Akademi Ödülleri, COVID nedeniyle iki ay ertelemeli olarak nisan ayının sonunda sahiplerini buldu. Üstelik bu senenin çevrimiçi ağırlıklı törenlerinin çoğunun aksine adaylar ve sektörden bazı isimler fiziksel olarak bir araya geldi. Akademi’nin bu bakımdan farkını ortaya koymaya çalıştığı gecede Oscar’ların normal standartları ötesinde başka bazı ilkler yaşandı; fakat geçtiğimiz yıllarda gitgide artan izleyici ilgisizliğinin etkisiyle tören, tarihindeki en düşük reytingi aldı.
Durumu sadece COVID senesinde film sektörünün yavaşlamasına ve az sayıda ilgici çekici filmin izleyiciyle buluşmasına bağlamak doğru değil. Akademi bir süredir hem kamera arkası hem de kamera önünde demografik olarak çeşitliliği desteklememekle eleştiriliyordu, hatta bu yüzden alternatif sayılabilecek Film Independent Spirit Awards gibi törenler görünürlük kazanmıştı.
Akademi de özellikle genç izleyicilerin ilgisini kaybettiğinin farkında olduğundan olsa gerek bu sene her şeye rağmen tamamen online bağlantıya dayanan bir törene yönelmedi. Törenin 2020-2021 arası gerçekleşen diğer ödül törenlerinin çoğundan farkı, adayların ve sunucuların Zoom ya da benzeri şahsi bağlantı sağlayan platformlarla tek başına yayına bağlanmak yerine çeşitli yerlerde bir araya getirilmesi oldu. Büyük bir kısmı Los Angeles’ın meşhur tren garı Union Station’da gerçekleşen törene, geçmiş yıllardaki tören mekânı Dolby Theater ve Akademi’nin müzesinden görüntüler1 eşlik etti. Yine Paris ve Londra gibi canlı yayın merkezlerinde bir araya gelenler törene dahil oldu.
Hem film hem de ödül törenlerinde set tasarımı deneyimi olan mimar David Rockwell, geceyi planlarken ilk yıllarında Los Angeles’ın tarihi otellerinden gerçekleşen Oscar törenlerinden ilham almış. Manifold’un tüm mimar ve tasarımcı takipçilerinin affına sığınarak ve tasarım konusuna pek hâkim olmayan bir izleyici olarak, Dolby’nin sinema salonundan çıkıp misafir sayısı sınırlanınca törenin daha samimi bir hava kazandığını söyleyebilirim. Bana 1920-1930’ların gece kulüplerinin daha iyi aydınlanmış hâlini anımsatan tasarımın eski Hollywood’a atıfta bulunduğu açık. Rockwell mekânın yarattığı kısıtlamaları2 “oda içinde bir oda yaratarak” çözdüklerini söylemiş. ABC’nin törenden sonra yayımladığı Oscars After Dark programında uzun uzun görme şansı bulduğumuz bahçe ise sosyal mesafeye karşın maskesiz insanlarla dolu neşeli bir ortam olmuş. Hedef eski normali hatırlatmaksa Rockwell’in başarılı olduğunu söylemek mümkün.
Törenin gerçekleştiği mekân dışındaki en büyük değişikliklerden biri, COVID nedeniyle sinemalar kapalı olduğu için yarışmaya katılan filmlerde sinema salonunda gösterilmiş olma şartı aranmaması. Bir diğer yenilik, en iyi ses kurgusu ve en iyi ses miksajı kategorilerinin tek kategori altında birleştirilmesi. Gecenin 2019’dan bu yana değişmeyene tercihlerinden birisi de yine tek bir sunucu tarafından sunulmamasıydı. Kevin Hart vakasından3 ağzı yanan Akademi, 2019 ve 2020’deki törenleri sunucusuz organize etmişti. Böylece büyük bir kısmı sosyal ve politik gerginliklerle geçen seneden sonra, 2021’de sunucu seçimin yaratabileceği tartışmalardan kaçınmış oldu. Bunun yerine sektörden farklı isimler sunuculuk görevini üstlendi. Aslında bu seçimle Akademi, mikrofonu bir kez daha sektörle dalga geçen komedyenler yerine kendi üyelerine vermiş oldu. COVID sonrası sarsılan Hollywood’un bu şekilde –ve hatta normalde daha az görülen teknik elemanlara da ekran zamanı vererek– kendi kendini kutlamaya çalıştığını söyleyebiliriz. İtibarı uzun süredir tehdit altında olan Akademi, sanat ve zanaat ayrımını silmek istercesine “Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” derken sektörün az görünür çalışanlarına “Ben de sizdenim” mesajı veriyordu. Bu mesajın, Hollywood’u zengin yönetmen ve oyunculardan ibaret olmayan bir zanaatkâr locası olarak göstermek ve izleyici sempatisi kazanmak gibi bir hedefi de var.
