J harfindeki kavram jimnastik. J harfiyle başlayan çoğu kavram gibi jimnastik de Fransızcadan tercüme edilmeden aynı şekilde Türkçeye geçmiştir. Önceleri “cimnastik” olarak yazılan kelime, zamanla j harfiyle kullanılmaya başlar. Eski Yunancada çıplak anlamına gelen gymnós’tan türeyerek Fransızcada beden eğitimi anlamını kazanır, Türkçede ilk defa 1860’larda kullanılır. Kavramın çıplaklıkla olan ilişkisi Antik Yunan’da idmanların çıplak olarak yapılmasından gelir. Çıplaklık aynı zamanda jimnastik yapan “harikulade” bedenlerin teşhirini mümkün kılar. Servet-i Fünûn içerisinde de yarı çıplak erkek bedenler okurlara sunularak bu idealize bedenlere karşı bir arzu uyandırılır. Ahmed İhsan, derginin 17 Ekim 1895 tarihli 240. sayısında İstanbul’da jimnastik faaliyetlerini anlatan “Cimnastik: Mekteb-i Sultani Talimleri” başlıklı bir metin kaleme alır. Aynı sayının kapağında da jimnastik eğitimi sırasında fotoğraf makinesine poz veren birtakım öğrenciler görünür. Bahsi geçtiği gibi bu öğrenciler çıplak değildir ama gururlu yüz ifadeleriyle sıhhatli bedenlerini teşhir ederler. Ahmed İhsan da nasihat verici bir üslupla yazdığı metniyle jimnastiğin faydalarını öve öve bitiremez. Tam olarak hangi hareketlerle nelerin yapıldığını anlatmasa da yazar için jimnastik taliminde bulunanlar mükemmel erkeklerdir. Sözü daha fazla uzatmadan bu erkeklerin dünyasına doğru ilerliyoruz.
1. Kuvve-i Ruhiyye, Kuvve-i Cismiyye
“Ruh ve hayâtın mükemmeliyyeti kuvve-i bedeniyyenin [beden kuvvetinin] kemâline [eksiksizliğine] mütevakkıftır [bağlıdır].”
Ahmed İhsan metnin başına daha küçük puntoyla bu epigrafı yerleştirir. Yazı boyunca mükemmeliyet kavramı yazarın jimnastiği konuşurken önemsediği bir vurgu olacaktır.
“İnsan esâsen ruh ile cismden [bedenden] mürekkeb [meydana gelmiş] olup gerek kuvve-i ruhiyye [ruh kuvveti] ve gerek kuvve-i cismiyyesinden [beden kuvvetinden] hakkıyla müstefid olabilmek [istifade edebilmek] üzere her ikisini daimi surette bir hâl-i faâliyette bulundurmak icâb eder. Faâliyet-i ruhiyye, akıl ve zekâyı nimet-i celil ilm ve mârifet [ilim ve sanat] ile işgal etmekle hâsıl olduğu [ortaya çıktığı] gibi faâliyet-i vücudiyye dahi a’zâ-yı bedeniyyenin [beden uzuvlarının] her birini kendi vesi [geniş] dairesinde it’âb etmekle [yormakla] istihsâl olunur [meydana getirilir]. Halbuki fıkdân-ı hareket [hareketin yokluğu] ve faâliyet-i tenâkıs [azalan faaliyet] kuvve-i a’zâyı [uzuvların kuvvetini], ef’âl-i hayâtiyyenin [hayatın işlerinin] adem-i intizâmını [düzensizliğini], emrâz-ı mütenevviayı [türlü hastalıkları] bâdi ve dâidir [doğurur ve davet eder].”
