Peyderpey
Adolescence

Netflix’in mart ayında yayınlanıp konusu, oyunculuk performansları, stili ve izlenme sayısıyla bolca konuşulan dizisi Adolescence’dan söz etmek için belki geç kaldım. Dizi o kadar çok izlendi ki izleyecek kimse kaldı mı bilmiyorum. Sosyal medyada görmeye alıştığımız “çok beğenme” ve “hiç beğenmeme” sarkacında ilk tarafa meyleden izleyiciler paylaşımlarında, dizinin tek plan çekilmesi kadar teknoloji ve gençlerin yaşamlarına etkisini ele alışını da övüyordu.

Zaman zaman filmlerde ve dizilerde kullanılan tek plan tekniği, çekim esnasında organizasyonu, montaj aşamasında ise hataların örtülmesini zorlaştıran bir tercih. Set tasarımından oyuncu performanslarına kadar çeşitli zorluk ve riskler yaratabilecek bu teknik, özellikle dizilerde kullanılınca dikkat çekiyor. Yine bir Netflix dizisi olan The Haunting of Hill House, 2018 yılında on yedi dakikalık tek plan ve beraberindeki çekimlerle benzer bir ilgi yaratmıştı. Yapım ekibi çekimin zorluklarından söz ederken bir yandan da potansiyel izleyicilerin ilgisini çekerek dizinin tanıtımına katkıda bulunmuştu. 2022 yılında da The Bear dizisi on sekiz dakikalık tek plan çekimiyle konuşulmuştu.

Sinemada akla gelen yakın dönem örnekleri ise Russian Ark (2002) ve Birdman (2014). Ancak bu örneklerden ilki gerçek bir tek plan çekimken ikincisi küçük hilelerle tek plan hissi yaratıyor. Kamera hareketleri, bilgisayar müdahaleleri, karakter karanlıktan geçerken başka bir karanlıkta karelerin gizlice montajlaması gibi müdahaleler, tek planın devam ettiği gibi bir deneyim yaratabiliyor.

Jack Thorne ve Stephen Graham’in yaratıp Phillip Barantini’nin yönettiği Adolescence için tek plan tercihinin bu kadar konuşulmasında, içinde bulundukları korkunç deneyim esnasında dizi karakterlerinin yanından ayrılmamamızın etkisi var. Ayrıca her bölümde karakterlerden birini takip ediyoruz. Böylece izleyiciler öykünün duygusal dünyasına girdikten sonra orada kalıyor.

Adolescence, 2025, ekran görüntüsü
(1. Bölüm), kaynak: IMDb

Pek çoğunuzun bildiği üzere hikâye, on üç yaşındaki Jamie Miller’ın (Owen Cooper), okul arkadaşı Katie Leonard’ı (Emilia Holliday) öldürme şüphesiyle gözaltına alınmasıyla başlıyor. Jamie’nin babası Eddie rolünde, dizinin yaratıcılarından ünlü oyuncu Stephen Graham var. Vakayı soruşturan polisler Luke Bascombe (Ashley Walters) ve Misha Frank’in (Faye Marsay) yanında Jamie’nin psikolojik durumunu değerlendiren adli psikolog Briony Ariston (Erin Doherty) vakayı beraber incelediğimiz karakterlerden. Jamie’nin annesi Manda (Christine Tremarco) ve kız kardeşi Lisa (Amélie Pease), Luke’un Jamie’yle aynı okulda okuyan oğlu ve Jamie’nin ile Katie’nin okul arkadaşları –Jade (Fatima Bojang), Ryan (Kaine Davis), Tommy (Lewis Pemberton)– sürece eşlik eden diğer karakterler.

Daha evvel oyunculuk deneyimi olmayan Owen Cooper (Jamie), Jamie’nin olayın şokunu atlatamayan babası rolündeki Stephen Graham ve bire bir geçirdikleri zamanlarda Jamie’nin zihnini bize açan psikolog rolündeki Erin Doherty performansları en çok övülen oyuncular.

Tek plan tercihinin katkısı ve incelenen konunun günümüz toplumları için önemi bir yana, oyunculuk performansları, en azından benim için, iyi İngiliz dizilerinde gördüğümüzün çok da ilerisinde değil. Belki daha evvel bahsettiğim gibi tek planın izleyici içine alıp duygusal etki ve gerçekçilik hissini artırmasıyla oyunculuklara büyüteç tutulmuş oldu. Aslında İngiltere’deki medya ekosistemi ve oyunculuk havuzu Hollywood’dakinden farklı olduğu için, İngiltere’de çekilmiş dizilerin önemli bir kısmında, oyunculuk performansları diğer örneklerdekine göre çok daha güçlü oluyor. Adolescence çok şaşırtıcı bir istisna değil.