Belki bu yüzden Akademi, komünal deneyim havasını korumak için geceyle ilgili Zoom kullanmama kararından hiç taviz vermedi. Mesela tek başına Zoom’la yayına katılmasına izin verilmeyen En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazanan Anthony Hopkins, Londra’daki canlı yayın merkezine gitmediği için ödülünü alamadı ve gece, bu son ödülün açıklanmasının ardından aniden sonlandı.
Son kategoriden daha önce açıklanan kategorilerde Nomadland’in yönetmeni Chloé Zhao’nun, yine aynı filmin başrol oyuncusu Frances McDormand’ın, Judas and the Black Messiah’nın başrol oyuncusu Daniel Kaluuya’nın, Promising Young Woman’ın yönetmen ve yazarı Emerald Fennel’ın ve Minari’deki rolüyle Yuh-Jung Youn’un aldığı ödüller pek sürpriz olmadı.4 Akademi’nin kadınların ve azınlıkların adaylıkları konusunda uzun yıllarda aldığı eleştirilerin bazı değişikliklere sebep olduğu ortada; fakat bu değişiklikler Akademi’nin eleştirilerden kendisini kurtarmasına pek yetecek gibi değil. Üstelik reytingin gösterdiği üzere izleyicilerin törene ilgisi düşük.
Tabii Oscar töreni, Amerika’daki karşılanma şekline rağmen küresel bir kültür konusu olarak önemini sürdürüyor gibi. Türkiye’de özellikle Twitter’da tören heyecanla beklendiği gibi televizyon dışında alternatif çevrimiçi takip mecraları ve sunucu konularında uzun uzun konuşuldu. Oysa ABD’de sektörle bire bir ilgisi olmayan pek çok izleyici için Oscar’ı takip etmek Twitter’a girip kazananlara bakmaktan ibaret. Ancak, kültürel üretim hiyerarşisinde ana akım Hollywood diğer pazarlar için büyüsünü daha çok koruyor gibi. Bunda Hollywood’un kurumsallaşmış endüstriyel gücünün, Hollywood yapımlarının yüksek bütçelerinin ve Amerikan filmlerine ihraç edildikleri pazarlarda “Amerika’dan gelmiş” olmalarından dolayı atfedilen değerin rolü var. Ben bu ilginin 1990’larda ve 2000’li yılları başında dünya genelindeki ekonomik liberalleşme sonrası içeriğin küresel olarak daha hızlı dolanımının başladığı “o eski” günlere dayanan hafif nostaljik bir özlemle de alakalı olduğunu düşünüyorum. En azından belli bir yaş üstündeki izleyici için. Fakat uzun dönemde Oscar’ların geleceğini öncelikle Amerika’daki genç izleyicilerin ilgisi ve tepkisi belirleyecek. Farklı içerik türleri ve yapım modellerine aşına olan kitlenin Oscar’larla barışma ihtimalini ise tahmin etmek zor.
Ben bu metni yazarken Altın Küre Ödülleri’ni düzenleyen Hollywood Yabancı Gazeteciler Derneği’ne (Hollywood Foreign Press Association) karşı ardı ardına yapılan açıklamalar, sektörün izleyiciyi takip etmek zorunda kaldığını gösteriyor. Geçmişte hem Emmy’lere hem de Oscar’lara kıyasla daha cesur olarak görülüp takdir edilen Altın Küre Ödülleri, 2021’de adayların ve kazananlara karar veren üyelerin beyazlıklarıyla büyük bir prestij kaybına uğramıştı. Derneğin çözüm önerisi olarak ortaya koyduğu reform planı yeterli görülmeyince önce Netflix ve Amazon ilişkisini kesti. Daha sonra ödüllerin yayımlandığı kanal NBC töreni yayınlamaktan vazgeçtiğini açıkladı. Hâlihazırda herhangi bir konuya tepki gösterdiğini hatırlayamadığım Tom Cruise bile geçmişte kazandığı Altın Küre ödüllerini iade edeceğini açıkladı.
Beklentiler ve standartlar hızla değişirken Oscar’ların akıbeti büyük bir merak konusu. Hollywood Yabancı Gazeteciler Derneği’nin aldığı tepkilere bakınca, Akademi’nin kendi itibarını eski seviyelere çıkarması zor olacak gibi. Hollywood’un merkezindeki dönüşüm devam ederken Türkiye ve benzeri pazarların Oscar’lara ilgisinin ise akıbete pek etkisinin olmayacağı kesin.
1. Tören öncesi, En İyi Özgün Şarkı dalında yarışan şarkıların dördü müzede seslendirildi.
2. David Rockwell kısıtlamalardan şu sözlerle bahsetmiş: “Because we couldn’t really touch the walls and the ceiling, we devised a room within a room.”
3. Akademi, 2019 yılının sunucusu olarak seçilen Hart’ın homofobik tweet’leri ortaya çıkınca karardan dolayı eleştirilmişti. Hart tepkilerden sonra özür diledi ve töreni sunmayacağını açıkladı.
