Bir Koleksiyon
Söyleminden Fragmanlar
Tespih: Aykırı Bir Koleksiyon

“Bu gözlük, bu sabrı artık dinmiş elin
Çevirdiği kehribar tespihte durmuş saat” —Enis Batur, Gri Divan

Bazen tespih çekerken zamanın durduğunu ya da çok yavaş, benim istediğim bir ritimde aktığını hissederim. Bir düşünce, bir hayal habbenin hareketiyle zihnimde belirir ve sonrasında çektiğim her bir habbede derinleşir ve adeta sonsuza doğru akıp gider.

Ben bir tespih koleksiyoncusuyum ve koleksiyonunu yaptığım diğer nesnelere olduğu gibi tespihe de tespihlerime de ulvi bir şekilde bağlıyım ve diğer tüm koleksiyonlarımda olduğu gibi tespih koleksiyonum bana mutluluk ve huzur veriyor. Nasıl evden çıkarken yanıma en az iki dolmakalem ve bir tükenmezkalem alıyorsam mutlaka iki tespih de alırım. Sabah kalkar kalmaz annemin tespihlerimi saklamam için hediye ettiği gümüş kutumdan ama kıyafetime ama ruh hâlime göre iki tespih seçer ve günün kalan zamanlarında onlarla hasbıhâl ederim. Evde ve dışarıda çektiklerim de ayrıdır. Evde iri habbeli ve görece daha değerli tespihleri kullanırım. Sanırım Türkiye’de sayısı çok az olan Yunan tespihleri koleksiyoncularından da biriyim. Benden başka biriktiren, hatta taşıyan hiç kimseyi görmedim, duymadım. Yunanistan’a gidenler görmüşlerdir, orada kendine özel tasarımları olan “komboloi” ve “begleri” tespihleri günlük yaşamın bir parçasıdır ve toplumun tüm kesimlerinde yaygındır. Örneğin üst düzey bir AB toplantısında Yunan bakan yardımcısı elinden komboloiyi hiç düşürmemişti ve sonrasında da kendisiyle yoğun bir tespih sohbeti yapmıştık.

Komboloi, begleri ve diğer tipte tespihler, fotoğraflar: Bülent Tunga Yılmaz

Daha önce yazdığım koleksiyon yazısını hatırlayanlar, iflah olmaz bir dolmakalem, saat ve tespih koleksiyoncusu olduğumu hatırlayacaktır. Niçin dolmakalem veya saat koleksiyonumu değil de tespih koleksiyonumu aykırı olarak tanımlıyorum?

Yıllar önce çalıştığım bir kurumda önemli bir toplantı öncesinde dedemden hatıra kalan ve tespih merakımı başlatan gümüş işlemeli oltu tespihi çekerken, kendisiyle hemen hiçbir konuda ortak fikirde olmadığım ve bundan dolayı da büyük bir mutluluk duyduğum bir yönetim kurulu üyesi yanıma geldi. Elimdeki şeyin bir siyasi düşüncenin simgesini olduğunu ve bana da hiç yakışmadığını söyledi. Ben de karşılık olarak, bu düşüncesine hiç katılmadığımı, tespihin bu toprakların günlük yaşam kültürüne ait önemli bir nesne olduğunu, hatta bunun ötesinde en önemli zanaat ürünlerinden biri kabul edilmesini gerektiğini ifade ettim. Aramızdaki tartışma gerginleşmeye başlıyordu ki bizi görenler hızlıca konuyu değiştirdi ve olay büyümeden kapandı. O günden bugüne elimde tespih görenler arasında hâlâ bunun ne anlama geldiğini soranlar, benim gibi birine tespihin hiç yakışmadığını söyleyenler çıkar. Bazıları açık açık “Tunga Bey, bu kıyafete bu imaja bu yakışıyor mu!” demekten de çekinmedi. Hatta “Size hiç yakıştıramadım” diyen bile çıkmıştı.

Tespih, bizim de dahil olduğumuz geniş bir coğrafyada yaygın olarak kullanılan bir nesne. Koleksiyonu da kullanıma paralel olarak sık görülüyor. Daha önce gazete haberlerine konu olmuş, neredeyse tüm gelirini tespihe yatıran bir işçi emeklisinden rahmetli Mustafa Koç’a farklı kesimlerden pek çok kişi bütçesine-gelirine göre tespih biriktiriyor. O yüzden genel itibarıyla tespih hiç de aykırı bir koleksiyon malzemesi sayılmaz. Peki, tespihi benim durumumda ayrı kılan nedir?

