Bir Koleksiyon
Söyleminden Fragmanlar
Mürekkeple Yazmak: Dolmakalem Üzerine
Bir Güzelleme

“Kalem zihnin dilidir.” —Miguel de Cervantes

Akademik yaşama veda edip çalışma yaşamına başladığımdan bu yana (ki 20 yılı aşkın bir süreden bahsediyoruz) beni yanımda dolmakalem olmadan gören kimse yoktur. Öte yandan misafir öğretim üyesi olarak ders verdiğim üniversitelerdeki öğrencilerim ile benden çok genç olan çalışma arkadaşlarım dolmakalemleri neredeyse kuş tüyü kalem veya divit kadar arkaik, eski dönemlere ait bir yazma aracı olarak görüyordu. Pek çoğunun dünyasında kalem denen nesne plastikten kullan-at, otomatik mekanizmalı kurşun ve özel durumlarda da tabletlere yazan dijital bir araçtan ibaretti. Belki de içlerinden “Dolmakalem nasıl bir şey ki bu adam düşüncelerinden, giyim kuşamından ve genel hâli tavrından o kadar da demode durmuyor, neden bu eski yazım aracını kullanıyor?” diye soruyorlardı. Sadece onlar yani genç kuşaklar için değil insanların büyük çoğunluğu için de yazı yazmak basit şekilde not tutmak veya hızlıca gerekli birkaç şeyi karalamaktan ibaretti. Hatta derslerimde veya katıldığım bazı toplantılarda dikkat ederdim, kullan-at roller veya basit plastik tükenmez kalem kullananların yanında doğrudan laptop veya tabletle not alanların sayısı hiç de az değildi. 

Ben kalemle ve kâğıtla düşünürüm. Hiçbir yazıma da laptop ekranı önünde başlamam. Hiçbir yazımın fikri ekran başında şekillenmemiş ve tasarlanmamıştır. Tüm yazılarım, hepsi farklı konulara göre düzenlenmiş defterlerin sayfalarında notlar hâlinde tasarlanır ve nihai ancak hâli bilgisayarda yazılmaya başlanmıştır. Öte yandan itiraf edeyim, bu arkadaşları haksız bulmuyorum. Hatta onları anlıyorum. Taşıması ve kullanması meşakkatli, parmaklarınızı ve üstünüzü pisletme olasılığı yüksek, her ne kadar her bütçeye uygun bir marka ve modeli olsa da basit bir kalemden daha pahalı bu nesne ki, hele de tecrübesiz veya tedbirsiz bir kullanıcıysa, (aniden mürekkebinin bitip yarı yolda bırakma ihtimali de dikkate alındığında) hiç de günümüz şartlarına uygun olmayan bir yazma aracı. Anlıyorum ama onlara elbette katılmıyorum. Keza dolmakalem basit bir yazma aracından öte bir şey.

Dolmakalem üzerine bir güzellemeye girişmeden önce bir gerçeğin altını çizmek isterim. Dolmakalem dünyası için genç sayılacak ama sektördeki mevcudiyetiyle ters orantılı bir ilgiye mazhar olan ve dikkate çeken İtalyan Scribo’nun CEO’su Luca Baglione bir röportajında şöyle diyor: “Her birimiz, ne çeşit kâğıt ve mürekkep olduğundan bağımsız olarak, el yazısıyla yazma lüksünü karşılayabilmeliyiz. Önemli olan şey kendi işaretimizi-imzamızı bırakmak için yazmak.” Dünyanın yaşayan en büyük dolmakkalem koleksiyoncularından biri olan ve neredeyse tüm yaşamını dolmakalemlere ve yazmaya vakfetmiş ünlü Filipinli yazar ve akademisyen Jose “Butch” Dalisey Jr. ise “el yazısının dijital dönem iletişiminde kaybolmuş bir kişisel samimiyete geri dönüşü simgelediğini” ifade eder.

