Steven Zaillian, Ripley, 2024, Netflix,
kaynak: IMDb
Peyderpey
Ripley

Patricia Highsmith’in 1955 yılında yayımlanan romanı Yetenekli Bay Ripley yeni bir uyarlamayla ekranlarda. Beş kitaplık bu serinin ilk romanı olan eser aynı isimle yirmi beş yıl önce 1999’da Anthony Minghella tarafından sinemaya uyarlanmıştı. Serideki kitapların, Alain Delon’un başrolde olduğu Purple Noon/Plein Soleil (1960) gibi çeşitli dillerde uyarlamaları var. Minghella’nın kadrosunda Matt Damon, Jude Law, Gwyneth Paltrow, Cate Blanchett ve Philip Seymour Hoffman’ın yer aldığı uyarlaması, yakın zamana kadar belki en bilinen uyarlamayken popülerlik tahtını Steven Zaillian’ın yazıp yönettiği Netflix dizisi Ripley’e kaptırmış gibi görünüyor.

Schindler’s List gibi ödüllü ve Moneyball, The Gangs of New York ve The Irishmen gibi ödül adaylıkları olan projelerin senaristi Steven Zaillian, Ripley’den önce başarılı dizi The Night Of1 (2016) ile de dikkati çekmişti. Zaillian’ın Netflix’te yayınlanan yeni projesi Ripley, hem platformun çok izlenenler listesine girdi hem de çok konuşuldu. Projenin bu senenin ödül törenlerinde adının geçeceğine hiç şüphe yok.

Dakota Fanning, Johnny Flynn,
Andrew Scott, Ripley, 2024, Netflix,
kaynak: IMDb

Başrollerde benim Sherlock dizisiyle tanıdığım Andrew Scott, çocuk oyunculuktan yetişkin oyunculuk kariyerine başarılı geçiş yapan nadir isimlerden Dakota Fanning ve başta İngiliz dizisi Lovesick olmak üzere yakın dönem pek çok yapımda yer alan Johnny Flynn var. Zaillian’ın Ripley’sinin en çok konuşulan yanlarında biri, siyah-beyaz çekilmesi ve özenli sinematografisi. Pek çok eleştirmen, bu kararın Minghella’nın yine sinematografisi başarılı versiyonuyla karşılaştırılmamak için doğru bir seçim olduğunu söylüyor.2 Detaylı planlandığı her hâlinden belli imgeler, eski İtalyan filmlerine ve noir’lara atıfta bulunan görseller ve İtalya’nın sanat ve mimarisinden beslenen mizansen çokça övüldü. Scott’un başarılı oyunculuğu, üzerinde konuşulan diğer bir nokta. 

Zaillian aslında Highsmith’in öyküsünü büyük oranda sadık kalmış, fakat hikâye 1950’ler yerine 1960’lara taşınmış. Evrak sahteciliği ve dolandırıcılıkla geçinen Tom Ripley (Andrew Scott), zengin Dickie Greenleaf’in babası tarafında İtalya’ya gönderiliyor. Görevi Dickie’yi (Johnny Flynn) New York’a dönmeye ikna etmek. Dickie’nin yanında kız arkadaşı Marge Sherwood var (Dakota Fanning). Ripley bir süre kendisini başarılı bir şekilde çiftin hayatına entegre ettikten sonra istenmediğini anlıyor ve Dickie’yi öldürerek kimliğini çalmayı başarıyor. Sonrasında yakalanmamak için türlü türlü planlar yapıyor ve yeni suçlar işliyor. Zaillian’ın Ripley’si, tıpkı Patricia Highsmith’inki gibi empati yoksunu. Oysa Minghella kendi versiyonundaki Ripley’yi biraz daha kırılgan ve sempatik göstermişti.

Estetik olarak övülen Zaillian’ın Ripley’si işte tam bu kararla, bana göre ilginç bir rotaya giriyor. Orijinal romandaki empati yoksunu başkarakter Ripley’nin maceraları, metnin dışına çıkıp yazar Patricia Highsmith’in enteresan çelişkiler içeren biyografisi3 ele alınınca birey, aile, toplum ve aidiyet kavramlarıyla ilgili yazarın sorularına dair ipuçları veriyordu. Minghella’nın filminde Ripley karakteri için bu soruların biraz daha görünür hâle getirildiğini söyleyebiliriz. Zaillian’ın dizisinde ise estetik ve form o kadar öne çıkmış ki diğer soruların pek bir önemi kalmamış. 

Dakoto Fanning, Andrew Scott, Ripley, 2024, Netflix, kaynak: IMDb

Dizi boyunca Caravaggio’nun hayatı ve eserlerine verilen referanslarla Ripley’nin işlediği cinayetler ve çaldığı kimlikle kendi kimliğinin amalgamı sembolize edilirken, sürekli inip çıktığı merdivenlerle sınıf ve statü farklarına işaret ediliyor. Evet, Zaillian her kareyi özenle oluşturmuş. Sinematograf Robert Elswit’in emeği ortada. İmgeler, vinyetler olarak anlatıma entegre edilmiş. Ancak Zaillian sanki seyircinin bir şeyleri anlamama ihtimaline karşı sembolleri tekrar tekrar kullanmış. Ripley ile Caravaggio paralelliğini anlamazsak diye defalarca Ripley ile Caravaggio’nun eserlerini arka arkaya görüyoruz. Bunların belki en akılda kalanı Tom Ripley’nin Freddie Miles’ın (Eliot Sumner)4 cansız bedeniyle görüldüğü an. Ripley’nin kullandığı kalem ve Dickie için seçtiği ropdöşambıra verilen tepkiler, Ripley’nin inip çıktığı merdivenler ve Caravaggio eserleri dışında defalarca kullanılan sembollerden. Tüm bunların ötesinde, dizinin altıncı ve yedinci bölümlerinde anlatım iyice yavaşlayıp semboller daha çok ekran zamanı alıyor. İzleyici övgülerine bakılırsa Zaillian’ın bu ısrarı seyircilerin büyük bir kısmına başarılı bir sanatsal anlatım olarak geçmiş.

