Çifte Sarmal
Ters Köşe
(Sonsuza Dek)
Ters köşe (plot twist) denen şey film anlatısındaki beklenmedik bir dönüşü imler: Olayların sanıldığı gibi olmamış olması. Sanma fiili bu bağlamda merkezidir zira ters köşe, gerçekleşene dek anlatıyla kurulan ilişkinin niteliğini belirler: Bu zamana dek bilmiyormuşuz, sadece bildiğimizi sanmışız yani sanı her şeymiş ve her şey de bir tür sanrı. Bu açıdan “ters köşe filmleri” temelde bir bilinç düzeyi ile diğeri arasındaki sınırı net olarak çizmek suretiyle iş görür. Sanılan bilinene evrildiğinde, kısacası bilinen sanılanın yerini aldığında ters köşe gerçekleşmiştir. Ters köşe: Umulmadık tahakkuk.
Ters köşe filmlerinin en tipik ve temel özelliği, bu perspektiften, ters köşenin geri döndürülemez olmasıdır: Ters köşe bir kez olur ve tekrarlanamaz. Bunun nedeni, çoğu ters köşe filminin (az bileşenli olma anlamında) basit bir entrikadan ibaret olmasıdır; gizemi çözülmesi gereken bir şey vardır ve o şey “göründüğü gibi değil”dir, bu vasıfla tanımlıdır. Alfred Hitchcock’un Psycho’su klasik örneklerdense, David Fincher’ın Seven’ı ve The Game’i de, hatta Fight Club’ı da modern örneklerden bu bağlamda. Bu filmlerin hepsinde ters köşe, belli bir içeriği ortaya çıkarmak, gizemi çözmek için bir anlatısal manevra ya da yaklaşım olarak işe koşulur, daha fazlası değil. Kesin olan ise şudur: Anlatı beklenmedik bir köşeyi döner ve “ters yönde” akış gösterir; “öyle değilmiş de böyleymiş”in tekelindedir artık. Derin bir algı tersinmesi.
O hâlde şunu diyeceğiz: Ters köşenin her daim bir içeriği var. Bundan kasıt, ters köşeye yatırılacak bir şeyin olmasının gerekliliği. Bir şey olacak ki, onun pozitif bir imgesi (sanı) oluşacak ki, negatif bir imgesi (gerçek) ya da doğrulaması da var olabilsin. Yani algı tersten düzenlenebilsin. En azından “sanılan” budur. Ama yine de soracağız: Ters köşenin ta kendisini ters köşeye yatırmak mümkün mü? Diğer bir deyişle: Ters köşeyi bitimsizleştirmek olası mı?
Mümkün, olası. Kısa keseceğiz: John McNaughton’ın Wild Things’inin yaptığı şey bu tam olarak. Film, ters köşeyi sonsuzca çoğaltan, fraktalleştiren bir yapıya sahip ve bunun da makul bir nedeni var: Bir olay ya da olay dizisinin sanıldığı gibi olmadığını ifade eden ters köşe, tanımı gereği sanıldığı gibi olmayanın da sanıldığı gibi olmadığını gösterebiliyor rahatlıkla, en azından bu tip “aşırı kullanım”ı da mümkün. Dolayısıyla, algıyı ve bilgiyi tersinmenin de geciktirimin de nesnesi kılabiliyor. Ama tabii bu da şu demek: Ters köşenin sonunun gelmemesi ve tüm olayların bir tür “köşe kapmaca”nın ifadesi olarak vuku bulması. McNaughton’ın filmindeki entrikalar, tam da bu nedenle dizisel: Sanmaların sonu yok. Hatta filmin sonunda bile bildiğimiz şeyin hâlâ (diğer her şey gibi) sandığımız şey olup olmadığından emin olamıyoruz zira o ana dek, defalarca bildiğimizi sandığımız şey yeniden sandığımıza doğru gerilemiş oluyor, sürekli olarak kimin kimin arkasından iş çevirdiğinin üstü örtülmüş bulunuyor ki bu da “sona güven”i sıfırlıyor. Bu açıdan filmde en az arkasından iş çevrilen karakterler kadar bihaberiz her şeyden: Sadece sanıyoruz. Ve bu, terminal olarak da böyle: Film bitene kadar, hatta bittikten sonra da sanma devam ediyor; bildiğimizden hiç mi hiç emin değiliz. Ezcümle: Bir izleyici olarak bilişsel konumumuz karakterlerinkiyle aynı.
Bu filmin özel tarafı, sinema tarihinde onu özel kılan şey de bu bakımdan şu: Ters köşeyi diziselleştirerek bir içeriksiz biçime ya da kendinde içeriğe dönüştürmek. Bir tür ultra-Hitchcockçuluğa mahal vermek yani, karakter ile seyirci arasındaki bilgi hiyerarşisinin ortadan kaybolduğu, “gerçeğin” ters köşenin olay ufkunda yittiği bir izlence kurgulamak anlamında. Ama bu, aynı zamanda şudur da: Entrikayı limitine itmek. Entrikanın bir başka entrikanın içinde devamlı olarak soğurulacağı, bir tür matruşkaya dönüşeceği o noktaya doğru entrikayı genişletmek. Basitçe: Sonsuz komplo olarak film.