Bu sözler karşısında biri çıkıp “Bu söylenenler basit bir roller veya tükenmez kalemle de yapılabilir” derse ilk bakışta hiç de haksız sayılmaz. Evet, konu yazmaksa, özellikle de el yazısıyla yazmaksa her tür kalemle bunu gerçekleştirebilirsiniz. Amiyane tabirle: “Her kalem yazar.” Üstelik bir itirafta bulunayım: Benim kalem merakım bir tükenmez kalemle, dedemin sürekli yanında taşıdığı, evde de her türlü yazı çizi işlemini yaptığı, gövdesi gümüş ve lacivert renklere sahip Parker Jotter kalemini göre göre başladı. Dedemin, vefatından sonra koleksiyon olarak tanımlanamayacak mütevazılıkta bir dizi dolmakaleme sahip olduğunu da öğrendim ama onları kullanırken hiç görmemiştim onu. Muhtemelen iş yaşamında profesyonel amaçla kullanmıştı ve emeklilik sonrasında başladığı müteahhitlik işlerinde de dolmakaleme ihtiyacı yoktu. Dolayısıyla bana kalemi sevdiren; klasik erkek giyimini öğreten; daha küçük yaşlarımdan itibaren kitaplar, edebiyat, özellikle de divan edebiyatı gibi konularda ilk bilgilerimi edinmemi sağlayan çocukluk idolüm dedem bile dolmakalemi değil tükenmez kalemin pratikliğini tercih etmişti. Yine bir itirafta daha bulunayım: Dedemin vefatından sonra (ki vefat ettiğinde ben üniversitedeki ikinci yılımdaydım) Jotter’ıyla birlikte tüm dolmakalemleri bana kaldı ama onları kullanmadım. O zamana kadar kullandığım tek dolmakalem birkaç dönem ödevi yazarken elime aldığım, annemin olan ve sonradan bana hediye ettiği siyah bir Rotring’ti.

Dolmakalem koleksiyonundan kesitler, fotoğraflar: Bülent Tunga Yılmaz

Lise yıllarından, yazıya ilgi duymaya başladığım andan itibaren kalemlere ilgim de artmaya başladı. Üniversite yıllarında, sonrasında yüksek lisans çalışmalarım sırasında ve nihayetinde de iş yaşamına başladığım ilk yıllarda ne olduğuna bakmadan, bütçeme göre beğendiğim kalemi alıyordum. Dolmakalem ile diğer kalemler arasında bir fark görmüyordum. İlk dolmakalemi alışverişim de tamamen estetik ve tasarım odaklıydı. Hatırladığım kadarıyla 26 yaşındaydım ve Nişantaşı’ndaki Karum mağazasının vitrininde gördüğüm anda hiç düşünmeden içeri girip satın aldım kalemi. Ertesi gün ofise girip daha ilk harfleri yazmaya başladığım andan itibaren, adına dolmakalem dediğimiz virüse maruz kaldım ve 20 yıldan fazladır o virüsün yarattığı bir tür anomaliden mustaribim. Hiç mi başka kalem kullanmıyorum? Bazı durumlarda ben de dolmakalemin pratik olmadığını düşünüyorum ve bu yüzden de tükenmez kalem kullanıyorum. Örneğin bir müzeye, sergiye veya konsere gittiğinizde dolmakalemin, küçük paket/cep dolmakalemi bile olsa, size yeterli konforu veremediği anlar olabilir. Ben bu tip etkinliklere gittiğimde yanıma notlarım için daha küçük bir defter ve tükenmez kalem alırım. Her ne kadar snop olmasam ve snopluğa sonuna kadar karşı olsam da konu tükenmez kalemse sadece iki marka kullanırım: Montblanc ve Lamy.

Tekrar konuya dönersek: Her tür kalemin rahatlıkla gerçekleştireceği yazı eylemini bir dolmakalemle gerçekleştirmenin farkı ne? Nedir bir dolmakalemin hikmeti ve kerameti?

Öncelikle dolmakalem, kullanana mükemmel ve üst düzey bir yazma deneyimi sunar. Çok pahalı olmasına da gerek yoktur; normal standartlarda bir dolmakalem bile diğer hiçbir kalem türünde bulamayacağınız bir seviyeye çıkarır bu deneyimi.

Dolmakalemler yazı yazma deneyimini geliştirirken aynı zamanda yazınızı kişiselleştirir. Dolmakalemin ucu zamanla kullanıcısının yazısına göre şekil alır; yazınızın güzelleşmesini, hatta size özel bazı harf şekillerinin ortaya çıkmasını sağlar. Örneğin el yazımda f ve z harfleri adeta bana özel gibi gözüküyor.

İyi dolmakalem evladiyeliktir. İyi kullanıldığında ve bakıldığında çok uzun yıllar, hatta kuşaklar boyu kullanılabilir. Örneğin benim koleksiyonumda 1960’larda üretilmiş Monblanc dolmakalemler var ve hâlâ günlük olarak kullanılabilecek kadar iyi durumdalar. Koleksiyonumdaki en eski dolmakalem ise 1930’larda üretilmiş ve çalışır durumda bir Parker. Neredeyse 100 yaşına yaklaşıyor ve iyi durumda.

