Bozcaada Yolu,
fotoğraf: İpek Yürekli, 2020
Sacco ve Vanzetti: Bozcaada Yolu

Duygu olmadan hafıza, hafıza olmadan adalet olmaz. 
—Jordi Savall / Osman Kavala1

Yol, benim için hatırlamak demek. Daha doğrusu, pencereye takılmış gözümün önünde dünya akar giderken, bu tuhaf yer ve zaman kayması içinde, geçmiş ile bugünü eşleştirmek, zihnimi toparlayıp neyi hatırlayacağımı seçmek demek. İnsan, zihnini meşgul edecekleri özenle seçmeli.

İstanbul-Bozcaada arası yolun kaç saat sürdüğü bir muamma. Bize kalsa Arda ile ben hangi yoldan gidersek gidelim en aşağı yedi saatte alırız bu yolu. Ama dört-beş saatte varanlar da var. Bence olmaz.

Karayolunda uçarak gidilmesine karşıyım. Uçan arabalar piyasaya çıktıktan, biraz havaya yükseldikten sonra belki olabilir. Sonuçta sadece kendin değil, yoldakiler de söz konusu. Solladığın arabanın eskisi külüstürü, sürücünün dalgını uykusuzu, acarı acemisi, yola atlayanın çocuğu kirpisi kedisi köpeği var. Hele ki tatile giderken bu acele benim aklımın alacağı şey değil. İki saat erken gidip bir telaş keyfime bakacağım diye el âlemin hayatını tehlikeye atmanın tam amacını kavrayamıyorum.

Tabii herkesin, her ailenin yolla ilişkisi de farklı oluyor. Hedefe kitlenmeyi veya yollarda sürünmeyi tercih edenler olabilir. Ardalar küçükken İstanbul-Denizli arasını hiç mola vermeden, hatta kontak kapamadan bir avazda giderlermiş. Bizim aile ise benzer bir mesafeyi dura kalka, oranın kavunu buranın seramiği, her şehrin kasabanın meşhur böreği, kebabı, çay bahçesi şeklinde alırdık. Hatta arada bir yerlerde gece konaklayıp yolu iki güne çıkarttığımız olmuştur. Bu, babamın deyimiyle, “sineklenerek” seyahat etme tarzı tam da bana göre işte. Çünkü Almanların dediği gibi, “das Ziel ist der Weg” yani aslında “Hedef yoldur” ve ayrıca Yanyalıların deyişiyle de “Acele minganis” yani telaşa, aceleye hiç gerek yoktur.

Bozcaada’ya son gidişte de yollardan bir yol seçip düştük ona. Güzergâh boyunca duracak yer, denenecek şey çok fazla olsa da, bu aralar her yere fazla bulaşmamak gerekiyor malum. Bir bahçe cücesi alışverişiyle yetinmek zorunda kaldım. Ama etrafa bakmak serbest. Aynı yoldan kaç kere geçersek geçelim, her geçişte tatlı tatsız sürprizler mutlaka olur. Tatsız olanı Çanakkale Boğazı köprüsünün ayakları oldu. Köprünün kendisinden çok, uzantısı pek tatsız. Telaşlı tatilcileri götürmek için tarım arazilerini, ormanları yara yara geçecek otoyol ortaya çıkmaya başlamış.

Çanakkale gecesinin tatlı sürprizi ise tesadüfen içine düştüğümüz bir Fellini filmi atmosferindeki mahalle idi. Bütün mahallelinin çoluk çocuk dışarda olduğu, kapı önlerinde oturup mangal eşliğinde gülüşüp sohbet ettikleri, yaz akşamının hakkını verdikleri bir yer. Zayıf sokak lambaları yanında evlerden gelen tek tük ışıklarla aydınlanan dar yollar, çan kulesi kesilmiş kilisenin veya çınar ağaçlı caminin olduğu meydancıklara açılıyor. Binalar arasında kalmış bir boşlukta da seyyar minyatür bir dönmedolap kurulmuş, çocuklar etrafında koşuşturuyor. Çocukların o heyecanını seyretmeye doyamıyorum. Kulağımda halen yolda dinlediğimiz müzikler var.

Çanakkale’de bir yaz akşamı mahallesi, fotoğraflar ve video: İpek Yürekli

Yollarda dinlenen ve gene daha önce yüzlerce kere dinlenmiş şarkıların her seferinde yeniden duyulup zihinlerde yeni kapılar açması kaçınılmaz. Bu gezinin şanslısı, Sacco ve Vanzetti’nin hikâyelerini anlatan şarkılar oldu. İnsanlığın bunca zamanda ancak bir arpa boyu yol gittiğini hatırlatan şarkılar bunlar.

