“Umum”, kolaj: Gürbey Hiz
A’dan Z’ye Servet-i Fünûn Manzaraları
[U]: Umum

U harfindeki kavram “umum”. Arapça kökenli bu kelime kamu, halk, herkes anlamlarına gelir.1 “Umum” insanları betimliyorken, “umumi” ise “genel olma” anlamına sahiptir; umumi manzara veya umumi sergi tamlamalarında olduğu gibi, belli bir alanda özelleşmeyip bütüne dair bilgi içermesi beklenen zamanlarda kullanılır. Dünya fuarlarını sıkı sıkıya takip eden Servet-i Fünûn, “sergi-i umumi” olarak anılan bu etkinlikleri dünya halklarının birleştiği bir alan olarak ele alır. Bu kavramla ilgili ele alacağım yazı da tam olarak böyle. 1893 Şikago fuarında belli bir kesimi bir potada umum yapmaya niyetlenen metnin yazarı, serginin açılışını gözlemleyerek kaleme alır. Servet-i Fünûn’un 17 Ağustos 1893 tarihli 127. sayısında çok ufak değişikliklerle yayınlanan “Şikago Sergisinde Kısm-ı Osmaniyye’nin Resm-i Küşadı [Açılış Töreni] Hakkında Malumat” başlıklı yazının orijinalinin Şikago Sergisi adıyla sergi sırasında çıkan başka bir dergiden alınma olduğu notu vardır. Süleyman Elbüstani’nin Şikago’da çıkarttığı bu aylık dergide ismi özellikle belirtilmese de anılarından anladığımız kadarıyla Servet-i Fünûn’da da yazıları bulunan Ubeydullah Efendi metinleri kaleme alır. Büyük ihtimalle bahsi geçen yazının da yazarı kendisidir. Sergi devam ettiği süre zarfında bu dergiye yazarak geçimini sağlayan Ubeydullah Efendi “Bundan evvel hiç sergi görmemiş acemi bir muharrir böyle bir şeyi ne kadar yapabilirse, ben de onu elimden geldiği kadar yapmaya çalıştım” diye not düşer.2 Derginin ilk sayısında serginin açılış töreni, Şikago tarihi ve Amerika hakkında genel bilgileri verdikten sonra Osmanlı kısmının açılışını büyük bir coşkuyla anlatır. Açılışta nasıl bir umum yaratıldığı ve Osmanlıların Amerika’dan nasıl göründüğü, metninin satır aralarında vücut bulur. 

1. Fes Giymiş Umum

“Serginin yevm-i küşâdı [açılış günü] Amerika tarihinin bir fâsl-ı mühimini [önemli bölümünü] işgal edecekse sergide Midvey Plazans’da [Midway Plaisance’da] olan kısm-ı Osmaniye’nin [Osmanlı kısmının] resm-i küşâdı [açılış töreni] hem Amerika tarihinin sahâifini [sayfalarını] işgal edecek hem de tarih-i İslam ile tarih-i Osmanide ebvâb-ı mühime [önemli kapılar] açtıracaktır. Amerika’da Şark’a ve bilhassa âlem-i İslamiyet’e olan teveccüh [beğeni] hakikaten Müslümanların bâis-i meserreti [sevinç sebebi] olacak hâl ve derecededir. Fakat şurası mâlum olmalıdır ki Amerikalılar Müslüman denilince tabiat-ı Osmaniye ile müşerref olan [şereflenen] Türkleri maksat ederler. Hatta indlerinde [görüşlerinde] Osmanlıların başlarına giydikleri fes Müslümanlık alâmâtındandır [işaretlerindendir]. Türklüğün Osmanlılığın buralarda hâiz olduğu [taşıdığı] şeref ve ehemmiyet kâmilen padişahımız halife-i âlem-penah [cihanın sığındığı halife] efendimizin sayesindedir.”

