Stutz, yön. Jonah Hill, 2022,
tanıtım filminden ekran görüntüsü
Peyderpey
Stutz

Kısa bir aradan sonra,* Peyderpey için konu seçmekte zorlandım. Sevgili Esen yardımıma yetişti. Daha evvel duymamış olduğum bir Netflix içeriği önerdi. Ünlü oyuncu Jonah Hill’in yönettiği ve adını filmde yer alan terapisti Phil Stutz’dan alan belgeseliyle böyle tanıştım. Türkiye’deki Kırmızı Oda dizisi gibi etik eleştirilerle karşılaşan Stutz enteresan bir yapım.

Film, Hill ve Stutz arasında geçen bir konuşma, belki daha doğrusu bir terapi seansı gibi başlıyor. Jonah Hill’in annesinin kısa süreli ziyareti dışında ikiliden başka kimse konuşmaya dahil olmuyor. En baştan, Hill ve Stutz arasındaki iletişimin genelgeçer terapi çerçevesinden farklı olduğunu görüyoruz. Bu şekilde bir danışanıyla kamera önünde yer almayı kabul etmesi bile Stutz’un çerçeve dışına çıkmaktan kaçınmadığını gösteriyor. Hill ile arkadaş gibi şakalaşmalarından ve Stutz’un klasik terapi usullerinden farklı olarak Hill’e açıkça tavsiye verip yargılarını paylaşmasından hemen söz edilmiş filmde. Sonrasında Phil Stutz, Hill’e iyi gelen yöntemleri –kendi ifadesiyle araçları–1 anlatmaya başlıyor. Derken ikili dördüncü duvar yıkan2 bir biçimde çekim sürecinden konuşmaya devam ediyor. Böylece film hem Stutz’un hem Hill’in geçmişlerinden gelen travmalar ve gelecekleriyle ilgili kaygılarını içeren yeni bir etkileşime dönüşüyor.

Stutz, yön. Jonah Hill, 2022, tanıtım filminden ekran görüntüleri

Hill ve Stutz’un deneyimleri ve birbirlerine duydukları hisleri ifade ediş tarzları, terapi ilişkisi bağlamında etik eleştirilere çok açık. Elbette terapi dünyası değişen gelişen ve kendi içinde farklı yaklaşımları barındıran bir dünya. Fakat, en başta belirttiğim gibi pek çok terapist için Stutz’un yaptığı kabul edilemez.

Türkiye’de Kırmızı Oda ile başlayan ve dizinin senaryosunun kaynağı olan kitabın yazarı Gülseren Budayıcıoğlu etrafında yoğunlaşan benzeri etik tartışmaları olmuştu. Tabii burada Budayıcıoğlu vakasından farklı olarak Stutz ve Jonah Hill’in beraber yer aldığı bir yaratıcı süreç var. Ancak bu işbirliği, etik soru ve sorunları ortadan kaldırmıyor. Twitter’da rastladığım eleştirilerden birinde terapist Jonathan Shedler, terapist ve danışman arasında terapist-danışan ilişkisinden başka bir ilişki olamayacağını söylüyordu. Buna beraber film yapmak da dahil olmalı.

Etik soruların nüanslı değerlendirmelerini alanın uzmanlarına bırakıp, hem Stutz’un hem de Hill’in, Stutz’un geliştirdiği araçları bu film sayesinde geniş bir kitleyle paylaşma arzusuna değinmek istiyorum. Günümüzde terapi, eski zamanlara göre daha çok kişi tarafından daha normal olarak görülen bir opsiyon ama hâlâ herkes için eşit derecede erişilebilir değil. Öte yandan bir zamanların self-help furyası yepyeni şekillerde tezahür ediyor. Bunların bir kısmının faydalarını muhakkak görenler vardır. Hatta belki, uygulamalar ya da sosyal medya post’u olarak karşımıza çıkan bazı alternatifler, erişilebilirlik açısından daha geniş bir kitleye ulaşıyor olabilir. Self-help [kendine yardım] yerine self-care [öz bakım] kavramını kullanıyoruz artık. Her platformda birileri birilerine bu konuda bir şeyler öğretmeye çalışıyor.

Daha evvel realite şovlardan söz ederken bu tarz içeriklerin neoliberal düzen doğrultusunda tüm sorumluluğu bireye yükleyerek yapısal eşitsizlikleri gizlediğine değinmiştim. Stutz’un tavsiyelerinin bir kısmı bana aynı çerçeveyi anımsattı. Hill ile konuşurken, en başta3 danışanlarına egzersiz, sağlıklı beslenme ve uyku alışkanlıklarıyla çok hızlı olarak kendilerini daha iyi hissedebileceklerini söylediğini aktarıyor. Ne yazık ki kapitalist düzende bunları sağlamak herkes için aynı kolaylıkta değil. Yoğun bir tempoda, stresli bir biçimde çalışmak kaç kişi için vazgeçilebilir bir tercih? Kaç kişi sağlıklı yemekler pişirme, egzersize önem verme ve yeterli uyku lüksüne erişebilir? Düzen bunlara izin vermezken, kaç kişi kendi iradesiyle sistemin limitlerini zorlayan bir istisnaya dönüşebilir?

