“Ödül”, kolaj: Gürbey Hiz
A’dan Z’ye Servet-i Fünûn Manzaraları
[Ö]: Ödül

Ö harfindeki kavram “ödül”. Kökeni Moğolca “ögtel” kelimesine dayanan ve “verilen şey” anlamına gelen ödül, Arapça “mükâfat” kelimesiyle beraber dilde kullanılır. Bir başarı elde edildiğinde belli bir otorite tarafından verilen bir nesne, unvan veya para genelde ödülün karşılığı olur. Bunların ötesinde başka ödüller de vardır ki, onları Ahmed İhsan’ın bu kavramla ele alacağım metninde sıklıkla sezmek mümkün.

1898 yazında Büyükada’da düzenlenen kayık yarışlarına katılan yazar, hem geçirdiği günü bir ödül gibi görür hem de orada bulunan seyirci cemaati olarak ne kazandıklarını heyecanla kaleme alır. Yarış sonuçlarının kalplerinde sevince ve gurura yol açtığını belirten yazar, bir yandan da böyle bir sportif faaliyeti, Osmanlı olmayı kutlayan bir pozisyona yerleştirir. Böylece, bir sonraki yüzyılda iyice alevlenecek olimpiyatlar ve diğer maç etkinliklerinin milliyetçilikle ilişkisine erken bir örnek teşkil eder. Daha fazla uzatmadan 31 Ağustos 1898 tarihli Servet-i Fünûn’un 390. sayısındaki “İstanbul Postası”nı satır satır okumaya başlayabiliriz.

1. Kendine Ait Bir Ödül

“Yarış, kazanmak, eğlenmek, mükâfat, hediye; işte bütün bu kelimeler cumartesi günü binlerce ağız tarafından belki milyonca defa tekrar edilmişti. Kim bilir ne kadar kalpler tatlı heyecanlara düşmüş, o kadar ümitlerden kaçı hakikate geçmiş, ne kadar boşa çıkmıştır.”

Yazısını açarken kazanmak, mükâfat, hediye gibi kelimeler kullansa da Ahmed İhsan, metin boyunca ödül kelimesini kullanmayacaktır. Yine de bu kelimeyle aynı anlama sahip diğer kavramların yarış günü herkesin ağzında olması, bu eğlencenin ne kadar rekabet dolu bir ödül arzusu içerdiğini gösterir. İlki 1859 yılında düzenlenen kayık yarışları veya yabancı basımdaki ismiyle “regatta”1, kısa sürede kalabalığın ilgisini çeken bir şölene dönüşür. Kentin başka deniz kenarı yerlerinde de düzenlenen bu etkinlik, bir süre sonra Büyükada’ya özgü bir geleneğe dönüşür ve 1869 yılından sonra düzenli olarak burada gerçekleşir.2 Sermed Muhtar Alus “O vaktin kayık yarışları, ağustos ayı girip de çavuş üzümü kemale erince yapılır. 19 Ağustos donanmasında ya bir iki gün evvel ve yahut üç beş gün sonra icra edilirdi” diye yazar.3 Ahmed İhsan’ın katıldığı yarış da Alus’u doğrulayacak şekilde, 27 Ağustos günü gerçekleşir. 

“Beni sorarsanız yarış günü ümidim güzel bir zaman geçirmekten ibaretti; bu da hakkıyla vücuda geldi. Biz yarış seyri için bütün Ayastefanos [günümüzde Yeşilköy] erbâb-ı zevkiyle [zevk sahipleriyle] müştereken [ortaklaşa] bir büyük vapur kiralamış, o günlük iki nöbet me’kûlat [yiyecekler] ve meşrubâtımızın ihzârını [hazırlanmasını] ‘Busketo’ otelinin sahibi mösyö Ernest Beyanki’ye ihâle etmiş ve sabahleyin saat yarımda [07:00 civarı] Ayastefanos’tan harekete karar vermiştik. ‘Stefano’ ismindeki büyük römorköre masaların, sandalyelerin, yiyeceğin, içeceğin doldurulması, sonra köyümüz mu’teberânının [itibarlı kimselerinin], mösyölerin ve madamların vapura binmeleri vakt-i hareketi biraz geciktirdi; tam saat bir buçuktu ki [08:15 civarı] vapur lâtif mızıka nağmeleri, hurra sadâları arasında Ayastefanos fenerini dolaştı, Adalar’a doğru yol verdi, arkamız sıra yarışa iştirâk edecek iki kotrayı [tek direkli, yelkenli, narin küçük gemi] çekiyorduk.”4

