fotoğraf: Michał Jakubowski,
Unsplash
Berlin Notları #20: Dijitalleşen Kent

Dünya nüfusunun yarısından çoğu şehirlerde yaşadığı gibi, Datareportal’in temmuz ayında yayımladığı “Digital 2020: July Global Statshot” başlıklı rapora göre, bu nüfusun %59’u da interneti aktif kullanıyor. Bunların büyük bir çoğunluğu aynı zamanda mobil internet kullanıcısı.

Bugün yaşadığımız kentlerin neoliberal dönüşümü her tür dijital mecrayı araçsallaştırıyor. Hele son dönemde revaçta olan ‘akıllı şehir’ kavramını düşünürsek, elimizdeki cihazlardan toplanan ya da şehrin içindeki gözetleme teknolojileriyle kurulan bu sistemin fiziksel çevremizi nasıl ticari amaçlar doğrultusunda dönüştürdüğünü görebiliriz. Şehirlerin bir tüketim nesnesine dönmesini izlerken, biz kentliler de yeni müşteriler hâline geliyoruz. David Harvey’nin çokça belirttiği gibi kentsel mekân, sermayenin mekânsal örgütlenmesiyle şekilleniyor. Günümüzün sermayesinin de verilerimizde olduğunu göz önünde bulundurunca dijitalleşen ya da akıllı dediğimiz kenti, neoliberal kentin dijital hâli olarak okumak mümkün.

Daha ‘iyi’ daha ‘rahat’ bir hayat sunduğunu öne süren uygulamaların hepsi, şehri değiştiren öncelikli birimlere dönüşüyor. Kullandığımız uygulamaların yarattığı hayali durumlar, arka bahçelerinde güçlenen merkezi yönetimlerin işine yarıyor.

Şehirleşme süreçleri ile dijitalleşme özellikle teknokapitalist çağda birbirine geçmiş durumda. Bu dijitalleşme farklı katmanlarda kendini belli ederken, kamusal olan verinin paylaşılması da kentlinin kendi verisinin ‘gönüllü’ ya da ‘gönülsüz’ paylaşmasının önünü açıyor. Sharon Zukin, New York’taki soylulaşma sürecini eleştirirken “capuccino ile pasifize olmak”tan bahseder. Soylulaşan mekânın yeni steril kullanıcılarına dikkat çeken bu tanımın muhataplarını bugün, akıllı telefonlarıyla, cihazlarıyla pasifize olanlar diye düşünebilir miyiz?

Kentli, tüm akıllı aygıtlar ve verilerin işlenmesiyle de kenti değiştiren ‘ayrıcalıklı enstrüman’a dönüşüyor artık. Kentin yeni fatihleri ‘kullanım şartları’nı onaylayarak teknokapitalizmin büyümesini sağlıyor.

Peki bu değerler sistemi içinde, geleceğe ve geleceğin kentlerine dair nasıl çıkarımlar yapabiliriz? Kent hakkı, yerinden söz üretme ve kolektif üretim metotları bugün belki çok daha görünür. Değerler ekonomisi içinde ortak emek platformları, emek takasları çoğalıyor, yeni teknolojik dönüşümler bazı örneklerde müşterekleşen deneyimlerin de önünü açıyor. Kentin içindeki, teknolojiyle hızlanan bu etkileşim farkındalıkları hızlandırıyor.

Öte yandan akıllı kentlere kuşkucu yaklaşmamız gerekiyor, çünkü merkeziyetçi yapıdan kopmaya çalışırken, her şeyin akıllı olup kendiliğinden tepki verip kullanılabilir olması başka mekânsal ve toplumsal problemleri de ortaya çıkaracaktır. Bu durumda akıllı kent kullanımının yine erkin elinde olacağını düşünürsek, çokmerkezli görünümlü tek bir merkez ortaya çıkacaktır. Bunların içinden nasıl müşterekler doğabilir? Takip edilmeyen dağınık kitlesel hareketler nasıl oluşabilir? Bunları düşünüp konuşmak gerekiyor.

