Çifte Sarmal
Paul Thomas Anderson’ın Punch-Drunk Love’ının çok özel bir anlamda Amerikan bir figürle ilgili olduğu iddia edilebilir: Loser. Evet, “o” figür, ama öyle herhangi bir loser da değil söz konusu olan. Karşımızda daha ziyade sinir hastası, bol tantrum’lu, Anger Management’tan fırlamışa benzer (iki filmde de Adam Sandler’ın oynaması şoku?!) bir loser var. Ve işte, tam da bu yönü, onu bambaşka bir loser yapıyor: Kendini aşan bir loser. Hakikaten, film boyunca karakterin neredeyse OCD-coded bir kaçış çizgisini takip ederek en az kendisi kadar weirdo kız arkadaşına “varma”sını ve geçmişin yükünden (aka family trauma) kurtulmasını izleriz ve işte, karakter “normalize” olduğu anda da film biter. Film, bir nevi loser’dan (zorlama bir Heideggerci tireyle) loser-olmayana geçiştir ve bittiği an, loser’lığın da bittiği andır (diye umulur). Bu sebeple ki filmin loser’lığa bir methiye olduğu dahi söylenebilir, bir ağıt olduğu kadar (Jerry Lewis’e adansaymış yerinde olurmuş). Bizim filmi seçme nedenimize gelince: Anderson’ın bir filmini konuşmak için fazla geç kaldık, uzun bir filmini konuşmak için de az zaman vardı; dolayısıyla here we are. Boogie Nights ya da Magnolia’yı tercih ederdik, ama pişman değiliz. Beş yıldız, 10/10, pek iyi, mükemmel, Ebertian two thumbs up. Ve tabii bullet’lar:
- Loser figürü ve geçmişin yükü.
- Ark’lar: Ana ve yan.
- Sinir krizi ve film mekânı.
- Anamorfik lens ve ışık.
- Film müziği: Çile.
- Trajikomedinin ötesi.
- Blocking ve karakterizasyon.
Podcast Türkçe ve süresi 33:45
