Lou Llobell, Foundation,
1. Bölüm: “The Emperor’s Peace”,
kaynak: Apple TV+ Press
Peyderpey
Foundation

Çevrimiçi izleme platformları arasındaki yarışa sonradan katılan Apple TV+ bu sezon dizi sayılarını artırırken ardı ardına yeni dizilerini yayımlamaya başladı. Emmy Ödülleri’nde Ted Lasso ile gecenin kazananlarından olan platform, The Morning Show’un yeni bölümleriyle yakın zamanda büyük bütçeli dizisi Foundation’ı yayına koydu.

Isaac Asimov’un Foundation üçlemesinden uyarlanan dizi, hem kitapların ve bilimkurgu türünün sadık sevenlerinin hem de prodüksiyon kalitesi yüksek aksiyon hikâyelerini sevebilecek genel izleyici kitlesinin ilgisini çekmeyi hedefleyen bir proje. Az sayıda diziyle yayın hayatına başlayan platform, bu tarz yeni dizilerle izleyici kitlesini genişletmeyi amaçlıyor.

Aslında Apple TV+, HBO’nun Game of Thrones ile yakaladığı izleyici tabanını genişletme modelini daha evvel Jason Momoa’nın başrolünde yer aldığı See dizisiyle denedi. Yine bir bilimkurgu projesi olan See, insanların büyük bir çoğunluğunun görme yeteneğinin olmadığı gelecekte görme yeteneği olan bebeğin yarattığı karmaşayı anlatıyordu. Game of Thrones’da da yer alan Momoa’nın bu projesi fantastik bir evrenle genç izleyicileri platforma çekmeye çalışmıştı. Üçüncü sezonu ısmarlanmasına karşın bolca eleştirilen dizinin amacına tam ulaştığını söylemek mümkün değil.

Foundation biraz bu açığı kapatmaya çalışan bir proje. Diziyi uyarlayan David S. Goyer, ilk sezon başarılı olursa toplamda sekiz dizilik ve seksen saatlik bir Foundation evreni sunmak istiyormuş. Daha evvel pek çok kez uyarlama ihtimalleriyle gündeme gelen Asimov’un serisinin, en sonunda izleyicilerle buluşan versiyonunun yapımcıları arasında Asimov’un kızı Robyn Asimov da yer alıyor. İlk kitabı 1951’de yayımlanan üçlemenin, Dune ve Star Wars gibi meşhur bilimkurgu filmlerine ilham olduğuna dair tartışmalı iddialar mevcut. Başarılı olmayan uyarlama projelerinden en sonuncusu ise Westworld yaratıcısı Jonathan Nolan tarafından HBO için geliştirilmişti

Dizinin en önemli karakterlerinden dâhi matematikçi Hari Seldon rolünde Chernobyl’deki etkileyici performansı hafızalarda taze olan Jared Harris var. Seldon’un baş düşmanı İmparator Cleon’u –daha doğrusu klon Cleon’lardan orta yaşlı olanları– ise Pushing Daisies ve Halt and Catch Fire dizilerinden tanıdığımız Lee Pace canlandırıyor. How to Get Away with Murder ile ünlenen Alfred Enoch, Seldon’ın manevi oğlu Raych Foss rolünde. Lou Llobell de bir anda kendini Seldon ve Cleon arasındaki çekişmede bulan matematikçi Gaal Doornick olarak izleyici karşına çıkmış.

Seldon’ın yaşadıkları evrenin yaklaşan sonunu geciktirmek ve kendilerinden sonra gelecek medeniyetlere bilgi aktarabilmek adına Cleon’u karşısına aldığı ilk iki bölümde zaman zaman hikâyenin temposu düşüyor. Karakterlerin çıktığı ve uzun olacağı belirtilen uzay yolculuğundaki değişimler, ekrandaki zaman akışı hızlı olduğu için biraz yapay kalıyor. Öte yandan imparatorlar ve saraylarındaki kostüm ve dekor seçimleri, fazlasıyla Açlık Oyunları’nın kostüm ve dekorlarını anımsatıyor.1 Bence bunlar yine de Foundation’ı tamamen vazgeçilir kılmıyor. İzleyicilerin ilgisini çekebilecek zengin karakter kadrosunun dikkati çeken bir yanı var. Bin yıla yayılan öykünün ritminin oturması hâlinde bu karakterleri izlemek keyifli olacaktır.  