Ahmed İhsan’ın o gün kazanmak istediği ödül, güzel bir zaman geçirmektir. Bunu elde edebilmek için de gerekli hazırlıkları önceden planlar. Bir sonraki sene gerçekleşen Büyükada yarışlarında da yine Ayastefanos’tan Büyükada’ya gidecek olan yazar, bu sefer geminin geç kalmasıyla müthiş bir hayal kırıklığına uğrar. Yarışın başlangıcını kaçırmasıyla kendini hazırladığı “güzel vakit geçirme ödülünü” alamayacağına hayıflanır. Hemen neden geciktiklerini araştırır ve yanıtını da okurlarla paylaşır: “Gece, sabaha karşı kaptan efendinin bir çocuğu dünyaya gelmiş. Yavrucak vapurun ambarında, bizimle beraber yarış temaşasına gidiyordu. Gemici oğlu bu ya, gözünü böyle müsabaka-i bahriye günü açmayı şanına muvafık bulmuş!”5

Ayastefanos (1900-1910), kaynak: Zaman Makinesi

Daha sonra kayık yarışlarına ev sahipliği yapacak olan Ayastefanos, Ahmed İhsan’ın ikamet ettiği semttir. Boğaziçi’nde Kandilli yakınlarında Vaniköy’de geçirdiği çocukluk yıllarından olsa gerek yazarın suyla tutkulu bir ilişkisi vardır. Ç harfindeki çayırlara gitmekten hoşlandığı gibi, suya açılmak da onun için ayrı bir güzel vakit geçirme etkinliğidir. Sözgelimi 1899 kışında Küçükçekmece Gölü’nde sandal gezisi yapan yazar, bir de arkadaşlarıyla beraber kendisinin de yer aldığı çizimi dergide yayımlar. “Saat altıda bizi Çekmece İstasyonu’na getiren katardan indiğimiz zaman dört refik şu fikr-i tenezzühümüzden [gezinti fikrimizden] dolayı birbirimizi tebrik eyliyorduk. Sema bir haftadır devam ettiği gibi saf, bir tek bulut bile yok (...) Heyet-i umumiyemizle bir de resim çıkardık ki son sayfamızda görüyorsunuz.”6 Ahmed Rasim o haftaki Şehir Mektubu köşesinde Servet-i Fünûn’da gördüğü bu haberi atlamaz: “Tabiat bu ya! Ben de Servet’in ‘İstanbul Postası’na bayılırım. Hele bu haftanın Çekmece Gölü'ndeki seyahat-ı sayyâdâneyi [av gezintisini] musavver olan [tasvir eden] parçaları hakikaten şairâne. Bir kere göz gezdirin. Yahut ‘Bir tek bulut bile yok... Vezân olan [esen] hafif lodos yaz meltemi gibi’den aşağısına doğru bir süzülün. Gölün bir mirât-ı sîmîn [gümüş ayna] gibi parladığını görüp kenarına koşarak bir kere kıyafetinize bakın, Çekmece kasabasının büyük köprüsü kenarında bir sandala binin. Yelkenleri fora edin. Bir kere de Servet-i Fünun’un 411 numaralı ve 333 rakamlı sahifesindeki resme bakın. Beşir Fuad Bey merhum ile ter-bıyık bir şair dümende oturmuş. Mınakyan’ın yelken ardından elde tüfenk bir semt-i meçhulü irâe ettiğini [işaret ettiğini] aynen görür ve yelkenin sancak tarafından ‘Bom!’ diye akseden tüfek sadâsını işitirsiniz. Bu manzara bulunmaz ve tasvire sığmaz temâşâlardandır.”7 Ahmed Rasim, bilindiği üzere hiciv dolu sözlerini esirgemez, yazarımızı “İstanbul Postası”nın parçalı yapısıyla şakaya vurur. Ahmed İhsan, yazısının devamında Direklerarası’ndaki Hasan Efendi oyunlarının birer maskaralık Mınakyan’ın eserlerinin ise nefis olduğunu yazar. Bu söylem ise Ahmed Rasim için onları aynı kayığa bindirmeye yetmiştir. 

