“Her Şey Olabiliriz”
Geçtiğimiz aylarda The Sims (2000-) üzerinden bebekler, bebek evleri gibi oyuncaklarla direniş ihtimallerine hafiften dokunmaya gayret etmiştim. Bu ay da, bir miktar haksızlığa uğradığını düşündüğüm Barbie bebekleri hakkında ufak bir incelemeye girmek istedim. Burada bebekleri araç olarak kullanıp alternatif oynama modelleri üretenlerden ziyade, Barbie franchise’ının kendi evreninde olan yenilikçi ve büyük oranda göz ardı edilen şeylerden bahsetmek istiyorum. Daha çok temsille alakalı konularda eleştirilen bu bebek ve etrafındaki medya ürünlerinin yine çoğunlukla temsil aracılığıyla gerçekleştirdiği olumlu şeyler –gerçekleşme koşullarından bağımsız olarak– görmezden geliniyor.
Barbie bebeklerini bulan insan olarak Ruth Handler gösteriliyor; gerçi bebeğin tasarımı Jack Ryan’a ait. Handler, kızının kâğıt bebeklerle oynarken onlara çoğunlukla yetişkin rollerini verdiğini görmüş. O tarihlerde piyasadaki oyuncak bebekler de sadece küçük kız formatında oluyormuş. Yetişkin insan bebeklerinin çocuklar için cazip bir seçenek olacağını düşünürken, İsviçre’de Bild Lilli adlı, yetişkinlere yönelik oyuncaklara denk gelmiş. Hemen bunlardan birkaç tane alarak Amerikan pazarında şansını denemeye karar vermiş. 1959’da ilk çıkan Barbie bebeklerinin tasarımı Lilli’ye fazlasıyla benziyor, Jack Ryan’ın bebek mekaniğini getirdiği seviyenin dışında. Bu durum Lilli’nin patentini elinde bulunduran Greiner&Hausser’le, başka bir Amerikan oyuncak üreticisi olan Louis Marx and Company’nin Barbie’nin üreticisi Mattel’e dava açmasına sebep olmuş ama Mattel 1964 yılında bebeğin patentlerini ve haklarını satın almış. Bu arada Lilli de son derece enteresan bir figür. 1950’lerde ufak tefek başlamış olan cinsel devrimin bir parçası olarak gösterişli ve erkekleri kendi çıkarları için hunharca kullanmaktan çekinmeyen bir telekız kendisi. Bild gazetesinde yayımlanan bir çizgi seri olarak başlamış esasen.
Barbie’nin tasarımında zaman içinde çok sayıda değişiklik oldu. Bence bunlardan ilk kayda değeri 1971’de, sola bakan gözlerinin öne bakmaya başlaması. Bu durum önceki kadın temsilleri ve Manet’nin Olympia’sı (1863) gibi, bunu mahcupluktan daha cüretkâr bir tavra geçiş olarak görenler baskın. Gerçi bu değişikliği umursamazlıktan hevesliliğe geçiş olarak görmek de mümkün. Neyse, Barbie’nin genel fiziğini düşünürsek yapılan değişiklikler ekseriyetle suratında oluyordu. Tuhaf proporsiyonlarında çok fazla oynama olmuyordu. Yıllarca değişmeyen bu özelliğiyle küçük kızların kafasına gerçekçi olmayan vücut standartları soktuğu yaygın bir görüştü. Bu standartların sebebinin Barbie’nin giydiği görece kalın kumaşlı kıyafetlerin üzerinde tuhaf durmamasının hedeflenmesi olduğu söyleniyor. Bir yandan da orantılayınca 1,75 cm ve 50 kg olan bebeğin Barbie Baby-Sits versiyonunun yanına birkaç tane diyet kitabı iliştirilmişti; bir tanesi net bir şekilde yemek yememesini salık veriyordu. Barbie Slumber Party versiyonunda da bebeğin yanında 50 kiloya sabitlenmiş bir tartı vardı. Bebeğin Twiggy’lerin döneminden günümüzün body positivity seviyesine gelişini Eda Çakmak Barbie ve boy toy’u Ken üzerinden, benim yapabileceğimden çok daha iyi anlatmıştı.
