Squarepusher, 03.05.2012, Donaufestival (Krems), fotoğraf: friend five (CC BY 2.0)
PLAYLIST:
IDM

IDM (Intelligent Dance Music), birçok EDM (Electronic Dance Music) türü gibi 1990’ların İngiltere’sinde ortaya çıkmış bir tür. Aslına bakılırsa, bu on yılda İngiltere’de rave kültürünün yaygın olması nedeniyle elektronik dans müziğinin gelişimi de epey hızlıydı. IDM de bir bakıma bu gelişimsel ivmenin bir ürünüydü. Bu yıllarda müzik teknolojisiyle uğraşan şirketler yeni sentezleyiciler üretirken, bu sentezleyicilerle içli dışlı olan sanatçılar da sürekli yeni tarzda müzikler üretip bunları olabildiğince görünür kılmaya çalışıyordu. 1992 yılına gelindiğinde plak şirketi WARP Records, Artificial Intelligence adı altında bir derleme albüm çıkarttı. Bu albümde o yıllarda hâlihazırda adını duyurmakta olan sanatçıların nispeten deneysel sayılabilecek parçaları bulunmaktaydı. Bir küratörlükle oluşan Artificial Intelligence, IDM’in ortaya çıkmasına sebep olan ana faktör olarak tarihe geçer. Bu açıdan IDM, tekrarlarsak, bir bakıma EDM sahnesindeki önü alınamaz gelişimin bir ürünüdür. Adı da söz konusu derleme albümün sanatçıları ve bu sanatçıların işleri üzerine tartışmak için oluşturulmuş “IDM List” adındaki bir e-posta listesinden gelmektedir. Günümüzde söz konusu müzik türünü adlandırmak için dinleyiciler tarafından “Braindance” tabiri de sıklıkla kullanılır.

Öte yandan bir terim olarak IDM, türün öncü isimlerinin müziğe bakış açısından ve söz konusu müziği tanımlamak namına her daim tartışmalı, hatta şaibeli bir tercih olmuştur. Richard D. James (Aphex Twin) “Bu tarz terimlerin var olmasını komik buluyorum. Basitçe ‘Bu müzik akıllıdır, gerisi aptaldır’ gibi bir düşünceyi ima eden bir terim bu. Diğer insanların yaptığı müziği aşağılayan türde bir şey. Bu tip şeyler beni güldürüyor. Ben başlıklara takılmam, sadece bir şeyi sevdiğimi ya da sevmediğimi söylerim” demiş ve bu terimi kullanmayı tercih etmemiştir (“Aphex Twin Interview”). Türün bir diğer öncü ismi Mike Paradinas (μ-Ziq) de “Bu terimi İngiltere’de hiç kimse kullanmıyor. Sadece Amerikalıların kullandığı bir terim bu” demiştir (“Is IDM Dead?”).1 Dolayısıyla bu müziğin öncü isimlerinin (yalnızca burada adı geçenlerin değil, başkalarının da), sanılanın aksine bu terimi benimsediğini söylemek mümkün değildir; söz konusu olan aslen tam aksidir.

IDM özünde gerçekten de ne akıllı [intelligent] bir müzik ne de tam olarak bir dans müziğidir; yani ne akıllı sıfatıyla ne de dans müziği ismiyle tanımlanmaya tastamam müsaittir; zira bu müziğin dinleyicide yaratmış olduğu etkiyi yansıtmak adına iki etiket de yetersiz kalır. Hatta çoğu zaman gereksizdirler. Dolayısıyla IDM –bir tür olarak değil de bir terim olarak IDM– daha en baştan sorunsallaştırılmaya açık gözükür. O hâlde IDM söz konusu olduğunda –türlü içerimlerini anlamak açısından– terimin imasındansa müziğin icrasına odaklanmak daha makuldür.

