Aralık genel olarak pek çok sonu ve tatsızlığı akıllara getirse de benim gibi kültür tembellerinin kendilerini en çok besleyebildikleri ay. Günümüz teknolojisinin ve pazarlama stratejilerinin şahane hizmeti olan yıl sonu listeleri bu ay açıklanır. Burada bahsettiğim listelere Spotify’ın bir süredir hayatımıza sosyal medya yoluyla ittirttiği, bireylerin bütün yıl ne dinlediklerini gururla ilan ettiği Wrapped dahil değil. Hiçbir bireyin Mor ve Ötesi dinleyiciliği konusunda elde ettiği başarı umurumda değil hâliyle. Bahsettiklerim, fikirlerine halihazırda fazlasıyla güvenmekte olduğum müzik icracılarının ve araştırmacılarının katkıda bulunduğu listeler. Okayplayer, Genius ve Complex’in hazırladıkları en değer verdiklerim. Billboard vs. yerine bunlara bakmanın hayli hipster bir tutum olduğunun farkındayım ama müzik konusunda iddialı olduğunu söyleyen arkadaşlarım bunların da “ayağa düşmüş” seçkiler olduğundan bahseder. Daha doğrusu arkadaşım; bu argüman tek bir arkadaşıma aitti. Kendisinin bir seferinde bana eliyle ekranı kapatarak şarkı dinletmişliği vardır. Ne yaptığını sorunca da çalmakta olan şarkının sadece 200 kere dinlenmiş olduğunu söylemişti. Benim o bilinçsiz hit’lerimle o anda sahip olduğu before it was cool [havalı olmadan önce] sürecini bozmamı istememişti anlaşılan.
Bu seri üretilen veya bire bir kopyalanabilen kültür ürünlerinin az sayıda tüketilmiş olanlarının makbullüğüne ilk defa Santralİstanbul’un ön açılışında denk gelmiştim. Çağdaş Sanatlar Merkezi binasının cephesinin aydınlatılması ve buradaki ekipmanla bir gösteri yapmak için United Visual Artists kampüse gelmişti. Karakterlerden birinin yanında da bir müzik hard disk’i vardı. Epey olay olmuştu bu hard disk… Bütün interneti milim milim arayıp sadece üç şarkının ne olduğunu bulabilmiştim. Birkaç şarkı da sonradan Soulseek’te çıkmıştı. Herkes kendi yaratılış destanını oluşturuyordu bu arşiv için: Yok sadece white label plaklardan kaydedilmiş buraya, yok Madonna’nın ekibinden almışlar, bilmem ne… Güzel şarkılar da vardı arşivde tabii ki ama millet sadece bu olayın nadirliğinden etkilenmiş gibi görünüyordu. Kimsenin yapmadığı bir şeyi yapıyormuşluk hissi beğeniler üstünde itici bir kuvvet olmuştu. İşte gerçek anlamda hipster’lık müessesesi de o tarihlerde böyle böyle oluşuyordu Türkiye’de. Bir anda kod bilen, çizgi roman filan okuyan, oyun bilen, kısaca niş denebilecek ilgileri olan insanlar önem kazanmıştı dünyada. Ama çok kısıtlı bir süre için. Yani bir şeyleri daha o şeyler havalı hâle gelmeden yapacak kadar geçici olan bir beğeniyle –ya da beğeni yerine küratöryel süreç diyelim– havalılıktan bağımsız, saplantıya daha çok benzeyen bir sevgi hâli pek fazla beraber barınamazdı zaten. Neyse, milletin de pek hoşuna gitmemişti zaten hayranlıklarıyla ilgili boş yorum almak ama yine de –kısa süreliğine olsa da– sosyal sıçrayış, farklı dünyalar hakkında en azından bir tanıklık yaratmıştı. Bu karakterlerin geçmişin nişlerine hapis olmuşlukları çok çabuk tüketildi ve yeni nişlere yöneldi havalı arkadaşlar.