Adolescence, 2025, ekran görüntüsü
(2. ve 3. Bölümler), kaynak: IMDb

Dizinin bu kadar ilgi yaratmasındaki diğer sebebin, yetişkinlerin çocukları ve gençleri anlama arzusu olduğunu düşünüyorum. Teknolojik gelişmelerin ivme kazanmasıyla jenerasyonlar arasındaki deneyim farkı çok arttı. Özellikle teknolojiyle ilişki konusunda sadece yetişkinler ve çocuklar arasında değil, yakın yaşlardaki çocuklar ve gençler arasında bile önemli farklar var. Yeni teknolojiler, yeni imkânlarla birlikte yeni sorunlar doğuruyor. Tıpkı dizide Jamie’nin annesi ve babası arasında geçen konuşmada belirtildiği gibi çocuklar kendi evlerinde, ailelerin onları güvende sandığı anlarda internet üzerinden tehlikelere maruz kalabiliyor.

Stephen Graham projenin arkasında İngiltere’de genç erkeklerin genç kızları hedef aldığı bıçaklama vakalarının artmasının olduğunu söylemiş. Tüm dünyada kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet eylemleri artarken, teknolojinin ve özellikle internetin bundaki rolünü düşünmek gerek.

Dizide yetişkinler gençlerin dünyasının o kadar dışında ki Katie’nin öldürülmesini araştıran Dedektif Luke Bascombe için oğlu Adam (Amari Bacchus) jenerasyonlarına özgü deneyimleri ve sosyal medya pratiklerini tercüme ediyor. Adam, babasına akran zorbalığının boyutları ile sosyal medyanın rolünü, emojilerin anlamlarını ve kendini mizojinist olarak tanımlamaktan çekinmeyen tartışmalı influencer Andrew Tate’in gençler arasında yayılan öğretilerini anlatıyor. Böylece, aynı dünyanın dışındaki yetişkin izleyiciler söz konusu tercümeden faydalanıyor.

Jamie’nin işlediği cinayette “istemsiz bekârlık” olarak tercüme edilebilecek incel akımının kadınları hedef alan şiddet konusunda etkilerini görüyoruz.1 İnternetin katılımcı demokrasiyi mümkün kılacağı umulan mobilizasyon kapasitesi aynı şekilde demokratik olmayan amaçlar için kullanılabiliyor. Özellikle kadınları ve azınlıkları hedef alan hareketler geniş kitlelere yayılabiliyor. Üstelik, farklı gruplar, masum görünen internet alanlarına sızıp yeni kullanıcıları gruplarına dahil etmeye çalışıyor. Yapay zekâ ve algoritmaların yardımıyla, etkilenmeye açık kişileri bulmakta zorlanmıyorlar.

Tüm bunlar, hedef alınan genç kullanıcılar –tıpkı Jamie gibi– kendi evlerindeyken gerçekleşiyor çoğu zaman. 2024 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir araştırmaya göre gençler sosyal medyada günde neredeyse beş saat geçiriyor. Adolescence izleyicisi olan yetişkinlerin çarpıcı ve korkutucu bulduğu gerçeklik aslında uzun süredir yeni neslin deneyimi. Sosyal medyayla yetişkinken tanışanlar ile sosyal medya kullanılırken doğup büyüyen çocukları arasında ciddi bir fark var. Teknoloji hızla değişip gelişirken aradaki fark zamanla kapanır mı meçhul. Fakat, dizide ortaya koyulan teknoloji ve kadına yönelik şiddet konusundaki kesişim çok önemli bir şeyi hatırlatıyor: Dünya üzerindeki hiçbir gelişme halihazırdaki güç ilişkilerinden bağımsız anlaşılamaz.

Dizide Jamie’nin babası Eddie’nin aile hikâyesi, ailenin sosyoekonomik sınıfı, okulda karşılaştığımız öğrencilerin ırkları ve etnik kimlikleri, karakterlerin cinsiyetleri ile tüm bunların kesişimi bize sosyal medya öncesindeki güç asimetrileriyle ilgili hatırlatmalar yapıyor. İzleyiciler ise tüm bunlara kendi perspektiflerinden bakıyor. Bu yüzden, bazı seyirciler dizinin Jamie’nin öldürdüğü Katie’ye yeterince yer ayırmayıp Jamie’nin deneyimine öncelik vermesini eleştirirken, bir grup seyirci de erkek çocukların bu kadar kolay şiddete meyleder biçimde gösterilmesinden şikâyetçi.

Eğer diziye sadece zaman geçirmek için bir seyir deneyimi değil de gençlerin teknolojisiyle ilişkisini anlamak için bir araç gözüyle bakacaksak, sadece uzmanların ya da yetişkinlerin tepkilerine bakamayız. Esas genç izleyicilerin dizi ve kendi deneyimleriyle ilgili ne dediğine bakmak lazım; çünkü durumu anlamak için dizinin tercümanlığı yeterli olamaz. Teknolojinin etkisini sosyal medyadan okullara, okullardan öğrencilerin hayatına kadar anlamak için farklı perspektiflere sahip çok sayıda gence deneyimlerini sormak, iyi bir başlangıç.

Adolescence, 2025, ekran görüntüsü
(4. Bölüm), kaynak: IMDb

1. Küresel düzeyde etkili olan incel hareketiyle ilgili detaylı bir özet için: “Incel kültürü nedir, dünya çapında kadınlara yönelik şiddet vakalarıyla bağlantısı ne?

Adolescence, algoritma, dizi, gençlik, Netflix, Peyderpey, Şebnem Baran, sosyal medya, yapay zekâ