Geçen sene Kanada’nın özel televizyon kanallarından biri olan CTV’de yayımlanan Transplant, bu sezonda Amerika Birleşik Devletleri’nde NBC kanalı tarafından izleyicilere sunuldu. Bir yerden bir yere taşımak, başka yere dikmek ve organ nakletmek anlamlarını karşılamak için kullanılan “transplant” bir hastane dizisine isim olunca akla ilk gelen elbette tıbbi anlam. Ancak, dizinin konusu “transplant” edilen organlar değil, insanlar.
İsmiyle ufak bir şaşırtma yapmasına karşın Transplant aslında klasik bir hastane dizisi. Diziyi ilginç kılan ise Suriye’den mülteci olarak Kanada’ya gelen Doktor Bashir Hamed’in deneyimlerini ana eksenine alması. Hastane dizisi formatına uygun olarak bir yandan Dr. Hamed ve diğer hastane çalışanlarının hayatlarından kesitler gösteren dizi, bir yandan her hafta belli sayıda hastanın hikâyesine yer veriyor.
Formülü tanıdık bu dizinin başlangıcı oldukça aksiyonlu: Hamza Haq’ın canlandırdığı Doktor Bashir Hamed, kendisinin de yaralandığı bir kaza sonrası Toronto’daki ünlü hastanelerden birinin acil servisinin başındaki doktoru mucize bir müdahaleyle kurtarıyor. Kanada’da doktor olarak çalışma lisansı olmayan Bashir, yaralıya müdahale edenin kendisi olduğunu gizlemeye çalışırken polisin dikkatini çekiyor ve stres dozu yüksek bir şekilde maceralı hikâyesi başlıyor. Detaylarını verip spoil etmek istemediğim inanması biraz güç çetrefil olaylar silsilesi sonucunda Bashir, kaldırıldığı hastanede ilk bölüm biterken işe alınıyor.
Tabii Dr. Hamed’in işi hiç kolay değil. Yeni bir ülkede, yeni bir hastanede çalışmaya başlarken yeni kurallara alışması lazım. Aynı zamanda çalıştığı ekibin güvenini kazanmak durumunda. Karşılıklı adaptasyon süreci devam ederken Bashir birden ekibi için “Bash” oluyor. Aslında dizi bu süreci gerçekçi olmayan bir kolaylıkta göstermemiş. Dizide Bash’in maruz kaldığı ırkçılığı ve hem kendisinin hem kız kardeşi Amira’nın (Sirena Gulamgaus) savaşın travmatik izlerini taşıdığını gösteren anlar var. Öte yandan hastane ekibinin, doktorluğuna kısa zamanda hayran oldukları Bash’i epey hızlı kabul ettiğini söylemek mümkün. Bunda “makbul bir göçmen” olmasının payı büyük. Doktor olduğu için Kanada’daki iş arkadaşlarına Suriye’deki insani krizi çıplak bir biçimde1 yansıtmasının yanı sıra, kız kardeşinin İngilizce öğrenmesine yardım eden ilgili bir ağabey. Bash’in çizdiği bu profil, ekibinin kendisini hızlı kabul etmesini sağlıyor; fakat savaş nedeniyle Suriye’den orijinalini getiremediği diplomasının yarattığı bürokratik problemler, “makbul” olmanın her sorunu çözmediğine kanıt.
Dizinin Bash ve Jed Bishop haricindeki doktorları, hayatı işi olan Mag (Laurence Leboeuf), önüne çıkarılan tüm engellere karşın cerrah olmak konusunda kararlı June (Ayisha Issa) ve işi ile ailesine karşı duyduğu sorumluluk arasında zaman zaman bocalayan Theo (Jim Watson). Ana ekipteki bu oyuncularda dikkati çekecek herhangi bir performans problemi yok. Yalnız, hastaları ve hasta yakınlarını canlandıran misafir oyuncuların performansları çok istikrarlı değil.
Transplant ilk birkaç bölümden Bash ile Mag arasında gelecekte romantik bir yakınlaşma olacağını hissettiriyor. Mag karakterini canlandıran ve Kanada’nın meşhur Quebec’li oyunculardan olan Laurence Leboeuf, normalde enerjisi yüksek bir oyuncu. Hamza Haq’ın ekrandaki enerjisi de düşük sayılmaz. Fakat ben ilk birkaç bölümde bu olası çiftin kimyası hakkında pek bir fikir edinemedim. Bir diğer çift adayı da Jed Bishop ve ortak bir geçmişleri olduğunu ima ettiği tecrübeli hemşire Claire (Torri Higginson). Her iki ilişkinin doğru şekilde işlenmesi, hastane dizilerinde mutat olduğu üzere izleyicilerin diziye sadakatini güçlendirebilir.
Diziyle ilgili basında yer alan yorumların çoğunda, türün efsanelerinden biri olan House M.D. ile karşılaştırmalar var. Acil servisin başındaki sarkastik Dr. Jed Bishop (John Hannah) görüntüsüyle Hugh Laurie’yi anımsatırken, ilk bölümde Bash’in sınır tanımaz teşhis ve tedavi kararları Gregory House’un yöntemlerini akla getiriyor.