Ekranını gizleyerek bana şarkı dinleten arkadaşımla da bu zamanlarda tanışmıştık. Hip hop filan gibi konularda onun da iddiası olduğu için hayatında sadece üç ay boyunca Minimüzikhol’e alınmış karakterlerden olmamıştım kendisi için. Birbirimizden tam kopmadan, hakaretlerle dolu bir arkadaşlığımız oldu. Ben kendisine hipster dedikçe o da benim aynı şeyin laciverdi olduğum konusunda etrafı ikna etmeye çalışıyordu. Ekran kapatılan günlerden indirilmiş Bandcamp arşivlerinin paylaşıldığı günlere kadar ilerlemiştik. Hararetli tartışmalara girebiliyorduk kendisiyle, özellikle köşede kalmış yapımcılar hakkında. Tabii bütün bunlar karşılıklı bir saygısızlık çerçevesinde yapılıyordu. Bu zat –bu yazı çerçevesinde kendisine Efex’i de anarak Alibeyköy diyelim– benim müzik konusunda verdiğim her karardan rahatsızdı. Kendisi için müziği Spotify’dan dinlemek avamlık, plak toplamak amelelikti. “Nadir, daha da nadir!” bağırışları eşliğinde arşivini Soulseek, Bandcamp ve LimeWire gibi yerlerden indiriyordu 2020 sonrasında. Aslında bu kaynaklardan yola çıkarak hipster’lik için bir cool aralığından bahsetmemiz mümkün. Anladığım kadarıyla bir şeyin sadece popüler olduğu zamanlar kendileri için sıkıntı teşkil ediyor, öncesi ve sonrası sorunsuz. Yoksa LimeWire filan gizlenen bilgiler olurdu. Tyler the Creator mesela, Yonkers (2011) zamanı Alibeyköy tarafından yere göğe sığdırılamazken, zaman içinde tamamen arşivinden silinmişti, en azından Igor (2019) zamanı kendisinin ayağa düştüğünü duymuştum. Şimdi Chromakopia’yı (2024) dinleseydi, içten içe zanaatın inanılmaz olduğunu düşünse bile sevdiğini söylemeye yanaşmazdı.
Alibeyköy’le son anlaştığımız nokta olan Mach-Hommy’ye farklı rotalar izleyerek benzer zamanlarda varmıştık. Kendisi artık Soulseek dehlizlerinden mi, Sosyomat’tan mı, DonanımHaber’den mi buldu bilmiyorum ama Pray for Haiti albümünü (2021) yazının başında söylediğim listeler çıkardı benim karşıma. Bu listelerde bulunuyor olmak albümün biraz cool aralığının dışında olduğunu gösteriyor ama Mach-Hommy magazine (ya da kendisi hakkında herhangi bir bilgi paylaşımına) çok yanaşmadığı için nadirlik hissini koruyor sanırım. Onun da sadece stüdyo albümlerini bilmekle suçlanmıştım bir yandan. Oysa bildik yerlerden yayınlanmayan bir sürü şeyi varmış… Ben de bu paslaşmamıza bir sonraki yıl Denzel Curry’yi yollamıştım. Telefonda sakin bir ses bana “Abi çok mainstream ya, gelmiyor bana…” diyor. Bir şeyi sevmek meselesinin niye Dark Souls’ta boss kesmeye dönüşmesi lazım ki, illa acılı bir sürecin sonunda mı bir şeyi takdir etme hakkı kazanıyoruz? Konvansiyonel bir çabayla alakalı bir durum değil bu. Bilinen tüm türkü barları eşeleyerek Kıvırcık Ali’nin hiçbir yerde yayınlanmamış bir bandını bulsam, Cihangir’e has bir coşkuyla karşılanacağımı düşünmüyorum pek. Böyle argümanlarla Alibeyköy’e gidince de eksik zekâlı bir birey olduğum söyleniyor ve hiçbir şeyden anlamamakla suçlanıyordum. Bu arada kendimden biraz direne direne kazanacak tarafmışım gibi bahsediyorum ama tarafların pis olanıydım ekseriyetle. Özetle, her çaba da hip değil. Çabanın belirli sosyal ağlarda bir şekilde kullanılabilir olması da gerekiyor. Yani Kıvırcık Ali konusunda ısrarcı olsanız bile sarkastik olmanız gerekiyor. Söz konusu bandı kullanarak çok kitsch etkinlikler filan düzenlemeniz lazım. Kitsch şeyleri başka kitsch şeylerle harmanlarsanız nefis sonuçlara varabilirsiniz. Hamamda Kıvırcık Ali dinleme etkinliği mesela. Neyse, Mach-Hommy filan diyorduk…
İşte bu ay bir yıldır büyük bir tembellikle beklediğim 2024’ün en iyileri listeleri yayınlanacak. Tyler, Kendrick, J. Cole ve Mach-Hommy tamam da bakalım başka ıskaladığımız neler çıkacak karşımıza. Bir de bakalım bütün bu Puff olayları bu listeleri nasıl etkileyecek… Skandallara Carter’lar da eklenince bakalım Beyoncé’nin iddiası nerelere gidecek… Hipster’lık yapılmadığında aslında heyecanlı günler. Ama işte Alibeyköy’e gidip de dinlemek istemediği hâlde bütün bu teorileri suratına fırlatamıyorsun. Fırlatabiliyor olsan “Abi bak 2024’ün en iyi post-dubstep albümü bence…” diye maruz kalmakta olduğun teorileri kendi alanına çevirmeye uğraşırdın o üstünde çalışılmış sakin sesinle. Ee, hangisi Alibeyköy?
{fold içindeki imge: Mach-Hommy, Dollar Menu 2 - Special Edition Vinyl (detay)}