Ahmed İhsan ruh ve bedeni birbirinden ayırarak kaleme alır. Ona göre ruhun faaliyeti için akıl ve zekâyı geliştirmek, bedeni kuvvetlendirmek için ise uzuvları yormak gerekir. Eğer bedensel faaliyetler azalırsa hayatın intizamı sekteye uğrar. Yazarın İstanbul Postası köşesinde kaleme aldığı diğer yazılarının aksine bu metin bir hayli ciddi ve keskindir. Öyle ki seçtiği her seçtiği kelime ve yazının tonuyla idealize bir beden anlatısı benimser. Bunu yaparken de ideal olmayan bedenlerin türlü hastalıklara maruz kaldığı vurgusuyla anlatısını güçlendirir.
“Hükemâ ve âliyy-i sâlifenin [eski âlimler ve büyüklerin] (akl-ı selim vücud-ı sâlimde bulunur) kelâm-ı hikemiyyaneleri [şeklindeki felsefî sözleri] tıp ve sıhhate müteallik [ilgili] her kitabın ser-nâme-i ziynet ve ifhârı [onu süsleyen başlığı] olduğu ve ilm-ül-ebdân [beden bilgisi] dâreynde [iki dünyada] sebep-i fevz ve felâhımız [zafer ve mutluluğumuzun sebebi] olacak ilm-i edyân [dinî ilimler] gibi muazzez telâkki buyurulduğu halde yine kavânin-i sıhhıye-i tabiiyeye [tabiata ait sıhhiye kanunlarına] adem-i riâyetle [uymamakla] daimi surette müteessir ve müteezzi [üzüntülü] oluyoruz.”
Bu coğrafyada Atatürk’le özdeşleşen “Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur” sözünü anımsatan “Akl-ı selim vücud salimde bulunur” sözünün kökeni Romalı şair Juvenalis’in Yergiler isimli eserindeki “orandum est ut sit mens sana in corpore sano” dizesine dayanır. Türkçesi “Sağlıklı bir vücutta sağlıklı bir zihin için dua etmelisiniz” olarak çevrilebilen bu dize, özellikle 19. yüzyılda sporun modernleşmesi ve ideal beden anlatılarıyla beraber “sağlıklı bir vücutta sağlıklı bir zihin” olarak kullanılır. Juvenalis bu hicviyle aptalca dualar eşliğinde tanrılara seslenen Roma vatandaşlarını eleştirir. Vatandaşların en iyi ihtimalle yapabileceklerinin beden ve ruh sağlığı için dua etmek olduğunu vurgular. Birçok dilde karşılık bulan bu söz, özellikle 19. yüzyılda Avrupa’da kurulan jimnastik kulüplerinde slogan olarak kalıplaşır. 20. yüzyıl boyunca da askeri enstitülerde, okullarda ve spor kulüplerinde kullanılmaya devam eder. Sözgelimi İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan başkanı olan Harry Truman’ın kullandığı bir ifadedir. Dünyaca ünlü Japon spor ürünleri markası Asics de ismini Latince dizenin akroniminden alır (anima sana in corpore sano).
“Cimnastiğe, hareket ve faâliyete asla ehemmiyet [önem] vermeyerek daimi surette mide rahatsızlıklarından, baş ve ayak ağrılarından ve daha bin türlü âlâm u eskam-ı bedeniyyeden [bedensel üzüntü ve hastalıklardan] mustarip ve müteessir ve bir sıhhat-i kâmiledeki [tam sıhhatteki] lezâize [tatlı şeylere] mütehassir olan [hasret çekenler] daima görülüyor. Bunlar ahvâl-i vücudiyyelerinden [vücut durumlarından] şikâyet için saatlerle nefes sarf ederler de günde birkaç saat vücutlarını yormak istemezler. Yâhut her an ve zaman metâib-i vücudiyye [vücut yorgunlukları] ile kuvve-i bedeniyyelerini yoran ve terbiye-i akliyeye asla ehemmiyet vermeyen işçi makulesi [takımı] adamlar görüyoruz ki bunlar sıhhate mâliktirler [sahiptirler], fakat sıhhat-ı fikir ve akıldan mahrumdurlar. Bunun hadd-i i’tidâl [makul] ve vasatını [ortasını] tasavvur buyurunuz. Tasavvura da lüzum yok. Bir numunesini pişgâh-ı kariine [okurların huzuruna] takdim eyliyoruz:”
Ahmed İhsan önce jimnastikle bedensel faaliyet göstermeyenlerin yaşadıkları sorunlardan bahseder. Ne kadar yakınsalar da vücutlarını yormayan bu insanlar hastalıklardan kurtulamamaktadır. Paragrafın devamında ise tüm gün bedensel faaliyet gösteren işçileri örnek verir. Yazara göre onların bedensel sağlığı yerindedir ama zihinsel faaliyetlerden mahrumdurlar. İki uç noktadaki örneklerde gezindikten sonra Ahmed İhsan hem zihinsel hem de bedensel faaliyette orta bir yol bulur ve okurlara bunu örnekleyeceğini salık verir.
