Netflix’in Avustralya’da çekilen yeni orijinal içeriği Territory, geçtiğimiz yıllarda yeniden görünürlük kazanan neo-western türünün en son örneklerinden. Türün sevenlerinin Longmire dizisinin Şerif Longmire’ı olarak tanıdığı Robert Taylor ve aynı isimli roman serisinden uyarlanan tek sezonluk dizi Joe Pickett’tan Michael Dorman ile beraber Fringe ve Mindhunter’la tanınan Anna Torv dizinin başrollerinde. Hepsi Avustralyalı olan üç aktörü bir araya getiren dizi, nispeten kısa ve altı bölüm içeriyor.
Avustralya, ülke dışında kalan izleyiciler için western türü denince ilk akla gelen yer değil. Genellikle tür, akla bugün ABD topraklarında kalan batı bölgesini getiriyor. 16. ve 17. yüzyıllardan itibaren hız kazanan kolonyal yerleşmelerle beraber “Batı” elde edilmeye çalışılan zorlu bir hedef hâline gelip edebiyat ve medya için zengin bir konu kaynağı olmuştu. “Vahşi Batı” olarak da tasvir edilen bölgede geçen öyküler, western türünün ana eksenini oluşturuyor. Son yıllarda özellikle Taylor Sheridan’ın yaratıcısı olduğu Yellowstone dizisi ve aynı dizi evreninde yer alan yeni uzantıları bolca dikkat çekiyor. Territory de tıpkı Yellowstone gibi bu konuları geçmişten alıp günümüze taşıyor.
Avustralya’da geçen Territory bana ister istemez tür ve yer arasındaki ilişkiyi sorgulatan bir olayı hatırlattı. Birkaç yıl evvel, western filmlerdeki performanslarıyla tanınan ve en son Taylor Sheridan’ın Paramount Plus için çektiği dizisi 1883’te eski western günlerini anımsatan Sam Elliott, Jane Campion’ın Yeni Zelanda’da çekilen filmi Power of the Dog’u eleştirmişti. Elliott önce Montana’da geçen hikâyenin Yeni Zelanda’da çekilmesine kızıp sonra filmdeki eşcinsellik referanslarına değinmişti. Yönetmen Jane Campion ise Batı’nın mitik bir yer olduğunu söyleyip Elliott’ı cinsiyetçilikle suçlamıştı.1 Campion aynı zamanda türün çekildiği yerden bağımsız ortaya koyduğu tematik benzerlikleri Sergio Leone’nin Avrupa’da çekilen spaghetti western’lerine atıfta bulunarak anlatıyordu.
Elliott, Campion’ın filminin Yeni Zelanda’yı Montana olarak göstermesine içerlemiş olsa da filmin western temaları aslında ABD topraklarının tarihine özgü değil. Aslında ABD tarihindeki kovboy kültürü de homojen değil. Western içerikler çoklukla beyaz kovboyları merkezine alırken, tarihteki kovboyların hepsi beyaz değil. Hatta günümüz ABD topraklarının dışında kalan bölgelerin tarihinde western temalara uygun pek çok deneyim mevcut.
Latin Amerika’da başta vacquero ve gaucho gibi isimlerle bilinen ve kovboy kültürüyle benzerlik gösteren örnekler var. Aslında Campion’ın dediği üzere Amerika topraklarının batısıyla ilişkilendirilen western türü, gerek kovboyları, gerek uçsuz bucaksız topraklara yerleşen sömürgecileri, gerekse çoğu zaman negatif stereotiplerde gösterilen yerli halklarıyla bugün ABD’nin batısında kalan eyaletlerle sınırlandırılamayacak siyasi bir proje ile sosyokültürel bir deneyin tezahürü. Avustralya da bu deneyimden çok uzak değil.
TRT’nin Avustralya içeriği gösterdiği günleri bilenler belki Türkiye’de McLeod’ın Kızları olarak yayınlanan McLeod’s Daughters dizisini anımsar. Her ne kadar western sayılmasa bile bu melodramatik dizi, kementler ve kovboy şapkalarının Amerika’nın batısının ötesinde de yer bulduğunu gösteriyordu.
Her ikisi dizinin sığır çiftliklerinde geçmesine karşın altı bölümlük yüksek bütçeli Territory, elbette ton olarak sekiz sezonluk 224 bölümlük McLeod’ın Kızları’ndan farklı. Territory’de tasvir edildiği şekliyle diziye konu olan Marianne isimli çiftlik, Belçika büyüklüğünde; vârisi ölüyor ve kontrolü için büyük bir çekişme başlıyor. Çiftliğin başında, Robert Taylor’ın canlandırdığı Colin Lawson var. İşletmeyi yöneten küçük oğlu Daniel (Jake Ryan) apansızın ölünce, onun görevine büyük oğlu Graham (Michael Dorman) ile gelini Anna Torv’un canlandırdığı Emily talip oluyor. Colin oğlu Graham’den ve sığır hırsızlığıyla bilinen Hodge ailesine mensup Emily’den memnun değil. Colin çiftliğin kontrolünü bırakacağını düşünürken Daniel’ın cenazesi için dönen torunlar Marshall (Sam Corlett) ve Susie (Philippa Northeast), Marianne’in geleceği konusunda yeni olasılıklar yaratıyor. Lawsonların kendi içlerindeki anlaşmazlıkları yetmezmiş gibi, büyük bir maden şirketi sahibi olan Sandra Kirby (Sara Wiseman), çiftliğin geleceği hakkında söz sahibi olma çabasında. Sandra’nın maden şirketinin faaliyetleri, komşu çiftliklerden Laggan Downs’ın sahibi Aborjin Nolan (Clarence Ryan) ve Acacia Plains topluluğunun diğer Aborjin sakinleri için problemlere gebe.
Yellowstone dizisindeki çatışma konfigürasyonunu anımsatan öykü, çiftliğin kontrolü için yaşanan “taht” kavgalarıyla eleştirmen ve izleyicilerce Succession’a da benzetilmiş. Dizide taht kavgalarının yanında bolca romantik detay mevcut. Özellikle genç karakterlerin hikâyelerinde bu detaylar önemli yer tutuyor. Dizi zaman zaman yavaşlayan bir ritimle beraber süper melodramatik anlar içeriyor. Oyuncu seçimleri ve oyunculuk performansları ise belli bir seviyeyi tutturmuş.
Henüz ikinci sezonu onaylanmayan dizinin son bölümü, Lawsonların ve çiftliğin akıbetini tam belirlememiş. Yapımcıların arzusu en azından bir sezon daha çekmek olmalı. Tabii dizinin geleceği, izlenme performansına bağlı. Sam Elliott, Territory hakkında ne düşünür bilinmez. Fakat küreselleşen içerik dünyası ve dağıtım düzeni, western türünün tahmin edilenden daha küresel olduğunu hepimize hatırlatacak gibi.
kaynak: IMDb
1. Olaylardan kısa zaman sonra Campion, Venus ve Serena Williams’la ilgili açıklamalarıyla kendini eleştiri oklarının karşısında bulmuştu. Elliott çok geçmeden Power of the Dog’a ilişkin yorumlarıtla ilgili özür diledi.