Ferdinando Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti 20. yüzyıl başında Amerika Birleşik Devletleri’ne gelmiş iki İtalyan göçmeni. Farklı geçmişlerden gelseler de ortak noktaları, işçi hakları mücadelesinde yer almaları. Sacco haftada altı gün, günde on saat bir ayakkabı fabrikasında çalışıyor. Vanzetti ise grev örgütlediği bahanesiyle kovulduğu için sokaklarda seyyar tezgâhta balık satıyor. İkisi de sömürülen işçi kesiminin daha insani çalışma ve yaşama şartlarına kavuşabilmesi için uğraşıyor. 1920’de Boston’da polisin işlediği bir cinayeti protesto etmeye hazırlanırken, anarşist içerikli bildiri bulundurdukları için tutuklanıyorlar. Tutukluluk sürecinde başka suçlamalar da üretiliyor ve ilgileri olmadığı hâlde soygun yapmaktan ve iki kişiyi öldürmekten yargılanıyorlar. 1927’de işlemedikleri bu suçlar sebebiyle idam ediliyorlar. Ölümlerinden elli sene sonra ise suçsuz oldukları resmen ilan ediliyor, itibarları iade ediliyor. Asıl suçları soygun veya cinayet değil, düzene muhalif olmaları.

Ferdinando Nicola Sacco ile
Bartolomeo Vanzetti
ve onları destekleyenler,
kaynaklar: WSWS,
History Collection ve Vassar

Yedi yıl süren mahkemeleri Amerikan hukuk tarihine utanç davası olarak geçiyor. Açıkça yabancı düşmanı ve göçmen karşıtı olan hâkimin ve savcıların isimleri hâlâ ibretle anılmakta. Yargılamanın adil olduğunu ve mahkûmiyeti onaylayan komisyonun, Massachusetts eyaletinin zengin ileri gelenlerinden bir emekli hâkim yanında Harvard ve MIT üniversitelerinin rektörlerinden oluşması ise, açıkça elit kesim temsilcisi olmaları sebebiyle başka bir tartışma konusu olarak görülüyor. Koskoca rektörlerin statükoyu koruma kaygısıyla tarihe böyle geçmesi de pek hazin olmuş. İşçiler ve bir grup aydın, mahkemenin başından itibaren Sacco ve Vanzetti’nin suçlu olduğuna inanmıyor, adalet sisteminin güvenilmez, savcı ve hâkimlerin yalancı, suçlamaların düzmece olduğunu, adil yargılama yapılmadığını iddia ediyorlar, ama karar vericilere seslerini duyuramıyorlar. Bu sesi sanatçılar duyuyor.

Ben Shahn, “Bartolomeo Vanzetti ve
Nicola Sacco”, 1931-32, MoMA koleksiyonu, kaynak: Khan Academy
Ben Shahn, “Sacco and Vanzetti:
In the Courtroom Cage”, resimde
Rosina Sacco da görünüyor, 1931-32,
kaynak: Princeton University Art Museum
Antonio Frasconi, “Sacco y Vanzetti”, 1950, kaynak: Eye on Design ve
Ben Shahn’ın 23 resimlik the
Passion of Sacco and Vanzetti serisinden, 1931-32, Whitney Museum of American Art koleksiyonu, kaynak: Khan Academy. Resimde Sacco ve Vanzetti’nin tabutlarının başında MIT rektörü Samuel Stratton, Harvard rektörü Lawrence Lowell, 
emekli hâkim Robert Grant ve arka planda mahkeme başkanı hâkim Webster Thayer bu haksız idamın sorumluları 
olarak resmedilmiş.
Ben Shahn, “Portrait of Sacco and Vanzetti”, 1958, MoMA koleksiyonu, kaynak: MoMA

Protest müziğin babası hatta dedesi sayılan Woody Guthrie, 1946’da kaydettiği, yakın arkadaşı Pete Seeger’ın da son şarkıyı seslendirdiği Ballads of Sacco & Vanzetti albümündeki şarkılarda bu hikâyeyi anlatır. Joan Baez de Ennio Morricone’nin bestesini yorumlarken Sacco ve Vanzetti’ye ilk isimleriyle seslenir; “Nicola ve Bart, bu (şarkı) sizin için, sonsuza kadar kalbimizde dinlenin”, der berrak sesiyle ve Vanzetti’nin kendi cümlelerini tekrarlar: “Son (söz) an sizin (oldu), bu ızdırap (aslında) sizin zaferinizdir.”2 Bu şarkının farklı dillerde yapılmış yüzlerce yorumu ile Sacco ve Vanzetti’ye adanmış daha nice şarkı, zamanla bütün dünyada mevcut düzenin acımasızlığını anlatan marşlara dönüşür. Vanzetti haksızca idam edilerek yenilmeyeceklerini, aksine kazara da olsa daha çok insana ulaşacaklarını3 düşünmekte haklıdır belki ama onun ve Sacco’nun aileleri, sevenleri için bu hazmedilmesi zor bir teselli olsa gerek.

