The Picasso Sculpture,
Värmland (Sweden), 18.07.2006,
fotoğraf: mikaelsoderberg (CC BY 2.0)
Picasso ve Şiir
Bir Ressam-Şair

Giriş

Paul Verlaine’in çok bilinen “müzik, her şeyden önce, müzik” dizesi müzik ve şiir arasındaki yakınlığa vurgu yapar. Melodi ve dize arasındaki ilişkiyle benzer yoğunlukta ama farklı bir düzlemde imaj/görüntü ve dize, dolayısıyla resim ve şiir arasında da bir ilişki bulunur. Sanat tarihinde örneğine rastladığımız şair-ressamlar bu ilişkinin belki de en somut kanıtıdır. İngiliz şiirinin iki büyük ismi William Blake ve Dante Gabriel Rosetti; Rönesans adamı kabul edebileceğimiz şair, yazar, besteci, filozof, sosyal reformcu ve ressam, 1913 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Rabindranath Tagore ve 20. yüzyılın en önemli Arap-Amerikan yazarı kabul edilen Lübnan asılı yazar, şair ve ressam Etel Adnan hem şiir hem de resim alanında faaliyet gösteren önemli sanatçılar arasında hemen akla gelir. Modern Amerikan şiirinin en bilinen ve etkili şairlerinden E.E. Cummings de I. Dünya Savaşı ile II. Dünya Savaşı arası Amerikan avangard resmi içinde, özellikle kübist ve soyut resme yaptığı katkılardan dolayı önemli bir yerde konumlandırılan bir ressamdır aynı zamanda.

Şair-ressamlara Türk edebiyatında da rastlarız. Modern Türk şiirinin önde gelen şairlerinden Oktay Rifat ve İlhan Berk, şair-ressamlar söz konusu olduğunda aklımıza gelen ilk isimlerdir. Oktay Rifat’ın ressamlığı daha amatörcedir ki kendisi de şöyle tanımlar resim serüvenini:

“Birdenbire resim yapmaya başlamış değilim. Çocukluğumdan beri resim yaparım. Ne var ki yakın zamanlara dek doğru dürüst bir şey çıkaramadım ortaya. Yaptıklarım resim olmadı bir türlü. Zaman zaman umutlanırım, gece gündüz resim yaparım, sonra bu dalga geçer. Galiba şiirin tıkandığı yerde başlıyor.”

Şairin oğlu, yazar Samih Rifat da babasının resimle ilişkisini şöyle anlatır:

“Resim. Ara sıra içine girdiği, ara sıra da uzaklaştığı bir tutku alanı. Kimi zaman bilinçli bir uzaklaşma olurdu bu; ‘şiiri keser’ diye düşünürdü. Kimi zaman da uzun uzun, keyifle resim yaptı. Ama hiçbir zaman, gerçekten iyi bir ressam olduğunu düşünmedi sanırım. Ozandı o, her zaman. Resim yaparken de…”

İlhan Berk’te ise daha ciddi bir hâl alır resim uğraşı. “Bu yeryüzünde mutlu olduğum tek bir şey var: Resim yapmak. Büyük bir mutluluk duyuyorum resim yapmaktan. Aşkın, yaşamanın ta kendisi benim için resim yapmak. Resim yaparken deliler gibi seviniyorum, göneniyorum” diyen1 Berk zamanla tabloları sergilerde yer alan, hatta resimden ciddi sayılabilecek bir gelir elde eden bir ressama da dönüşür. Berk’in yakın dostu Enis Batur’a yazdığı mektuplardan da resimden elde ettiği gelire hem şaşırdığını hem de çok sevindiğini öğreniyoruz.2 Bu şaşkınlığının ve satırlardan hissedilen üzüntüsünün temel nedeni modern dönemde şiirin para etmemesidir. Modern zamanların para getiren sanatı resimdir. Ve resim, hele de modernizm söz konusu olduğunda ise akla ilk gelen isimlerden biri, belki de birincisi Pablo Picasso’dur.

8 Nisan 1973’te 91 yaşında hayata gözlerini yuman, modernist sanatın en bilinen ismi, 20. yüzyılın ikonlarından Picasso’nun bu sene 50. ölüm yıldönümü. Bu önemli sene şerefine başta ülkesi İspanya ve neredeyse 70 yıl yaşadığı ikinci vatanı Fransa olmak üzere küresel ölçekte sergiler ve etkinlikler düzenleniyor. Dolayısıyla bu sene Picasso’nun yaşamına dair resim dışında kalan farklı konular da az da olsa gündeme geliyor. Bu konulardan biri de sanatının görece az bilinen bir boyutu: Şiirle ilişkisi. Diğer bir deyişle, Picasso’nun şiir yazma uğraşı ve bir şair olarak Picasso’nun portresi.