Açık bir şekilde ifade etmem gerekirse beni tespihle görenler, tespih biriktirdiğimi öğrenenler bu durumu ait olduğumu düşündükleri sosyokültürel ve sosyoekonomik grubun yaşam tarzı, alışkanlıkları ve kültürel kodlarının bağlamı içinde sorguluyor ve tam tabiriyle “bana yakıştıramıyor”. Tespihin belirli bir kesimde, (açıkçası çok sevmediğim bir tabir olmasına rağmen açıklayıcılığı dolayısıyla kullanmaktan çekinmediğim bir tanımlamayla) “beyaz Türkler” arasında algısı/imajı çok kötü. Bu durumun arkasında elbette derin politik-sosyokültürel-tarihsel nedenler yatıyor. Pekâlâ tespihin belirli bir grup tarafından algılanma biçiminin arkasında Türk modernleşmesinin/batılılaşma serüveninin ipuçlarını bulmak mümkün. Besim Dellaloğlu’nun deyişiyle kendi cemaatlerini oluşturan ve her cemaat gibi kişilik değil kimlik üreten bu modernleşme, her kimlik gibi sembollerin önemli rol oynadığı, hatta neredeyse tamamen sembollere indirgenmiş bir kamusallık ortaya koyar. O kamusal ortamda da nasıl göründüğünüz, neyle göründüğünüz büyük önem taşır. Tespih bu anlamda da belirli bir cemaatin üyeleri için diğer cemaatin üyelerine ait bir simgedir.

Türk edebiyatının en sevdiğim politik şiirlerinden biri olan Meçhul Öğrenci Anıtı’nda Ece Ayhan “Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu / Maveraünnehir nereye akar” der. Ben de Ece Ayhan’a referansla soruyorum: “Beni tespihle görenlerin ortak ve yanlış kanısı neydi?”

Ece Ayhan sorusuna “En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı: Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbinedir” cevabını verir. Benim cevabım elbette bu kadar şairene değil ama yaşadığımız topraklarının kültürel ve politik ortamını açıklar nitelikte: “Kültürel ve politik önyargıların şartlanmasının kalbine.”

Daha önce yazdığım sakal hikâyemde de açıklamaya çalıştığıma benzer şekilde tespih serüvenim de herhangi bir politik motivasyonla başlamadı. Dedemin yanından hiç ayırmadığı gümüş işlemeli Erzurum Oltu taşının parlaklığı, tasarımındaki mükemmelik ve çekilirken çıkardığı ses dikkatimi çekti ilk. Babası Kuvayı Milliye ve sonrasında Kurtuluş Savaşı’nda önemli görevler üstlenmiş, yaşadığı şehrin ileri gelenlerinden biri olan ve annesi de yine bölgede çok bilinen ve saygın bir aileden gelen, uzun yıllar milli eğitim bürokrasisi içinde üst düzey görevler üstlenen, yaz dışında hafta sonları bile kravatsız sokağa çıkmayan dedem (o da muhtemelen babasından görmüştü), ilk bakışta tespih çekecek biri gibi gözükmüyordu ama tespihsiz çıkmazdı evden. Dedeme duyduğum derin sevginin de (ki kalem merakım da onun sayesinde başlamıştı) tespihe olan merakımı artırdığını düşünüyorum. Annemin ailesine göre daha dindar olan ve düzenli namaz kılıp tespihle dua eden babamın ailesinden babaannemin 99’luk dua tespihleri de zamanla bu ilgimi artırdı. İlk kez ne zaman kendime ait bir tespihim oldu hatırlamıyorum ama 1996 yılında vefat eden dedemin tespihlerini (ve tabii kalemlerini de) alarak tespih koleksiyonu serüvenim başladı. Ondan sonra da büyük bir tutku ve iştahla bugünlere kadar geldi.

