Çifte Sarmal
Videocuları filmcilerden ayıran en temel özellik, videocuların gırgır, matrak, şamatacı kimseler olması. Bunun mecranın alımlanışıyla ilgisi de var pek tabii. Filmde yapım konvansiyonları oturdukça her şey pek çetrefilli, kerli ferli bir hâl almış, oysaki film de başlarda çok eğlenceliymiş (Georges Méliès’nin filmleri fantastik olduğu kadar komiktir mesela). Video da benzer bir tarihçeye sahipti ama filmden farkı, ciddiyete bir türlü kavuşamaması oldu. (Şapşallıkla dolu bir) Peter Pan sendromu diyelim buna, tabiri caizse; medyatik bağlamda zuhur eden. Video komikti ve komiktir hâlâ.
Video sanatının vaftiz babası olduğu addedilen Nam June Paik, bilindiği üzere, tek bir ciddi video üretmemişti. Yapamamıştı bunu. Yalnızca mizacı elvermediğinden değil, videonun doğası da onu buna ittiğinden. Video başkalaşıma uğrattığı kadar bozuluma uğrattığından, aslına bakılırsa özsel olarak komikti ki Paik’ın sezdiği de buydu. Bu nedenle ki sürekli televizüel imgelerle çalıştı ya da daha doğrusu, onları bozmaya uğraştı. Bu, Henri Bergson’un “gülme”den anladığı şeye de tam uyar: Bir şeyin kendi gibi davranmamasının yarattığı jest. Videotik bir ifadeyle ise bu, bozulan görüntüdür: Mıknatıslanmak suretiyle bir jelibon gibi bükülen Ronald Reagan (Electronic Opera #1).
Bu anlamda video bir burç olarak komikten mülhemdir ve bunu kendince yansıtır bozulumla. Bundan kasıt tabii ki görüntünün noise’a çalması değil (öyle olsa film de grenli diye komik olurdu), daha ziyade görüntünün, dolayısıyla görünenin geometrisindeki bir dönüşüm. Bergson bir hayvan ya da robot gibi hareket eden bir insanın komikliğinden söz ediyordu; teatral bir komediden. Video ise bunu görüntüde uygular: Maddesi insana, formu insandışına işaret eden bir imge: Sinemasal bir komedi. Fotogerçekçi başkalaşım her zaman komik olmuştur; şeyleri birbirinden geçirmek suretiyle kendilerinden geçirmenin komik olmaması olası değildi. Zaten bir primatla uzaktan akraba olmanın yarattığı gülünç etkinin bir eşdeğeri yoktur ki video da bu “durum”u yoğunlaştırır: İvmelenen evrim, şeyler arasındaki formel geçişliliğin anakronik olduğu kadar anamorfik bir devreye sokulması… Yapısal olarak konuşacak olursak bu, komiğin limitidir. Komedinin tanjantı.
Tabii videonun komikliği biraz da özdüşünümsellikten ileri geliyor. Herhangi bir şeyi alay konusu yapmayan bir video az olduğu gibi, video yapanı alay konusu yapmayanı da azdır. Bugün de gülmek için video izliyor olmamız boşuna değil. TikTok ve Instagram günümüzde bunu ifrat düzeyine çıkarmış olsa da durum dün de böyleydi kuşkusuz. Birçok nedenle böyleydi, öncelikle de video kameranın bir “zevk aleti” olmasını sağlayan hafifliğinden ötürü. Film kamerasına kıyasla, “Hadi şununla biraz eğlenelim” demek daha kolaydı video kamerayla, bugün “akıllı telefon”la kesintisizce olduğu gibi. Böylece videocular kendi kendilerine eğlendiler, sonra da kendi kendilerine eğlenenlerle eğlendiler. Bu anlamda ilksel video jesti kendi başına eğlenmektir şüphesiz. Kahkaha dolu bir elektro-solipsizm ya da dilenirse: Elektro-onanizm.
Petra Cortright’ın videoculuğu tam olarak bu tipte işte. Saf bir videoculuk diyesi geliyor insanın ama bu bile komik kaçıyor; zira hayli karma, eklektik estetik açıdan. İnternet sonrası sanatını, post-internet ahvalinde sanatı belki de en direkt ve insafsızca yansıtan külliyat onunki. Her şeyden önce performatif ama operatif olduğu kadar. Bir internet videoculuğu bu ki kamerası (2000’ler için) mevcut en mobil, mikro, mini olanı: Webcam. Dolayısıyla bir “kamera önü videoculuğu”ndan söz ediyoruz. “Biraz şunu biraz da bunu elleyeyim, mıncıklayayım” diyen birinin videoları bunlar, bu anlamda da bebeksi videolar. Video için ve içinde gerçekleştirilen performansları yansıtıyorlar. Video-performanslar diyelim.
Öyleler ama bir yandan da filmdeki cinedance’ın muadili değiller hiç mi hiç. İki analojik mecranın, film ile bedenin özdeşleşimi vasıtasıyla gerçekleşene benzemeyen bir dinamik bu videolardaki performansın niteliği. Daha ziyade efekt bazlı, fazla radyal, kromatik, kinetik, dolayısıyla da uyarıcı fakat bir o kadar da baştan çıkartıcı. Video adına yaraşır performanslar: Videoda değil videoyla performe etmek. Diğer bir deyişle görülen şey olarak kendini deneylemek. Elektro-otoportre.
