Yeni Farkındalıklar ve
Eski Hiyerarşiler
Dünya genelinde reyting performansı yüksek olan reality TV programları –özellikle de yarışma formatında olanlar– hem oyuncuları hem de izleyicileriyle kuşaklararası farkları ve kültürel değişimleri en belirgin şekilde ortaya koyan içeriklerden. Türün Türkiye’de reyting performansı yüksek örneklerinden MasterChef de yeni sezonuyla bizi ülkede değişenlerden ve değişmeyenlerden haberdar ediyor.
Peki bu sene MasterChef’te neler oldu? Birden fazla yarışmacı panik atak krizi geçirdi. Geçmiş yıllarda zaman zaman fenalaşanlar ve bayılanlar olmasına karşın fiziksel yorgunluk ya da tansiyon gibi sebepler dışında yarışmanın psikolojik etkileri ilk kez bu kadar net konuşuldu. Öyle ki yarışmada “görevi” sert jüri üyesi olmak olan Mehmet Şef, panik ataklar üzerine yarışmacılara gösterdiği tepkilerinin dozunu ayarladığını dile getirdi! Kadın yarışmacılar arasında daha evvel tam mümkün olmayan dayanışmayı mümkün kılmak için ilk kez belirgin bir deneme oldu. Üstelik kadınlar arasındaki dayanışmanın erkeklerin birbirini desteklemesinden farklı ya da kötü bir şey olmadığı nispeten ifade edildi. Fakat bu dayanışma hızla, bazı kadınları içermeyen sınıfsal bir koalisyona evrildi. Dayanışmanın mimarı olarak tasvir edilen ve eski “mühendis” yeni “şef” yarışmacı, kendine en benzemez yarışmacıları, kadın ya da erkek fark etmeden, ezmekten hiç çekinmedi. Mesela bir yarışmacıdan söz ederken övmek için “Beni çok şaşırtıyor, okuduğu kitaplarla. Hiç okuryazar tipi yok halbuki” benzeri bir yorum yaptı. Erkek yarışmacıların kaldığı evde ayrımcılığa uğradığından şikâyet eden bir yarışmacı hakkında konuşulurken, bir diğer yarışmacı “Evet, evde eril bir dil kullanıyoruz. O konuda haklı” diyerek özeleştiride bulundu! Başka bir erkek yarışmacı, kadın yarışmacılardan birinin eşi tarafından sosyal medyada tehdit edildiğini açıkladı. Özetle, yarışma bir çırpıda zihinsel sağlık, toplumsal cinsiyet ve sınıf dinamikleriyle ilgili bizlere çok şeyler anlattı.
MasterChef’in geçmiş yıllarında belirgin şekilde görünen, yarışmanın toplumu temsil etme hayalini yeniden değerlendirecek olursak, tüm değişimlerle beraber ekranda yaşananlar gösterdi ki toplumumuzu şekillendiren hiyerarşilerin çoğu değişmiyor. “Kimin gücü kime yeterse” dinamikleri yarışmanın ana ekseninde. Farklı kimlik ve güç hiyerarşilerinin kesişimi, yarışmacılar arasında “harcanabilecek” görülenleri belirliyor. Yarışmacıların kökenleri, yaşadıkları yerler, eğitimleri ve hatta görünümleri kolay hedef olmalarına sebep oluyor. Özellikle, açıkça dillendirilmeyen etnik kimlikleri ve mezheplerinin sınıf ve cinsiyet kimlikleriyle kesişimi, kimliğin çokboyutlu niteliğini ortaya koyuyor. Bunlara bir de sosyal medyanın fitillediği rekabet eklenince, yarışmacıların ekranda görünür kıldığı değer yargılarının kimlik ve güç hiyerarşileriyle ilişkisi belirginleşiyor. Elbette ekranda görünenler yarışmacıların yarattığı ve yapımcıların teşvik ettiği bir performansın sonucu olabilir.1 Fakat eğer bu performanslar izleyicinin ilgisini çekiyor ve etkileşimi artırıyorsa, söz konusu kimlik hiyerarşileri ve değer yargılarının topluma her hâlükârda ayna tuttuğunu düşünüyorum.
MasterChef’in bize ipucu verdiği konular sadece bunlar değil üstelik. Bakın bu sene yarışmada başka neler oldu? Bir yarışmacı kameraların göstermediği malzeme alanından bağırarak yardım istedi. Elinin bir şeyin altında kaldığı söylenen yarışmacının elinin nereye sıkıştığı söylenmedi. Yine malzeme alanına yakın metal bir dekor, bir iki yarışmacının canını yaktı. Dış çekimlerde bir başka yarışmacının yüzünün yanması yetmemiş gibi yarışmacıları bağlayarak yarıştırma geleneği devam etti. İş güvenliği uzmanları sanırım ekran karşısında ağlamıştır. Ama zaten reality TV ekranda yer verilenin fiziksel ve duygusal olarak korunması konularında gamsız bir tür. O yüzden yukarıda bahsettiğim durumlar çok nadir örnekler değil.