Tespih merakım koleksiyoncu olmak için başlamadı. Dedemin ve babaannemin etkisi dışında tespihin benim için bir başka önemi ve işlevi vardı: Kendimi bildim bileli endişe ve huzursuzlukla mücadele ediyorum. Mustafa Koç bir röportajında “Tespih tamamen negatif enerjimi alan ve beni yenileyen bir şey” demişti tespih merakını açıklarken. Tespihin estetik/tasarım özelliği dışında bu rahatlatıcı etkisi de beni cezbetmişti. Tespih çektikçe rahatladığımı hissediyordum, rahatladıkça da tespihe daha bir bağımlı oluyordum. Bugün itiraf edeyim, evden tespihsiz çıktığımı hissettiğim anda içimi bir huzursuzluk kaplar; paniğe kapılırım. Aklım sürekli evdeki tespihlerimdedir. Düğün törenim öncesinde unutmayayım diye yapılacaklar listesinin başına “Gümüş imameli siyah oltu tespihini al” notunu eklemiştim. Düğün töreni sırasında tespih çekmedim elbette ama ceketimin cebine elimi attığımda tespihimin yanımda olduğunu hissetmek beni rahatlatmıştı. Tespihin bu stres azaltıcı/rahatlatıcı özelliğini keşfettikten sonra zamanla rengârenk ve zanaatkârlıkla dolu kendine özgü mistik dünyasına da adım atmaya başladım ve merakım tutkuya ve koleksiyonerliğe dönüştü. Tepki almaya başlamamdan itibaren de, sakal bırakma hikâyemde olduğu gibi, kendi kendime oynadığım bir tür politik oyun hâline geldi bu. Tespihimleyken karşılaştığım insanların politik önyargılarının ve kültürel zihniyetlerinin sinir uçlarıyla oynamak hoşuma gidiyordu. Bunun tıpkı moda olmadığı bir dönemde sakal bırakmak gibi mevcut politik ve kültürel konjonktürde bir tür muhalefet olduğunu düşünüyordum, hâlâ da benzer bir görüşe sahibim. Türkiye’nin modernleşmesinin sembollerle ördüğü zihin dünyası ve yarattığı toplumsal fay hatları, basit bir tespihi şiddeti gittikçe artan kültür savaşlarına karşı (benim hikâyemde olduğu gibi) muhalif bir duruş, bu topraklara ait farklı kesimleri birbirine yaklaştırabilecek bir tür bağ hâline getirebiliyor.

Öte yandan tespihin bazı hâllerde o kadar da masum olmadığını belirtmek gerekir. Her önyargının belirli bir gerçeklikle beslendiğini varsayarsak bazı sosyoekonomik ve sosyokültürel grupların tespihle ilgili algılarını doğrular şekilde tespih, “bitirimliğin”, “ağır abiliğin” demirbaşı kabul edilir ve bir “raconu” vardır. Örneğin tespih sallamak “racon kesmek” anlamına gelebilir. Yakın bir arkadaşım anlatmıştı: Yıllar önce Bilkent’te öğrenciyken okuldan arkadaşlarıyla bir yerden ellerine bir tespih geçmiş, gittikleri çay bahçesinde tespihi sallayarak külhanbeylik yapıp gülerlerken yandaki masadan bir ağır abi çıkmış ve “Ulan siz nasıl benim manitamın karşısında tespih sallarsınız!” deyip üzerlerine yürümüş, onlar da arkalarına bakmadan kaçmış.

Koleksiyonerlik üzerine yazdığım yazımda da vurgulamıştım: Snopluk koleksiyon yapmanın özüne aykırı bir tutumdur ve her türlü snopluğa sonuna kadar karşıyım. Buna karşın, koleksiyon yapılan nesneye belirli bir saygıyla yaklaşmanın, onu belirli bir kurallar içinde kullanmanın gerekliliğine inanırım. Tespihle ilgili bence ilk ve en önemli kural şudur: Tespih sallanmaz, çekilir ve amiyane tabirle tespih çekmenin, habbenin büyüklüğüne ve malzemesine göre de bir raconu vardır. İlla sallayacaksanız “sallama” veya “zaza” olarak tabir edilen tespihler de vardır ve etrafınızdakileri rahatsız etmeden bu tür özel tasarım tespihleri kullanabilirsiniz. Benim de koleksiyonumda bu tip tespihler var ve açık söylemek gerekirse sallaması çok zevklidir. Kendinizi bir kaptırdığınızda stresinizin sizden çıktığını, hafiflediğinizi hissedebilirsiniz. Tabii konu sallama olunca benim özel bir merakım olan Yunan tespihleri, komboloi ve begleri için bir yer ayırmamız gerekiyor.