Eliot Sumner, Ripley, 2024, Netflix,

kaynak: IMDb

Ripley’nin, Dickie’nin kendisine mi yoksa statü ve zenginliğine mi –belki de her ikisine– arzu duyduğu konusu ya da Ripley’nin yakalanıp yakalanmayacağına dair yaratılan merak unsuru orijinal eserden miras kalan nüveler. Zaillian, Ripley’nin dizinin sonundaki akıbeti konusunda orijinale sadık kalırken Ripley’nin cinsel yönelimi konusunda daha belirgin ipuçları veriyor.

Zaillian’ın sembollere indirgediği bazı çatışma ve güç ilişkileri ise bence öyküyü ilginç kılan öğeler. Örneğin Dickie, Marge ve Freddie gibi onlara hizmet edenler de Ripley’de bir gariplik olduğunu hissediyor. Dickie’nin evinde çalışan Ermelinda ve daha pek çokları şüpheli gözlerle bakıyor ona. Ripley tam olarak hiçbir gruba ait değil gibi.

Ripley’nin parası olduğunda çevresindekilerden gördüğü muamele farklı olmakla beraber para, yeni kimliğini inşa etmek için tek başına yeterli değil. Freddie’nin ölümü ve Dickie’nin kaybolması sonrasında basında adı yer alınca İtalyan sosyetesi Ripley’e ilgi gösteriyor. Teyzesinden miras kaldığını söylediğinde, en baştan beri kendisinden hoşlanmayan Marge’ın bile yelkenleri suya iniyor. Hatta, Dickie’nin babası ve yanındaki detektif bile Dickie’nin intihar etmeden evvel yüzüğünü Ripley’e bıraktığına ikna oluyor.

Ama yine de bunlar Ripley’i partide dalga geçilmekten kurtarmıyor. Freddie, ölümünden hemen evvel, Ripley’in ayakkabılarının nereden geldiğini bilmemesini alaya alıyor. Ripley zamanla sanat ve moda gibi konularda kendini eğitse de Bourdieu’nün tabiriyle kültürel kapitali zaman zaman yetersiz kalıyor.

Freddie’nin ölümü sonrası başlayan soruşturma sonucu öyküye dahil olan polisler de güç ilişkileri bakımından bir o kadar ilginç. Ravini’nin Palermo’daki dedektife, aynı dedektifin Ripley’nin kaldığı son oteldeki resepsiyon görevlisine ve Ravini’nin yardımcısının Marge’a davranışlarına bakınca iletişim dilindeki şiddet ve statü bağlantısı dikkati çekiyor. Bu arada Ravini’yi canlandıran Maurizio Lombardi’nin oyunculuğunun, başroldeki Andrew Scott ve –dizide bence az faydalanılan– Dakota Fanning gibi başarılı olduğunu söylemek gerek. Dizide polisler dahil diğer karakterlerin diyaloglarındaki güç çatışmaları bir şeyler göstermek istiyor ama gösterilmek istenen tam belirginleştirilemiyor.

Gücü yeten gücünün yettiğine mi sataşıyor, herkes herkesten faydalanmanın mı peşinde? Sadece Ripley değil hepimiz mi kötüyüz? Zaillian forma odaklandıkça bu sorular da cevapları da netleşmiyor. Üstelik Dickie’nin homofobisi ile Freddie’nin ve Marge’ın Ripley’ye hissettikleri şüphede alt sınıf nefretinin rolü pek derinlemesine incelenmiyor. Zaillian’ın Ripley’yi imge ve şekillere odaklanırken, Highsmith’in romanına ve Minghella’nın filmine ilginç bir alternatif olsa da yönetmenin sembolleri tekrar tekrar kullanarak izleyici üzerinde kurduğu estetik tahakküm bana pek hitap etmedi. Diziden aklımda kalan ise doğru oyuncu seçimleri ve güçlü oyunculuk performansları oldu.

Andrew Scott, Ripley, 2024, Netflix,
kaynak: IMDb

1. Bu dizinin Criminal Justice (2008) isimli İngiliz dizisinden uyarlandığını not düşelim.

2. Böyle düşünen eleştirmenlerden birinin yazısı için: “‘RRipley’ returns in black and white — and is so much better for it”

3. Highsmith’in eserleri ve yaşamı ile ilgili kısa bir makale için: “The Essential Patricia Highsmith

4. Babası Sting gibi müzisyen olan Eliot Sumner’ın bu rolden sonra ekranlarda daha sık görüleceğini tahmin ediyorum.

dizi, Netflix, Patricia Highsmith, Peyderpey, Ripley, Şebnem Baran, Steven Zaillian