Önceki yıllardan farklı olarak yarışmacılar özellikle sonlara doğru, çekimlerin uzun saatler sürmesinden kaynaklı yorgunluktan şikâyet etti. Bu seneye özel yoğunlukta bir çekim programı mı vardı yoksa yarışmacılar durumu daha fazla mı dile getirdi orası meçhul. Eğer ikinci durum söz konusuysa yeni dönem yarışmacılarının yarışma şartlarının zorluğuna tahammül sınırlarının eskilerininkine göre düşük olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan bu senenin yarışmacıları unutkanlık ve odaklanamama konularında daha evvelkinden çok daha ileri düzeyde şikâyetçi oldu. Mesela en çok unutan ve unutkanlık sorunu olduğunu söyleyen yarışmacılardan biri, “harcanabilecek” kategorisinde görülen bir kadın yarışmacıyı çok soru sorarak kafasını karıştırmakla suçlandı. Her zaman ön hazırlıkla ilgili konuşmalar yapılmasına rağmen bu sene hazır tariflerle yarışmaya gelmekten daha sık söz edildi. Hatta bir grup yarışmacı, yukarıdaki arkadaşlarından malzeme listelerini okumalarını isteyince küçük çaplı bir infial yaşandı.
Yarışma bunlar gibi yarışmacılar üzerinden değişimlerle ilgili ipucu verirken, ayrıca televizyon ve internet arasındaki ilişkinin boyutlarını ortaya koyuyor. Yapımcı şirket yarışmacılara menajerlik hizmeti verdiği için sosyal medyada işbirliği imkânlarının üstüne basınca, yarışmacılar da konuyla ilgili farkındalıklarını iyiden iyiye gösterir oldu. Örneğin “dekonstrükte” tarifleri ve “degüstasyon” menüleri ile soğuk başlangıçlara atıflarıyla bilinen, yarışma performansı çok güçlü olmadığı hâlde uzun süre “harcanabilecek” kategorisinde görülmeyen bir yarışmacı, yayın esnasında “Boylu poslu çocuğum, neden bana işbirliği teklifleri gelmiyor?” diye sordu. Farklı iki yarışmacı arasındaki bir anlaşmazlık konuşulurken, söz konusu yarışmacılardan biri, kendisine çok sponsorluk teklifi gelmesinin diğer yarışmacıların tepkisine sebep olduğunu iddia etti. Tabii reklam ve sponsorluk anlaşmaları, yapım şirketine para kazandırırken yarışmacılar için sadece yarışma esnasında değil sonrasında da önemli bir gelir kapısı oluyor. Ayrıca elenen yarışmacılar yükselen sosyal medya takipçi sayılarıyla kendilerine yeni fırsatlar yaratıyor. Aynı zamanda, yapım şirketi menajerlik hizmeti verdiği için onlar üzerinden kazanmaya devam ediyor.
Aslında önceki yıllarda yarışmacılar birbirini sosyal medyada popüler olmak için ekranlara oynamakla ya da sosyal medyada karşılıklı laf atmakla suçluyordu. Ama bu sene, sosyal medyaya ilişkin çok daha fazla konuştular. Sunucu-jürilerin zaman zaman konuyu açmasının etkisiyle, aldıkları tepkilere, desteklere, yapımcı şirket menajerliği altında aldıkları reklam ve sponsorluklara çokça değinildi. Yani sosyal medya etkileşimi ikinci ekrandan ana ekrana kaymış oldu.
Tüm bunların gösterdiği gibi reality TV içerikleri gerçeklik iddiaları, etik sorunları ve temsiliyet arzularıyla teknoloji yoluyla hızla değişen medya ve toplum ilişkisine dair pek çok ipucu veriyor. Özünde bir şeflik yarışması –ama dikkatinizi çekerim, aşçılık değil şeflik– olan format, yarışmacı seçmelerinden itibaren izleyicilerin sosyal medyada jüri üyelerini, yarışmacıları ve diğer izleyicileri eleştirip birbirine laf attığı bir deşarj kanalı hâline geliyor. İzleyicilerin sevdikleri yarışmacıları övdüğü, sevmedikleri yarışmacılara sövdüğü, günün sonunda herkesin bir şekilde kendine benzetip yakın bulduğunu savunduğu kaotik ve saldırgan etkileşim, yarışmanın popülerliği ve gücünün etkileriyle beraber toplumun ahval ve şeraitini gösteriyor.
1. Yarışmacılar çok gergin ve uzun süren tartışmalardan sonra hiçbir şey olmamış gibi ilişkilerine devam edebiliyor. Bazı izleyiciler bu durumu yarışmanın kurgu olduğu yönünde kanıt olarak değerlendiriyor.