Aslında Stutz’un Hill’i de kapsayan varlıklı danışan kitlesini düşününce onlara Stutz yöntemlerinin hitap etmesini anlayabiliyorum. Peki ya Hill’in ve Stutz’un kitlelerle yöntemleri paylaşma arzusu? Yoksa söz konusu hedef izleyici grubu, kitlelerden ziyade çevrimiçi platformların içeriğine erişebilenler mi? Terapistin tavsiyelerinden motive olanlara ve ilham alanlara karamsar bir tablo çizmek istemem. İzleyenlere sunduğu yöntemler, bazılarımıza değişim için cesaret ve umut verebilir. Stutz’un da “İnsanlara umut gerek” dediğini belirtmeli. Çok haksız değil bu noktada. Kendini kötü hissedenlere “Sen ne yapsan sorunların çözülemez, olay sistemle alakalı” demek yapıcı bir yaklaşım olmaz. Ama öyleyse sistemden hiç mi söz etmeyelim?

Phil Stutz ve Jonah Hill, Stutz’ta

Öte yandan Stutz ve Hill arasındaki iletişime terapist-danışan çerçevesini biraz göz ardı ederek bakınca, bu iki insan arasında bana büyük oranda samimi gelen bir iletişimden söz etmek mümkün. Komedi oyunculuğuyla ünlenen Hill’in, Stutz’un konuyu değiştirme amacıyla yaptığı şakalara verdiği tepkiler ve Stutz’un Parkinson hastalığıyla ilgili endişeleri dikkatimi çeken samimi anlardan. Doksan altı dakikalık film bu açıdan değerlendirince farklı bir anlam ifade edebilir.

Sanırım, filmin bu komplike yapısını en güzel ortaya koyan yoruma Vice’ta Ruchira Sharma’nın James Davies ile röportajında rastladım. Zihin sağlığıyla ilgili krizin kapitalizmle ilişkisine değinen Sedated kitabının yazarı Davies, Shedler gibi meslektaşlarından daha insaflı davranmış. Stutz’un yaklaşımının yarattığı etik problemleri de, danışanlarına muhtemel faydalarını da yok saymadan Stutz’u değerlendirmiş. Davies, Stutz’un bir şaman, kâhin ya da büyücü gibi danışanlarından kendisine ve sürece tamamen inanmalarını bekleyen karizmatik bir lider olduğunu söylemiş. Zaten filmde bir noktada Stutz da, yöntemlerine evrilen bilgileri, kendisine çeşitli anlarda gelen bir farkındalığa bağlıyor. Bana bu biraz uhrevi bir aydınlanmaya referans gibi geldi. Davies de Stutz’un yöntemlerinin araştırma temelli bilimsel bir çalışmanın ürünü olmadığının altını çizmiş. Stutz’un yöntemlerinden bağımsız olarak umut verilen, desteklendiği ve dinlendiği hissettirilenlerin, tam da bunlardan dolayı fayda görebileceğini eklemiş.

Hill ve Stutz, inandıkları yöntemi daha çok insanla paylaşmayı isterken, filmi, etik problemler ve “Phil Stutz’un tavsiyeleri Jonah Hill’e olduğu gibi başkalarının derdine de derman olur mu?” eksenlerinde tartışmak yeterli değil. Stutz’un etik sınırları zorlayan şifacı vaatleri yanında pek çok bireyde gitgide artan şifalanma isteği üzerine düşünmek gerek.

* Bu metin haftalar evvel kaleme alındı ve yayına hazırlandı. Manifold programı aylık yapılıyor ve içerik bir ay önceden belirlenmiş oluyor. Yayını yavaşlatmakla beraber programa sadık kalmaya çalışıyoruz. (ed.n.)

1. Stutz’un kullandığı tool kavramını alet diye Türkçeleştirmek de mümkün. (ed.n.)

2. Bir film, oyun ya da televizyon programında izleyiciye bir kamera aracılığıyla hitap etmek “dördüncü duvarı yıkmak” olarak tanımlanıyor. Kaynak: Vikipedi (ed.n.)

3. Phil Stutz için bunlar gereken ilk adımlar. Hill ile üzerine konuştuğu başka araçlar ve onları anlaşılır kılmayı hedefleyen konseptler var. Kısaca özetlemek gerekirse Stutz, insanların, acıyı, belirsizliği ve sürekli kendileri/hisleri üzerine çalışma mecburiyetini hayatın değişmezleri olarak kabul etmeleri gerektiğini söylüyor. Bunu sağlamak için de bazı egzersizler tavsiye ediyor. Stutz’un (Barry Michels ile) tüm bunları anlatan 2012 tarihli The Tools isimli bir kitabı mevcut.

belgesel, Jonah Hill, Netflix, Peyderpey, Şebnem Baran, Stutz, terapi