Mars, Maia ve Augustus:
Takvimdeki Roma
Pisidia Antiokheia’da
Augustus Tapınağı’nın frizleri,
Kurban Bayramı 2020,
fotoğraf: İpek Yürekli

Rolümü iyi oynadım mı? 
O zaman beni sahneden alkışlarla uğurlayın. 
—Octavianus Augustus,1 MS 14

Ben öldükten birkaç sene sonra
Augustus’un heykelini indirip yerine benimkini dikin. 
—Benito Mussolini, 1934

Rushmore Dağı’na benim heykelimi de ekleyin. 
Donald Trump, 2018

Eylül toparlandı gitti işte 
Ekim filan da gider bu gidişle 
Tarihe gömülen koca koca atlar 
Tarihe gömülür o kadar 
—Turgut Uyar,2 1982

Ağustos ayının öğle sıcağında, sarı otlarla mor dikenler ve cırıldayan, vızıldayan sineklerle böcekler arasında iz sürüyoruz. Havanın pek kızgın olduğu bir Kurban Bayramı’ndan kaçarken dönüp dolaşıp bir başka kurban alanında bulduk kendimizi. Augustus Tapınağı’nın kalıntıları arasında yan yana dizilmiş frizlerde kurbanlık boğalar güzel gözleriyle hüzünlü hüzünlü bize bakıyor.

Yalvaç yakınındaki Pisidia Antiokheia, Kurban Bayramı, Ağustos 2020,
fotoğraf: İpek Yürekli

Frigya ile Pisidia arasında bir yerdeki bu şehir MÖ 300’lerde kurulmuş ve MÖ 25’te Augustus zamanında Roma İmparatorluğu’nun parçası hâline gelmiş. Tapınak şehrin en yüksek noktasında. Duvarlarının dayandığı kayada kadim Anadolu tanrıçası Kibele kültünün izleri var. Biraz ötede de Hıristiyanların hac yerlerinden biri olan, Anadolu’daki ve tabii dünyadaki ilk kiliselerden Aziz Paul Kilisesi’nin kalıntıları duruyor. İki inanç arasında, Augustus Tapınağı ile o sıralar tapınılacak olan işaret edilmiş.

Tapınağın zemin kotunun altındaki kayanın içine oyulmuş çukur, bir taurobolium’un [boğa kurban ritüelinin] iziymiş. Anadolu pagan inanışının parçası olarak, yukarıda kesilen kurbanın, yani frizlerdeki boğacıkların kanının aktığı ve aşağıda adak adayanın günahlarından arınması için bu kanla yıkandığı bir mekân.

“Kurban edilmek üzere getirilen hayvanların çektiği eziyet kameralara saniye saniye yansıdı. Hayvanlar kamyondan indirilirken yere çarptı. Daha sonra kesildiler. Çocukların önünde vahşice eziyet edilerek kesilen hayvanların ardında kan revan içinde kaldırımlar kaldı.”3

Şehrin hemen yanı başındaki kasabanın Çınaraltı Meydanı’nda Kurban Bayramı’nın ikinci günü kasaba ileri gelenleri ile erkânı için resmi bayramlaşma töreni düzenleniyor. Dökülen kan ve kurbanlar aynı kalırken, tapınılan tanrılar değişip durmuş zaman içinde.

Antik Roma’da Anadolu’nun
Kibele kültünden geldiğine inanılan taurobolium [boğa kurban ritüeli]
temsili çizim
Zeus Altarı’nda kurban kesimi,
Bergama Panoraması,
Yadegar Asisi, Berlin 2020

MÖ 44’te Roma’da Sezar’ın ölümü sonrası, Kleopatra ve Antonius ile olan uzun boylu çekişmesinden İskenderiye’deki zaferle galip çıkan Octavianus (Augustus) MÖ 27’de imparatorluğunu ilan eder. O aralar bağımsız kalmış olan Anadolu kent devletleri birbiriyle didişmekten yorgun, “Başımıza birini gönderin de bizi özgürlükten kurtarın!” talebinde bulunmaktadır. Uzun hükümdarlığı boyunca acımasızlıkla popülistliği harmanlamış Augustus fazla uğraşmadan işte bu boşluğu da doldurur ve iki yüz yıl sürecek Roma Barışı [Pax Romana] dönemini başlatır.

“Her hükümet hırsızlardan meydana gelmiştir. Köylüler için bir tek hırsız beş yüz hırsızdan daha iyidir.”4

Büyük amcası, manevi babası, anlı şanlı Roma diktatörü Julius Sezar, Roma takvimini mevsimlere de uyar hâle getirip yeniden düzenletirken doğum gününün olduğu aya da kendi ismini vermiştir. Hakkıdır bence, iyi takvim yaptırmış, kaç bin yıldır kullanıyoruz. Hoş biz Sezar yerine, bilinen bütün mitolojilerin temeli olan Sümer mitolojisindeki, yılın yarısını yeraltında, diğer yarısını yeryüzünde geçiren bereket ve güneş tanrısı Tammuz’u anıyoruz o ay. Ama bir sonraki ay imparator Augustus’a gösterdiğimiz hürmet devam etmekte.