2. Çevik Bedenler, Üstün Erkekler
“Bugünkü nüshamızın birinci sayfasına derc eylediğimiz [yerleştirdiğimiz] resimde görülen gençlerin bir defa yüzlerine atf-ı nigâh ediniz [bakınız]: Nâsıyelerinde [alınlarında] akıl ve zekâ, yüzlerinde ve vücutlarında sıhhat ve âfiyet-i mükemmele pertev-bâr oluyor [parlıyor]. Bunlar sâye-i mârifet-vâye-i Cenâb-ı Padişahide [yüce padişah sayesinde] Mekteb-i Sultâni gibi bir mekteb-i âliyede [yüksek okulda] bir taraftan akıl ve idrâklarını ulum u fünun-ı mütenevvia [türlü ilimler ve fenler] ile perveriş-yab [yetiştirilenler] kemâl etmekte oldukları [yetkinlik kazandıkları] gibi diğer cihetten de kuvve-i a’zâyı [uzuvlarının kuvvetini] cimnastik ile tahkim [sağlamlaştırıyor] ve takviye ediyorlar.”
Derginin kapak sayfasına yerleştirilen Mekteb-i Sultani (bugünkü Galatasaray Lisesi) öğrencilerinin fotoğrafı, Ahmed İhsan için sağlam zihinlerin sağlam bedenlerini resmeder. Önde tek kollarıyla ağırlık kaldıran ve bir örnek ay yıldızlı üniforma giyen öğrenciler, sıralanmış şekilde kameraya poz vermiştir.
“Bunlar sırık üstünde, ip üzerinde icrâ-i hüner ve mârifet eden canbazlara asla teşbih olunamaz [benzetilemez]. Mekteplerinde suret-i mükemmelede ve mahsusen inşa olunmuş cimnastikhânede el, ayak hareketini icrâ ede ede vücutlarını o kadar çevik o kadar kavi [sağlam] bir hâle getirmişlerdir ki canbazların yaptıkları hünerleri de yapabilecek bir kuvvet ve faâliyette bulunurlar, cimnastik icrâ etmek sayesinde mektepteki mesâi-i fikriyyelerini mesai-i vücudiyyeleriyle tevâzünde [denk] bulundururlar.”
Derginin bu sayısında basılmış başka bir fotoğrafta Ahmed İhsan’ın da gözünden kaçmamış cambaz benzerliği daha görünürdür. Ahşap strüktür üzerinde üst üste sıralanmış öğrenciler adeta sirkte bir performans sergiler gibidir. Strüktürün üzerinde de “Padişahımız çok yaşa” ibaresiyle belli ki bu fotoğraf Abdülhamid’in de önüne gidecektir. Zaten basılanlar Servet-i Fünûn’un çektirdiği fotoğraflar değildir. Dönemin ünlü fotoğraf stüdyosu sahibi Theodor Vafiadis imzalıdır. Dergiye basıldıkları gibi başka birçok mecraya da yayılmış olmaları çok muhtemeldir. Ne kadar içten yaptığı belli olmasa da Ahmed İhsan da tıpkı fotoğraftaki gibi metninde padişaha övgüsünü eksik etmez.