“Küçükçekmece Gölü’nde ördek saydı [avı]”, kaynak: Servet-i Fünûn, sayı 411, 1899

Ahmed İhsan, Ayastefanos Yat Kulübü’nün de üyesidir ve ne zaman şenlikli bir müsabaka olsa dergisinin sayfalarını bolca bu etkinliğe ayırır. Sözgelimi 1901 yılında gerçekleşen Ayastefanos yarışında kendi semtini taçlandırırcasına yarışa dair on iki fotoğraf basar ve o sayıda başka konuda herhangi bir görsele yer vermez.8 Bu özel sayıda, bayraklarla donatılmış yat kulübünün de bir fotoğrafı vardır.

“Ayastefanos’ta yarış: Ayastefanos Yat Kulübü bahçesi”, kaynak: Servet-i Fünûn, sayı 548, 1901

2. Yüzen Şeylerin Kalabalığı

“Kınalı ile Burgaz adalarının arasından geçip Heybeli’nin burnunu da dolaşınca karşımıza pek hoş bir manzara çıktı; bu manzara biz yaklaştıkça kesb-i letâfet eyliyordu [güzellik kazanıyordu]: Elli kadar vapur, römorkör, istimbot, mükemmelen donanmış, içleri seyircilerle dolu olarak birinci hattı teşkil eyliyor; onların önü, yanı, arası, arkası sayısız sandallar, kayıklarla dolu duruyor; daha arka tarafta adanın zümrüdîn [yemyeşil] sath-ı mâili [yamacı] o nazar-rübâ [göz çeken] köşkleriyle görünüyor; bunlardan Mösyö Kastelli’nin bir çift fevkalade kâşânesi [malikanesi] yarış heyeti tarafından donatılmış olduğu için köşkün bahçesi, terasesi [terası], setleri, ta sâhil-i bahra [deniz kıyısına] kadar yolları adanın binlerce erbâb-ı zevki tarafından istilâ edilmiş bulunuyordu. Kastelli köşklerinin zarif, tatlı bir yokuşla denize mülâki olan [kavuşan] bahçesinin sahil kısmına med’uvvine [davetlilere] mahsus bir büyük seyrângâh [seyir yeri] inşa etmişler, yan tarafındaki iskele üzerinde yarış komisyonu heyetiyle me’murin-i bahriye [bahriye memurları] ahz-i mevki’ etmişlerdi [yer almışlardı]. Orada bir de işaret topu bulunuyordu. Yarış komisyonuyla me’murin-i bahriyenin bulundukları iskeleden açığa doğru deniz üzerinde çekilen şamandıra ve sal hattının bir tarafına yarışa iştirâk edecek sandallar ile kayıklar sıralanmış, diğer tarafında ise seyirci sandalları adeta bir sath-ı sâbih [yüzen yüzey] teşkil etmişti.”

Ahmed İhsan adaya yaklaşırken gördüğü manzarayı detaylıca yazıya döker. Yanında fotoğraf makinesini de getirmiştir. Metnin devamında resimleri yayımlayacağı müjdesini de vererek gemi üzerinde geniş açıları kadrajına alabilen fotoğraflar çekmekten belli ki çok mutludur. Bahsettiği Kastelli’nin köşklerini de uzaktan resmini almayı başarır. Yazısında kaleme aldığı mimari detayları fotoğrafta yakalamak güç olsa da köşklerin yamaca oturan karakteri ve bu yüzden seyir olmaya elverişli yerleşimi seçilir.

“Büyükada kayık yarışlarında kulüp heyetine mahsus daire”, kaynak: Servet-i Fünûn, sayı 392, 1898
Kastelli evleri, kaynak: Adalar Belediyesi

“Bütün bu manzarayı vâlihâne [şaşkınca] güverteden temâşâ ederken vapurumuz o kalabalığa doğru ilerliyordu. Ayastefanos kulübünün kırmızılı beyazlı bayrağını baş direğinde temevvüc ettiren [dalgalandıran] vapurumuza Ada Kulübü tarafından berây-i istikbâl [karşılamak için] gönderilen iki zat sandallarıyla gelip yanaştılar; bizi alıp ta ileride, yarış hattını teşkil eden sallar, şamandıralar yanına kadar götürdüler; orada demirledik.”