Spring walking,
Barbie Fashionistas 69 Blue Beauty, fotoğraf: Eirien
Barbie ilk ortaya çıktığında mesleği modellikti. Yıllar içinde, “Biz kızlar her şey olabiliriz” sloganıyla özgeçmişine astronotluktan voleybol koçluğuna pek çok meslek ekledi. Bazı araştırmacılar bu durumun küçük kızlar için son derece cesaretlendirici olduğunu söylüyor. Mühendis olmayı seçenekleri arasında tutan bir çocuğun bebeğine bu bağlamda bir yansıtma yapabilmesi önemli bence de. Ninja Kaplumbağalar’ın üçüncü ve dördüncü kuşak figürleri de benzer bir ihtiyacı karşılıyordu. Çocukların bu bebekler sayesinde yetişkin dünyasını canlandırması çok etkileyici geliyor bana. İleride olacaklarını düşündükleri şahısları bebekler aracılığıyla uygulamaları sağlanabiliyor bu araçlarla. İstedikleri mesleği seçebiliyorlar; Ken tek komutlarıyla kılıktan kılığa girebiliyor, an geliyor Blaine’e göz kırpılıyor vesaire. Çocukların bunlar gibi dünyaları anlayıp benzer hikâyeler yaratmak istediğini görmek Barbie’nin en büyük başarısı.
Barbie yakın zamanda ilham verici kadınlar üzerine bir seri çıkardı. Florance Nightingale’den Sally Ride’a pek çok önemli kadın bu seri için Barbieleştirildi. Fashionistas serisinde de farklı vücut tiplerinde ve fiziksel koşullarda pek çok Barbie piyasaya sürüldü. Bazı insanlar bu durumu ikiyüzlülük olarak yorumluyor. Şu anda kadın hakları hareketine destek artarken ticari oluşumların bu durumu istismar etmeye çalıştıklarını düşünüyorlar. Bu durum Siyahiler ve LGBTİ+ gibi hareketler için de geçerli; yani ben de şirketlerin bir devrim yapmaya çalıştığını düşünmüyorum, son derece ticari manevralar bunlar. Ama vahşi kapitalist şirketlerin reklam için bu kitleyi hedef seçmesi de mutlu edici bir yandan. Şirketlerden bağımsız olarak, toplumun hâlâ umut vaat ettiğini çıkarıyorum buradan. Fena sayılarda değilmişiz gibi geliyor. Bir de –yalandan bir amaçla olsa da– belirli mesajların daha geniş kitlelere yayılmasını sağlıyor bu durum.
fotoğraf: Marcin Wicharay / Mimar Barbie, kaynak: Archdaily
Burada yazdıklarım markanın teşvik ettiği oynayış şekliyle alakalıydı; evrenin sınırları ortadan kalkınca sayısız kombinasyonla sonsuz hikâye seçenekleri ortaya çıkıyor. İsteyen oyuncağına katil rolü verir, isteyen Aqua’nın önerdiği şekilde kullanır onu. Bütün bunlar sayesinde Barbie veya tam adıyla Barbara Millicent Roberts, Andy Warhol resimlerinden Louvre sergilerine dek sanat dünyasına girmiş, adına Tayvan’da kafe açılmış, New York’ta bir haftalığına sokak ismi olarak kullanılmış bir figür. Genç kızlar için bir bilgisayar oyunu pazarı kurulmasını sağlayan oyun da Barbie Fashion Designer (1996) bu arada. Kimi versiyonunun matematikle ilişkisi tartışmalara yol açsa da fikir olarak iyi bir karakter. Gerçi karakterden çok çocukların hayallerini yansıtabildikleri bir araç ama Barbie bu; gerek gerçek dünyada, gerekse fantezi dünyasında büyük ağırlığı olan biri. Burada Mattel’in uyguladığı agresif stratejilere ve bunlarla bağlantılı iç karartıcı olaylara girmedim, gıybet ihtiyacını Netflix’in The Toys That Made Us (2017-2019) serisi fazlasıyla karşılıyor.
