Kurt Kren,
42/83: No Film, 1983,
kaynak: sixpackfilm
Hiper-Kısa Film
Üzerine Tezler

0. Film hasbelkader değil doğumundan itibaren kısadır; kısa olma hâli tamamen teknik sebeplerle filmin başlangıcını tanımlar: Onlarca karenin art arda dizileceği maddenin (pelikül) ve bu maddenin devinmesini sağlayacak aygıtın (projeksiyon) namevcudiyeti.

1. İlk film en kısa filmdir, zira birkaç kareden oluşacaktır: Film görü sürerliğinin sağlandığı noktada değil, bir kare ile diğeri yer değiştirdiği anda, iptidai kurgu gerçekleştiğinde baş gösterir.

2. Pierre Jules César Janssen’in Passage de Venus’ü ilk filmdir, çünkü Lumière kardeşlerin sinematografından ve Thomas Edison’ın zootropundan önce kronofotografi yani seri hâlde fotoğraf çeken bir “silah” gelir ve bunu ilk (ve teleskopik olarak) işleten kişi Janssen’dir; iptidai kurguyu var eden film onunkidir (Manidar olan: İlk film nesnesi “zamanın geçişi”ni yansıtan bir hareketli göksel nesnedir).

3. Kronofotografi kısa filmden de kısa filmi tanımlar, çünkü doğası gereği filmi, filmik deneyimi mümkün kılar; ama görü sürerliğini sağlamaksızın. David Peck Todd’in The 1882 Transit of Venus’ünde olduğu gibi.

4. Film bu bağlamda kesinlikle fotoğraftan çekip çıkarılan bir “artı-değer” olarak görülmelidir ve esasında başka bir şey de değildir: Bir doğru ya da (Janssen’in örneğinde) medyan üzerinden kaydedilen bir dizi fotoğraf ilksel filmdir.

5. Film ardışık fakat farklı fotoğrafların oluşturduğu bir akıştır ve bu akışın insana görünen akışla mütekabiliyeti yalnızca kısa filmi tanımlar; kısa filmden de kısasını, hiper-kısa filmi değil.

6. Hiper-kısa film, filmin görü sürerliğini sağlayamayacak denli kısaldığı, birkaç kareden fazlasını içermeyen filmdir ve tarihsel olarak kökünü kronofotografide bulur; hareketi sağlamayan ama hareketsizliği zamanda akıtan bir mecrada. Charles-Émile Reynaud’nun çalışmaları özelinde: Bir “hayali beden” animatiği, yüzeyselleştirilmiş [surficialized] fenakistiskop.

7. O hâlde hiper-kısa filmin yarattığı görü kipliği bakma [look], bakış [gaze] ya da görme [sight] değil anlık bakıştır [glimpse], çünkü birkaç kare “bir an”dan fazlasını yansıtmaz, yansıtamaz.

8. Bu minvalde bu tip bir film, olağan tanımıyla sinemanın perspektifinden “bir film” dahi değildir, zira bir shot olarak dahi değerlendirilemez, çünkü birkaç kare henüz görü sürerliğini bile sağlamaz.

9. Tam da bu nedenle Kurt Kren bir saniye dahi sürmeyen filmine 42/83: No Film adını takmıştır, çünkü filmde görünen şey ne hareket eder ne de film olası bir hareketi sağlayacak denli kare içerir: Bir imkânsız film.

10. Bu açıdan bakıldığında (bir külliyatları olduğundan) Eadweard Muybridge ve Étienne-Jules Marey ilk hiper-kısa filmcilerdir; hareketin (Muybridge’in atları, Marey’in kedisi) içindeki hareketsizliği keşfedenler olduğu kadar hareketsizliğin içindeki hareketi keşfedenler oldukları kadarıyla.

11. Böylesi filmler “sürmez”, çünkü insan için “süre”yi var eden yeterli yapı taşından (saniyede on altı kare) mahrumdur; dolayısıyla hareket etseler dahi “durağan” görünürler. Tıpkı Paul Sharits’in Unrolling Event’inde olduğu gibi.