Yazar, ilk paragrafından Müslüman umumunu Türklük, Osmanlılıkla özdeşleştirmeye başlar. 1893 fuarının da bu umumu bir arada pekiştirecek derecede gücünün olduğuna ve tarih sayfalarında yer alacağına inancı yüksektir. Şikago Sergisi dergisinde Osmanlı kısmının açılış gününe dair bir fotoğraf bulunmasa da ABD Başkanı Cleveland’ın da katıldığı sergi-i umuminin açılışına dair, fes giymeyen kalabalığı içeren bir fotoğraf mevcuttur.

“1893 Sene-i Miladiyesi mayıs ibtidasında Şikago Sergi-i Umumiyesi’nin vuku bulan resm-i küşâdı”, kaynak: Şikago Sergisi, sayı 1, 1893

“Bir Amerikalı Müslüman olursa fes giyer. Müslümanlığa teveccüh ve meyelân [eğilim] gösterecekse yine fes giyer. Müslümanlık namına fesin buralarda hâiz olduğu itibar hakikaten şâyan-ı hayrettir. Amerikalılar umumen [genellikle] diyecek kadar bir ekseriyetle mütedeyyindirler [dindardırlar]. Fakat taassupları [aşırılıkları] yoktur. Herhangisine kendi mütemessik olduğu [sımsıkı tutunduğu] dinden daha makul bir din arz ve teklif olunsa tasdikinde tereddüt etmez. Kabulünde taannüt göstermez [ayak diremez]. İçlerinde diyanet namına her şeyi reddeden takım bile Hazret-i Muhammed’e ihtirâm, Kur’an-ı Kerim’e takdir ederler.”

Ubeydullah Efendi’nin Müslümanlık kimliğinin başını Osmanlıların çektiğini düşünmesinin nedenlerinden biri festir. Bu modern yeni giyim kodu, Amerika’da Müslüman umumunu aynı potada eritirken bir yandan da dünya genelinde türlü türlü kültürdeki muhtelif Müslümanlığın farklılıklarını kaybettirerek, Osmanlılığı bu aidiyetin temsilcisi kılar.

“(Şeraynırs) [Shriners] isminde bir fırka vardır ki bunların din-i İslam hakkındaki hayırhahlıkları [iyilikseverlilikleri] sâirlerine de benzemez. Bunlar din-i İslam’a mütemessik değildirse de hakikat din-i İslama mu’tekaddırlar [inanırlar]. Bu fırkanın âzâsı kâffeten [cümleten] mu’teberandandır [saygınlardandır]. Şeref ve haysiyetten mahrum bulunanları cemiyetlerine kabul etmezler. Ahlakça mazbut [dürüst] ve mühezzeb [terbiyeli] olan kimselerden mürâcaat edenleri hangi kavim ve millete mensup olursa olsun kabul ederler. Bunların din-i İslam hakkındaki hayırhahlıkları Müslümanlardan aşağı değildir. Bu fırkanın Şikago’da bir ictimâgahı [toplanma yeri] vardır. O ictimâgahı (Medine Mâbedi) tesmiye ederler [isimlendirirler]. O mahalde duvarlar hat-ı Arabi ile yazılmış âyat-ı kerim [ulu ayetler] elvahıyla [levhalarıyla] tezyin olunmuştur [süslenmiştir].”

Shriners (Tapınakçılar diye çevirisi mevcuttur), 1870’te iki Amerikalı tarafından kurulan ve halen faaliyetleri olan mason bir cemaat. Kurucularından William J. Florence, gerçekleştirdiği Marsilya gezisinde bir Arap diplomat tarafından verilen bir davette bu kültürden etkilenir. Akabinde Cezayir ve Mısır ziyaretlerinde ise bölgenin ritüellerine karşı özel bir ilgi geliştirir. İlk olarak New York’ta Mekke Mabedi adıyla bir buluşma mekânı açarlar. Sonrasında Amerika’nın birçok şehrine yayılırlar.

Şikago’da Medine Mabedi’ni gösteren kartpostal, kaynak: Chuckman’s Photos

“Müslümanlık denilince bu adamlar Müslümanlığı Osmanlılıkta ararlar. İşte onun için mâbette toplandıkları zaman başlarına fes giyerler. Feslerin üzerine ön tarafa altın sırma ile ay yıldız ve kılıç resmi işlenmiştir. Amerikalıların Şark ve İslamiyet hakkında arz olunduğu vechle [tarzla] teveccühleri olduğuna ve bu fırka ise Amerika’da Osmanlılık namına İslamiyet’i teşhis etmekte bulunduğuna binâen fırkayı teşkil edenler beyne’l-ahâli [toplum arasında] nüfuz ve itibar sahibidirler. Herkes bu fırka hakkında bir hiss-i ihtirâm [saygı hissi] besler.”

