ve Film Müzikleri
2024 yazında geleneksel Viyana ziyaretimi yaptığım sırada The Economist grubu içinde faaliyet gösteren EIU (Economic Intelligent Unit) kentlerin yaşam kalitesi araştırmasının sonuçlarını açıkladı ve üst üste üçüncü kez Viyana’yı dünyanın en yaşanabilir şehri ilan etti. Son on yılda, iki yıllık pandemi arası dışında her yıl ziyaret ettiğim, doğduğum ve yaşadıklarım da dahil belki de dünya üzerinde en iyi bildiğim kent olan Viyana’nın “dünyanın en yaşanabilir şehri” unvanını bir kez daha kazanması beni hiç şaşırtmadı. Avrupa standartlarında orta-büyük sayılabilecek bir metropol olan Viyana temizliği, güvenliği, ulaşım ağı ama her şeyin ötesinde genel anlamdaki rafineliğiyle yaşadığım ve gördüğüm kentler içinde benim için de en yaşanabilir olanlarından.
Kentler, özellikle de kentsel yaşam kültürleri üzerine daha kapsamlı düşünmeye ve yazmaya başladıktan sonra kentlerin yaşam kaliteleri hakkında yapılan neredeyse tüm araştırma, rapor ve sıralamaları takip ederim. Düzenli olarak da her sene takip ettiğim belli başlı araştırma ve listeleri inceleyip yorumlamaya çalışırım. EIU’nun araştırması ve bu araştırma sonunda ortaya koyduğu sıralama elbette türünün tek örneği değil. Öte yandan gerek akademik yöntemi gerekse içeriği ve kapsamı itibarıyla The EIU Global Liveability Index yapılan en kapsamlı, en metodolojik, dolayısıyla da en güvenilir çalışmalardan biri, belki de birinci çalışma.
EIU 2024 Endeksi dünyanın en yaşanabilir şehirlerini şu şekilde sıralıyor:
- Viyana (Avusturya)
- Osaka (Japonya)
- Tokyo (Japonya)
- Calgary (Kanada)
- Zürih (İsviçre)
- Auckland (Yeni Zelanda)
- Cenevre (İsviçre)
- Adelaide (Avustralya) ve Vancouver (Kanada)
- Toronto (Kanada) ve Frankfurt (Almanya)
Viyana 2016’dan itibaren EIU listesinde hep ilk iki sırada yer alıyor. Dolayısıyla da uzun zamandır listenin gediklisi olmasının ötesinde listenin tepesinden aşağıya inmiyor. Viyana dışında, detaylı incelendiğinde listenin sadece Avrupa, Okyanusya, Kuzey Avrupa ve Uzakdoğu kentlerinden oluştuğu görülebilir. Ülke bazında incelediğimizde listede 3 Kanada, 2 İsviçre, 2 Japon şehrinin yer aldığını görüyoruz. Bu ülkeleri birer kentle Avusturya, Almanya, Avustralya ve Yeni Zelanda takip ediyor. Listenin ilk 20’sine baktığımızda da ülke bazında fazla bir değişiklik olmuyor. Bu ülkelere sadece Kopenhag ile Danimarka ve Lüksemburg dahil oluyor. Türkiye’yi merak edenler için söyleyeyim: İstanbul 112. sırada; Fas’ın Kazablanka şehrinin bir altında, Vietnam’ın Ho Chi Minh City’sinin bir üzerinde. Toplamda 172 şehri inceleyen araştırmada İstanbul’un altında yer alan tek Avrupa şehri Kiev. Bu da İstanbul’u sıcak savaşın ortasında yer alan Kiev’den sonra araştırmaya dahil edilenler içinde Avrupa’nın en yaşanmaz kenti yapıyor.
