hususunda fotografileri sarf-ı fen ve sanat nokta-i nazarından muâyene ederek manzaranın letâfetini nazar-ı dikkate almamış ve beher [her bir] levhanın sonradan sınâi [sanatsal] ilavelerini ve enforsman [icra] gibi muamelâtını [işlerini] nekaisden [noksanlıklardan] add ile mesafenin bu’düne [uzaklığına] ve klişenin şeffafiyetine, eşkâlin münakkahiyyetine [biçimlerin birbirlerinden ayıklanmış olmalarına] pek ziyâde itinâ etmiştir. Binâenaleyh rötuşlu ve ranforse [dirençli] bir resim camına, nisbeten manzarası o kadar nazar-rübâ [dikkat çekici] bulunmayan ve fakat fen nokta-i nazarından şâyân-ı takdir olan diğer bir levha tercih kılınmıştır.”
Jüri raporu mahiyetindeki bu paragraf, seçilen fotoğraflarda içeriği oluşturan manzaralara önem verilmediğini, aksine teknik icraatın değerlendirildiğini yazar. Kompozisyonu kurarken biçimlerin birbirinden gözle görülür bir şekilde ayrışmış olması özellikle takdir edilir. Bu bakış, romantik resimlerdeki boya ve dokuların iç içe geçerek oluşturulduğu kompozisyondan başka bir bakıştır. İçerik, ana dair hareketi pek içermese de bu yeni medyanın olanaklarıyla yeni temsiller üretilmesi beklenmiştir; dolayısıyla kırsala enstantane fotoğrafla yeni bir bakış biçimi kurulur. Birinciliği kazanan görseldeki her bir koyunun uzak mesafeden de olsa tek tek seçilebilir olması, belli ki bu medyanın olanağıyla oluşur.
“Servet-i Fünûn bidâyet-i intişârından [basımı başlamasından] beri memleketimizde Sanayi-i Nefise’nin intişâr ve taammümüne [kamusallaşmasına] sarf-ı gayret ve bu bâbda ale-t-tevâli [birbiri ardınca] ihrâz-ı muvaffakıyyât [başarılar kazanma] ile müftehir ve mübâhidir [övünür]. Gazetemizin zaman tesisi olan altı senedir resmin, resimciliğin ve Sanayi-i Nefise-i Hasene’nin taammüm ve intişârına olan derece-i hizmetimiz müntesib [ilgili] sanat ve mârifet bulunanların teslim-kerdesi olduğu [teslim edildiği] resimciliğe fevkalâde taalluku [ilgisi] bulunan fotografi sanatı meraklılarını teşviken –memleketimizde ilk defa olarak– küşâd eylediğimiz müsâbakadan dolayı pek çok zevât-ı muhtereme tarafından mazhar-ı takdir ve tahsin olduk. [...]”11
Bu yarışma sayesinde Ahmed İhsan, fotoğrafı sanat ve akademi içerisinden düşünmek ister. Uçucu, anlık ve hızlı üretilebilen enstantane görselleri, resim gibi bol emek ve zahmet isteyen imge üretiminin yanına yerleştirir. Jüri de seçim kriterleriyle fotoğrafı estetik bir konuya dönüştürür. Her ne kadar kazananların çoğu üst sınıfa ait bürokratik kesimden olsa da bu yeni medyanın daha çok kişiye imge üretimi alanı açacağı bellidir. Bitirirken şunu da düşünmemek elde değil: Ahmed İhsan, günümüzün Instagram gibi platformları içerisinde enstantane görsellerin hızla üretilip paylaşıldığı bir ortamı görse ne düşünürdü? Belki özene bezene kurmaya çalıştığı görsel rejimin bu denli yaygınlaşmasından çok mutlu olurdu, belki de bu kadar hunharca kullanılması onu deli ederdi.
1. Ahmed İhsan, “Enstantane Fotoğraflar”, Servet-i Fünûn, sayı 102, 1893.
2. Metnin buraya kadar olan kısmının transliterasyonunu Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün hazırladığı “Osmanlı Kültür Tarihinde Servet-i Fünûn Dergisi” projesinden edindim.
3. Ahmed İhsan, “İstanbul Postası”, Servet-i Fünûn, sayı 265, 1896.
4. “Fotoğraf Müsâbakası”, Servet-i Fünûn, sayı 266, 1896.
5. Ahmed İhsan, “Enstantane Fotoğraflar”, Servet-i Fünûn, sayı 266, 1896.
6. “Fotoğraf Müsâbakası ve Temdid-i Müddet”, Servet-i Fünûn, sayı 271, 1896.
7. Ahmed İhsan, “Fotoğraf Müsâbakası”, Servet-i Fünûn, sayı 278, 1896.
8. A. İrfan, “Okuyucu Mektubu”, Servet-i Fünûn, sayı 278, 1896.
9. A. Ersoy, “Ottomans and the Kodak Galaxy: Archiving Everyday Life and Historical Space in Ottoman Illustrated Journals”, History of Photography, 40(3): 330–357, 2016.
10. İkincilik ödülünü kazanan kişi olduğu yazıyor ama burada ismi farklı verilmiş. Baskıda hata yapılmış olabilir.
11. “Servet-i Fünûn’un Fotografi Yarışması”, Servet-i Fünûn, sayı 278, 1896.
