Çifte Sarmal
Çağla Gillis’in E Blok, Daire 5’i sarmallar oluşturan bir film. İstisnai bir şekilde tek bir biçimin tekelinde iş görüyor. Her ne kadar filmin genel dokusunu zamanlar ve mekânlar arası geçişler oluştursa da bir form olarak sarmal bu geçişleri tanımlamayı kesmiyor. Daireler çizen ve çizerken bu daireleri derinleştiren, hatta iç içe geçiren bir film Gillis’inki. Bir sarmal-film.
Film başlangıcından itibaren iki hatta birden ilerler: Bir tarafta Gillis’in aile belleği vardır, diğer tarafta kendi oluşturmakta olduğu bellek. Bu iki belleği de kat eder film, fakat onları ilişkilendirmeyi de kesmez. Tam da bu nedenle, yeri geldiğinde bir ses, yeri geldiğinde bir jest, yeri geldiğinde de bir hareket üstünden bir diğer belleğe bağlanır ve ikisini birbirine kavuşturur.
Filmdeki bellek esasen iki tip zaman-mekândan oluşur: mekânsız zaman ve zamansız mekân. Bunların ilki aile belleğidir: Artık var olmayan bir mekân (aile evi) kaydı tutulmuş bir zaman olarak görülür. İkincisi Gillis’e atanabilecek bellektir: Orada olan mekân (yurt) öylesine hareketsiz ve soyuttur ki sanki zamandan azadedir; içinde yalnızca hayaletler dolaşıyor gibidir.
Film esasında bu bellekleri bir arada örme işlemi üstünden iş görür: Gillis’in zamansız mekânına aile anılarının mekânsız zamanı musallat olacaktır. Dolayısıyla film esasında hiçbir hic et nunc’a işaret etmez, bir “şimdi ve burada”sı yoktur, ama iki bellek arasında mekik dokuyarak geçip gider ve bu, onun var olma şeklidir: Dünden bugüne uzanan, kişiler arası bir bellek oluşturmak.
E Blok, Daire 5, 2025,
kaynak: Pera Müzesi
Diğer taraftan sesin işlevi de merkezi olacaktır: İki şimdiyi, mekânından kopmuş, evinden ayrılmış iki şimdiliği birbirine bağlamak. Gillis’in ailesiyle konuşmalarından oluşan ses kuşağı, esasında filmdeki belleklerin geçişliliğini sağlar: Konuşma ilerledikçe Gillis’in mekânı ile aile anılarının zamanı birbirine girer ve ses tüm bu girift belleğin üstünde salınır; sanki bir ses değil de bellek sentezleyicisidir.
Ama tabii bu sentez bir belleğin diğerine bağlanmasından ibaret kalmaz. Film boyunca, ne Gillis’e ne de aile anılarının oluşturduğu belleğe ait olan, daha ziyade ikisinin birbirine karışması sonucu ortaya çıkan, salt duygulanımsal diyebileceğimiz bir bellek de oluşur. Bu bellek ki Gillis olduğunu ancak iddia edebileceğimiz bir figürün bir inşaat alanındaki yalın mevcudiyetinden ibarettir: Durur ve bekler.
Şu hâlde, film iki tipte imgeden ve bunların var ettiği, iki imgenin iç içe geçmesiyle oluşan bir tür “artık-imge”den mülhemdir. Zamansız mekân ve mekânsız zamandan söz ettik, ama ayrıca söz konusu olan, tekrarlarsak, bunların devridaimi sırasında ortaya çıkan bir diğer zaman-mekândır. O ki Gillis’e dahi atanması imkânsız duran, filmin yarattığı duygunun sanal bir imgesidir. İnşaat hâlindeki bir evin “içinde” mevcut olma hâlinin imgesi.
Basitçe, zamansız mekân ve mekânsız zaman geçişli hâle gelerek üçüncü türde bir zaman-mekâna açılacaktır: İç içe geçen sarmalların ortasında, en derin noktasında neredeyse duyguları performe ettiğini söyleyebileceğimiz bir “sanal-imge” vardır; sanal bir bedeni sanal bir mekânda döndürüp duran bir imge.
E Blok, Daire 5, 2025,
kaynak: Pera Müzesi
Ama işte, bu da, zamansız mekân ile mekânsız zamanın ilişkisinden oluşan bellek de bir çifte sarmal oluşturur: Filmin içerdiği üç tip imge de iç içe geçerek derinleşen dairelere tekabül eder. Her biri bir diğerinin hem içindedir hem de bir diğerinin yerini alarak belleği derinleştirir. Film bir bakıma belleğin öznel ve özneler arası ve ötesi boyutlarının imgelenişi gibi iş görür.
