Çifte Sarmal
90’larla birlikte, özellikle de geç dönem 90’larda, milenyum arifesindeki zaman aralığında sinemanın ana sorunsallarından biri giderek açık hâle gelir: Zaman anomalileri. Her ne kadar bu sorunsalın türlü veçhesi olsa da, işbu zaman sorunsalı özelinde en temel veçhe de bir o kadar bellidir: Koşut zamanlar. Bundan kasıt şudur: Bir özne ya da eylem üstünden tanımlanan fakat aynı zamanda çeşitlenip duran bir zaman dizisi. Sliding Doors, örneğin, bunun en temel ifadelerinden biriydi; tek bir eylemle (treni yakalamak ya da kaçırmak) değişen bütün bir hayat akışı, öyleyse “zaman akışı” filmin “ana konu”suydu (ya da filmin konusunu üst tanımlayan bir koşuldu). Filmin içerdiği eylemler değildi mesele, daha ziyade bu çatallanma, ikilenme, daha doğrusu yarılmaydı ki bu, klasik anlatı sineması özelinde bir katmanlanmayı imliyordu. Bu vakte dek tek bir zaman hattı üstünden seyreden eylemlilik neden ve nasıl bölünecekti ve daha da önemlisi, bu eylemin algısını nasıl değiştirecekti? Soru buydu (ve bu sorunun Crash’te ve Babel’de olduğu gibi “çoklu karakter izleme”yle hiçbir ilgisi yoktur). Sliding Doors tipi filmler özelinde de cevap belliydi: Eylem artık ancak koşut evrenler içindeki bir zaman boyutunun ihtiva ettiği bir süreç olarak kalacak ve bir başka eyleme göre –hatta çokluk arz ettiği oranda ilkin kendine göre– hiçbir ayrıcalığa sahip olmayacaktı. Bu şu demektir: Bir anlatı bile sonsuz anlatı içerecektir ve bir anlatı o anlatıyı ikiye bölecek, öyleyse giderek sonsuz olasılığa dilimleyecek bir karar ya da durumun üstünden şekillenecektir. Zaman anomalisi de budur zaten: Zamanın eylem üstünden kavranmayı kestiği bir hâli; bu örnekte ise eylemi sınırlarına itmek üstünden. Benzer bir durumun geçerli olduğu bir diğer film de Tom Tykwer’ın Run Lola Run’ıydı tabii; içerdiği “zaman hatları”nın çokluğu hasebiyle. Bu filmi tipik bir milenyum filmi yapanın da bu olduğunu söyleyeceğiz: Eylemi zamanda (ve zamanlara) bölmek, tıpkı Sliding Doors’da olduğu gibi (İki filmin aynı yıl çekilmiş olması bir rastlantı olmamalı). Wax’te bu filmi konuşmaya değer bulma nedenimiz de onun özgüllüğünden basitçe. Kısacası hem çağının filmi hem bir semptom hem de basbayağı sinematik olmasından. Konu başlıkları ya da namı diğer bullet’lar ise şöyle:
- Film ve fonksiyonellik.
- Melez-imge: Doğrusal hareket, dairesel zaman.
- Paralel hayatlara paralel hayatlar: Çokboyutlu paralellik.
- Oyunvari filmsellik.
- Kırmızının anlamı: Lola, şans.
- Statik ses: Filmin temposunu tutmak.
Podcast Türkçe ve süresi 31:13