Yazarın da bahsettiği gibi bu cemaat, mimari ve giyim kuşam olarak bir çeşit Ortadoğu kolajı yaratır. Sözgelimi, 1908 tarihli Medine Mabedi tarafından basılan kitapçığın kapağında fes, İbn-i Sina, Osmanlı ve Amerikan bayrakları, piramitler, Keops, hilal ve deve ile beraber bu kolaj görünür olur.

Medine Mabedi tarafından basılan 1908 tarihli kitapçık, kaynak: AbeBooks

2. En Şerefli Köy

“Sergide kısm-ı Osmani iki bölüktür. Biri resmidir ki bu bölük hükümet-i seniyye [ulu hükümet] namına yapılan köşkü ve bir de komiserlere mahsus olan daireyi hâvidir [içerir]. Bu kısım Jackson Park’tadır. Burası memâlik-i Osmaniye’den yalnız teşhir için gelen eşyayı hâvidir. Fakat bera-yı teşhir gelen eşya yalnız bu köşkte bulunacak demek değildir. Zira memâlik-i Osmaniye mâmulât ve masnuâtı [sanat eserlerini] serginin şâmil olduğu [kapsadığı] devâirin [dairelerin] çoğunda yer tutmuştur. Zikir olunan köşkte ise Osmanlı eşya ve emtiasından başka bir şey bulunmayacaktır. İkinci bölük alışveriş için Şikago’ya gelen tebaa-i Osmaniye tarafından yapılan kısımdır ki burası (Türk Köyü) namıyla yad olunmaktadır. Bu da Midway Plaisance’dadır. İşte bu ikinci bölük bir cami-i şerifi hâvi idi.”

Ubeydullah Efendi, Amerika gezisini kaleme aldığı yazılarında serginin kurulduğu Jackson Park ile ilgili şunu yazar: “Ben böyle parklar görmeye alıştığım için İstanbul’da, İzmir’de Tepebaşı bahçesinin nısfı [yarısı] kadar yerlere park dendikçe güleceğim değil, ağlayacağım geliyor.”3 Şikago Sergisi’nde erken endüstrileşmiş milletlerin Jackson Park’ta kutladıkları yeni makineler ve teknolojilerin aksine Midway Plaisance bir araya özellikle gelmesi gerekmeyen dünyanın diğer milletleri için ayrılan alanları peş peşe sıralayarak mekânsallaşır. 

“Serginin Son Haritası”, Kırmızı boyalı alan Türk köyü, kaynak: Şikago Sergisi, sayı 1, 1893

“Sergi Mayıs’ın birinde küşâd olunduğu [açıldığı] hâlde mezkûr köy saye-i şahanede ondan evvel hazırlanmış ve cumaya hürmeten Nisan’ın yirmi sekizinci cuma günü açılmıştır. Köy tabir etmekliğimiz mahali ehemmiyetten ıskat etmemelidir [düşürmemelidir]. Bu köy milel-i muhtelifeye [çeşitli uluslara] münasip olarak nice köyleri hâvi olan Midway Plaisance’a şeref verecek ve ufak tefek birçok kasabalara ve belki şehirlere reşk-endaz [imrendirici] olacak bir köydür. Bu (Türk Köyü) denilen Osmanlı köyü Midway Plaisance’ın en şerefli mevkiinde inşa olunmuştur. Köyün bulunduğu mevkiinin şerefindendir ki o mevkide sergiye girmek için mahsus kapı yapılmıştır. Midway Plaisance’da akvâm-ı İslamiye [İslam kavimleri] namına mezkûr köyden başka birkaç mahal daha var ki bunlarda Cava Köyü, Cezayir Köyü, Kahire Sokağı, Marakeş Sarayı, Kâşane-i İran [İran Köşkü] denilen mahallerden ibarettir. Bu mahallerden Marakeş Sarayı’yla Cava Köyü istisna olunduktan sonra geriye kalanlar da saye-i şahanede yine tebaa-i Osmaniye tarafından yapılmış̧ yerlerdir. (...)”

