Arap ve Beyaz tiplemeleri,
kaynak: Muniba Saleem
ve Craig A. Anderson (2013).
Arabs as terrorists:
Effects of stereotypes
within violent contexts on attitudes,
perceptions, and affect
”,
Psychology of Violence, 3(1), 84–99.
Olumsuz İmaja Destek Olarak Temsil

Bir tarihler, özellikle solcu olduğunu iddia eden ama aslında ulusalcı bir çizgi tutturmuş olan köşe yazarlarının sıklıkla tekrarladığı bir Çin atasözü –daha doğrusu bedduası– vardı: “Umarım enteresan zamanlarda yaşarsın.” Aslında bu bedduanın Çin’le pek bir alakası da yokmuş, buna en yakın atasözü “Huzurlu zamanlarda köpek olmak, karışıklık zamanında insan olmaktan iyidir” gibi bir şeymiş. Anladığım kadarıyla bu atasözü Çin’le ilişkide olan Batılılar arasında, 20. yüzyılın ilk yarısında ilk kez kayda geçmiş. Belki bu insanlar genel bir gözlemle yetinmeyip, daha hedefe yönelik bir söylem peşine düştü. Neyse, geçtiğimiz yıllar içinde bu beddua pek kullanılmamaya başlandı, artık hiç karşıma çıkmıyor. Sanırım bunun sebebi artık ülkece ilginçliği tüketmemiz, şaşkınlıktan ziyade tiksinti duygusuna kendimizi teslim etmemiz. Felaketiydi, masasıydı, futbol maçıydı derken hayata karşı genel bir yüz buruşturma hâlindeyiz hepimiz. Bütün kuvvet odakları algımızı saçma sapan bir şekle, bir basitliğe dönüştürmeye uğraşıyor. Melodramla yaşayan, en manasız filmde bile nostaljik bir değer bulup bunu yücelten kitlemize bakılırsa (bkz. Saadet Güneşi filminin final sahnesinin altındaki yorumlar) iyi/kötü ikili ayrımının yerine terörist/terörist olmayan gibi yeni bir ayrım yerleştirilmeye çalışılıyor gibi. Tüm tribün organize şekilde ırkçılık yapabiliyor, futbol federasyonu sanki her şey olması gerektiği şekildeymiş gibi davranabiliyor ancak üzerlerine kesici aletler, kurşunlar vesaire yağdırılmakta olan futbol takımı terörist olmakla suçlanıyor.

Ülkemizdeki ana akım medyadaki bütün bu temsiller yüzünden millet terörist lafını duyunca gözünde ne canlanacağını bilemez oldu. Şahsen benim gözüme okumuş görünen, hâli vakti yerinde, aydınlık yüzlü insanlar geliyor. Yine ana akım medya kaynaklarına göre son derece popüler olan Teşkilat dizinde de bu yeni stereotip destekleniyor sanki. Oysa Şefkat Tepe zamanları her şey ne kadar güzeldi… Teröristler dağda gizlendikleri yerleri bayraklar ve kırmızı halılarla kuşatıp Amerikan süper kahraman anlatılarındaki görkemli kötüler gibi süsleniyordu. Heyhat…

Bizim ülkedeki terörist temsillerinin son derece hızlı değişimlere tabi olması ve herhangi bir zaman diliminde bunların ancak “saçmalık” başlığı altında incelenmeye müsait olması gibi bir durum var. Hâl böyleyken koşup “Düşmanım benim!” diyerek sarılabileceğimiz net bir figür yok hayatımızda. Bu durum bünyemizde muhakkak psikanalitik bir arıza yaratıyordur. Batı ülkelerinde yaşayan insanlar bu açıdan bize göre çok daha şanslı, ancak gündelik yaşamlarında önemli bir değişiklik olunca yeni bir düşman temsiline geçiyor ve uzunca bir süre bu temsilden vazgeçmiyorlar. Her yanı silahlarla kuşatılmış bir Afgan, Rambo III’te (1988) dost bir özgürlük savaşçısıyken, 11 Eylül sonrasında eli kanlı terörist olarak gösterilmeye başlandı. Olan John Rambo’nun sadık dostu Mousa Ghanin’e oldu. Oysa Batı’nın (Amerikan eğlence sektörünün yani) düşmanı Sovyetler ve Sovyet sempatizanlarıyken ne kadar rahattı.

Bütün şımarıklığım bir yana, terörizmin Batı medyasında temsil edilme biçimiyle ilgili çok büyük sorunlar var ve bunlar uzun süredir devam ediyor. Bu sorunlardan bence en rahatsız edici olanı, terörizmin ve teröristlerin medya temsillerinin klişeler üzerinden sürdürülmesi ve özellikle Müslümanlar, göçmenler, kısaca beyaz olmayan insanlara karşı olumsuz tutumların destekleniyor oluşu. Durum –tek başına olmasa da– bahsettiğimiz gruplara karşı ayrımcılığa, önyargıya ve hatta nefret suçlarına yol açabiliyor. Bu temsiller, Batı’daki hâkim söylemleri desteklerken korku ve endişe ortamı yaratılmasına ve bu ortamın sürdürülmesine de katkıda bulunuyor. Medya terör tehdidini aşırı vurguladığında, abartılı bir risk algısına yol açabiliyor ve korku kültürüne katkıda bulunuyor. Bunun sivil özgürlükler ve insan hakları ile kamu politikası ve ulusal güvenlik için olumsuz sonuçları oluyor. Filistin’in bombalanması kitlelerce pek önemsenmiyor mesela.