Ahmed Samim, O harfindeki “Oyun” metninde olduğu gibi yaya kalabalığını nasıl heyecanla anlatıyorsa, Ahmed İhsan da bu yazıda kayık kalabalığını aynı hevesle kaleme alır. İki sayı sonra çektiği fotoğraflardan kapak sayfasına yerleştirecekleri de bu sandal, vapur ve bilumum yüzen şeylerin kalabalığı olacaktır. 

“Büyükada’da icra olunan kayık yarışı manzaraları”, kaynak: Servet-i Fünûn, sayı 392, 1898

3. Aferin, Bravo, Hurara

“Artık hepimiz yarışın seyrine dalmıştık. Atılan işaret topunu müteâkip iki hamlecinin iki çift kürekleriyle tiğ [kılıç] gibi seken tersane kiklerine [uzun ve dar sandallarına] nazarlarımız [bakışlarımız] mansub kalmış [dikilmiş], bu kikleri Heybeliada tarafında açığa konulmuş işaret bayrağına doğru kemâl-i heyecânla takibe dalmıştık... Kiklerden sonra sefâret sandallarını, daha sonra üç çifte zarif piyâdeleri nazarlarımızla takip ettik. En ziyade heyecân-sürurumuz [heyecan ve sevinimiz] süfün-i şâhâne [hükümdara ait gemiler] ile sefâin-i harbiye-i ecnebiyyenin [yabancı harp gemilerinin] beş çifte sandalları tarafından icrâ edilen yarışta tecelli etti [göründü]. Vâkıa milel-i muhtelifenin [muhtelif milletlerin] efrâd-ı bahriyesi [bahriye erleri] tarafından kullanılan beş çifte bu dokuz sandal yarışında birincilik, ikincilik, üçüncülük, hatta dördüncülük, beşincilik, altıncılık bile gayretli gemicilerimizde kalınca bütün Osmanlı kalplerinde hâsıl olan [ortaya çıkan] fahr ve sürura [şeref ve sevince] nihayet yoktu. Her taraftan aferin nidâları ayyuka çıkarıldı [göğe yükseldi]. Bu nidâlar ‘bravo’lar, ‘hurara’larla birleşerek bir velvele-i âsmâni [göğe mensup yaygara] hâline girdi; refik-i muhteremimiz [saygıdeğer arkadaşımız] Sabah gazetesinin istimbotu tarafından öttürülen üç silah düdüğüne bütün vapurlar iştirâk etti; o zaman velvele çoğaldıkça çoğaldı; etraf adalarına, karşı Anadolu sahiline kadar aks-endâz oldu [çarpıp durdu]; artık muzafferen [zafer kazanmış olarak] erbâb-ı temâşâ [seyirciler] arasında dolaşan dilâver [yürekli] gemicilerimizin hiss-i iftihâr ve sürurunu da siz tasavvur ediniz. Bu esnada fotoğraf makinemizle bir iki resim çıkardık ki bir hafta sonraki nüshamızda derc edilmek [basmak] üzere destgâh-ı hakka [gravür atölyesine] verilmiştir.”

Muhtelif milletlerin gemicileri yanında Osmanlılar yarışı kazanınca kopan sevinç, Ahmed İhsan’ı çok mutlu eder. Aferin, bravo ve hurara ibareleriyle ortamın çoğul kültürlü coşku atmosferini kelimelerle güzel bir şekilde altını çizen yazar, o günün en büyük ödülünü kazanır. Aynı olimpiyat oyunlarındaki gibi milletlerin rekabet ettiği bu yarışta Osmanlılar kazanmış ve elde edilen ödül artık sadece gemicilerin değil, yazara bakarsak Osmanlılığa dair kazanılmış bir ödül olmuştur. Bahsi geçen Sabah gazetesi, ertesi gün hemen sayfalarına gündemi taşır ve padişaha bolca övgü sıraladıktan sonra etkinlik gününü şu başlıklar altında Ahmed İhsan’dan daha detaylı bir şekilde kelimelere döker: “Ada Kayık Yarışı; Saat Birde; Adanın Manzarası; Yarıştan Evvel; İlk Yarış İki Buçuktan Beş Buçuğa Kadar; Karada Beş Buçuktan Altı Buçuğa Kadar; Yarışın Kısm-ı Sânisi [İkinci Kısmı] Altı Buçuktan Dokuz Buçuğa Kadar; Yarış Esnasında; Saat On Birde”9 En şanlı yarışın Osmanlıların ödülleri kazandığı kısım olduğunu belirten Sabah muhabiri, bu başlıklarla adeta Osmanlı milliyetçiliğinin günlüğünü kayıtlara geçer. 