Cortright kendi videolarında bir denek olarak var, mevcut. İşlerinin deneyselliği kendi imgesinin dönüşümüne dayalı tamamıyla. Kan çıkartmayan, neşterden ziyade layer kullanan bir performatiflik diyelim buna, supra-Orlancı anlamda. Örneğin wau browz’da mouse “tık”larına koşut bir şekilde değişip duran “kaş dizisi”yle birlikte başkalaşan yüz imgesidir; kaş emojilerinin alayıyla [procession] bağlantısında. Bir bütün hâlinde beden imgesinin komik çeşitlemesi ise Cortright’ta sürüp gider; i feel u’da bedenin her bir köşesini deforme edip absürt boyutlarda küçültüp büyütür mesela. Ama ayrıca SSSSSSSSSSSSWWWWRRRRRLLLLLL’de taytının desenini önce bacağına, sonra tüm bedenine uyarladığında, somatik bir girdap oluşturmaktan başka bir şey yapmaz. ✝✝LA.christening vid.move,df ✝Movie on 2013-02-05 at 19.25.mov’da, diğer taraftan, beden imgenin kendisi olur: Dört bir yana açılan bir form olarak haçın yüzeysel [surficial] genleşimi. Ve tabii sickhair ve sickhands de aynı cinstendir: Dalga oluşturan uzuvları dalgalandırmak (Parmakları piksellerle, saçı ise bloklar hâlinde).
Tabii ki Cortright’ın komikliği bedensel deformasyonla sınırlı değil. Efekt satürasyonuyla da bir o kadar ilgili, alakalı. VVEBCAM, webcam efektlerinin, özellikle de şimşeklerin ve pırıltıların bir yüz üzerindeki kaydını oluşturduğunda tam da bunu yapar: Aşırı simülatif bir otoportre oluşturmak. Ya da gül yapraklarıyla “kendi kendini sevmek”: Damatsız bir evlilik veya ekstrem (veyahut literal) monogami veyahut feminist sanatın komik doruğu olarak BRIDAL SHOWER. Öte yandan, .*` .* ;`*,`., `, ,`.*.*. *.*` .* ;`*,`., `, ,`.*.*. *.*` .* ;`*,`., `, ,`.*.*. *’da ise sallanan bir ağaç meyve vermektense efekt verir artık: Işıldayan kümeciklerin bütün bir videoyu gözü körleştirecek düzeyde parlatması. Ve tabii ki, bugün Twitter doğum gününüzü kutladığında, profiliniz üstünde onlarca balon uçuyorsa bunu yine Cortright’a borçlusunuz: Polikrom bir kalp dizisi ya da sickening chair games. Falan filan, bla bla.
En nihayetinde Cortright komiktir, çok hem de; bireysel, toplumsal ya da dinsel hiçbir sanat anlayışının içine sığmaz onun videoları. Komiklerse muhtemelen biraz ona da komik geldikleri için öyledirler, birileri gerçekten eğleniyorsa eğlendirir ya, “o hesap”. Sanatı oyunla özdeşleştirdiği düzeyde, Cortright’ta bir kripto-Gadamercilik vardır. Kendi suretini hiperbolik dalgalar hâlinde ve virütik bir şekilde video yüzeyine yaydığında ise tam manasıyla Baudrillardcılaşır: i thot i wuz free (ve tabii Pink_Para_1stchoice). Ama kendisini videografik bir giyotinin nesnesi kıldığında da (üçe bölünmüş ve orta segmentinin zaman-mekânsal oryantasyonu diğer iki segmente kıyasla kayık video) Figgiscileşir: girlfrin. Her hâlükârda Pipilotti Rist’in internetle karşılaşması durumunda ortaya çıkma ihtimali olabilecek olan çok özel bir anomaliye biçim verir o: Kendini deneylemeyi bir otoportre pratiği hâline getirmek (James Joyce’un Giacomo Joyce’ta yaptığının aynısı, yalnızca hipermodern bir versiyonu). Webcam’le kodlanan, programlanan bir süreç olarak kendilik. Ama işte, cereyan hâlindeki bir süreçtir bu ve hub’ı YouTube’dur artık (fakat yine de, Cortright’ın öngörüyle dediği gibi, “FUK YOUtube :P”). Son kertede bütün bu süreçte komik olan, her bir videoyu kat eden aleladelik, başıboşluk, gelişigüzellik ve keyfekederliktir. Her biri de internetin yapısını kendi biçiminde mükemmelen yansıtır. Kâhyasız bir keyfin viral bileşenleri. Kısacası, salt eğlence için beneklendirilmiş banger’lardır bunlar ya da videos that were too f*cked up to be released as the cluster b energy was dangerous and unprecedented, Cortright’ın buyurduğu gibi (E-Girl). Bir otovideografi.
{fold içindeki imge: Petra Cortright, girlfrin, 2014, video karesinden detay, kaynak: Kunstkritikk}