Dolmakalemin yazması için mürekkep (veya kartuş) lazımdır ve konu dolmakalemse mürekkepler ve kartuşlar ayrıntı değil, hikâyenin en az dolmakalem kadar asli aktörleridir. Mürekkepler sadece renkleriyle değil şişeleriyle de birer arzu nesnesine dönüşür. Şu anda görece daha mütevazı olsa da bir mürekkep şişesi koleksiyonum da bulunuyor. Kartuş ve mürekkepler sonsuza yakın renk seçenekleriyle yazıya farklı, adeta sihirli bir karakter verme olanağı tanır. Örneğin yeşili ele alalım. Mürekkep dünyasında yeşil asla sadece yeşil değildir. Tıpkı “grinin 50 tonu” gibi yeşilin de tonları vardır. İrlanda yeşili, yosun yeşili, zeytin yeşili, ejderha yeşili, sonsuz kutup yeşili, avcı yeşili yanında dünyanın en önemli mürekkep markalarından Noodlers, Rus adını verdiği serisinde Pushkin, Akhmatova olarak tanımladığı farklı yeşil tonlarına yer verir. Farklı koleksiyonlarda General Pershing, G.I, Timsah, Sekoya Ağacı, Deniz ve Kaktüs gibi yeşil mürekkep çeşitlemeleri sunar kullanıcıya. Benim en çok sevdiğim mürekkepler arasında yer alan Montblanc’ın Küçük Prens Çöl Kumu ile Saint-Exupery Ecre du Desert modelleri aynı temaları, Küçük Prens ve çölü içerir ama bambaşka renk deneyimleri yaşamanızı sağlar. Benim favori renklerim gece yarısı mavisi, yanmış portakal, burgonya ve İrlanda yeşili ve türevleridir.

Dolmakalem, her koleksiyonda olduğu gibi, sizi meraklı, tutkulu, dinamik, bilgili (benim tabirimle ehl-i vukuf) ve özel bir topluluğun üyesi yapar. Tabii burada bir kez daha “Snoplardan uzak durun” uyarısını yapmak isterim. Her koleksiyonun olduğu gibi dolmakalemin de snobu çoktur. Onların heyecanımı, merakımı ve alacağım hazzı yok etmesine izin vermem.

Yaşamım boyunca hedonist biri olmadım. Hatta genel anlamıyla da hedonizme karşıyım. Öte yandan yaptığımız şeylerden, hele de koleksiyonlardan ulvi/ruhani olmasının dışında fiziki bir zevk almanın da kötü bir şey olmadığını düşünüyorum. Bu açıdan dolmakalem, bir fiziksel nesne olarak size karışık hisler yaşatan hazlar da verir. Kalemleri elinde tutmak, denemek, yeni alınan bir kalemin paketini açıp onunla ilk kez yazmak, hatta dolmakaleme mürekkep doldurmak bence haz dolu eylemler. Bana hayatta çok az şey bu anların verdiği ruhsal ve fiziki hazzı ve tatmin duygusunu verebilir. Orhan Veli, “Hürriyete Doğru” şiirinde der ya “Kürek tutmanın şehveti avuçlarında”, işte ben de elimde kalem tutmanın hazzını o yoğunlukta yaşarım. Diğer taraftan bu hazzı, bağlamına göre modern veya postmodern bir tüketim hazcılığıyla karıştırmamak lazım. Bu, örneğin oğlum Kerem’in başını okşamak, ailecek yapılan bir hafta sonu kahvaltısını hazırlamak, ramazanda sevdiklerimizle geniş bir sofrada iftar yapmak veya fiziki olmaktan çok entelektüel bir eylem olan yazı yazmak türünden bir haz. Yazarken dünyanın ahvalinden, Weltschmerz hissinden kaçmaktan kaynaklı. Geçici de olsa, bir iyi hissetme hâli…

Bu metinle birlikte koleksiyonculuğa dair yazı dizimin de sonuma geliyorum. Tüm diziyi dünyanın en büyük saat koleksiyoncusu olan ve koleksiyonunda 2000’in üzerinde saat bulunan Sandro Fratini’nin şu sözleriyle kapatmak isterim: “Aşk ve tutkudan bahsediyoruz, toplamaktan değil. Ben saat toplamıyorum, onları seviyorum.”

Bülent Tunga Yılmaz, dolmakalem, kalem, koleksiyon, koleksiyonculuk, nesne (obje)