IDM, adı ve kimisine göre zor dinlenen işitsel veçheleri olması hasebiyle genellikle kendini üstün gören, müziğe üstten bakan ve elitist bir tavra sahip kimselerce üretilen karmaşık ses tasarımlarının bir toplamıymış gibi düşünülür ama aslında durum hiç de öyle değildir. IDM aslında, compute edilen müziğin rasgeleleliğinden büyülenen insanların yaptığı bir müziktir; duyumsal merkezinde makinenin yaratmış olduğu müzikal rasgeleliğinin bulunduğu söylenebilir. Bu, sentezleyicilerin [synthesizer] ortaya çıkardığı sesin, çeşitli müzik yapım tekniğinin kullanımına da bağlı olarak, sürekli farklı farklı müzikal pattern’lar oluşturmasıyla sağlanıp üretilir ve icracı da (yoksa yarı-icracı mı demeliydik?) genellikle müziğin mekanik olarak farklı kılınabilen dinamikleri üzerinde deneyler yaparak yaratısını gerçekleştirir.2 Bu rasgeleliğin getirdiği kaotik ve uyarıcı etkiyle IDM diğer EDM türlerinden farklı olarak, bedene değil beyne hitap eder, ama beyinsellikle tanımlanan bir müzik türü olmasına karşın, anlaşılması ya da daha doğrusu hızlıca kavraması genellikle mümkün olmaz (bu açıdan da yalnızca alışsal ve algılanımsal açıdan beyinseldir). En azından dinleyicide müziğin anlaşılması gerektiğine dair bir itki oluşturmaz. Bu nedenle IDM’in, entelektüel [intellectual] olmasından çok, içgüdüsel [instinctual] bir deneyim sunduğundan söz edilebilir. Elektronik dans müziğinin diğer türleri kadar tekrara dayanmaması ve (genellikle) groove’un müzikteki belirleyiciliğinin zayıf olması (yani ritmin sürekli değişme eğilimi taşıması) nedeniyle dans etmeye uygun olmadığı da rahatlıkla söylenebilir. Dolayısıyla harekete geçirmekten çok, odak sağlayıcı bir etkisi vardır IDM’in. Bu sebeple de daha çok kişisel dinlemeye [private listening] uygun bir müziktir.

Diğer taraftan IDM’in bir EDM türü olarak sınırlarını belirlemek de problemlidir. EDM insanları bedensel olarak hareket ettirmeyi amaçlayan, basitçe dans etmek amacıyla üretilmiş ve birçok türü kapsayan bir şemsiye tabirdir [umbrella term] bir nevi. Ve bu şemsiyenin altındaki türleri birbirinden niceliksel olarak ayıran çeşitli özellikler vardır. Genelde elektronik dans müziklerini ritim gelenekleri, tempoları, yapıları veya tınısal özellikleriyle birbirinden ayırmak mümkündür. Örneğin trance, tempo olarak genellikle 125-150 BPM arasında üretilir. House ise tempo olarak 110-130 BPM arasında üretilir; standardize olmuş downbeat3 temelli bir ritim anlayışı (four on the floor)4 vardır. Jungle’ın senkoplu5 [syncopated] davul döngüleri [drum loops] ve 140-180 BPM arasındaki temposu net bir belirlenimdir. Bu bahsettiğim türlerin hepsinin çok spesifik farklılıklar nedeniyle birbirinden ayrıldığı, birçok alt türü de mevcuttur. Örneğin house müziğin acid house, deep house, funky house, future house gibi alt türleri vardır. Deep house, house müziğin nispeten yavaş ve daha düşük frekans odaklı bir hâliyken, acid house ise bir müzik teknolojisi şirketi olan Roland’ın ürettiği TB-303 adlı sentezleyicisinin kendine özgü öbek öbek6 bas seslerini kullanan bir alt türdür. Bu kadar net ve spesifik ayrımlar yapılabilmesinin nedeni, bu müziklerin endüstriyel standartlarının olması ve belirli bir amaç doğrultusunda üretilmesidir. Bir acid house parçası, başka bir acid house parçasına aşırı derecede benzer. Ancak IDM geleneğe oturmuş, standardize olmuş ve kendini sürekli tekrar eden bir belirlenime sahip değildir; zira temposu hızlı veya yavaş olabilir. Bazı IDM parçalarında jungle gibi hızlı ve senkoplu ritimler kullanılırken (bkz. Squarepusher), bazılarında düşük tempolu ve basit ritimler kullanılabilir (bkz. Boards of Canada). Buradaki ayrım en temelde işlevseldir ya da daha doğrusu, IDM söz konusu olduğunda, işlevsel olmama hâlidir. IDM anlık değişen [momentary] bir müzik olması nedeniyle, dans müziği olma işlevini tastamam yitirir.7 Parçaları belirli bir işlevi, basit (yani az bileşenli) bir işlevselliği temel alarak üretilmez. Daha ziyade kendilerine has, kompleks bir işlevselliğe sahiptirler; yani müzikal açıdan konvansiyonel olmaktansa deneyseldirler. Bu açıdan IDM terimi de olsa olsa bir atıftır. IDM sanatçısı diye bir şey yoktur, yalnızca yaptığı parçalar IDM olarak benimsenmiş sanatçılar vardır.