Yazar, serginin Midway Plaisance kısmında yer alan çorbanın içinden Türk köyünü en şerefli yere yerleştirirken diğer İslam kavimleri üzerinde egemenlik kuran bir çeşit oryantalizme doğru kayar. Köy olarak adlandırılan bu yerin küçümsenmemesi için de şehirleri bile imrendirecek özellikte olduğunu vurgular. Anılarında burada neler olduğunu şöyle aktarır: “Türk köyünde Türk tarzı mimarisinde her şeyi mükemmel bir cami, kırk-elli dükkânı muhtevi [toplayan] İstanbul’daki Mısır Çarşısı şeklinde üstü kapalı bir çarşı, tahtani-fevkani [altlı üstlü] bir lokanta, rahat rahat bin kişiyi istiab eder [içine alan] bir tiyatro, bir cadde ve büro olarak kullanılan on-on beş ev, sokak başlarında ufak tefek mesela şekerleme satar birkaç köşk vardı.”4 Bir de Ayasofya, Şehzadebaşı’nda bir mahalle, Tophane Caddesi, Galata Köprüsü, Dolmabahçe Sarayı gibi manzaraların izlenmesini mümkün kılan ışıklı panorama gösterisi olduğunu belirterek sergi bitiminde bu levhaları satın aldığını ve Amerika’da kaldığı sürede kazancının bir kısmının bu gösterimler sayesinde olduğunu yazar. 

Türk köyünü gösteren fotoğraf, kaynak: Maydan

“Türk Köyü’nün mebde’-i garbiyesi [batı başlangıcı] –ki hariçten sergiye girilen kapının bulunduğu cihetin [yönün] tarik-i amme [kamusal yol] üzerindeki noktasıdır– cami-i şerif ile başlar. Bu cami İstanbul’daki Süleymaniye Cami-i Şerifi’nin küçük bir numunesidir. Derun-ı caminin [caminin içinin] tezyinine [süslenmesine] cidden itina olunmuş ve hakikaten iyi yapılmıştır. Bu cami-i şerifte evkat-ı hamsede [beş vakitte] salavat-ı mefruza [farz kılınmış namazlar] eda olunur [icra edilir]. Akvam-ı İslamiyeye mensup olan mahallerdeki Müslümanlar namazlarını bu camide kılarlar. Serginin resm-i küşâdı bu caminin önünde vuku bulmuştur.

Bâlâda [üstte] beyan olunan (Shriners) fırkasına mensup üç bin kişi Osmanlı Köyü’nün yevm-i küşâdı olan alafranga Nisan’ın yirmi sekizinci cuma günü merkez-i şehirde kâin [bulunan] Medine Mâbedi’nin bulunduğu (Monroe Street) de öğleden evvel içtimâ ettiler [buluştular]. Kâffesi fes giymişlerdi. Bunların içinde sekiz yüz kilometre mesafe budunda [uzaklığında] bulunan şehirlerden gelmiş kimseler var idi. Sergideki tebaa-i şahane memâlik-i Osmaniye’ye mahsus muhtelif kıyafetler iktisâ ederek [giyerek] ellerinde sancaklarla sergiden yola çıktılar. Miad-ı muayyende [belirlenmiş zamanda] (Monro) sokağına vâsıl oldular [ulaştılar]. Orada kendilerini beklemekte olan Shriners fırkasını buldular. Hepsi birleştiler. Alay tertip ettiler.”

Bahsi geçen numune küçük cami, sergide bulunan başka milletlerden Müslümanları bir araya toplamak için önemli bir işleve ev sahipliği eder. Bu da yazar için sergiye Osmanlı’nın katkısını daha da güçlendiren bir sebep olur.