Yunan tespihi komboloiyle 2004 yılında, bir iş seyahati için bulunduğum Hırvatistan’da tanıştım. Toplantıya katılan bir Kıbrıs Rumunun elinde farklı, tespihe benzer bir şey görür görmez gidip sordum ne olduğunu. Bana kısaca komboloiyi anlattı ve çok meraklı olduğumu görünce de istersem alabileceğimi söyledi. Ben de karşılığında kendi tespihimi verdim. Onun bana verdiği plastikten, Aris kulübünün amblemini taşıyan, ucuz bir hediyelik eşyaydı. Benimki daha değerli bir tespihti ama öyle bir şeyi ilk defa gördüğümden ve çok ilgimi çektiğinden hiç düşünmedim kendiminkini verirken. Sonra Yunanistan’a giden kim varsa hep komboloi sipariş ettim. Komboloi dışında bir de begleri dedikleri, bizim zaza tespihe benzer tek sıra ve az boncuklu bir başka Yunan tespihi daha keşfettim. Yunanistan’a gidip geldikçe de koleksiyonum zenginleşti. Kapalıçarşı’da Yunanistan’la yakinen çalışan ve Türkiye’deki tek Yunan tespihi yapan üreticiyi buldum. Yıllardır oradan alışveriş yaparım. Zamanla dükkân sahibi ve çalışanlarıyla da dost oldum. Yolum oralara düşerse bir çaylarını içmeye uğrarım.

Yunan tespihinin şeklinin ve kullanım amacının farklı olmasının tarihsel ve kültürel bir bağlamı var. Geçmişi Athos Dağı’nda yaşayan keşişlerin dua etmek için yaptıkları tespihe dayandırılsa da (Yunancada komboloi tanımının düğüm anlamına gelen kombos, koleksiyon/toplama anlamına gelen logio veya söylemek anlamına gelen leo kelimelerinin birleşiminden türediğine ve “Her düğümde bir dua ediyorum” ifadesinin kısaltılmış olarak söylenmiş hâli olduğuna inanılır) bugünkü yaygınlığına ulaşması 20. yüzyıl ortalarına rastlar. Komboloi Yunan günlük yaşamanın rahatlığı ve umursamazlığıyla özdeşleştirilir. İlginç bir de not: Bilinen en ünlü komboloi meraklısı, yaşamının bir bölümünde (1960’lar) Yunan adası Hidra’da (Suluca) yaşayan büyük şair ve şarkı yazarı Leonard Cohen’dir.

Komboloinin habbe sayısı hep tek sayıdır ve genelde de dördün katlarından bir fazladır (9, 13, 17, 21…). Dördün katları kuralına uymasa da 23 habbeli komboloiler de yaygın kullanılır. Benim tercihim genelde 13 ve 17 habbeli olanlarıdır ve bence kullanması bizim 33’lük geleneksel tespihlerimizden çok daha eğlencelidir. Her bir habbenin diğerine vururken çıkardığı ses anın ritminin kalp atışına benzer. Açık havada ses çıkararak kullanmak çok yaygınken kapalı mekânda ses çıkarılmaz ve “sessiz yöntem” kullanılır. Hele de begleri bol bol pratik yaptıkça farklı numaralar yapmanıza olanak verir. 2018’de çok ilginç bir şey gerçekleşti ve AB komboloinin çıkardığı sesin hassas kulakları rahatsız ettiğine ve bunun da (sesle ilgili AB yönetmenliğiyle birlikte) insan haklarının ihlaline yol açtığına karar verdi. Bu karar sonrasında Yunanistan’a kombloi kullanımına dair bir uyarı yapıldı. Böylelikle Türkiye dışında Yunanistan’da da tespih politik bir boyut kazanmış oldu.

Oktay Rifat “Fatih’in Resmi” şiirinde şöyle der:

“Ayasofya kubbesinde ak bir bulut
Baktım, gitti gider. Bal rengi tespihim”

Elimde bir bal rengi tespih, düşüncelerimi gökyüzünün maviliğinde seyrüsefer eden bulutlara bakarak dağıtmaya çalışıyorum. Şayet amaç düşünceleri-gamları bir süreliğine dağıtmaksa tespih müthiş bir araçtır.

Bülent Tunga Yılmaz, koleksiyon, koleksiyonculuk, modernlik, nesne (obje), tespih