Ellinin üzerinde gösterge ve değişkenin kullanıldığı araştırmanın özetine bakıldığında bu kentleri yaşanabilir kılan temel şartları şu şekilde özetleyebiliriz:
- Finansal açıdan müreffeh olmaları
- Çoğulcu ve özgür ortamları
- Doğal ve kültürel açıdan güzel kabul edilmeleri
- Yeşil ve yürünebilir olmaları
- Sağlık ve eğitim alanlarında dünya standartlarının üzerinde olmaları
Yukarıda sözünü ettiğim gibi EIU Endeksi örnekleri içindeki kapsamlı ve saygın araştırma olmasına karşın alanında tek değil. Uzun yıllardır devam eden ve saygın kabul edilen bir çalışma da küresel yönetim ve insan kaynakları şirketi Mercer’in Quality of Living City (Kent Yaşam Kalitesi) raporu. Faaliyet alanı gereği Mercer kentlerin yaşam kalitesine “expat” ve “iş yaşamı” perspektifinden bakıyor. Onun 2024 sıralamasına göz attığımızda da ilk 10 şehrin şu şekilde sıralandığını görüyoruz:
- Zürih
- Viyana
- Cenevre
- Kopenhag
- Auckland
- Amsterdam
- Frankfurt
- Vancouver
- Bern
- Basel
EIU listesiyle kıyaslandığında Viyana ikinciliğe düşmüş olsa da hâlâ en tepedeki yerini koruyor. Mercer’in listesinin ilk 10’u içinde yer alan altı kent EIU’nin ilk 10 listesiyle ortak. Araştırmanın odağı “expat yaşamı” olunca Amsterdam, Basel ve Bern gibi kentler listeye dahil olmuş. İlk 20 içinde, sıralamaları farklı olsa da EIU listesindeki kentleri görüyoruz. İstanbul ise Mercer listesinde 137. sırada.
EIU ve Mercer dışında bir diğer önemli ve dikkat çeken liste de Monocle Quality of Life (Yaşam Kalitesi). Yakın bir zamana kadar elimden düşürmediğim ve bugün mevcut dergiler içinde neredeyse rakipsiz bir şekilde dergi yayıncılığını değiştirdiğini ve çıtayı kolay kolay erişilemeyecek bir yere yükselttiğini düşündüğüm ve yaşam tarzından sanata, seyahatten uluslararası politikaya farklı konularda her ay dünyadaki yenilikler hakkında okuruna zihin açıcı bilgiler ve düşünceler sunduğuna inandığım Monocle, yayın hayatına başladığı 2007 yılından itibaren her yıl “Dünyanın En Yaşanabilir 25 Şehri” sıralaması yapıyor ve yayınlıyor. Monocle gibi “yaşam kalitesi” ve “gusto” temalarıyla neredeyse takıntılı derecede ilgilenen bir yayın için elbette anlaşılabilir bir durum bu. Monocle bu listeyi her yıl bir başka kentte düzenlediği Quality of Life konferansıyla tamamlıyor. (Bir not: 2024 yılındaki konferans 10-12 Ekim tarihlerinde İstanbul’da düzenlendi.)
Monocle listesini hazırlarken eğitim, sağlık, güvenlik ve ulaşım gibi temel göstergelerin yanı sıra onu diğerlerinden ayıran bir dizi farklı gösterge seti de kullanıyor ve bu göstergelere her yıl yenilerini ekliyor. Güneşli gün, evcil hayvanlarla girilebilen mekân veya bağımsız kitapçı sayısı gibi göstergeler Monocle listesini benzerlerinden farklı kılıyor ve bu sayede de standart göstergelerin kullanıldığı çalışmalarda listeye girme şansı bulamayacak bazı kentler yıllara göre Monocle listesinde görülebiliyor. Mesela bu sene Lizbon ve Madrid ilk 10 içinde kendilerine yer bulabilmiş. Normal standartlar söz konusu olduğunda pek de kaliteli bir yaşam sunduğunu söyleyemeyeceğimiz Atina da Monocle listesinde ilk 20 içinde yer alabilmiş. Diğer listelerle kıyaslandığında bu büyük bir fark bu. Örneğin EIU listesinde Lizbon 46., Madrid 44., Atina da 72. sırada yer alıyor.