12. Bu şu demektir: Filmin hareket ettiği fakat “bize göre” hareketli olmadığı an hiper-kısa filmin anıdır; hiper-kısa filmleri filmin hareketliliği tanımlar, yoksa bizim algımızdaki hareketlilikle eşdeğerlilik değil, kısa filmde olduğu şekliyle.

13. Öyleyse yalnızca filmin hareket ettiği “bilindiğinde” fakat film hareket etmez “göründüğünde” hiper-kısa filmden söz edeceğiz. Filmin “devir süresi”nce imal edilen hareketlilik zihnimizce doğrulanıp [correction] işlenmiş ve pürüzsüz, yalın harekete dönüştürülecek sayıda ve yoğunlukta ardışık kare içerdiği an, yani film hakikaten hareketliymiş gibi gözüktüğü, böyle bir intiba bıraktığı ilk anda kısa film doğar, bu doğumun hemen öncesinde ise yalnızca hiper-kısa film vardır: Her daim hareketsiz olanın hareketliymiş gibi gözükmesini sağlayan hareketlilik (projeksiyonun süresi ya da “soyut zaman”) sezildiğinde, film makinesinin (ister projektif isterse de display temelli olsun) zamanı duyulduğunda [sense] hiper-kısa filmin ihtisas alanındayızdır: Kök-film. Böylesi bir perspektiften Stan Brakhage’ın Eye Myth’i ve Bruce Conner’ın Ten Second Film’i dahi “fazla uzun”dur.

14. Bir imgenin varlığı ile yokluğu arasındaki geçişlilik kısa filmi değil hiper-kısa filmi tanımlar: Filmden yansıyan hareketli imgeler değil film makinesinin anlık hareketi olduğunda hiper-kısa filmden söz ediyoruz. Bu, hareketin asal ya da özsel, basitçe mekanik imgesini üretmektir, yoksa insani (ya da organik) imgesini değil. Dolayısıyla kare kare duyumsanan film de hiper-kısa film olmayacaktır; hiper-kısa filmin hiper-kısa film olması için bu duyumsamanın mümkün en kısa çevrime tabi olması gerekir: Somut anlamıyla (en az) iki karelik, fakat soyut anlamıyla (giderek) tek karelik film (Tek karelik filmin ikiliği: bir, film karesi ve iki, bir kare olarak film ekranı; bir zamansal-hareketsel negatif-pozitif alan). Örnek: Milenko Jovanović’in Kako su me prvi put fotografisali’si.

15. O hâlde hiper-kısa film, özünü, kökünü hareketsiz görüntüyü eşanlı olarak hem ortaya çıkartan hem de ortadan kaldıran harekette bulur ve bu, giderek bir fotoğraf üstünden de, fotoğrafa bakılan son an ile fotoğrafa bakılmayan ilk an arasından da türetilebildiği ölçüde, hiper-kısa filmi fotoğrafa yaklaştıran şeydir. Herhangi bir film gibi hiper-kısa filmin de filmin temelinde yatan fotoğrafla özdeşleşmesi boşuna değildir; bir film yalın bir fotoğraftan, tek bir kareden ibaret olsa bile “siyaha düştüğünde” tam olarak “geçmiş” olur ve işte, hiper-kısa film ya da “sonsuz küçük sinema”nın, kısa filmin ötesinde yatanın baz ya da model aldığı da budur: Jorge Lorenzo Flores Garza’nın 1/48” adlı filminde farkına varılmış olan ama sinema tarihindeki her bir filmin her bir karesinde de sanal olarak var olan şey. Bir film ki fotoğrafa bakmaktan ayrımsanamıyor ve dahası, bu bakışı akışının ta kendisi kılıyor. Süper-ontoloji: Fotoğraf ile film nesnesinin varlığının kesiştiği, iki nesne arasındaki ayırt edilemezliği var kılan “o” deneyim ve düzenleme biçimi. Fotoğraf ile filmin karşılıklı olarak özdeş ve türdeş hâle geldiği o “derin süre”nin keşfi. Proto-film.

film, fotoğraf, hareket, Hasan Cem Çal, hiper-kısa film, kısa film, kronofotografi, Kurt Kren, Pierre Jules César Janssen, sinema, zaman