Hideaki Anno ve Kazuya Tsurumaki,
The End of Evangelion, 1997, kaynak: GQ
Wax
The End of Evangelion

Doğu ile Batı arasındaki farkın özel bir bağlamda aşırı yoğunlaştığı nokta, Japonların Tanrı’ya yaklaşımıyla işaretlenir: Tanrı onlar için ne tek oldu ne de bir konsept. Tek değildi; şintoizmin bir tür politeizm olduğunu ve Tanrı’ların da, tıpkı insanlar gibi, iki cinsiyetli bir mevcudiyeti haiz bulunduğunu (tanrılar ve tanrıçalar) biliyoruz (Amaterasu, ama ayrıca Susanoo; göksel piroloji ve göksel hidroloji). Ama en önemlisi, Tanrı’nın bir konseptten çok bir kompleks oluşudur Japonlar söz konusu olduğunda: Tanrı olmanın ya da “Tanrı katı”na çıkmanın farklı türlerini sürekli ve neredeyse patolojik düzeyde imgelemek. (Araplar –Tarih Felsefesi’ndeki Allah analizinde Hegel tarafından eksiksiz bir biçimde serimlendiği gibi– Allah’ta imgenin ötesindeki bir Tanrı ideasını keşfetmişti, Çinliler de Tanrı’yı beşeri –Konfüçyüsçülük– ve kozmik –Taoizm– süreçlerin kendisine yedirerek imgesizleştirmeyi becermişti, Japonlar ise tersi yönde hareket eder: İnsanı da Tanrı’nın bir diğer formu hâline getiren, Tanrı’nın imgesini sonsuzca çoğaltan bir din dizisine mahal vermek ya da bir seriyal Hıristiyanlığın formülasyonu.) Tamamen Japon bir sanat formu olan animede de bu durum değişmez. Serial Experiments Lain’de bunu görmüştük hâlihazırda: İnternetin sağladığı her an her yerde var olma imkân ve yetisini içselleştirip bir tür uçucu maddeye, etere dönüşen, kendi evreninin mutlak hâkimi (ve formatçısı) olan Lain. Ama benzer bir durum bir başka şekilde Akira için de geçerliydi zaten: Işıktan başka bir şey olmayan ve evrendeki enerjinin maksimumu olarak tanımlanabilecek plastik bir mevcudiyet olarak Akira. Öte yandan Gantz’da Tanrı teolojinin değil ufolojinin nesnesidir artık: İnsanlık tarihindeki tüm suratlar olarak Tanrı (Nietzsche’nin delirmeden hemen evvel keşfettiği ve mektuplarında dillendirdiği tarihötesi mevcudiyet kipi). Neon Genesis Evangelion ise bu kompleksi üstinsansı bir konuma yükseltir: Homo sapiens’e karşı havariler, EVA’larla demigod’lara dönüşen insana karşı insanbiçimli, doğmamış ve ölmeyecek göksel insanlar (Tekno-elfler?). The End of Evangelion’da Japonvari Tanrı kavrayışının mükemmel hâlini görürüz: Hem çoklu hem insansı (ama insan değil) hem de kesinlikle kompleks üretici bir şey olarak Tanrı (Shinji’nin depresyon ataklarıyla karışık vizyonları). Japonların Hıristiyanlığın bile alternatif bir yorumunu anlatısallaştırması, Tanrı’nın tekrar “ulaşılabilir” bir şey kılınmak istenmesiyle alakalıdır, “içinde yitilebilir” de tabii. Böylece Adem ve Havva’nın yerini Lilith alır, Tanrı’nın yerini ise bir “başka insan.” The End of Evangelion da bu insanı, Tanrı’yı ilgilendiriyor, ölen ve dolayısıyla Batılı anlamda Tanrı denemeyecek bir Tanrı söz konusu olsa da. Öyle ki Tanrı son kertede makine tarafından bozguna uğruyor bu animede: Literal bir deus ex machina? Bu “anime filmi”ni Wax’te konuşma sebebimiz, Neon Genesis Evangelion’ın anlatısını kısmen nihayetine erdirmesi, onun jübilesi olması. Tanrı’yı yere indirmesi/insanı göğe çıkarması diyelim, Tanrı’yı high-tech “dünyevileştirme” girişiminin bir parçası olarak. Bu bölümün konu başlıkları şu şekilde:

  • Anlatısal tema ve hâletiruhiye.
  • Anlatı çeşitlemeleri.
  • Mecha’nın farkı: Basit ve karmaşık makineler.
  • Haç sembolü ve alternatif din hikâyelemesi.
  • Yersel güce karşı göksel güç: Makinelere karşı melekler.
  • Brakhagevarilik, kolektif psikoz.
  • Hacim, kütle ve ölçek.
  • Şiirsel sinema ve özneler arasılık.

Podcast Türkçe ve süresi 51:16

bölüm kapak tasarımı: Berk Özalp

animasyon, anime, Berk Özalp, din, film, Hasan Cem Çal, Hideaki Anno, Kazuya Tsurumaki, makine, Neon Genesis Evangelion, podcast, şiirsel sinema, sinema, The End of Evangelion, Wax