Sergide kurulan caminin içini gösteren fotoğraf, kaynak: Maydan

3. Umumun Reçetesi

“Alay tertibi

1- Pişdarlık [öncülük] etmek üzere polisler.

2- Osmanlı Köyü ashâb-ı imtiyazından Rober Loy Efendi ve Shriners fırkası rüeasâsından [reislerinden] biri: Teşrifatçı olarak.

3- Altmış kişiden mürekkep bir askeriye muzikası: Bunlar Şikago’nun mensup olduğu Illinois ikinci alayının muzika efradı [fertleri] idi ki bunların libasları [elbiseleri] kadifeden mâmul olup resm-i mezkûrda ihtirâm-ı mahsus olarak alayları tarafından başlarına fes giydirilmişti.

4- Devlet-i Aliye-i Osmaniye’nin Şikago Sergi-i Umumisi’ndeki ikinci komiseri izzetli Fahri Beyefendi ve Shriners fırkası rüesâsından General Semayiş ile cemâat-i mezkure rüesâsından bir tabip ve Fahri Beyefendi’nin kâtibi.

5- Sergiden suret-i mahsusada gelen Osmanlılar: Bunlar ellerinde gayet müzeyyen ve büyük bir Osmanlı sancağı ve bir de Amerika bandırası tutuyorlardı.

6- Shriners cemaatinin zihaf [piyade] alayına mensup bir bölük: Bunlar yüz kişiden mürekkep ve zihaf-ı askeri libasını labis idiler [giymiştiler]. Bunlar bellerine de bir eğri kılıç kuşanırlar.

7- Ahaliden alaya iltihak eden [katılan] fırka-i mahsusa.”

Yazar, açılışa katılan kişileri numaralandırarak sıraladıkça bu seremonide inşa edilen umumun yapıtaşlarına dair bir reçete sunar. Osmanlılar, Shriners cemaati mensupları, askeri muzika ekibi derken Şikago’da bir kolajı andıran halk ortaya çıkar.

“Alayı teşkil eden efradın ekserisi sancaklıydı. Bunlar Osmanlı sancaklarıyla Amerika sancakları ve bir de Shriners cemiyetine mahsus sancaklardı. Alay bu suretle tertip olundu. Muzika marş-ı Hamidiye çalmaya başladı. Monroe Sokağı’ndan hareket edildi. Bu mükemmel heyetin etrafını ahali ihâta etmişlerdi [kuşatmışlardı]. Bu manzarayı gurbet ellerinde bulunan bir Müslüman, bir Osmanlı değil bir Amerikalı bile serin kanla temaşaya mukadder olamıyordu. Şan ve şerefle haysiyet ve ciddiyeti cem’ eden bu heyetin etvar-ı vakuranesi [şerefli tavırları] o derece heybetliydi ki ashab-ı temâşânın [izleyenlerin] tüylerini ürpertiyordu. (...) Alay Monroe sokağından göl sahilindeki (Van Buren) köprüsüne kadar geldi. Orada şimendifer mevkifine [tren durağına] indi. Evvelce hazırlanmış olan katar-ı mahsusa [özel trene] bindi. Katar hareket etti. Bunlar şimendiferle gitmekte olsun, biz sergiye gelelim.”

Üç farklı bayrakla yürüyüşe başlayan alay heyeti, etraftan onları temaşa eden kentlilere Müslüman kimliğine dair tüyler ürperten bir manzara sunar. Görüntünün ötesinde Şikago sokaklarında ses olarak yankılanan Hamidiye Marşı ise bu umumun başını çeken Osmanlılığı iyice güçlendirir.