Akıllı şehirler, digi.city’ye göre dört katmandan oluşuyor: altyapı katmanı, ağ katmanı, yönetim katmanı ve cihaz katmanı. Bunlardan bize en yakın olanı şüphesiz cihaz katmanı; yönetim katmanı verilerimizin tutulduğu ve işlendiği big data denen meselenin olduğu yer; ağ katmanı da hızlı internet meselesi ve kablosuz ağlar. Ne kadar çok erişim ve ne kadar çok hız olursa, paylaşılan ve dönüşen veri de o kadar çok olacaktır. Altyapı katmanı ise jeopolitik tartışmaların döndüğü, bölgesel ilişkilerin birbiriyle yarıştığı alan. Bu katmanların hepsinin ayrı ayrı veri toplama alanları var; zaten dijitalleşme deyince gözetlemeden bahsetmemek neredeyse imkânsız.

En basitinden güvenlik kameraları, onların elde ettiği veriler ya da bizim kendi isteğimizle paylaştığımız veriler; bunların hepsi o katmanlarda bir sonraki kararın alınmasında ya da bizim davranışsal örüntülerimizin çıkarılmasında kullanılabiliyor. Geleceğin neoliberal kent vizyonu için üretilmiş teknokrat çözümlere baktığımızda, vaat ettiklerinde benzer kavramların öne çıktığını görüyoruz: “Daha etkili, daha rekabetçi, daha üretken, daha verimli” şehirler! Bu sermaye ve karar vericilerin yeni ortaklığı aslında, sözgelimi Çin merkezli bisiklet paylaşımı şirketi Mobike, veri setlerini ulaşım planlanması için bulundukları şehirlerin yetkili merkezleriyle paylaştıklarını söylüyor. Bu veri setinin ulaşım planlaması için altın değerinde olduğu bir gerçek, ama bu verinin aynı zamanda ticarileşmesinin de çok kolay olduğunun bir göstergesi değil mi? Sık kullanılan yollarda açılacak olan işletmeler gibi mesela, hele işin veri mahremiyeti kısmına hiç değinmiyorum.

Şüphesiz, sadece bu uygulamalar değil, pek çok platform davranışlarımızı ve kenti değiştiriyor. Kullandığımız mekânlar dijital mekânlara dönüşüyor, kamusal alanın tanımı değişiyor, online alışverişin sonucu olarak ticari alanlar boş kalıyor. Bu platform şirketleriyle beraber serbest çalışma, kısa süreli ve güvencesiz çalışma koşulları bir meziyetmiş gibi ortama enjekte ediliyor. Veri yoluyla şehirler sömürülüyor. Peki, bunun içinden çıkmak mümkün mü?

Bazı teknolojilere karşı gelmek için sistemin içinden çıkmak gerekiyor gibi geliyor insana; ağ büyüdükçe terk etmenin zorlaşması da bundan geliyor. Oysa internete erişimi olmayan cep telefonunuz bile kimi zaman hedef olabiliyor bir reklama. Çoğumuz bir yere girdiğimizde otomatik gelen SMS’lerle karşılaşmışızdır. Bu değişimleri gözlemlerken bir yandan da bu platformların doğrudan kente etkide bulunduğunu görüyoruz. Berlin’de yıllardır var olan güçlü kent dayanışması, geçtiğimiz senelerde Google’a karşı büyük bir mücadele verip, Kreuzberg’de açmak istedikleri kampüs planını iptal ettirdi.

Bugünlerde ise Berlin Vs. Amazon isimli, aktivistlerden, teknoloji çalışanlarından, sanatçılardan ve mahalleliden oluşan bir birlik var. 2023 yılında Warschauer Köprüsü’nde yapılacak olan kulenin tamamını Amazon kullanmak istiyor. Bu durum çevredeki kiraları ve yaşayanların demografisini değiştirecek şüphesiz. Platformlar sadece dijital katmanlarda değil, fiziksel katmanlarda da değişikliğe yol açıyor. Bu da aslında bugün mücadelenin offline/online değil, her yerde tekrarlandığını hatırlatıyor.

“Amazon iyi bir komşu değil”,
kaynak: Berlin Vs. Amazon

Günümüzün Berlin’inde farklı mücadele yöntemleri ve örnekleri mevcut. Yeni başladığım bu dijitalleşen kent serisine önümüzdeki aylarda başka mücadele örnekleri, bunların arkasındaki teknoloji gibi konularla devam edeceğim.

Berlin, Berlin Notları, büyük veri, dijital kültür, kent, şehir, teknoloji, Yelta Köm