Bizim takvimimizde on iki ayın ismi beş benzemez köklere dayanıyor. Yaşadığımız toprakların geçmiş zenginliğini hatırlatan, insanı mutlu eden bir çeşitlilik bu. İsmi Türkçe olan üç ay var: ocak (soğukta ev içlerinde ocak yandığı için), ekim (hasat sonrası ekim mevsimi olduğu için), aralık (iki sene arası olduğu için). İki isim Süryaniceden geliyor: şubat (şabat, dinlenme zamanı) ve haziran (hazaran, sıcak). Biri Akadcadan: eylül (elulu, hasat, bağbozumu). Biri Arapçadan: kasım (bölen, taksim eden, Anadolu halk takviminde yılın ikiye bölündüğü zaman olduğu için). Biri Sümerceden: nisan (nisag, ilk meyveler). Sümer mitolojisinden gelen temmuz gibi, benzer süreklilikte ilerleyen Roma mitolojisi de iki aya kaynak olmuş. Roma takviminde birinci ay olan mart ayı, kışın bittiği, savaşların başladığı ay olduğu için ismini savaş tanrısı Mars’tan almış. Mayısın ise ismini Antik Yunan’da anneliği, Roma’da büyümeyi sembolize eden tanrıça Maia’dan aldığı düşünülüyor. Bir de bizim Romalı ağustos var işte.

Augustus, Julius Sezar’dan eksik kalmayıp, kendi ismi de ay ismi olsun, her sene mevsimi gelince otomatik olarak namı yürüsün isteyince İskenderiye zaferini kazandığı aya ağustos denmiş. Bir rivayete göre o ay Sezar’ınkinden bir gün eksik diye fazladan gün ekleyip, gariban şubat ayından kırpmışlar. Neme lazım, imparatorları kızdırmamak gerekir. Ama kaynaklar Sezar döneminde de Sextilis adlı altıncı ayın zaten otuz bir gün olduğunu söylüyor. Bence olay şöyle olmuş: Augustus bakmış ki doğum gününün olduğu eylül ayı kısa bir ay, “Bari doğum ayıma değil de başka bir şeyler yapmış olduğum uzun bir aya ismim verilsin” demiş ve böylece isim koyulmuş. Sonuçta üzümleri olgunlaştıran, bağbozumunu hazırlayan, bir yandan insanın beynini kaynatan sıcağını, diğer yandan geceleri üşütmeye başlayan serinliğini de düşünürsek, ağustos ayının bitmek bilmez uzunluğuyla, yoğunluğuyla kimse boy ölçüşemez; iyi bir seçim olmuş.

Bizim buraların pek sevilen diktatörlerinden Augustus, Roma’daki mecliste “Ben artık tanrıyım” falan derken ve muhalif senatörler “Aa delirdi iyice bu!” diye onu endişeyle dinlerken, Anadolu halkı ikiletmeden hemen ikna olup adına tapınaklar dikmeye başlamış. İyice gaza gelip “evrenin kurucusu” olarak da andıkları Augustus adına dikilen tapınaklar Anadolu’nun günümüze kadar gelmiş güce tapma geleneğinin örneklerinden biri olsa gerek.

Dünya üzerindeki sayısız halk ve coğrafyada da benzer bir güce tapma zaafı olmasa, dünyayı bunca diktatör kaplamazdı herhalde. Diktatörlerin zayıfı ezerek, itirazları susturarak, sistemi manipüle ederek kazandığı güç, tuhaf bir şekilde bir yandan da insanları cezbetmek için kullanılan bir çekicilik hâline dönüşüyor. Gündelik hayatta bunun benzerlerini sosyal medyadaki cahil cesaretiyle atıp tutarak “çok meşhur”, “çok zengin”, “çok popüler” olmuşlara hayranlık duyma, en otoriter ve sert hocalara sonsuz saygı gösterme, ters amirlerini her şeyin önüne koyup sahibinin sesi hâline dönüşme, maço adamlara âşık olabilme gibi inanılması zor örneklerde sıkça görüyoruz. Önünü ilikleyip el ayak öpme durumlarını saymıyorum bile.