Monocle 2024 sıralamasında ilk 10 şu şekilde oluşmuş:
- Münih
- Viyana
- Zürih
- Kopenhag
- Madrid
- Lizbon
- Tokyo
- Melborn
- Stockholm
- Paris
Monocle her ne kadar göstergeler setini çeşitlendirse de olağan şüpheliler Münih (EIU listesinde 18. ve Mercer listesinde 11. sırada), Viyana, Zürih, Tokyo ve Kopenhag yine liste içinde ilk 10’daki yerleri almış. Bu listede ilk 10’da yer alan Stockholm de örneğin Mercer listesine 18. sıradan girmeyi başarmış.
Kent yaşam kalitesi değerlendirmeleri söz konusu olduğunda en önde gelen ve ses getiren bu üç liste dışında da bir dizi başka araştırma ve sıralamadan söz etmek gerekli. Bunlardan EIU’ya benzer bir şekilde istikrar, sağlık, kültür, çevre, eğitim ve altyapı ve eğitim kriterlerini dikkate alan Movingto endeksinde sürpriz olmayan bir şekilde Viyana ilk sırada. Zürih ve Kopenhag da ilk 10 içinde yer almayı başarmış.
Tüketici fiyatları, alım gücü, suç ve sağlık alanlarına ağırlık veren Numbeo endeksinde ise 1. Hollanda’dan La Hey (Mercer listesinde de 14. sırada), 2. yine Hollanda’dan Groningen kentleri olmuş. Kopenhag 10., Zürih 15. sırada yer alırken, ilginç bir şekilde Viyana 27. sırada yer alıyor ve Valencia’nın gerisinde konumlanıyor. Benim açımdan pek de ikna edici olmayan bu endeksin göstergelerini daha detaylı incelemek gerekli. İstanbul’a gelirsek: Bu endekste 158. sırada; yani “yaşam kalitesi düşük” kategorisi içinde.
Bir de kentlere yönelik bir mutluluk endeksi (Happy City Index) var ki itiraf edeyim, ona da pek aklım ermedi. 1.’nin Danimarka’dan Aarhus olduğu endekste, mesela İngiltere’den Bristol’ün 7., ABD’deki Minneapolis’in ilk 20 içinde, 18. sırada yer alması nasıl açıklanabilir? Geçmişte kısa süreler bulunduğum bu iki şehrin sakinlerine nasıl bir mutluluk sunduğu, ABD ve İngiltere’den, hele de günümüz şartlarında nasıl mutlu kentler çıkabildiği eskilerin tabiriyle “izaha davet” gerektiriyor. Zürih’in 2. sırada yer aldığı bu listede Kopenhag ve Viyana da yine ilk 20 içine girmeyi başarmış. Bu mutluluk listesinde İstanbul 197. sırada yer almış. Diğerlerinin aksine, bu endekste Türkiye’den iki kent daha var: İzmir 222. ve Antalya 246. sırada.
2024’te, yılın sonuna doğru açıklandığı andan itibaren diğer liste ve endekslere göre görece daha çok ilgi gören, özellikle de sosyal medyada haberlere sıkça konu olan bir rapor ve liste ise amiyane tabirle diğer tüm listeleri gölgede bıraktı: Resonance World Best Cities 2025.