“Saat beşi [12:30 civarı] geçmiş, destgâh-ı taama [yemek tezgâhına] geçmek zamanı hulul etmiş [gelmiş] olduğundan yarışa fâsıla [ara] verildi; vapurumuzda hazırlanmış olan sofralarda yer aldık; çatal bıçak, tabak bardak şamatası bir saat kadar devam etti. Sabahtan beri devam eden lâtif fakat rüzgârsız hava sanki taâm [yemek] zamanından sonra başlayacak olan kotra yarışlarını hatırlamış gibi güzel bir poyraz çıktı; yarış zamanına intizâren [bekleyerek] kotralar volta vurmaya. Kar gibi beyaz yelkenlerini, denizin sath-ı kebudi [mavi yüzeyi] üzerinde dolaştırmaya başladılar. Ne büyük meserret [sevinç]! Kotra yarışında dahi Osmanlılar ihrâz-ı muvaffakiyet ettiler [başarıya eriştiler], iki saate karib [yakın] bir müddet devam eden yelken ile kat’-ı mesâfeden [yol aldıktan] sonra birinci olarak Makriköylü [günümüz Bakırköylü] Şahin Efendi’nin ‘Lajar’ ismindeki kotrası, ikinci olarak Yeniköylü Gelenbevizade Sadık Bey’in ‘Bahri’si gelmişti. Hülâsa [özetle] bu seneki yarışta Osmanlılar teferrüd etmişlerdi [herkesten ayrılmışlardı].”

Dergide, birinci gelen Lajar’ın fotoğrafı olmasa da Sadık Bey’in “Bahri” kotrasının yakından bir açısı sayfada yerini alır. Rüzgârın yelkene narince dokunduğu bir anı yakalamayı başaran yazar, muhtelif yerlerde dergiyi edinen okurlara da bu etkinliğe seyirci olma ödülünü takdim eder.

“Büyükada kayık yarışlarında ikinciliği ihraz eden bahri kotrası”, kaynak: Servet-i Fünûn, sayı 392, 1898

Ahmed İhsan, Ayastefanos’un kırmızılı beyazlı bayrağını taşıyan gemiyle buraya gelir. Kazananların da Makriköylü, Yeniköylü diye hep semtleriyle beraber bilgisini verir. Bu yarış milletler arası olduğu gibi İstanbul’un semtleri arasında da vuku bulan bir rekabete dayanır.

“Bundan sonra zaman tahlisiyye [cankurtaran] sandallarının, ada kayıklarının, pazar kayıklarının müsabakasına, tahlisiyye sandallarının fevkalade talimlerine, yağlı direğe çıkıp yukarıdaki bayrak ile mükâfatı almak üzere çalışanların gayretlerine, yüzme müsâbakasına münhasır kaldı [mahsustu]. Bunlar da erbâb-ı temâşâyı [seyircileri] fevkalâde eğlendirdi, akşamı getirdi. Artık züvvâr [seyirciler] birer birer çekilip gitmeye, vapurlar veda düdüklerini öttürüp İstanbul yolunu tutmaya başladılar. Bütün bu seyircilerin avdetini [dönüşünü] seyrederek bir hayli zaman daha ada pişgâhında [önünde] durduk. Güneş gurub etmiş [batmış], ada sahili yakılan fenerlerle nurani [parlak] bir manzara almıştı. Hepsinin üzerine inikâs eden [yansıyan] ziyâ-yı kamere [ay ışığına] müstağrak [dalmış] bulunduğumuz hâlde biz de tam saat birdi ki [21:00 civarı] Ayastefanos yolunu tuttuk.”