Bir süre önce bir grup yazar tarafından Museu Picasso de Barcelona ve Museé Picasso-Paris’nin desteklediği bir proje kapsamında ressamın bazı önemli çalışmaları Alphabet: Picasso Poet başlığıyla bir araya getirilmişti. İtiraf etmek gerekirse sergilerden, resmi üzerine yapılan akademik çalışmalar ve kadınlarla ilişkileri hakkında özel yaşamına dair tartışmalardan pek fırsat kalmıyor Picasso’nun şairliğine ve şiirini konuşmaya. Bütün bunlar bir yana, bu durumun elbette çok temel bir nedeni var: Picasso’nun sanat tarihindeki özel konumu. Rosetti gibi örneğin öncelikli olarak bir şair mi yoksa önce bir ressam mı olduğuna (ki bence resimleri, özellikle de portreleriyle resim sanatına olan etkisi şiirleriyle edebiyata olan etkisinden çok ileridedir) karar verilemeyecek bir ressam-şair veya şair-ressam değildir Picasso. Keza hiç şiir yazmasa bile sanat tarihinde hatırlanacak, önemli bir ressam olarak kabul edilebilecek olan E.E. Cummings örneği de tam karşılık gelmez onun durumuna. Cummings bir şair olarak o kadar etkili hâle gelmiştir ki 1920’lerle beraber şairliği ressamlığını gölgede bırakmaya başlamıştır. Günümüzde de en çok okunan, en etkili modern Amerikalı şairler arasında yer alır; pek çokları için onun ressamlığı neredeyse ansiklopedik bilgiden ibarettir sadece. Öte yandan Picasso’nun resim sanatındaki büyüklüğü, konumu ve dehası, ne kadar iyi olsalar da şiirlerini görülemeyecekleri bir karanlığa iter. Buna karşın bazı edebiyatsever hayranlarının iddia ettiği üzere hiç resim yapmasaydı bile en önemli İspanyol şairlerden biri kabul edilmesini sağlayacak düzeyde bir şiir miydi onunki, ayrı bir tartışma konusu, ama okunduğunda, bir amatörün çok ötesinde bir üsluba ve merama sahip, dikkate alınması gereken bir şair olduğu rahatlıkla söylenebilir. Picasso’nun şiirlerini toplu hâle getiren ve İngilizceye çeviren şairler Jerome Rothenberg ve Pierre Joris, şiirlerinin (ünlü Fransız gerçeküstücü yazar, etnograf ve Picasso’nun şiirlerini en çok öven edebiyatçı olarak bilinen Michel Leiris’ten aktardıkları üzere) onu “kelimelerle oynayan bir doyumsuz” ve “tam anlamıyla bir şair” yaptığını söyler.3 Edebiyat eleştirmeni ve akademisyen Alex Broch da Picasso’nun resminin üzerine çok çalışılmasına karşın edebi ürünlerinin hâlâ çalışılmaya açık olduğunu ifade eder.

Bu metinde Picasso’nun şiir serüvenini iki ana bölümde incelemeye çalışacağım. İlk bölüm onun İspanya yıllarını, İspanyol şiiri ve şairleriyle ilişkisini, ikinci bölüm Fransa yıllarında Fransız şairleriyle dostluğunu ve 1936–1959 dönemini kapsayan şiir yazma serüvenini örneklerle ortaya koymaya çalışacak.

İlk Yıllar: İspanya Günleri ve Şairlerle İlk Münasebetler

Picasso şiir dünyasına şiir yazmaya başlamadan çok önce, İspanya yıllarındayken girer. 1895 yılında Barcelona’ya geldiğinde Katalan dilinin en büyük şairi kabul edilen ve Katalan milliyetçiliğinin düşünce önderlerinden biri olan Piskopos Josep Torras’ın “Katalan Şairlerinin Prensi” olarak tanımladığı Jacint Verdaguer’la karşılaşır. Dönemin toplumsal yapısından ve sanat anlayışından hoşnut olmayan Verdaguer şiir alanında yenilikler yapmaya çalışmaktadır. Şairin bu yenilikçi karakterinin Picasso üzerinde önemli bir etkisi olmuştur. O kadar ki arkadaşı Joseph Rocarol’un aktardığına göre Picasso, Verdaguer’in görkemli cenaze töreninin tamamında tabuta refakat etmiştir. Şair, yazar, sanat ve edebiyat eleştirmeni Susanna Rafart, 20. yüzyıl başı Katalan modernizmi veya art nouveau’sunun önde gelen isimlerinden şair Joan Maragall’ın 1906 tarihli yapıtı Deniz Manzaraları’nın Picasso’nun o dönem resimlerindeki etkisinden bahseder.