Onuncu yılına giren bu çalışma uluslararası bir danışmanlık şirketi olan Resonance Consultancy tarafından kentleri yaşanabilirliklerinin ötesinde sakinlerinin ve onu ziyaretçilerinin hissettiklerini de değerlendirmeye alarak sıralamak amacıyla gerçekleştiriliyor. Başka bir deyişle liste, yaşanabilirlik kriterini dikkate alsa da refah ve yaşam kalitesine dair somut göstergelerin yanı sıra çekicilik faktörünü de dikkate alıyor ve insanların hangi kentleri ziyaret etmeyi, hangi kentlerde yaşamayı ve çalışmayı arzu ettiğini değerlendirmeyi hedefliyor. Bu bağlamda da örneğin, insanların kentlere yönelik algısını, 25-44 yaş arasındaki insanları kendine çekme potansiyelini ya da ziyaretçilerinin harcama miktarını ambulansların varış süresinden veya yeşil alan miktarından daha fazla önemsiyor.
Nüfusu bir milyonun üzerinde olan 270’ten fazla şehri değerlendiren rapora göre 2025 sıralaması şöyle:
- Londra
- New York
- Paris
- Tokyo
- Singapur
- Roma
- Madrid
- Barselona
- Berlin
- Sidney
Bu kentlerin bazılarında yaşamın kolay olmadığını, dolayısıyla da nüfusun, özellikle de geliri çok yüksek olmayan geniş kesimler için yaşam kalitesinin yüksek olmayacağını tahmin etmek zor değil. Öte yandan gece yaşamı, alışveriş olanakları, kültürel ve turistik cazibe merkezleriyle şirketlerin, dolayısıyla da iş olanaklarının çokluğu, üniversite sayıları gibi faktörler bu kentleri hâlâ çekici birer cazibe merkezi yapıyor. Soruyu “Yeni mezun bir genç Londra’da mı yoksa Viyana’da mı daha kolay ve iyi şartlara iş bulur?” diye sorduğumuzda dünyanın en rafine kenti Viyana bu listede Londra’nın, hatta Chicago’nun gerisine düşünüyor (ama hâlâ listede 18. sırada yer alması da şehrin dinamizminin bir göstergesi). Yine Mercer listesinde detaylı incelememe rağmen hâlâ ikna olmadığım bir şekilde yitik kent Detroit, 13. sırada yer alan, yaşadığım kent Dubai’nin üstünde. Benzer şekilde, diğer tüm listelerde en alt sıralarda yer alan İstanbul 28., Bangkok da 32. sırada.
Somut göstergeler söz konusu olduğunda listelerin –gösterge ve yaklaşımlardan kaynaklanan bazı istisnai farklar dışında– genel anlamda tutarlı olduğu ve gelişmiş dünyanın belirli bir bölümünde yer alan (Batı ve Kuzey Avrupa, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Okyanusya ve Uzakdoğu’daki Japonya) orta büyüklükteki (Tokyo hariç) metropollerden oluştuğu açık. Öte yandan Resonance Consultancy’nin “dünyanın en iyi kentleri”ni seçme iddiasındaki endeksinin diğerlerinden daha fazla ilgi görmesi de bize bir şey anlatıyor.
Bütün sorunlara ve günlük yaşam kalitesinin düşük olmasına karşın hâlâ küresel dünyanın “güç” merkezlerini oluşturan Londra, New York, Paris gibi kentler ile Roma, Madrid ve Barcelona gibi turistik cazibesi yüksek kentlerin bu listede üst sıralarda yer alması, hatta tüm listelerde ilk 100’de yer almayan İstanbul’un bile bu listede ilk 30’a girmeyi başarması kentlerle kurduğumuz ilişkinin sadece somut göstergelerle belirlenen yaşam kalitesiyle sınırlı olmadığının bir göstergesi midir? Sadece bir kentin yaşam kalitesinin yüksek olması o kenti cazip hâle getirir mi? Bir başka deyişle, nesnel yaşam kalitesi göstergeleri bir kentte yaşamanın, o kenti ziyaret etmenin arzulanmasını sağlar mı? Yoksa kentlerle kurduğumuz öznel ilişki rasyonel olmanın ötesinde öncelikle ve ağırlıklı olarak duygusal bir ilişki mi?
Bir sonraki metne…