Şakirdânının Bir Hüneri”,
kaynak: Servet-i Fünûn, sayı 240, 1895
Bu sayıdan üç sene sonra 1898’de dergide benzer bir jimnastik fotoğrafı daha yayımlanır. Bu kez daha yakın markajdan seyredebildiğimiz öğrenciler Mekteb-i Bahriye öğrencileridir. Jimnastik, askeri okulların içerisine de yayılmaya başlamıştır. Fotoğrafın önünde amuda kalkmış öğrencilerin de kameraya poz vermek için dönmesi ise neredeyse bir tiyatro sahnesi kompozisyonunu anımsatır biçimdedir.
kaynak: Servet-i Fünûn, sayı 378, 1898
“Resimde önde bir vaziyet-i ihtirâm-kârane [saygılı vaziyet] almış olan izzetli Faik Bey Efendi mekteb-i mezkûrede [adı geçen okulda] cimnastik muallimidir ki esasen mekteb-i mezkûrun yetiştirdiği ezkiyâdan [keskin fikirlilerden] olmakla beraber bilhassa bu fendeki iktidâr ve liyâkatı [hüneri] yâr ü ağyârın [dostun düşmanın] mazhar-ı tasdik ve tahsini olmuştur.”
kaynak: Servet-i Fünûn, sayı 240, 1895
Ahmed İhsan’ın bahsettiği Faik Bey (1858–1942), 12 yaşında öğrenci olarak girdiği Mekteb-i Sultani’de emekli olana kadar jimnastik dersleri verir. 1923 yılında bir seneden kısa süreliğine mektebin müdürlüğünü de yapar. 1879’da Berlin Jimnastik Öğretmen Okulu’na gitmeye hak kazanır ve aletli Alman jimnastik ekolünü yerinde tatbik etme fırsatı yakalar. Meşrutiyetten önce jimnastik üzerine kitaplar da yazan Faik Bey, Soyadı Kanunu’yla Üstünidman soyadını alır. “Üstün” sıfatı, Ahmed İhsan’ın da metninde birkaç kez vurgu yaptığı gibi mükemmeliyet kavramıyla yan yana düşer. Bir çeşit başka üst formda bir insan olma betimlemesini çağrıştırır. Reşad Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’nde Sermed Muhtar Alus’un kaleme aldığı Faik Bey maddesinde isminin yanında parantez içinde “İdmancılar Şeyhi” yazması da buna işaret eder. Alus “iri ve sağlam yapılı, gayetle kuvvetli” olarak tanımladığı Faik Bey’i bir de Beyoğlu’nda yaşanan bir olayla hatırlar: “Meşrutiyetten hayli önce, İstanbul’a Doubier adında bir Fransız halterci gelmiş, Konkordiya Tiyatrosu sahnesinde numaralar göstermiş, pehlivanlıkta sırtını yere getirene 100 altın vereceğini söyleyerek meydan okumuş, fakat güreş tutuşması için rakibinin önce güllelerini kaldırmasını şart koşmuştu. Pehlivanlarımız usul bilmediğinden Fransız’ın güllelerini kaldıramamışlar ve bilhassa şımarık Rum palikaryaları tarafından her gece alaya alınır olmuşlar idi. Bir gece Fransız’ın karşısına Faik Bey çıktı ve yekden en ağır güllelerini kavrayıp çocuk oyuncağı gibi oynamaya başlayınca Doubier o gece Konkordiya’dan ertesi gün de İstanbul’dan kaçmıştı.”1 Gülle kaldırmak Faik Bey’in jimnastik eğitiminin başlıca unsuru olsa gerek ki, Servet-i Fünûn’da basılan fotoğrafların ön hattında bu gibi gülleler özellikle görünür. Bu kompozisyon seçimi, A harfindeki “Ameliyât” metninde Operatör Cemil Bey’in ameliyat sırasında fotoğraflanırken tüm ekipmanını izleyiciye en yakın noktada sergilemesine benzer bir jesttir.