Picasso’nun ülkesi İspanya’yla ilişkili olarak sözü edilmesi gereken bir diğer şair aynı zamanda ressamın yakın dostu, onun gibi Endülüslü, şair-ressam ve sosyalist Rafael Alberti’dir. İyi bir ressam olarak bilinen Alberti, İspanyol şiirinde avangard ve modernist ekolün doğmasını sağlayan 27 Kuşağı’nın bir üyesidir ve İspanyol edebiyatının “gümüş çağı” olarak bilinen dönemin en büyük edebiyatçılarından biri kabul edilmektedir. Dolayısıyla da tıpkı Cummings örneğinde olduğu gibi zamanla resmi şiirinin gölgesinde kalmıştır. Öte yandan II. Dünya Savaşı sonrasında renkler, tablolar ile Titian ve El-Greco gibi büyük ressamlar üzerine yazdığı şiirlerle Alberti, tutkuyla bağlı olduğu iki sanatı bir şekilde birleştirmiştir. Alberti, Picasso’nun dehasını ve modern sanat üzerindeki etkisini ilk fark eden ve yazan sanat adamlarından biridir. “Yüzyıla hükmediyorsun” diye yazmıştır ona.

Picasso’nun İspanya dönemine ilişkin bir şair diğerlerinden çok ayrı bir konumda değerlendirilmelidir: Carlos Casagemas. Kendisinden sadece bir yaş büyük ve aynı zamanda ressam olan Casagemas ile Picasso 1899’da Barcelona’da tanışmıştır. Kısa sürede çok yakın arkadaş olan ikili birlikte İspanya’yı dolaşmış, sonrasında da Barcelona’da bir stüdyoyu paylaşmıştır. Bu dönemde Picasso, ressam-şair dostunun pek çok portresini çizer. Picasso’nun tablolarının Exposition Universelle sergisine kabul edilmesinin ardından Casagemas, Paris’e giderken ona eşlik eder. Birlikte bir stüdyo kiralayan ikili, modelleri Germaine, Germaine’nin kız kardeşi Antoniette ve yakın arkadaşı Oddette’le yakın dost da olur. Zamanla Picasso, Oddette’le bir ilişki yaşarken Casagemas da Germaine’e âşık olur. Öte yandan Casagemas’ın uzun zamandır mustarip olduğu ve onu depresyona sürükleyen bir cinsel iktidarsızlık sorunu vardır. Bu nedenle, çok derin bağlandığı Germaine’le gerçek anlamda bir ilişki yaşayamaz. Bu durum yeniden ağır depresyona girmesine neden olur. Birkaç kez intihardan söz etmesi üzerine Picasso, birlikte İspanya’ya gitmeyi ve orada bir süre kalmayı teklif eder. İspanya’da birlikte geçirilen zamanın ardından Casagemas, Paris’e geri döner ve Germaine’e beraber yaşamayı teklif eder; teklifi reddedilince İspanya’ya dönmeye karar verir ve bir akşam bir veda yemeği düzenler. Yemekte son kez Germain’e evlilik teklifinde bulunur. Bir kez daha reddedilince silahını çıkarır ve önce Germain’e ateş eder, ardından da silahı kafasına dayayarak intihar eder. Germaine şans eseri kurtulur. Casagemas öldüğünde sadece 20 yaşındadır. Olaydan birkaç ay sonra Paris’e dönen Picasso daha önce beraber çalıştıkları stüdyoda çalışmaya devam eder ve bu kez Germaine’le kendisi bir ilişki yaşar.

Sanatının ilk yıllarında Picasso’nun üzerinde bir arkadaşın ötesinde bir etkisi vardır Casagemas’ın. Gençliğinin ilk yıllarından itibaren özellikle iktidarsızlığından kaynaklı yoğun bir depresyon içinde olan ve Barcelona döneminde alkol-uyuşturucu bağımlılığının pençesine düşen sanatçıya karşı Picasso hep koruyucu-kollayıcı bir rol üstlenmiştir. Onu resim konusunda cesaretlendirmiş, Paris’te çalışmasını sağlamıştır. Hatta Germaine olayından sonra, tekrarlarsak, düzelmesi için onu İspanya’ya geri götürmüştür. Öte yandan Picasso, doğum yeri Malaga’da davranışlarının çok utandırmasının ardından onu Paris’e geri göndermiş, Casagemas bu son Paris seyahatinde de, yine tekrarlarsak, intihar etmiştir. Bu intihar Picasso’nun derin ve ciddi bir depresyon yaşamasına ve sanatının ilk büyük başyapıtlarını vermeye başladığı “mavi dönem”in başlamasına yol açmıştır. Yaşamında 1901–1904 yılları arasında etkili olan bu dönem ressamın en depresif ve karanlık tablolarına şahitlik eder. Özellikle de 1901–1903’te Casagemas’ın farklı tablolarını yapar. 1901 tarihi Casegemas’ın Ölümü ve 1903 tarihli La Vie bunların en bilinenleridir. Bu dönemde yoksullar, dilenciler ve sarhoşlar tablolarının temalarını oluşturur.