Gillis’in “ev”inde göz fır döner; mekân hep yakın ya da orta plandan görüldüğünden, mekânsal oryantasyon oluşmaz ve tüm kurgu film mekânını sarmalvari bir biçime kavuşturur. Ama aynı mekân, tam da zamansızlaşarak mekânsız bir zamana, ailenin anılarına açılır ve artık içinde dönülmeye başlanan şey “şu anda var olmayan ev”dir. Ve son olarak bu döngü mekânın da zamanın da reel olmadığı, sanal bir inşaat alanının enstantanelerine açılmak suretiyle varabileceği en derin noktaya varır: Bundan böyle bütünleşilen, “sarılınan” ev, “gelmekte olan” evdir; bu evin sanallığıdır. Uyanmayı bekleyen beden, yapılmayı bekleyen ev.
Ama Gillis’in filmi sarmalın her seferinde çift kalacağı bir çevrim oluşturmaya da ne olursa olsun son vermez. Şu başından beri bellidir: Film aile belleği ile bireysel bellek arasındaki git gellerden oluşur ve bunlar, düne ve bugüne ait evler olarak, benzer bir örüntü üstünden görünür. Gillis’in kaldığı yurdun görüntülerinin bir tür sarmal oluşturduğundan söz ettik, ama söz konusu anılar da aynı evin kopuk manzarlarının bitiştirilmesinden oluştuğundan, kendi payına bir sarmala mahal verir fakat bu sefer bu, zamansal bir sarmaldır. Gillis’in “eski evi”ni gezeriz, ama gezdikçe dibine indiğimiz de belleğin kendisidir. Evde fotoğraflar ve daireler çizen göz, aynı zamanda bir koni gibi yapılanmış belleğin derinliklerine inecektir.
Yine de her hâlükârda film sarmalları kesiştirmeyi bırakmaz. Bu nedenle ki bir aile anılarını tanımlayan bir video kaydındaki Gillis’in suratından Gillis’in şimdisine, bir aynadan yansıyan Gillis’e, filmin ta kendisi (ya da şimdisi) olan video kaydına geçeriz. Ve benzeri bir durum, tamamen sanal olan imgeler için de geçerlidir: Filmdeki sarmallar o kadar derin ve o kadar iç içedir ki birindeki bir hareket (örneğin kol veya bacak hareketi), yankısını aynı anda sanal addediğimiz imgelerde de bulur; çifte sarmal hâlinde yapılanmış bellek, en azından “konuşma” sürdüğü sürece, hayali ya da kurgusal bir bellekle ilişkilenmeye son vermeyecektir. Bu ki “filmin kurgusu”dur.
E Blok, Daire 5, 2025,
kaynak: Pera Müzesi
Peki, çifte sarmal nerede ve ne zaman son bulur? Şimdi ve burada yaşamak mümkün müdür? Filmin buna cevabı (kendi içinde) “Hayır” gibidir. Öyle ki, konuşma bitip de Gillis’in kaldığı yurdun şimdisi ve burasıyla baş başa kaldığımızı düşündüğümüz anda, anılar ekrana yansımayı kestiğinde, görmüş olduğumuz anıların sesleri bu sefer de yurdun “dışarı”sını, kapı, koridor ve duvarlarını kaplar ve mekânı bir anı mekânı kılar. Böylece anlarız ki sarmal hâlâ çiftedir ve iki belleği iç içe geçirip yiten “konuşma sesi” artık bu iç içeliği tasdikleyen “anı sesi”ne yerini bırakmıştır. Ait olunmayan bir yer, ait olunması namümkün bir yerin heyulası tarafından kat edilecektir. Bir bellek bir diğerine gömülmüştür ya da bir elektrik akımı gibi onun üstünde yayılacaktır.
Öyleyse filmin sonunda söz konusu olan nedir? Zamansız bir mekân ile mekânsız bir zamanın, filmde ve filmden yansıyan iki tür belleğin sentezi mi? Birbirlerine mahal verdikleri ölçüde, esasında bu bellekler zaten dönüşümlü bir sentez içindedir: Biri diğerinden doğarken, diğeri de ötekinden doğar. Oysaki sonda bellekler tamamen bütünleşir: Artık bir ses, jest ya da hareket üstünden gelişen, çağrışımlarla iş gören bir çifte sarmal yoktur, ama iki belleği üst üste bindiren, birbirinden ayrımsanamaz kılan, birini ses, diğerini de imge olarak atayan bir boğumlu bellek vardır ki bu, filmin nihai imgesidir de. Eşçağrışımlı belleklerin bütünleşimi.
En nihayetinde her şey, filmin son imgesinde görünen şeye benzer bir biçimde kalacaktır: Art arda sıralanmış fakat devridaim içinde makineler; düz bir hat üstünde sıralı ve seyreden fakat oldukları yerde dönüp durmaya da devam eden derin devreler. Sonu dahil bütün bir filmin hareketini daha net somutlayacak bir imge düşünülebilir mi?