Bir yandan da bu temsillerin sunumundaki sansasyonel ve basit tutumlar, gerçekte son derece karmaşık sorunları basit bir ikili anlatıya indirgiyor. Bu, terörizmin temel nedenlerinin ve ortaya çıkmasına katkıda bulunan sosyal, ekonomik ve politik faktörlerin gölgede kalmasına sebep oluyor. Günün sonunda Batı ülkelerinin, satın alma gücünü korumak amacıyla attığı adımlar nedeniyle karmakarışık hâle gelmiş bir coğrafyadaki insanların çaresizlik, öfke ve benzeri nedenlerle belirli tutumları takındığı düşüncesi yerine kötü kalpli oldukları için terörizme yönelmiş olmaları daha kabul gören bir şeymiş gibi duruyor. Bir yandan da Pulitzer ve Hearst’ün tiraj savaşlarından beri süregelen, sansasyonel gazeteciliğin tirajları artırması gibi bir mesele var.

Özetleyecek olursak, medyadaki terör temsilleriyle ilgili sorunlar, bir korku ve şüphe ortamına katkıda bulunabilmeleri, klişeleri ve olumsuz tutumları devam ettirebilmeleri ve karmaşık sorunları aşırı basitleştirebilmeleridir. Bu durum bilgisayar oyunlarında da mevcut ne yazık ki. Grupların yanlış temsil edilmesinin bayrak tutan örneği Call of Duty serisinin geçtiğimiz yılın son aylarında çıkan oyunu Call of Duty: Modern Warfare II (2022) de serinin şanına leke sürdürmedi. Daha önceden Fidel Castro’ya suikast görevinden, ağaçlara asılıp sergilenen siyah karakterler gibi belirli fantezilere görsel sağlayan serinin (campaign* kısmı olan) son oyununda da “batı olmayan” kısım hunharca harcanıyor. Dünyayı ister kuzey/güney, ister doğu/batı olarak bölelim, bu oyunlarda Amerika’nın (ve Avrupa’nın) bulunmadığı her yerden düşman çıkarılabiliyor. Askerdeyken bize Hedefteki Ülke Türkiye diye bir belgesel izletmişlerdi, Nahçıvan’ından Bulgaristan’ına herkes bize düşmandı orada. Bunun epeyce para harcanarak yapılmış versiyonları gibi geliyor bana bu oyunlar. Tek oyundan örnek verdim ama içinde sözde gerçekçi askeri operasyonlar olan pek çok oyun için geçerli bu: America’s Army (2002), Conflict Desert Storm II: Back to Baghdad (2003), Delta Force: Black Hawk Down (2003), Counter Strike Condition Zero (2004), KumaWar (2004)...

Medya tüketicisini karşısına ne çıkarsa sorgusuz sualsiz kabul eden Frankfurt Ekolü veya hipodermik iğne modeli gibi teorilere pek inanmadığım için bu durumun beni rahatsız etmesine biraz şaşırmıştım. Kendi medya tüketim alışkanlıklarımı gözden geçirince rahatsızlığımın sebebini biraz anlar gibi oldum. Herhangi bir ortamda Arap bir kimsenin potansiyel terörist olarak gösterilmesi tabii ki hoşuma giden bir durum değil ama medyada kendi düşüncelerimi destekleyen bir temsil gördüğümde hoşuma giden bir durum ortaya çıkıyor. Amerikan üniversitelerdeki partici öğrenci topluluklarına üye olan tiplerin zekâsız gösterilmesi gibi mesela. Arapların terörist olarak resmedilmesi de halihazırda onların öyle olduğunu düşünen birilerini destekleyip tepki vermelerine vesile olabiliyordur ve belki bu tepki ufak bir gülümsemeden çok daha radikal bir şekilde ortaya çıkıyordur.

Konunun endişe verici olmasının bir göstergesi de Psychology of Violence dergisi için Muniba Saleem ve Craig A. Anderson tarafından yürütülmüş bir araştırma. Katılımcılara Arap teröristlere karşı şiddet içeren, Rus teröristlere karşı şiddet içeren, Arap karakterler veya şiddet içermeyen, Arap karakterlere karşı şiddet içermeyen bir strateji ve şiddet içeren ama terör unsurları veya Arap karakterleri içermeyen beş farklı oyundan rastgele birini atayarak oynamalarını istemişler. Arapların olumsuz temsil edildiği oyunlar katılımcıların anti-Arap tutumlarını fevkalade artırmış. Öyle ki bu “anti”lik Arap olmayan platformlara da Arap düşmanlığı olarak yansımış. Arapların şiddetsiz bir ortamda bulunması bile tepkiyle karşılanmış. Bütün bunlar hoş değil tabii ki. Birazcık kafası çalışan insanlar bütün bu temsilleri Team America: World Police (2004) izlermiş gibi ciddiye almadan değerlendirebiliyor ama halihazırda ırkçılığın son çırpınışlarına dahil olmuş, “kapasitesiz” olarak nitelendirilebilecek insanların üzerindeki etkileri de dikkate alınmalı. Ülkeye gelen mültecileri bizim bütün basiretsizliğimizin sebebi olarak imleyen kesim sayesinde biz de (endişeli modernlerde zaten kemikleşmiş olan) Arap düşmanlığı konusunda koşar adım ilerliyoruz. Bakalım bütün bu saçmalıklar nereye varacak.

* Oyunlarda belirli bir anlatı üzerinden ilerleyen mod.  

bilgisayar oyunu, Çağıl Ömerbaş, ırkçılık, medya (basın), medya (mecra), temsil, terör