O zaman IDM’i neden hâlâ EDM şemsiyesi altında düşünüyoruz? Aslına bakılırsa electronica kapsamı içerisinde düşünmek çok daha uygundur. Electronica genel olarak elektronik müziği (yani sadece dans için yapılan elektronik müziği değil, salt dinlemek için üretilen elektronik müziği de) imleyen bir terimdir. Ambient, trip hop, drum and bass gibi türler electronica olarak bilinir. IDM dinleyen insanların da birçoğu techno, trance, house gibi müziklerden çok, alternatif olarak electronica türlerine yönelir; çünkü IDM ve electronica türleri deneyimsel olarak birbirine hayli yakındır. Örneğin IDM’in içerisinde sıklıkla ambient elementler kullanılır. Bu alandaki öncü isimlerden Aphex Twin’in popülerleşen ilk albümleri ambient müzik derlemeleridir (bkz. Selected Ambient Works I ve II). Öte yandan Board of Canada, Amon Tobin gibi IDM bağlamında ismi ekseriyetle anılan sanatçıların aynı zamanda trip hop listelerinde de parçaları sıkça görülür. Bu türlerin de bedenselden [corporeal] çok beyinsel [cerebral] olduğunu söyleyebiliriz (özellikle de ambient’ın). Peki bütün bunlara karşın, başlangıçta sorduğumuz soruyu yineleyecek olursak, IDM neden genellikle bir EDM türü olarak düşünülür? Bu sorunun cevabı bu türlerin ortaya çıkış zamanlarında gizlidir. Başlangıçta da ima ettiğimiz gibi, IDM İngiltere’yi rave kültürünün kasıp kavurduğu yıllarda ortaya çıkmıştır. İlk yıllarında bir tür olarak ayrılmaması daha fazla dinleyiciye ulaşmasına, bu bağlama temelli olarak yerleşmesine ve yine bu bağlamda görülüp bilinmesine sebep olmuştur. Techno, trance, jungle ve acid house gibi EDM türlerinden izler taşıdığı için de kendini bu kültür içerisine dahil etmeyi daha da ikna edici bir şekilde başarmıştır. IDM’in EDM’in türü olarak görülmesinin altında yatan etken en temelde budur; yani ilksel hâlinde EDM’le çağdaş ve –kısmi de olsa– EDM etkilenimleri taşıyan bir müzik olmasıdır. Ayrıca, bir tabir olarak IDM’i bir pazarlama ismi olarak görmek de mümkündür. Adının EDM’e çok benzer olması, kuşkusuz ki dans müziğinin popüleritesini ve pazarlanabilirliğini kullanmak içindir.

Parçadan parçaya çok keskin farklılıklar olmasına rağmen, IDM parçalarını tanımlayan bazı karakteristik özellikler de vardır. Örneğin ambient, daha önce de belirttiğimiz gibi, IDM’in çok fazla esinlendiği bir türdür. Ambient elementler bir bütün olarak IDM’in içerisinde çok büyük bir yer kaplar. IDM parçaları sürekli bir soundscape8 yaratma ve bunu ısrarla, baskın bir şekilde duyulabilir kılma eğilimindedir. Hatta çoğu parçada şarkının en başından başlayan ve sonuna kadar devam eden ambient bir döngü, ses uzamını kuşatan ortamsal bir çevrim vardır. Bu geniş ve derinden hissedilen ambiyans, nispeten daha yakından duyulan davullarla birleşince uzamsal [spacious] bir deneyim ortaya çıkar. (Bu açıdan IDM deneysel [experimental] olduğu kadar deneyimsel de [experiential] bir müziktir.) IDM bu uzamsallığı aynı zamanda sesleri sağa ve sola yerleştirerek (stereo image)9 veya birinden diğerine hareket ettirerek de destekler. Bu sayede müzik mekânsal bir hacim de kazanır (yani ses uzamı yeğin ve yoğun bir şekilde hissedilir). Bu hacim söz konusu müzikler kulaklıkla dinlendiğinde çok daha net bir şekilde anlaşılır. Bu açıdan IDM, onu fiziki olarak kendine (kulağına) yakınlaştıran dinleyiciyi sessel anlamda kuşatıcı bir deneyim sahasına sokan bir müziktir.10