Carsten-Peter Warncke ve Walther F. Ingo, Picasso’nun mavi dönemiyle ilgili şunu söyler:

“Yalnızca melankolik değil, son derece depresif ve neşesiz olan resimleri, ne halkta ne de alıcılarda heyecan ve ilgi uyandırdı. Onu toplumun dışladığı yoksulları resmetmeye iten şey yoksulluk değil, onları resmettiği için kendisinin de yoksul olmasıydı.”4

Belki de Picasso sadece depresif olduğu için yapmıyordu bu tabloları. Kendisini de yoksul bırakarak bir şekilde Casagemas’ın ölümünden duyduğu suçluluktan dolayı kendini cezalandırıyordu. Tabii bu durum, değindiğimiz üzere, Germaine’le ilişki yaşamasına da engel olmamıştı ki bu da tipik bir Picasso davranışıydı: Dehasıyla beslediği sonsuz bir egonun sonucu olarak istediği/arzu ettiği her şeyi alma istenci, dehası dolayısıyla her şeyi yapmaya hakkı olduğu inancı…

Aşağıdaki iki şiir,* Picasso’nun mavi dönemine ve dolayısıyla da Casagemas’la dostluğuna gönderme yapan, o günlerden esinlenen yapıtlar olarak değerlendirilebilir:

Gizlilik içinde
Sessiz ol bir şey söyleme
Sokakların yıldızlarla dolu olduğu dışında
Ve mahkûmların güvercin yedikleri
Ve güvercinlerin peynir
Ve peynirlerin kelimeleri
Ve kelimelerin köprüleri
Ve köprülerin bakışları
Ve bakışların Horchata içinde kupalar dolusu öpüşü
Ki saklar hepsini kanatlarıyla
Kelebek Gece
Bir kafede geçen yaz
Barcelona’da5

*

Dinle çocukluğunda mavi hafızanın sınırlarında beyaz bir saate doğru masmavi gözlerinde beyaz ve bir parça gümüş beyaz çivit gökyüzü beyaz kobaltı beyaz bir sayfaya geçiriyor ki mavi mürekkep çıkıyor mavimtrak aşırı deniz mavisi iniyor ki beyaz tadını çıkarıyor sarı-yeşili yüzen solgun yeşil yağmura hazzını yazan koyu yeşil duvara karışmış mavi sükûnetin6

* Bu metindeki tüm şiir çevirileri yazara aittir. (ed.n.)

1. İlhan Berk, Uzun Bir Adam (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 1997), 91.

2. Şöyle diyor Berk Batur’a yazdığı mektupta “[…] resimden çok para kazandığımı da bilmiyorsun (dün bir koleksiyoncu 5 resim birden aldı). İstanbul’da 6 koleksiyoncu, Paris’te 3 […], Almanya’da 1 koleksiyoncum var. El kadar resimlerim 100 milyon, orta boy 500 dolar, büyük boy bin dolar. İstanbul’da en çok resmim Edgü’de. […] Bir defterim (çok defterim var) el kadar resimli (Turan Erol beş milyar biçti) tanesi 100 milyondan. Resimden kazandığım paraya bayılıyorum. Çok keyifleniyorum, çok.” Alıntılanan yer: İlhan Berk, Enis Batur’a Mektuplar (İstanbul: Noktürn Yayınları, 2014), 120.

3. Jerome Rothenberg ve Pierre Joris, The Burial of the Count of Orgaz & Other Poems (Ubu Classes, 2004), 4. Orijinal kaynak: Age (Exact Change, 2004).

4. Carsten-Peter Warncke ve Walther F. Ingo, Pablo Picasso: 1881–1973 (Köln: Taschen, 1997), 31.

5.Five reasons to celebrate Picasso’s 135th birthday!”, National Museums Liverpool.

6. André Breton, “Picasso Poète”, çev. P.S. Falla, Cahiers d’Art 7/10 (1935): 186.

Bülent Tunga Yılmaz, Pablo Picasso, resim sanatı, sanat, şiir