Nicola Sacco hapishane merdivenlerinden indiriliyor, yanında koluna sımsıkı sarılmış karısı Rosina Sacco, 
kaynak: Digital Common Wealth

Hukuk sisteminin adaleti sağlamaktan çok muhalifleri korkutma, susturma, sindirme aracı olarak kullanılması bunca zaman sonra da halen revaçta olan bir yöntem. Şu geçmişte yaşanmış hikâyenin içinde ne kadar çok bugün ve ne kadar çok biz varız. Fantastik kurgularla üretilen iddianamelerle tutuklanmış, adil yargılanmayan suçsuz ne çok iyi insan, şu an tarihe geçmekte. İnsanın içini acıtan, bitemeyen bir tarih dersi bu.

Ama aslında haksızlığa uğrayanların ismini tarihçiler değil, ozanlar yaşatıyor. Anlattıkları hikâyelere kulak vermek, duygulanmak, hatırlamak, ders almak lazım; çünkü duygu olmadan hafıza, hafıza olmadan adalet olamıyor.

…bana nasıl yaşanacağını göstermek için ölen
bu iki iyi adamı hatırlayacağım…
4 
Woody Guthrie, “Two Good Men” [İki İyi Adam], 1935

1.Jordi Savall’ın bize anlatacakları var”, Agos, 01.12.2012; “Osman Kavala: Hafıza olmayan yerde adalet de olmaz”, Hürriyet, 20.04.2015.

2. Here’s to you, Nicola and Bart, / Rest forever here in our hearts, / The last and final moment is yours, / That agony is your triumph.

3. Bartolomeo Vanzetti’nin idam öncesi verdiği bir röportajdan, 1927: “If it had not been for these things, I might have lived out my life talking at street corners to scorning men. I might have died, unmarked, unknown, a failure. Now we are not a failure. This is our career and our triumph. Never in our full life we could have hoped to do such work for tolerance, for justice, for man's understanding of man as we now do by accident. Our words—our lives—our pains—nothing! The taking of our lives—lives of a good shoemaker and a poor fish peddler—all! That last moment belongs to us—that agony is our triumph.

4. Two good men a long time gone, / Two good men a long time gone / (Two good men a long time gone, oh, gone), / Sacco, Vanzetti a long time gone, / Left me here to sing this song. 
Say, there, did you hear the news? / Sacco worked at trimming shoes; / Vanzetti was a peddling man, / Pushed his fish cart with his hands. 
Sacco was born across the sea / Somewhere over in Italy; / Vanzetti was born of parents fine, / Drank the best Italian wine. 
Sacco sailed the sea one day, / Landed up in Boston Bay; / Vanzetti sailed the ocean blue, / Landed up in Boston, too. 
Sacco’s wife three children had, / Sacco was a family man; / Vanzetti was a dreaming man, / His book was always in his hand.
Sacco earned his bread and butter / Being the factory's best shoe cutter; / Vanzetti spoke both day and night, / Told the workers how to fight. 
I’ll tell you if you ask me / ‘Bout this payroll robbery; / Two clerks was killed by the shoe factory / On the street in South Braintree. 
Judge Thayer told his friends around / He would cut the radicals down; / Anarchist bastards was the name / Judge Thayer called these two good men. 
I’ll tell you the prosecutors’ names, / Katsman, Adams, Williams, Kane; / The judge and lawyers strutted down, / They done more tricks than circus clowns.
Vanzetti docked here in 1908; / He slept along the dirty streets, / He told the workers Organize! / And on the electric chair he dies. 
All you people ought to be like me, / And work like Sacco and Vanzetti; / And every day find some ways to fight / On the union side for workers’ rights. 
I’ve got no time to tell this tale, / The dicks and bulls are on my trail; / But I’ll remember these two good men / That died to show me how to live. 
All you people in Suassos Lane / Sing this song and sing it plain. / All you folks that’s coming along, / Jump in with me, and sing this song.

Bartolomeo Vanzetti, Bozcaada, Ferdinando Nicola Sacco, hukuk, İpek Yürekli, Sacco ve Vanzetti, yolculuk