Faik Bey Efendi”,
kaynak: Servet-i Fünûn, sayı 240, 1895
“Binaenaleyh mumâileyhin [adı geçen kişinin] irice bir kıt’a resmini daha nazar-gâh-ı kariine [okurların bakacağı yere] vaz’ eyliyoruz [koyuyoruz]. Faik Bey Efendi Mekteb-i Sultani’nin jimnastik muallimi oldukları gibi pek çok yerlerde dahi cimnastik talim ederler; hatta himaye-i füyuzat-vaye-i tac-darileriyle müşerref ve mübahi olan [irfanlı padişahın himayesinde şereflenen] Mekteb-i Mülkiye-i Şahane’de dahi ayrıca mükemmel bir cimnastikhâne inşasıyla Faik Bey’in talebe-i müdavimeye [devam eden öğrencilere] cimnastik tâlim eylemesi dahi cümle-i iradât [bütün emirler] hikmet-i gayât-ı padişahıdan [padişahın hikmetli gayeleri] olduğu cihetle mekteb-i mezkûrede dahi cimnastik tâlimine başlanmak üzeredir.”
Faik Bey jimnastiği İstanbul’da yaymaya canı-ı gönülden heveslidir. Çeşitli mekteplerde inşa ettirdiği jimnastikhanelerin yanı sıra 1904 yılında Mekteb-i Sultani yakınlarında kendi hususi jimnastikhanesini de açarak, isteyenlere ders verir.2 Alus da Beyoğlu’ndaki bu salondan bahsederken “okullar dışında halk tabakasından gençler için kurulmuş ilk spor müessesi” tabirini kullanır.3 Dergide basılan Mekteb-i Sultani fotoğrafları okulun bahçesinde yapılan jimnastik faaliyetlerini gösterir. Aşağıdaki daha geç dönem mektebin jimnastikhanesini gösteren fotoğraf ise iç mekânda yapılan jimnastiğe dair fikir verir. Hangara benzeyen mekân, kirişlere takılmış birkaç halkadan başka neredeyse bir boşluktan oluşur. Öğrencilerin adeta bir resmi andıran kompozisyonda sıralanması ise açık hava fotoğraflarındaki stili anımsatır.
“Faik Bey Efendi resimlerinde görüldüğü üzere sıhhat-i mükkemeliyeye mâlik tam bir erkektir. Kuvvet-i bâzuları [pazılarının kuvveti] kendisiyle meydan-ı hünerde bulunanların nezdinde tâyin etmiştir. İnsan mumâileyhi cimnastik esvabıyla [kıyafetleriyle] ve bir hareket-i seria-i hârikulâde ile [harikulade hızlı hareketle] trabize [trapez] üzerinde görmeli ki cimnastiğin fevâidini [faydalarını] hakkıyla takdir eylesin.”
3. Terbiye Dersleri
1895’te yayımlanan yazı Faik Bey’in tam bir erkek oluşu ibaresiyle burada biter. Faik Bey’in Mekteb-i Sultani’de öğrencilerinden olan Selim Sırrı [Tarcan], 1903 yılında Servet-i Fünûn’da 14 sayıda tefrika edilen “Terbiye-i Bedenniye Dersleri” başlıklı yazı dizisini yayımlar. Selim Bey bu yazıları yazarken Mühendishane-i Berr-i Hümayun ve Hendese-i Mülkiye (bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi) jimnastik muallimidir. Yazar, yazı boyunca çeşitli görseller ile de bedenin terbiye edilmesinin imgelerini sunar. Aşağıdaki görselde bulunan ve bu kez çizimle tarif edilen ideal erkek bedeni, “Mikyasat-ı bedenniye [beden ölçekleri] resimde görüldüğü üzere alınmalıdır” ibaresiyle yerleştirilir. Bel, pazı, baldır gibi uzuvların işaretlendiği çizimdeki bıyıklı adam adeta Faik Bey’i anımsatır bir çehreye sahiptir.
