Güneşli Ama Soğuk
Peşinen “evet” cevabını verip bu yazıya başlamak isterim. Oysa on sene geçti, bu soruya tek bir cevap olup olmadığı konusunda halen kafam karışık, ama on senedir onlarca kişiyle cevapları arıyorum, soruyorum, konuşuyorum. Bu kişisel bir tanıklık yazısı; yeteri kadar ansiklopedik olmayabilir, daha çok bireysel bakışın kolektif eylemle karışımı.
Herkes İçin Mimarlık, onuncu senesini doldurdu. Bir organizasyon, bir kolektif, bir dernek on senede neler biriktirir? Hem de HİM gibi, projesine göre ekipleri değişen, yazılı kurallarından çok durumlara göre hareket eden, anlamaya çalışan ama bir yandan da biriktiren sorgulayan, çoksesli, beş benzemezin değil onlarca benzemezin bir arada olduğu bir topluluk ne sunar?
Bugüne kadar birçok sunumda, toplantıda HİM’i anlatma şansı buldum. Bunlardan kaydı olanlar arasında Jeff Talks’taki, Herkes İçin Mimarlık konuşmasına şöyle başlamışım: “Merhabalar, biz bugün Herkes İçin Mimarlık’ı anlatacağız. Aslında Herkes İçin Mimarlık yaklaşık 50-60 kişlik bir ekip, biz üç kişi geldik anlatmaya. Ben Yelta, Mihriban ve Hayrettin.”
Seneler içinde sadece üyelerle değil katılımcıları, ortaklık yapılanlarıyla gitgide büyüdü ve kendi katıldığım her sunumun sonunda da şunu söylemeye başladım: “Bugün dinlediğiniz benden, bizden bir Herkes İçin Mimarlık, dernekten başka bir arkadaşımızın sunumu tamamen bambaşka olabilir. HİM’i HİM yapan da bu.”
Benzer bir niyetle, HİM’in 10. yıl etkinlikleri kapsamında Açık Radyo’da, Yağmur Yıldırım’ın ev sahipliğinde Açık Mimarlık programına kayıtlar almaya başladık. Bunla beraber ilk günlerimizden beri desteğini esirgemeyen Esen de Manifold’da “HİM10Yıl” yazılarına içtenlikle evet dedi. Bu metinlerin ilkini yazmak bana düşse de, önümüzdeki aylarda derneğin içinden farklı seslerin farklı yaklaşımları, perspektifleri deneyimleri dile getireceği, paylaşacağı bir seriye başlıyoruz. Ben de bu giriş yazısını kısa tutma niyetindeyim.
Mimarlıkla olan kişisel hikâyem, çoğunlukla tekrar ettiğim gibi, pratiğin kutsallaştırılması etrafında tek adam iktidarına dönen yapısıyla anlaşamamla başlıyor. Bir bilgi alanı olarak hayran olduğum bu alanın içindeki dayanışmayı da eğitim gördüğüm fakültede buldum. Eğitmenlerin bir kısmının kurduğu ve özellikle proje derslerine hükmeden toksik tavrın yanında nefes aldığımız zamanlar olsa da, bugün bakınca iyi çıkmışız oradan diyorum. Bu ortam doğal olarak yanında dayanışmayı getiriyordu; beraber okurken başka türlü pratikler için meraklanmaya, alternatifi aramaya başlıyor insan. 2006’da bir grup öğrenci ve öğretim görevlisiyle kurduğumuz “Kayıtdışı”, bu durumun dışında başka disiplinlerle ilişkilenen, bir anlamda mimarlığı çeşitlendirme denemelerinden biriydi. Kayıtdışı tasarım haftaları dört sene boyunca sürdü. Oradaki deneyimin sadece sosyal güdümlü pratikler değil farklı bir mimarlık arayışı olduğunu bugün çok daha iyi anlıyorum.