Dijital estetik IDM’in bir diğer karakteristik özelliğidir. Üretimi gereği IDM compute edilen bir müzik türüdür ve içerisinde insansı yani organik etki azdır. Bu anlamda hem üretim koşulları yani özsel yapısı hem de üretimsel biçimi yani özgül sesselliği açısından mekanik bir müziktir. IDM söz konusu olduğunda türlü melodi oldukça basit ve genelde tamamen quantized bir şekilde müziği tanımlar. Diğer taraftan davullar mükemmel zamanda [on time] çalınır ki bu da müziğin duyumuna robotik bir etki katar. IDM parçalarında insan sesi de çok az bulunur; bunlar da melodic phrase olarak değil, daha çok tek tük, kısa kelime veya cümlelerin ritmik bir şekilde müziğin içerisine yerleştirilmesiyle nitelenir. İnsani hata payı [musical error] bu tip müziklerde yer almaz. Her şey ya 0 ya da 1’dir. Var ya da yoktur. Bu durum IDM’in de tematik unsurlarından biri olarak benimsenmiştir. IDM parçalarında sıklıkla dijital bozulma sesleri [glitch] kullanılır veya var olan sesler dijital olarak bozulur (bu, IDM’in yer yer noise müzikle de benzeşmesini sağlar). Bozulma sesleri rasgele ve anlıktır, temizlenememiş birer kalıntı [artifact] gibi duyulurlar. Bazen melodik bir etkileri olur, bazen de davulların bir uzantısı gibi ritmik unsurlar olarak algılanırlar. Zaten çoğu IDM parçasında bu kadar kalabalık ritim partisonları bulunmasının nedeni de budur. Böylelikle büyük oranda bilgisayar tarafından rasgeleleştirilmiş [randomized] delay,11 gate12 gibi tekniklerle bu ritim unsurları sürekli farklı pattern’lar oluşturarak insanın anlık olarak idrak edemediği komplekslikte işitsel bir deneyim üretir. Bu rasgele etki IDM’in melodik unsurları içerisinde de sıkça görülür. Birçok IDM parçası sekanslanan melodik arpejlerle doludur. Bu melodik arpejler bazen direkt olarak sentezleyiciler tarafından rasgeleleştirilir, bazen de sadece tınısal özelliklerinin rasgeleleştirilmesi suretiyle bozuluma uğratılır. Kompozisyonların oluşmasında bütün bu rasgelelik çok büyük rol oynar. Bu nedenle IDM, insan ile bilgisayarın birlikte kompoze ettiği bir müzik olarak nitelendirilebilir; bu açıdan müzikte insan-makine simbiyozunun da kendine has ve erken dönem bir ifadesidir.