Marş-ı Ali Hamdi, Odeon Orkestrası, Hafız Yaşar, Mızıkay-ı Hümayun Orkestrası, Kalan Müzik

“Sergide kalan Osmanlılar bir takım çalgı hazırladılar. Bir bölük tertip ettiler. Ellerinde büyük Osmanlı sancağı hâmil ettiler [taşıdılar]. Sergide bulunan Büstani Efendi öne düştü. Beray-ı istikbal [karşılama için] bu bölük de sergiden çıktı. Altmışıncı sokaktaki şimendifer mevkifine geldi. Biraz sonra mevkif-i mezkûre alayı hâmil olan katar-ı mahsus dahi vasıl oldu. Katarla vürud edenler [gelenler] müstakbelleri [karşılananları] görünce bağrıştılar. Müstakbeller de onları selamladı. Çalgı marş-ı Hamidiye’yi çaldı “Padişahım çok yaşa” zemzemesi [nağmesi] fezâyı doldurdu. Fırka-ı müstakbelin öbür fırka ile birleşti. Muzika ile çalgı marş-ı Hamidiyeyi hem-ahenk olarak çalmaya başladı. Alay da mevkiften altmışıncı sokağa doğrularak hareket etti. Türk Köyü’ne mezkur sokağın üzerinden girilen kapıya kadar gelindi. O suretle içeriye girildi. Türk Köyü’nün tekmil caddeleri sokakları dolaşılarak cami-i şerif pişgâhına [önüne] muvasalat olundu [erişildi]. Orada alay tevakkuf etti [bekledi]. İzdiham fevkalade idi. Düvel-i ecnebiye [yabancı devlet] memurları üniformalarını labis [giymiş] olarak hazır olmuşlardı. (...)”

Bu pasajdan sonra yazar, Osmanlı sergi yetkililerinden Fahri Beyefendi’nin gerçekleştirdiği nutka bire bir yer verir. Şikago Sergisi dergisini kuran Büstani Efendi de buradadır. Zaten derginin kapağında idarehane hakkında şu ibare yazar: “Sergi-i Umumiye’de Osmanlı Köyü’ndeki Daire-i Mahsusa.” Sıcağı sıcağına serginin gündemini takip etmek için Ubeydullah Efendi de yazılarını bizzat bu köyün içerisinde kaleme almış olmalıdır.

“Müteakiben umum tarafından âvâz-ı bülend ile [yüksek sesle] (Padişahım çok yaşa) nidâsı göklere çıkarıldı. Merâsim bitti. Cemaat Türk Köyü’nün ortasına yapılmış olan Türk Çarşısı’nın içine girdiler. Evvelce Osmanlılar tarafından hazırlanmış olan sofralara oturdular. Yemek yediler. Ba’de’t-taam [yemekten sonra] Türk Köyü’nü gezmeye çıktılar. Akşama kadar orada eğlendikten sonra Osmanlılar tarafından şimendifer mevkifine kadar teşyi olundular [uğurlandılar]. Resm-i teşyi resm-i istikbal kadar parlak idi. Mevkifte katarın hareketinden evvel muzika ile çalgı yek-ahenk olarak yine marş-ı Hamidiye’yi çaldı. (Padişahım Çok Yaşa) nidâları tekrar olundu. Katar hareket eyledi. Teşyiciler avdet ettiler [döndüler]. İşte kısm-ı Osmaniye’den Türk Köyü’nün resm-i küşâdı bu suretle vuku buldu.”

Birçok kez “Padişahım Çok Yaşa” nidaları koparan umum, Şikago’da tasarlanmış Osmanlı atmosferini tadarak açılış törenini bitirirler. Sergiyi gezecek olan dünyanın dört bir yanından ziyaretçiler için egzotik ve keyif verici bir deneyim mümkün olmuştur. Aynı zamanda da sergi, Amerika gibi Ortadoğu’dan uzak bir coğrafyada yeni bir umumiyeti bir araya toplayan bir sahneye dönüşmüştür.

1. Nişanyan Sözlük.

2. Ahmet Turan Alkan, Sıradışı Bir Jön Türk: Ubeydullah Efendi’nin Amerika Hatıraları (İstanbul: İletişim Yayınları, 1990).

3. Alkan, age.

4. Alkan, age.

dünya fuarı, Gürbey Hiz, Servet-i Fünûn, Şikago, umum

GÜRBEY HİZ[26/08/2021]
A’dan Z’ye Servet-i Fünûn Manzaraları
[L]: Lezzet
Yeme içme pratiklerinin ötesinde gündelik hayatın her anında deneyimlenebilecek bir his olarak lezzet. Zekâi Dede Efendi’den Beyoğlu’nda sahnelenen oyunlara...