Diktatörler ise, hepsinin adlarını verdikleri ayları olmasa bile, öncelikle sanat ve mimarlığı kullanıp5 heykeller, tapınaklar, yollar, kanallar, binalar ve özlü sözlerle öldükten sonra da anılmayı garanti etmeye çabalıyor. Birçok “güçsever” mimarın “Biraz diktatörlük iyidir” düşüncesiyle kendilerine seve seve destek verdiği malum.6 Diğer yandan ise kendilerinden önceki diktatörlere dayanarak da sahip oldukları gücü sağlama alıyorlar. Geçmiş imparatorlukların yeniden yeniden gündeme gelmesi boşuna değil. Kendini Augustus’un selefi olarak gören İtalyan diktatör Benito Mussolini 1922’de şöyle diyor: “Romalı İtalya’yı hayal ediyoruz; en çok da Roma İmparatorluğu’nun ölümsüz ruhunun faşizmle yeniden doğuşunu.”

Malum sonu hüsran olan Mussolini, Roma İmparatorluğu’nu yeniden kurma hayalleri içinde başkenti yıkıp yeni baştan kurarken, Ara Pacis sunağının kalıntılarını da bulundukları Tiber Nehri kıyısından alıp şehrin ortasına getirerek sunağın yeniden yapılmasını sağlıyor. MÖ 3 yılında Galya ve Hispania zaferi sonrası Roma Senatosu tarafından yaptırılıp Augustus’a adanan bir sunak bu. Augustus, kendi ağzından yazılan, üstelik Ankara’daki Augustus Tapınağı gibi bilumum tapınak duvarlarına da kazınan “Tanrısal Augustus’un İcraatları” adlı mütevazı eserinde Ara Pacis’in kendisinden habersiz tatlı bir sürpriz olarak senato tarafından yaptırıldığını ve onu, şu işe bakın, tanrısallaştırdığını münasip bir üslupla anlatır. Ne yapsın Augustus, ısrarlara dayanamamış ve tanrı olmuştur.

Ara Pacis Müzesi, Roma,
Richard Meier, 2006,
fotoğraf: Steven Zucker (CC BY-NC-SA 2.0)

Sunağın 2006’da yapılan Richard Meier tasarımı koruyucu müze binası ise, birçok Romalı tarafından nefret edilse de bence çok iyi. Roma şehri, meydanları, avlulu konut binaları, görkemli kamusal yapıları, şehre yayılmış su sistemi, yol sistemi, hatta renkleriyle imparatorluğun izlerini bugüne getirmiş, günlük hayatında geçmişini gururla taşıyor. Ama Büyük Roma İmparatorluğu insanlığa bilim, sanat, mimarlık, mühendislik, şehircilik, hukuk konularında sayısız katkı sunarken, sonuçta Romalılar dışındaki herkesi köle belleyen, seçkinleşmiş kesim dışındakilere hak vermeyen bir sistem. Bu özelliğiyle diğer imparatorluklardan da pek bir farkı yok.

Roma’da günlük hayata sızmış imparatorluk izleri, 2017,
fotoğraf: İpek Yürekli 

“Bu efendilerin savaşıydı fakat köylüler tarafından yapılmıştı.”7

Kendi günahlarından kurtulmak için günahsız boğaları kurban eden insanın güç kazandıkça daha güçsüz olanları kullanması şaşılacak şey değil. Şaşılacak olan, güçsüz olanın sadece korkuyla değil, çoğu zaman bunu canı gönülden isteyerek de kabullenmesi. Aklını, vicdanını kaybetmemiş insanlık, işte ezelden beri, bu içimize işlemiş güce tapma isteğine karşı da direniyor.

Il Quarto Stato [Dördüncü Güç],
Guiseppe Pelliza, 1901,
kaynak: Wikimedia Commons

1. Acta est fabula, plaudite. Augustus’un ölüm döşeğinde söylediği iddia edilen sözler. Kayıtlara geçmiş bir başka son sözü ise: Marmoream relinquo, quam latericiam accepi. [Roma’yı tuğladan buldum, şimdi size mermerden bir şehir bırakıyorum.]

2. Turgut Uyar, “Acıyor”, Kayayı Delen İncir (İstanbul: Can Yayınları, 1993).

3. Bence seyretmeyin ama: “Isparta Yalvaç’ta ‘Kurban’ Adı Altında Vahşet Kesim”.

4. Ignazio Silone, Fontamara, çev. Sabahattin Ali, ed. Tonguç Ok (Ginko Kitap, 2019). 1933 yılında yazılmış olan bu roman İtalyan köylülerinin gözünden Mussolini’nin faşist düzeninin ilk dönemini ve kara gömlekliler olarak anılan paramiliter yapılaşmayı anlatıyor.

5. Augustus örneği.

6. Mimarların “Biraz diktatörlük iyidir” düşüncesiyle diktatörlere desteği konusuyla ilgili düşünceler için bkz. İpek Yürekli, “Suya Delik Açmak: Mimari Tasarım Stüdyosunda Sağduyu, Vicdan ve Etik Eğitimi”, Mimarlık 385 (Eylül-Ekim 2015).

7. Silone, age.

güç, İpek Yürekli, kurban, mimarlık, Roma, takvim