Eleştirmenlerin çok büyük bir beğeniyle karşılamadığı dizi, hem büyük bütçesi hem de bazı karakterlerin kitaplardaki orijinallerinden farklı tahayyül edilmesi nedeniyle bol bol konuşuldu. Tartışılan değişiklikler arasında dikkati en çekeni ise Gaal Doornick (Lou Llobell), Demerzel (Laura Birn) ve Salvor Hardin (Leah Harvey) karakterlerinin erkek yerine kadın olarak canlandırılmasıydı.

Leah Harvey, Foundation,
1. Bölüm: “The Emperor’s Peace”,
kaynak: Apple TV+ Press

Bu değişiklikler başta Reddit olmak üzere diğer sosyal medya platformlarında özellikle Asimov’un kitaplarının hayranları arasında büyük yankı buldu. Bazı okurlar orijinal seride önem taşıyan kadın karakter azlığına değinip değişiklikleri savunurken, bazıları aynı değişikliklerin öykünün orijinal gidişatını bozduğunu iddia etti. Karakterlerin ırk ve cinsiyetleriyle ilgili değişiklikleri, ekrandaki temsil sorununa yöneltilen eleştirilerden kaçınma stratejisi olarak görüp eleştiren okur/izleyiciler de var.

Geçtiğimiz on yılda, dizi ve film kahramanların –ve dolayısıyla onları canlandıran oyuncuların– kimliklerine dair seçimler sıkça konuşulur oldu. 2018’de Jodie Whittaker, Doctor Who dizisinde bir zaman lordu olan Doktor’u canlandıran ilk kadın oyuncu olarak tarihe geçti. Bir zaman lordu olarak Doktor, dizi süresince farklı bedenlerle izleyici karşına çıkmıştı. Whittaker, Doktor’un bedenleri arasındaki ilk kadın oldu. Daha sonra bir başka kadın oyuncu Jo Martin’in canlandırdığı Ruth Clayton’ın bu bedenlerden bir diğeri olduğu belli olmuştu. Whittaker’ın kadroya katılışını hayranların bir kısmı sevinçle karşılarken bir kısmı tercihi eleştirdi.

Tıpkı Doctor Who gibi uzun soluklu geçmişiyle James Bond serisi için benzer tartışmalar söz konusu. Doktor’un aksine henüz kadın2 bir Bond pek hayal edilemiyor ama beyaz aktörler dışında oyuncu olasılıkları konuşuluyor. Idris Elba, Henry Golding, Dev Patel, Rege-Jean Page ve Daniel Kaluuya bu isimlerden bazıları. Henüz yeni James Bond belli değil ancak serinin son filmi No Time To Die’da Daniel Craig’in canlandırdığı Bond, yokluğunda 007 kodunu Siyahi kadın oyuncu Lashana Lynch tarafından Nomi’ye kaptırdığını öğreniyor. Bir sonraki film için değil ama belki daha sonrası için yapımcılar izleyicileri mi hazırlıyor diye düşünmeden edemedim.

Ekranların uzun ömürlü –ve bazıları aslında kitaptan ekrana uyarlanan– hikâye evrenleri gibi meşhur kitap uyarlamalarında da benzer tartışmalar oluyor. Suzanne Collins’in Hunger Games [Açlık Oyunları] serisi 2011 yılında ekrana taşınırken Rue karakterini genç Siyahi oyuncu Amandla Stenberg’in canlandırmasına karşı ırkçı tepkiler olmuştu. Ancak Collins’in kitaptaki tasvirinde karakterin Beyaz olduğuna dair bir bilgi yok.3 Anna Holmes New Yorker’daki yazısında bu durumu karakterlerin “Siyahi oldukları kanıtlanmadıkça Beyaz” kabul edilmeleri olarak açıklamış.