Güzel bir gün geçirerek ve Osmanlıların kazanmasıyla gönlü yeterince ödüllere dolan Ahmed İhsan, yazısını güneşi batırarak bitirir. Bir sonraki sene vakti gelince tekrar Büyükada’ya giden yazar, o seneki yarışların önemli bir yeniliğini kaleme almadan geçmez. 1899’da ilk defa kadınlar da yarışacaktır: “Erkeklere mahsus bu nevi eğlencelere tâife-i zarife-i nisânın [zarif kadınlar tayfasının] iştirâki şehrimizde pek sık görülmediği için herkes büyük merakla matmazellerin sırasını bekliyordu. Bu sıranın geldiğini tebşir eden [müjdeleyen] işaret çekilince Adalar havzasında kopan velvele-i şevk ve tahsin hakikaten işitilecek, görülecek bir hengâmeydi: Her sandaldan, her vapurdan, her yandan, her köşeden düdük sesleri, el şakırtıları, alkış âvâzeleri ortalığı tuttu.”10 Bu sayının kapağında beş fotoğrafa birden yer veren dergi, ilk görsel seçimini kadınların kullandığı bir sandaldan yana kullanır. 

“Yarışa dahil olan matmazeller”, kaynak: Servet-i Fünûn, sayı 443, 1899

Yazının başlarında bahsettiğim gibi 1899’daki yarışlara geç kalsa da Ahmed İhsan’ın bu sene kazandığı ödüller çoktur. Hem bir önceki seneden deneyimiyle hem de daha iyi bir fotoğraf makinesiyle geldiği belli olan yazar, bu şenliğin coşkusunu hissettirecek daha net fotoğraflar çekmeyi başarabilmiştir. Fotoğrafların her biri onun hırsla ve hevesle gerçekleştirdiği dergiciliğinin kazançları olan ödüllerdir. Bize verdiği hediyeler ise bu gibi sayısız şehre dair heyecanla ürettiği anlatılardır.

“Büyükada kayık yarışı: Havza-i müsabaka etrafındaki seyirci sandal ve kayıkları”, kaynak: Servet-i Fünûn, sayı 443, 1899

1. Venedik’te gelenekselleşen kayık yarışlarına verilen isim. Servet-i Fünûn’da görsellerin Fransızca altyazılarında bu ibare kullanılır.

2. Bengi Su Ertükmen Aksoy, Neşe Gurallar, “19. Yüzyılın İkinci Yarısında İstanbul Gemicilik Şenlikleri: Büyükada (Prinkipo) Regattaları ve Adanın Dönüşümü”, METU Journal of the Faculty of Architecture 37(1) (2020): 117-148.

3. Sermed Muhtar Alus, “Eski Kayık Yarışları”, Akşam, 28 Haziran 1932.

4. Metnin buraya kadar olan kısmının transliterasyonunu Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün hazırladığı “Osmanlı Kültür Tarihinde Servet-i Fünûn Dergisi” projesinden edindim. 

5. Ahmed İhsan, “Ada Kayık Yarışı”, Servet-i Fünûn, sayı 443, 1899.

6. Ahmed İhsan, “İstanbul Postası”, Servet-i Fünûn, sayı 411, 1899.

7. Ahmed Rasim, “28. Mektup”, Şehir Mektupları (İstanbul: Oğlak Yayınları, 2017).

8. Servet-i Fünûn, sayı 548, 1901.

9. “Ada Kayık Yarışı”, Sabah, 28 Ağustos 1939.

10. Ahmed İhsan, “Ada Kayık Yarışı”, Servet-i Fünûn, sayı 443, 1899.

Ahmed İhsan, Büyükada, Gürbey Hiz, kayık yarışı, ödül, Servet-i Fünûn

GÜRBEY HİZ[26/08/2021]
A’dan Z’ye Servet-i Fünûn Manzaraları
[L]: Lezzet
Yeme içme pratiklerinin ötesinde gündelik hayatın her anında deneyimlenebilecek bir his olarak lezzet. Zekâi Dede Efendi’den Beyoğlu’nda sahnelenen oyunlara...