Olivier Assayas,
Demonlover, 2002,
kaynak: Movie Jawn
Wax
Demonlover

Modern anlamıyla pornografi doğası gereği her tür içeriği soğurup kendi ilkesine yani müstehcenliğe göre uyarlayabilen bir şey olsa da, özünde cinsel töleransın bir uçlaştırılması ya da aşırılaştırılmasıyla tanımlanır ve yine doğası gereği cinsel uyarımın nesnesinin sonsuz plastikliğini temel alarak var olur. Tam da bu nedenle eros ile thanatos’un kesiştiği uğraktan ziyade eros’un thanatos’a evrildiği, onda yittiği süreç üstünden kavranması daha makul ve manalıdır pornografinin, ilk türlüsü ise erotizm için geçerlidir ki pornografinin değilleyerek var olduğu cinsellik kiplidiğir o (Erotizm: Açarak değil kapayarak uyarmak, teşhir ve tahrikin bitimsiz döngüsü). Ölüm pornosu tabirinin dillere pelesenk olması hiçbir zaman boşuna olmadı. Sadomazoşistik temrinler, hatta neredeyse cinai olduğu söylenebilecek davranışların cinsel uyarıcılığı, bunların dosdoğru müstehcenliğini varsayar, yoksa tersi değildir söz konusu olan. Gerçekten de ölümden daha apaçık bir şey yoktur, dolayısıyla son kertede (ve kapkaranlık bir şekilde) daha uyarıcı da. Pornografinin olay ufku olarak ölüm pornosu, tam da bu nedenle sürekli lafzedilir ama esasen bir totolojidir: Pornografinin sonu ölümdür, hem direkt hem de dolaylı anlamda. Pornografi bağımlıları bunu çok iyi bilir: Kendini harcamanın, tüketmenin, mahvın sonu yoktur. Ama aynısı “karşı taraf” için de geçerlidir: Ekstrem stimülasyon istenci ekstrem bir acting-out’un mevcudiyetini gerektirir, hatta şart koşar: Arz ve talep, meni ve kan. Pornografi ancak üçüncü dünya ülkelerinde bir “özgürlük” ya da “liberallik” ifadesi olduğundan, genel itibarıyla pornografiye dair herhangi bir coşku muasırlaşamamış, tipik olarak köylü olduğu söylenebilecek bir meşrebe sahip insanlara ve insan topluluklarına özgü bulunduğundan, işbu bağlamda yer edinmiş yegâne gerçeği anlamak ancak pornografiyi keşfedenlere, ondan azami kârı elde edenlere, özetle hipermodern uluslara kalır: Pornografinin en az ilgili olduğu şey sekstir, en çok ilgili olduğu şey ise ölüm ve para. Anüse giren füzeler, penise ve testislere uygulanan işkenceler, izdihamı andıran orjiler ya da türevleri değildir mesele, daha ziyade şudur: Bu işte muazzam bir para vardır ve bunun için gerekirse şiddete başvurmak, hatta cinayet işlemek mubahtır. İşin doğasında bu var: Ne kadar porno izlenirse o kadar ekstrem şeyler izlenmek istenir ve bunun sonu ölümdür ancak. Ölümü izlemek (Tıpkı Joel Schumacher’ın 8mm’sinde olduğu gibi). Sermaye akışları ile libidinal akışların iç içe geçtiği ve ilkinin muhafazası uğruna ikincinin ilga edildiği bir devre: Tüm libidinal enerjiyi emmek, üretim denen şeyi de buna kilitlemek. Pornografi bu açıdan, bugün anlaşıldığı hâliyle tamamen kapitalist bir semptom, hatta (semptomlar bütünü de olabildiği oranda) bir sendromdur: Sermayenin cinselliği ya da “Boşalma faaliyetini nasıl parasallaştırabilirim?” sorusunda billurlaşan bir süreç. Fappening. İşte Olivier Assayas’ın Demonlover’ı tam da bu süreçle ilgili. Bu sürecin bir filmik aynası. Wax’te konuşma nedenimiz de bu tabii bu filmi: İçeriğini, anlatısını diğer tüm katlarına, düzeylerine (oyunculuktan kurguya) sirayet ettirmesi. Ama aynı zamanda pornografinin ne olduğuna ve nasıl iş gördüğüne dair ebedi bir imge oluşturması. Belki de hiçbir film pornografiyi daha kökten, derinden kavramadı (Filmde tek bir reel pornografik görüntü olmaması da bundan olsa gerek). As always, bullets:

  • Hiper-porno: Hentai.
  • Libidinal akışlar ve mali akışlar.
  • Dar açılar ve akışkan kamera.
  • Hitchcockyen prop’lar.
  • Plan içi kadrajlama ve kompozisyon.
  • Eylem temelli plan, kontrast temelli kurgu.
  • Fotografik plan mantığı: Gerilim ve close-up.

Podcast Türkçe ve süresi 31:30

bölüm kapak tasarımı: Berk Özalp

Berk Özalp, Demonlover, film, Hasan Cem Çal, kapitalizm, Olivier Assayas, podcast, pornografi, sermaye, sinema, Wax