Ama tabii ki bu dijital estetik IDM’in sessel dünyasına olduğu kadar görsel dünyasına da sirayet etmiştir. IDM albümlerinin kapaklarında sıkça üç boyutlu soyut tasarımlar, generative art’lar, basit grafik şekillerle oluşturulmuş illüstrasyonlar ve aşırı manipüle edilmiş fotoğraflar bulunur. Parça ve albüm isimlerinde dijital dünya, androidler, internet, yapay zekâ, distopya, teknoloji temaları sıkça kullanılır. Video klipleri tıpkı müziği gibi rasgele ve soyuttur; genellikle dijital bozulmaların bolca bulunduğu, aşırı uyarıcı soyut kolajlar içerirler. Harikulade bir video sanatçısı olan Chris Cunningham, yaptığı işlerle tabiri caizse IDM’in görsel dünyasını sırtında taşımıştır; Aphex Twin’in parçaları için yaptığı “Come to Daddy” ve “Windowlicker” video kliplerinin yanında, yine onun parçalarını kullanarak oluşturduğu “Monkey Drummer”, “Rubber Johnny” gibi işlerle IDM’in görsel dünyasının oluşmasında büyük bir rol oynamıştır. Chris Cunningham aynı zamanda Autechre’ın “Second Bad Vilbel” ve Squarepusher’ın “Come On My Selector” parçalarının kliplerini yaparak, IDM’le alakasının Aphex Twin’le olan ilişkisiyle sınırlı olmadığını da göstermiştir. Chris Cunningham’ın videolarında, IDM’in ısrarlı ambient elementlerini andıran, güçlü görsel atmosferler vardır. Yarattığı garip figürlerin hareketleri ile hızlı kesmelerin oluşturduğu zamansallık IDM’i tanımlayan hızlı ve komplike ritmik elementlerin zamansallığına çok benzer. Kesmeleri, tıpkı IDM’in davul partisyonları gibi kaotiktir. Bu açıdan yaratmış olduğu zamansallık yani zamansal duyum anlatısal değil, daha ziyade deneyimseldir; tıpkı IDM söz konusu olduğunda olduğu gibi. Bir başka video sanatçısı Weirdcore, bir röportajında Aphex Twin için yaptığı “T69 Collapse” video klibi hakkında demeç verirken, “Bir android halüsinasyon görseydi nasıl olurdu?” sorusu üzerine düşünerek bu klibi ürettiğini söylemiştir. Cunningham’ın yoğun atmosferinden ve atipik kesmelerinden farklı olarak Weirdcore, yaratmış olduğu videotik dünyayla IDM’in farklı bir boyutunu görsel hâle getirir. Onun videoları çok daha computer graphics temellidir ve dijital dünyayı kompleks bir inşa süreci olarak tanımlar. Bu açıdan da IDM’in müzikal etkisini görselleştirmekten çok, müzikal yapısını görselleştirir. Diyelim ki IDM’in katmanlı müzikalliğini videotik bir boyuta taşır. Bir diğer video sanatçısı Daito Manabe’nin Squarepusher için yaptığı “Terminal Slam” video klibinde ise bir algoritmanın yardımıyla Tokyo sokaklarındaki insanların yüzleri, binalar, reklam panoları vesaire üzerinde gerçekleştirilen soyut görsel manipülasyonların müzikle birlikteliğini, iç içeliğini deneyimleriz. Manabe’nin videosu, bu açıdan, sürekli bir sessel modülasyonla tanımlanan bir müzik olarak IDM’in görselleştirilmesini yani görsel bir modül olarak sunulmasını andırır. Diğer bir deyişle bu videonun yaptığı, bir bakıma IDM’e has olan müzikal modülasyonu videotikleştirmek ya da kısacası, IDM’in sessel oluşunu [becoming] görsel hâle getirmektir. Bu videolar IDM’in işitsel üretim modellerine çok benzeyen, insan ile bilgisayarın birlikte kompoze ettiği bir yaklaşımla üretildikleri gibi, tematik olarak da IDM’in de üzerinde durduğu kavramsal yapıda temellenir. Bu açıdan hem yapısal hem biçimsel hem de içeriksel açıdan onun görsel birer analoğu olarak işlev görürler. Öyleyse IDM’in sessel bir boyutu olduğu kadar görsel bir boyutu da pek tabii vardır. Söz konusu olan, o hâlde, hem sonik hem de optik bir müzik olarak IDM’dir.

Bu playlist’te olabildiğince farklı isimleri ve örnekleri seçerek IDM’in bütünlüklü bir haritasını oluşturmayı amaçladım. Bu minvalde listeyi oluştururken, türün ortaya çıkmasına neden olan Artificial Intelligence albümüyle başlayarak bugüne kadar (bu listenin oluşum süreci de dahil olmak üzere) keşfettiğim, dinlediğim bütün albümlerin içerisinden parçalar seçtim. Listede Aphex Twin, u-Ziq, Squarepusher, Boards of Canada, Venetian Snares, Plaid, Speedy J gibi türün efsaneleşen sanatçılarından parçalara yer vermekle birlikte Amet Sub, Ocoeur, Akkord, Om Unit gibi IDM sahnesinde nispeten yeni sayılabilecek sanatçılara da yer verdim. Bu açıdan bu playlist’in IDM özelinde hem geçmişi hem de günceli kapsayan bir içeriğe sahip olduğu söylenebilir. Öte yandan IDM’in kapsamı içerisinde yer alan ve müzikal anlamda yani yapısal olarak farklılık arz eden parçaları olabildiğince bir araya getirmeyi de hedefledim (Boards of Canada’nın sakin ve huzurlu müziklerinden Veathx’ın agresif ve distopik dünyasına kadar…). Ama bu playlist, epey uzun olmasına karşın, kuşkusuz ki IDM sahnesinin bütün isimlerini ve yönelimlerini de bir araya getirmiyor, bazı önemli isimleri ister istemez dışarıda bırakıyor. Yine de kapsamı bakımından geniş ve IDM’in ilgilisine dahi yeni sanatçılar keşfettirme ihtimali taşıyor (dediğim gibi, ben de bu listeyi oluşturma sürecinde epey yeni sanatçı keşfettim). Son olarak, listenin herhangi bir sıralama kriteri olmadığını –kronolojik, tematik vesaire gibi– ve dinlenmeye arzu edilen yerinden başlanabileceğini ekleyeyim. İyi dinlemeler dilerim.