kaynak: Servet-i Fünûn, sayı 648, 1903
Ahmed İhsan’ın yazısından bir sene sonra 1896’da Atina’da ilk modern olimpiyatlar gerçekleşir ve jimnastik, dünya fuarları gibi gitgide küresel bir etkinliğe dönüşür. Meşrutiyetten sonra Selim Bey, Osmanlı’nın da olimpiyatlarda olması için can hıraş uğraşır, komite toplantılarına katılır. Yazarın 1903’teki metinleri içerisinde jimnastik, yazının başında belirttiğim eski Yunancadaki çıplaklık anlamıyla da görsel olarak iyice pekişir. Antik Roma’dan gladyatör heykeli görseli, çıplak bir şekilde idmanını gerçekleştiren bedeni okurlara sunar.
Bu imajdan birkaç sayı sonra bu kez aynı üslupla fotoğrafı çekilen Fransız jimnastik muallimi Edmond Desbonnet’nin görseli basılır. Jimnastik üzerine kendi pratiklerini geliştiren Desbonnet aynı zamanda fotoğrafçılıkla uğraşır. Hem kendi hem de öğrencilerinin fotoğraflarını sıklıkla çekerek ideal erkek bedeni imgesini içten içe güçlendirir. Antik Roma heykellerini andıran bu fotoğrafıyla da hem estetik bir çıplak erkek bedenini üretir hem de tasarladığı jimnastik yöntemlerinin geçerliliğinin kanıtını sunar.
Böylece 20. yüzyılda artık iyice keskinleşecek kaslı erkek beden imgesinin sıhhatli erkek olduğu anlamı iyice yerleşir. Ahmed İhsan için hastalıklardan korunmaya yarayan jimnastik, bir süre sonra bir ideal beden estetiğini inşa etmeye başlar. Eril bedenlerin ötesinde Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra kadın bedenler de jimnastikle faaliyet içerisinde sergilenmeye başlar. Sözgelimi 1939 yılından derginin bir sayısında “Dünkü ve Bugünkü Genç Kız” başlıklı kısa bir yazıda karşılaştırma yapılır. Erkeklerin çıplaklığından ziyade “spora âşık” olan ve “vücudu ve kafası sağlam, makul, serbest ve enerjik” bu modern kadınların bedenleri kollarını kaplayacak şekilde kapalıdır. Üretilen bu yeni kadın imgesini dergi şöyle yazar: “19uncu asır romanlarının tesiri altında bir kalp, yalnız hülya tanıyan ve yalnız onu seven uzak bakışlar ve unutulmuş, ihmal edilmiş bir vücut. İşte, dünkü genç kız tamamiyle buydu. Halbuki, bugünküler... Ümit, hülya onlar için sadece manasız şeylerdir. Hayatta, mevcut tek hakikat maddedir. Asla, hayalperest değildirler. Spor, işte inandıkları ve sevdikleri yegâne şey.”4 Jimnastik böylece milli bir beden inşasında araca dönüşmüş olur.
1. Sermed Muhtar Alus, “Faik Bey (İdmancılar Şeyhi)”, İstanbul Ansiklopedisi, haz. Reşad Ekrem Koçu, c. 10 (İstanbul: İstanbul Ansiklopedisi ve Neşriyat Kolektif Şirketi, 1971).
2. Nejla Günay, “Osmanlı Devleti'nde Kurulan Spor Cemiyetleri ve Jimnastik Derslerinin Milliyetçilik Hareketlerindeki Rolü”, Belleten (81): 292, 2017.
3. Alus, agm.
4. “Dünkü ve Bugünkü Genç Kız”, Servet-i Fünûn, sayı 2233, 1939.
