Yıllar önce, zannedersem PC Oyun dergisinde Eidos’un Gangsters: Organized Crime (1998) adlı strateji oyununun eleştirisini okuduğumu hatırlıyorum. Yazar, oyunun arayüzünü (haklı olarak) beğenmemiş, “Kötü karakterlerle oynayabildiğimiz oyunlar zaten çok sınırlı” diyerek ıskalandığını düşündüğü bu fırsata sitem ediyordu. Buradaki “kötü” [evil] kavramına pek katılmıyorum genel olarak. Eylemlerin, son derece muğlak ve bence gereksiz olan ahlak üzerinden değil, daha çok fayda üzerinden tanımlanması taraftarıyım. Kimi düşünürün etik anlayışını da takdir ediyorum ama o da fazlasıyla “gevşek” bir kavram. Fayda iyidir. Oyundaki çete üyelerinin eylemleri de yasa dışı ama son derece faydalı. Kısıtlamalardan daralmış bir zaman diliminde, halka biraz rahatlayabileceği ve eğlenebileceği alanlar açıyorlar teknik olarak. Kâr ve risk oranları da çok fazla olduğu için sert bir rekabet gerektiriyor bu durum. Bütün bu söylediklerim bir parça Nietzsche yancısı gibi görünmeme sebep olmuş olabilir ama onun da organize din mensuplarıyla alakalı söylediklerine gram katılmıyorum bu bağlamda. Hatta kendisini biraz ergen olarak görüyorum. Yine gereksiz detaylara boğdum ortamı, hemen esas konuma dönüyorum.
“Kötü” karakterlerle oynanan oyunlar uzunca bir süredir bir pazarlama malzemesine de dönüşmüş durumda; zannedersem daha klişeleşmiş (insanlığı yok etmek isteyen uzaylı gibi) karakterleri yönettiğimiz oyunlar villain protagonist [kötü başkahraman] etiketiyle platformlarda yayınlanıyor. Yaşam amacı insanlara pislik yapmak olan bir kazı yönettiğimiz Untitled Goose Game (2020) bu etiketle satışa sunulurken, kitleleri bir çırpıda katledebilen kanun dışı kimseleri yönettiğimiz GTA V’ın (2013) bu kategoriye sokulmamış olması da enteresan. Belki kaz Deccal’in ta kendisi, GTA’dakiler toplum kurbanı diyedir… Neyse. Yine bu etiketle temmuzda, hayınlığın kitabını tekrar tekrar yazmış Devolver Digital tarafından piyasaya sürülen Carrion adlı oyundan bahsetmek istiyorum, kendisi beni bir miktar etkilemiş bulundu.
Oyunda dokungaçlı amorf bir yaratığı kontrol ediyoruz. Kapatıldığımız, deneylere maruz bırakıldığımız laboratuvardan kaçarak başladığımız oyunda, bizi esir alanları feci şekillerde öldürmek esas amacımız. Bu esnada bizden kestikleri parçalarımızı bularak özelliklerimizi artırıyoruz ve tahlil cihazlarından geçmişimizle alakalı bilgiler ediniyoruz. Kol/bacak koparmak, zihin kontrolü, ağ fırlatma, zehirli dikenler… Şahane vakit geçirebilmemiz için gereken her özelliğimiz mevcut! Burada ufak bir parantez açıyorum: Bu tarz yaratıklara merakınız varsa 2017 tarihli Life filmi gayet güzel.
Oyun teknik olarak platformer olarak açıklanabilir ama alışılageldik atlama zıplamanın yerine ortamlarda sürünerek ilerliyoruz. Piksel grafikli bir platform oyununun bu derece insanı gerebilmesi bence büyük bir başarı, geren etmeni kontrol ediyor olmamıza rağmen! Wikia gibi pek çok platform oyunu “ters korku” olarak tanımlamış; korku canavarının perspektifinden sunuluyor her şey. Prototype (2009) veya Lucius (2012) gibi örnekleri var bu türün, sinemada da Henry: Portrait of a Serial Killer (1986) veya Man Bites Dog (1992). Carrion biraz daha John Carpenter’ın filmi The Thing’deki (1982) yaratığı hatırlatıyor. Filmdeki gibi radar altında hareket ederek gerek bodoslama gerek izbede, geniş yok etme seçeneklerimizle türümüzün devamını sağlıyoruz.
kaynak: Steam
Oyun Polonya’da bağımsız bir şirket olan Phobia Game Studio tarafından geliştirilmiş. Sebastian Krośkiewicz ve Krzysztof Chomicki yönetimindeki takımın daha önce geliştirdiği Butcher (2016) adlı bir oyun mevcut. Henüz oynamadım ama görsel olarak yeni oyunlarına çok yakın duruyor. Carrion’ın müzikleri Cris Velasco’ya ait. Bestecinin daha önce yer aldığı projelerin arasında God of War ve Mass Effect serileri gibi aşırı ünlü ve büyük bütçeli projeler var. Gerçek hayatında da korku türüne fazlasıyla meraklı olan besteci, bağımsız bir yapımda çalışmaktan büyük keyif almış. Kaydettiği cıvık madde seslerini müziğinde kullanabilmiş ve bir sanatçı tutarak tam istediği gibi bir albüm kapağı hazırlatabilmiş.
Ters korku kısmına bir şey diyemeyeceğim, doğru bir tanım bence. Ama villain protagonist kısmını kökten reddediyorum. Yaratık bulunduğu yerden sökülmüş, parçalara ayrılmış, üzerinde bilumum deney yapılmış… Sonra robot mobot da yolluyorlar üzerimize. Bu resimdeki hainler bilim adamları ve laboratuvar güvenliği tamamen. Dokungaçlarımızla parçalanmayı, canlı canlı yenmeyi, zihinlerinin kontrol edilmesini, zehirli dikenlerle delik deşik edilmeyi vb. çoktan hak etmiş durumdalar. Bizim yaptığımız da kötülük değil, hayatta kalmak. İnsanlık için attıkları ulvi adımlar beni gram ırgalamıyor, o bedel ödenecek!