Mezun olduktan sonra, mimarlığın iktidar alanın ancak herkesle konuşarak çözüleceğini düşünüyordum. “Uzman” rolündeki mimar, sokakta olandan uzaklaşıyor, kimi zaman kentsel alanı bir laboratuvar olarak görüyordu. Tepeden inme yönetimler, onların aracı olan mimarlık, kent hakkı, kent mücadelesi bunların hepsi şunu sorduruyordu: Mimarlık gerçekten kime hizmet ediyor? Bu sorunun cevabını ne mutlu ki yalnız aramadım. Taşkışla’da bizimle benzer zamanlarda, öğrenci olarak yerinde inşa etmeyi deneyen “Ölçek 1/1”i kuranlarla organik bağlarımla, biraz da zamanın ruhuyla her beraber bir araya geldik. Yanılmıyorsam Hakan’dan çıkan fikirle, bir dernek bir topluluk kurma heyecanı hepimizi sarmıştı. Onlarca uzunundan e-mail, toplantılar, tartışmalar bolca mesele enine boyuna tartışılıyordu, kimin zaman ateşli, kimi zaman dostane. Ben inek öğrenci olarak organizasyonlar hakkında kitaplar alıp okuyup, sunumlar hazırlıyordum. Hayatı boyunca hiç beyaz yakalı olarak çalışmamış olan biri olarak, halen bu sunum meselesini çok seviyorum. Dernek mi olacağız, şirket mi; Türkiye’de kâr amacı gütmeyen şirket diye bir şey var mı; dünyada örnekler neler? Kimler var, kimlerle konuşabiliriz vs. derken HİM, 2011 yılında kuruldu.
İlk karşılaşılan soru genelde “Kim bu herkes?” oldu: Bu “herkes” kimleri kapsar kimleri dışarda bırakır? Bu soruyu, bugünden bakınca halen “boomer” buluyorum, o gün de bugün de bunun cevabı gerçekten herkes. Seneler içinde derneğin “herkes”i tanıdığını, gitgide kapsayıcılığı öğrendiğini, zaten sert çıkarımlar yapmaktan çok, öğrenen bir yapıyla ilerlediğini söyleyebilirim. Bununla beraber mimarlığın herkesle konuşması gerektiğini, gündelik bir mesele olarak hayatın içinde olmasını arzuluyor HİM. Katılımcılık ilk günden beri en çok konuştuğumuz konulardan biri. Etrafımızda olan bitenlerden hep sonradan haberdar olmaya tepkiyle, herkesi kapsayan bir dil ve mimarlık pratiğinin nasıl kurulacağının peşindeydik.
Bugün de halen devam eden büyük rakamlar ve inşaatların gölgesinde küçük değişimlerin peşinde olan Herkes İçin Mimarlık yıllar içinde bu değişimleri kimi yerlerde yaptı, kimi yerlerde başaramadı ama mekân üretiminin sadece çizimle olmadığına dair geniş bir dağarcık oluşturdu.
Özellikle çok paydaşlı ve katılımcılığı öne çıkaran bir organizmanın bir gül bahçesi olduğunu düşünmek sadece saflık olur, bu hikâye içinde birçok mücadele ve farklı yaklaşım barındırıyor. Kimi zaman zorlanmalar, kimi zaman ittirmeler ama bir arada olmanın beraber yapmanın enerjisi bunları değiştirebiliyor. Beraber üretmek böyle bir şey değil mi? Birbirimize benzemezken, bir araya gelip yapabildiklerimiz değerli kılmıyor mu üretimleri? HİM’in içinde konsensusun varlığı çok önemli, kararların yavaş alınması, günümüz dünyası hızına uymasa da kendi hâlindeki bu yavaşlık ve herkesi duymaya harcanan emek, yapılan işlerin görünmeyen büyük kısmı.
Önümüzdeki aylarda HİM üzerine birçok farklı metin burayı dolduracak. Bu giriş metnini bitirirken, yine aynı notu düşeyim. Bu serideki her yazı HİM’in başka bir yüzünü yansıtacak. HİM özünde on sene önce farklı uğraşlardan öğrencilerin, profesyonellerin bir araya gelerek sosyal meseleleri yaratıcı yollarla gündeme getirebildikleri, bu meselelere cevaplar bulabildikleri bir platform amacıyla kuruldu ve hem kentte hem kırsal alanda eksikliği hissedilen katılımcı mekanizmaları teşvik ederken, mimarlık bilincinin artmasını sağlamaya çalışıyor.