Elbette tepkilerin bir kısmı, okurların karakterleri kendi hayallerinde canlandırdıkları gibi görmeyi beklemelerinden. Bolca tasvir edilen karakterler ya da uzun yıllar boyu öykünün hayranları arasında konuşula konuşula genelgeçer bir şekle bürünen karakterler, söz konusu tepkilerden farklı şekilde nasibini alıyor. Yüzüklerin Efendisi gibi ünlü uyarlamalarda, oyuncu seçimleriyle herkesi memnun etmek imkânsız. Fakat çoğu zaman bu tepkiler ırkçı ve cinsiyetçi referanslarla harmanlanıyor. Örneğin DC Comics hikâyelerinden The Flash’in Iris West’inin, Siyahi oyuncular Candice Patton ve Kiersey Clemons tarafından canlandırılması bazı hayranlarca kınanmıştı.

Laura Birn, Foundation,
2. Bölüm: “Preparing to Live”,
kaynak: Apple TV+ Press

Gaal Doornick (Lou Llobell), Demerzel (Laura Birn) ve Salvor Hardin (Leah Harvey) karakterlerinin, erkek yerine kadın olarak canlandırılmasına gösterilen reaksiyonlar benzer şekilde problemli. Karakterlerin kadın olmalarından duyulan rahatsızlık, kadın kimliklerinin hikâye gidişatına etkisinden ziyade kahraman fonksiyonuna uygun görülmemelerinden kaynaklanıyor. Oysaki pek çok karakterin yeni versiyonları, böyle değişiklerin mümkün olduğunu gösteriyor: Örneğin Battlestar Galactica’nın önemli karakterlerinden Starbuck. 2003’te yeniden çekilen versiyon, 1978’de çekilen orijinalde erkek olan Starbuck karakterini bir kadın olarak öyküye dahil etmişti. Değişiklik başta büyük tepki yaratırken daha sonra Katee Sackhoff’un canlandırdığı karakter dizi hayranlarının favorilerinden oldu.

O yüzden içeriğin hayranlarının öyküye sadık kalmakla ilgili ısrarlarının, ne kadarının baskın kültürel tahayyülden vazgeçmemekten ve ne kadarının da yapılan değişiklikleri artan temsil taleplerine bağlamaktan kaynaklandığı düşünmeli.

Yeri gelmişken hâlihazırda bilinen ve sevilen karakterleri ekranda daha az yer bulan kimliklerde görmenin nihai hedef olamayacağını da belirtelim. Otantik kimlikler için yaratılmış otantik öykü ve karakterler çok ama çok önemli. Tüm bunların kapitalist kültürel üretim sistemi için de ne anlama geldiğini ise sorgulamaktan asla vazgeçmemeli. Ama her şeyden önce herhangi bir karakteri hayal ettiğimizden farklı olarak ekranda gördüğümüzde “Asla olmaz!” yerine “Ben öyle hayal etmemiştim ama acaba neden?” diye sormak gerekli.

1. Her iki projenin, Kurt ve Bart olarak bilinen aynı tasarım ikilisi tarafından hazırlandığını eklemek gerek.

2. 1995-2012 yılları arasında seride Bond’un patronu “M” rolünde izleyici karşısına çıkan Judi Dench’in ilk kadın “M” olması en başta uzun uzun konuşulmuştu.

3. Söz konusu tepkilere karşı serinin başka hayranları, serinin ana karakteri Katniss’i beyaz olarak hayal etmediklerini paylaşmıştı.

Apple TV+, dizi, Foundation, Isaac Asimov, karakter, Peyderpey, Şebnem Baran, uyarlama