Güneşli Ama Soğuk
Gece beni gizledi, gece beni sakladı, gece bana yol gösterdi.
—Osman1
Gece, bazen zamansal bazen mekânsal bir alanı tanımlar. Güneş battıktan, karanlık çöktükten sonraki zamana işaret eder. Tanımlı bir saati olmasa da gece olarak adlandırdığımız zaman dilimi gündelik uğraşlar son bulduktan sonra başlar. Gece kendi mekânını da yaratır: Karanlıkla inşa olan ve içinde kendi kurallarına göre hareket edilen bir alan.
Geceye dair söylenebilecek sözler çoğu alanda tekrar tekrar söylendi. Gece modernitenin kurduğu tahayyüller evreninde olumsuz beyanlarla da anılır oldu. Oysa karanlık kimi zaman açılan bir pencere de olabilir. Gecenin ya da karanlığın gizlediği, örttüğü kadar açtığından da bahsetmek mümkün değil mi? Gece, gündüzün yarattığı baskıdan kurtulmak ya da dışlanmadan uzaklaşmak isteyenlere nefes alabilecekleri bir alan açabilir mi?
Bu yazı dizisi, gecenin zamansal ve mekânsal özelliklerine bakmak üzere yola çıkıyor: Gecenin sosyalliğine, sesine, rengine ve hislerine odaklanarak onu mercek altına almayı ve gece üzerine yakın zamanda gerçekleştirilen araştırmalar üzerinden geceyi okumayı amaçlıyor. Kimi zaman güvenli alanlar yaratan, kimi zaman trajedilere sahne olan ve bunları yaparken kendi ekonomisini oluşturan, gece.
“Gece hayatı” farklı dillerde kullanılagelen bir tabir. Genel olarak 18. yüzyılda gecenin yaygın olarak aydınlatılabilmesi mümkün olduğundan bu yana “gece hayatı”nın da şekillenmeye başladığı düşünülse de Antik Roma’dan beri günümüze ulaşanlardan hep bir karşılığı olduğunu anlıyoruz gün ışığı olmayan zamanların. Bugün gece hayatının eşlikçisi olarak uyaranlardan çok uyuşturanlar düşünülüyor olsa da aslında gece hayatının kahvenin popülerleşmesiyle beraber uzun saatler uyanık kalınabilmesiyle şekillendiği söylenebilir. Zamanla sabahın ilk ışıklarına kadar açık kalan kahvehanelerde uzayan sohbetler yerini içkili mekânlarda sürdürülen eğlencelere bıraktı. Gündüz devam ettirdiğimiz eylemlere dair özel bir tabir kullanma gereksinimi duymazken geceye dair neden hayatın –belki de “normal” akışının dışına çıkarak– devam ettiğinin altını çizme gereği duyuyoruz? Neden hava karardıktan sonra yaşananlar “gece hayatı”nı oluşturuyor?
Rave neye benzer? Saunada bir matkap. Partilemek, dolaşmak, hayal kurmak.2
—McKenzie Wark, Raving
Gecenin içinde yolunu bulabilenler, onunla senkronize olup beraber yürüyebilenler belki de; bunu sağlayan deneyimlerin başında da rave geliyor. Bu kelimeyi Türkçeye çevirmek güç. Rave, İngilizcede zengin bir anlam dünyasına sahip: Saçmalamak, hayranlıkla övmek, amaçsızca dolaşmak ve çok hızlı hareket etmek bu anlamlardan öne çıkan birkaçı. Rave’in yerelin ötesine taşınan anlamlarından biri ve bu yazı dizisinin odağı ise en basit kullanımıyla partilemek. Rave, genellikle sabahın ilk ışıklarına kadar devam eden, birkaç farklı DJ’in sahne aldığı, karanlığın renkli ışıklarla kırıldığı, gece boyunca içeride beraber dans eden topluluğun kendi içinde bir akışa sahip olduğu bir parti olarak tanımlanabilir.
Rave, 1980’lerin başında Chicago’da daha çok underground ortamlarda şekilleniyor, bu komünitenin öncelikleri PLUR olarak kısaltılan Peace Love Unity Respect [Barış Sevgi Birlik Saygı] felsefesi aslında yine diğer alanlardan gelen farklı düşünceleri bir araya getiriyor. Gece ve karanlığa dair olanların marjinalize edilmesine karşın güvenli alanlar kurmak için de bir yol oluyor. Dans pisti özgürleştiren ve herkesi eşitleyen bir alan, dans etmek ise özgürleştiren bir pratik olarak önemli bir yapı taşına dönüşüyor. Belki de rave’i ilginç kılan, kelimelere aktarması güç deneyimlere sahne olan bir alan yaratma potansiyeli.
Rave’den bahsedilirken bedenin sınırlarını aşan bir özgürlük, müzikle beraber hareket etmenin getirdiği çevreye uyumlanma, çevreyle bir olma hisleri en çok tarif edilen deneyimler arasında. “‘Rave-alanı’ disosiasyondur, başka hiçbir şey olmadan saf id ve saf süperego. Eşzamanlı olarak hem bedende hem de bedensiz var olabilmek için alan sağlayabilir; sonsuz bir yeniden-genişleme gerektiren bir özgürlük durumudur.”3 Bunların yanı sıra bazen öncesinde bazen sonrasında bu topluluğu oluşturan kişilerle paylaşılan zamanın dahi yeni duygu dünyaları açma imkânları, rave’i özgün dinamikleri olan bir deneyime dönüştürüyor. Gündelik hayatın normatif sınır ve kurallarının dışında bir dünya kurgulayan rave’i mekân, ortam, müzik dinamiklerinin ötesinde var eden en önemli yapı taşı, şüphesiz topluluğun kendisi. Arwa Haider’ın “All Night Long” başlıklı makalesinde dediği gibi “Rave kültürünün yeni sesleri, duyuları ve taze olasılıkları bir arada sunması, gerçekten de bütün gece ayakta kalmanın hayatınızı değiştirebileceğini hissettiriyordu.”4 Bu durumda rave bir direniş biçimi olarak tarif edilebilir mi? Öyleyse kapsayıcı, çoğulcu ve güvenli alanlar sunan bir rave nasıl kurgulanabilir?
Kuyrukta tek başımaydım, kapının önünde bouncer ile bir süre bakıştık, “Viel Spass” dedi. Saat 03:10, üzerim arandı, giriş ücretini ödedim. Vestiyere eşyalarımı bırakırken basları çoktan hissetmeye başladım. Işıklar yavaş yavaş beliriyor, bir süre güneş gözlüklerimi çıkarmayacağım. Kalabalığın içinde dans ediyorum, yarın yok gibi… … … … … … Saat 11:32, bu sefer gözlerimi güneşten korumam lazım. Çok insanla tanıştım, danslara karıştım, eve doğru yoldayım, Uber çağırıyorum.
1. Orhan Pamuk, Yeni Hayat (İstanbul: İletişim Yayınları, 1995).
2. McKenzie Wark, Raving (Durham ve Londra: Duke University Press, 2023).
3. Jessica Dunn Rovinelli ve McKenzie Wark’ın sohbetinden, 18 Haziran 2022.
4. Arwa Haider, “All Night Long: How Rave Nostalgia Became Part of Contemporary Culture,” Elephant, 18 Temmuz 2019.