Squarepusher live in Gdańsk (2012)
{fold içindeki imge: Squarepusher, 03.05.2012, Donaufestival (Krems), fotoğraf: friend five (CC BY 2.0)}

1. Mike Paradinas aynı sözü Planet U adlı enfes belgeselde de söylemiştir.

2. Bunun en net örneklerinden biri, 1998’de Squarepusher’ın bir röportaj sırasında yaptığı bir deneyde gate kullanarak (yani sesin seçilmiş başka bir ses kaynağının volume’üne göre sürekli açılıp kapanması hâli) müzikal biçimin oluşumu açısından nasıl tahmin edilemez sonuçlar alınabileceğini göstermesi olabilir. Ayrıca aynı röportajında kendi entelektüelliğinin her zaman için yaptığı müziğin çok daha gerisinde kaldığını ifade etmiştir.

3. Downbeat: Müzikte ölçünün ilk vuruşuna denk gelen nota. Burada verdiğim örnek (house müzik) için bu genellikle bass drum’dır.

4. Four on the floor: 4/4'lük ölçüde, dört ardışık çeyrek notanın oluşturduğu ritim. Bu ritmin baterinin yerde duran bass drum’ına vurulan pedalla çalınmasından ötürü “on the floor” tabiri tercih edilmiştir. Bazen bunun yerine four-to-the-floor terimi de kullanılır.

5. Syncopated rhythm: Müzikal süremin beklenmedik anlarının vurgulanmasıyla elde edilen ritmik düzen.

6. Öbek öbek bu noktada bu sesi nitelemek adına doğru bir sıfat tercihi olmamış olabilir. Dilerseniz “TB-303 Acid House” videosundan söz konusu sesi bizzat dinleyip bu tip bir sese hangi sıfatın karşılık gelebileceğini kendi payınıza düşünebilirsiniz.

7. Gerçi buna rağmen Autechre duo’su 1994’te gerçekleştirdikleri MTV röportajında Aphex Twin’le neden sürekli kıyaslandıkları üzerine sorulan bir soruya “Aphex Twin’le kıyaslanıyor olmamızın tek nedeni her ikimizin de orijinal işler yapması ama yine de dans müziği yapmaya devam etmemizdir” diye cevap vererek dans müziği yaptıklarını bir bakıma kabul etmiştir.

8. Soundscape: Canlılar tarafından algılandığı ve duyumsandığı hâliyle çoklu ses barındıran akustik ses alanı.

9. Stereo image: 180° bir stereo alan içerisinde lokalize bir yön algısı oluşturmak amacıyla kullanılan bir sinyal manipülasyon tekniği.

10. IDM parçaları genellikle loud değildir. Loudness müziğin daha çok mühendislik boyutunda sıkça kullanılan, parçanın en kısık ve en yüksek hacimde [volume] duyulan seslerinin arasındaki farkı [dynamic range] ölçümlerken veya tasarlarken istifade edilen bir tabirdir. Çok loud olan parçalarda bu fark oldukça az olduğundan kısık sesler ya yükselir ya da kaybolmaya başlar. EDM parçaları genellikle çok loud olmak için tasarlanır. (Hatta daha loud olmak için birbirleriyle yarışırlar, bir tür gürültü savaşına [loudness war] girerler bile diyebiliriz.) Bu sebeple de EDM ve IDM’in mühendisliklerinin birbirinden farklı odaklar gerektirdiğini söylemek mümkündür.

11. Delay: Sessel bir girdinin bir kayıt ortamına kaydedildiği ve belirli bir sürenin ardından bu girdinin tekrar çalındığı bir ses sinyali işleme tekniği. IDM özelinde daha çok davul seslerinin müzikal olarak sürekli bir doku yaratması ve ritmik partisyonların daha kalabalık ve kompleks bir biçimde duyulması için kullanılır.

12. Gate: Bir ses bandının, belli bir volume (db) eşiğinin altında kapanması, üstünde ise açılması. IDM özelinde ana ses bandı, konuyla alakasız başka bir taşeron ses bandının volume değerlerine göre açılıp kapanır. Bu sayede ana ses bandının açılıp kapanma süreci tamamen tahmin edilemez bir şekilde gerçekleşir.

Aphex Twin, Berk Özalp, beyin, bilgisayar, Chris Cunningham, dijital sanat, EDM, elektronik müzik, IDM, müzik, Playlist, rave, video klip