Çeşitli başarı seviyeleri göstermelerine karşı hastane dizileri televizyonların vazgeçilmezleri. Her hafta hastaların değişmesiyle beraber kalabalık oyuncu kadrolarının zaman zaman yeni karakterlerle beslenebilmesi hastane dizilerini uzun ömürlü kılan iki unsur. ER ve Grey’s Anatomy’nin yıllar boyunca devam edebilmesi, söz konusu potansiyelin en güçlü kanıtlarından. Elbette o kadar uzun ömürlü olmayan hastane dizileri de mevcut. Trauma, Three Rivers ve Heartbeat ekrandan rüzgâr gibi gelip geçenlerden.
Transplant işte bu iki uç arasında bir yerlerde. Bash ve beraber çalıştığı ekibin hikâyesi tansiyonu ER gibi sürekli yüksek tutamıyor ama Heartbeat gibi ilk bölümden de “pek olmamış” dedirtmiyor. Bu arada kalmışlığa rağmen dizinin Kanada’dan ABD’ye transferi karantina şartlarıyla açıklanabilir. COVID nedeniyle yeni sezon hazırlıkları yavaşlayınca Transplant gibi on üç bölümü hazır bir Kanada dizisi, sular durulup çekimler başlayana kadar pratik bir çözüm sunuyor.
Böyle bir anda pratik çözüm kaynağı olan Kanada’nın kendi televizyon sektörü ABD’dekine göre daha küçük. Bunda nüfusunun daha düşük olmasının etkisi var. Öte yandan ABD’dekine göre kamu yayıncılığının sektördeki yeri çok büyük. Ülkenin kamu yayıncısı Canadian Broadcasting Company (CBC) hem İngilizce hem de Fransızca yayın yapan kanallara sahip.
Kanada’nın Amerikan televizyonculuğuyla diğer bir bağlantısı, Amerikan dizileri için ucuz set, teknik eleman ve oyuncu kaynağı olması. Özellikle Kanada’da daha çok çekim yapılması için devlet, vergi konusunda cazip imkânlar sunuyor. Doksanların ünlü dizisi X-Files’ın ilk beş sezon bölümleri, genç Superman’in maceralarını anlatan Smallville ve hâlihazırda devam eden çizgi roman uyarlaması Riverdale, Kanada’da çekilen pek çok örnekten sadece üçü.
Transplant, ABD’ye transfer olan ilk dizi değil. İngilizce yayıncılık için dil ortak olduğundan Kanada ve ABD arasında dizi alışverişleri olağan. Being Erica ve Saving Hope gibi Kanada dizileri, Amerikan kanallarında kendilerine –bazen sadece kısa bir süre için de olsa–2 yer bulabiliyor. Belki en bilinen ve en başarılı transfer örneklerden biri de Orphan Black.
Son yıllarda Netflix gibi online izleme platformları iki ülke arasındaki bu paylaşımları daha artırıp görünür kıldı. Hatta CBC ve Netflix’in yakın zamanda başarılı olan ortak projeleri Annie with an E dijital yayıncılık sayesinde dünyada geniş bir izleyici kitlesiyle buluştu.
Kanada dizilerinin bazıları zaman zaman Türkiye’de televizyon ekranlarında yer buluyor. Özel kanalların yabancı içeriğe büyük bir zaman kuşağı ayırdığı 1990’lar ve 2000’lerin başında üzerine çok konuşulmasa da Kanada dizileri Amerikan dizilerine alternatif olmuştu. Söz konusu dizilerin bir kısmı, The Adventures of Sinbad (1996-1998) ve Relic Hunter’daki gibi (1999-2002) gibi dizinin kökenini belli etmeyen fantastik öyküler olunca Kanada ile pek ilişkilendirilmedi. Hafızam beni yanıltmıyorsa bir süre TRT’de yayımlanan Traders (1996-2000) ve Show TV’de gösterilen John Woo’s Once a Thief gibi diğer örnekler çok büyük kitlelere ulaşmadı. 2000’lerde yabancı diziler yerlerini yerli yapımlar ve format uyarlamalarına bırakınca ana akım kanallarda Kanada dizilerinin görünürlüğü azaldı. Fakat Demet Evgar ve Emre Karayel’in başrolünde yer aldığı Bir Erkek Bir Kadın’ın, Un garre, un fille isimli Quebec dizisinden uyarlandığını belirtmekte fayda var.
Özetle Kanada uluslararası içerik pazarının sessiz ama istikrarlı üreticilerinden. Transplant tüm dünyada konuşulan mülteci sorununu3 bir hastane dizisi çerçevesinden ele alarak sessizliği biraz bozmuş gibi. ABD dahil pek çok ülke için sıra dışı olan bu tercih basında daha büyük yankı buldu. Kanada devletinin mülteci politikaları göz önüne alınınca, Suriyeli bir doktorun hikâyesinin Kanada’dan çıkması ve Kanada’da on üç bölüm olarak yayımlanması çok şaşırtıcı değil. Asıl soru televizyon sektörünün çok daha çekişmeli olduğu ABD’de dizinin ne kadar uzun ömürlü olacağı. Zira Transplant’ın başla ülkelere yolculuğu için en belirleyici faktör bu.
1. Cep telefonuyla canlı olarak bir kız çocuğunun bacağının ampute edilmesini göstermesi duruma bir örnek.
2. NBC, Saving Hope dizisinin sadece bir sezonunu yayımladı. Being Erica ise kablolu kanal SOAPnet tarafından yayımlandı.
3. Beforeigners mülteci meselesine bambaşka bir türde değinen bir dizi.
