Mary Harron,
American Psycho, 2000,
kaynak: New York Post
Wax
American Psycho

Sigma male grindset, quadrillionaire’inden. Para, daha çok para. Araba, beş yetmez on, on yetmez yirmi. Üslü şizofreni. Âlemden âleme, club’dan club’a, yeter ki “desinler.” Ama her şeyden evvel mizojini, her şeyden evvel neo-Platonculuk. Red pill, sonra black pill, belki ardından pillless bir yaşam, “belki.” Artık American Psycho dendiğinde akla yalnızca ofisine doğru yürür vaziyetteyken (muhtemelen) Sony kulak üstü kulaklığından Lil Soda Boi tınıları sızan çıtır bir Christian Bale geliyor, tabii bir de Jared Leto’ya dudak büzerek şevke gelen Christian Bale. Fark ettiyseniz Christian Bale diyoruz, çünkü Patrick Bateman’ın var olmadığını yeni öğrendik. Yokmuş: Bilginize. Adı Davis, soyadı meçhul. Avukatı daha fazla bilgi paylaşmayı reddetti. Ama yine de: Bu filmden öğrenecek hâlâ pek çok şey var, hâlâ. Öyle ki, Bateman artık bir Gen Z kahramanı, “hayat bilgisi” dersini memler aracılığıyla Twitter’dan (ah, silly us, X’ten) veriyor, ama kendisi farkında değil. Peki ne yani, yok mu bu jenerasyon? Bütün bir jenerasyona “Puf oldu, uçtu” mu dedik şimdi? Demedik yahu, sadece biraz farklı düşünüyor olabilirler, Ted Bundy gibi. Just a little different. American Psycho’yu özel kılan, dün olduğu gibi bugün de bir semptom oluşudur: Özdeşleşilmesi imkânsız, kendiliği muallakta, basitçe hiç olan bir karakterle o kadar özdeşleşmek ki, bir psikopattan ayırt edilemez olmak (“teoride”). Fake it until make it. George W. Bush 11 Eylül saldırıları sonrasında war on terror ilan ettiğinde (Condoleezza Rice’ın da ardıl desteğiyle) her yer sanal teröristlerle kaynamıştı, şimdi ise her şeyin imgeye dönüşmüş olması ve Mary Harron’ın Alman dışavurumculuğundan mülhem yönetmenliği sağ olsun, her yer sanal psikopatlarla kaynıyor. Yer: TikTok. Zaman: Her zaman (internet time is godlike). Kendisi var olmayan birinin taklidini yapan bir karakterin taklidini yapmakta ironi ötesi bir şey var, “Sokrates’i bile aşar bu.” Ama neyse ne: Biz bu dehlize girmeyeceğiz. Her zamanki gibi, denenip onanmış, okunup üflenmiş o eski yöntemle, “vur-kaç” yöntemiyle ilerleyeceğiz. Wax’ten daha azı beklenemezdi, daha fazlası da. Aristoteles gibi “orta yol”cuyuz çünkü, daima. Yine sekiz nokta, yine shuffle edilmiş hâlde:

  • Geniş açılar ve materyalist ideoloji.
  • Tehditkâr kamera ve dar açılar.
  • Gerçeklik fazlası: Aşırı apati, itirafın nafileliği.
  • Adsız karakter: Tipten azı.
  • Simgeler değer ve cinayete eğilimlilik.
  • Bir semptom olarak Patrick Bateman: Sigma male grindset memleri.
  • Packshot, parıldayan ten ve reklam estetiği.
  • Seksin anlamsızlığı, ölümün anlamsızlığı.

Podcast Türkçe ve süresi 33:52

bölüm kapak tasarımı: Berk Özalp

American Psycho, Berk Özalp, Bret Easton Ellis, film, Hasan Cem Çal, Mary Harron, podcast, red pill, sigma male grindset, sinema, Twitter, Wax