Peyderpey
Kimse Apple TV+ İzliyor mu?

Yayın hayatına başladığından beri bol yıldızlı ve yüksek bütçeli projelere öncelik veren Apple TV+ 2024 yılı için hiçbir masraftan kaçınmadığını geçtiğimiz şubat ayında yapılan tanıtımla göstermişti. Üstelik başta az sayıda orijinal içerikle piyasaya giren çevrimiçi izleme platformu, 2019’dan bu yana orijinal içerik kataloğunu yavaş yavaş da olsa genişletiyordu. Fakat platform sosyal medyada dalga geçilmekten pek kurtulamıyor; adının geçirildiği pek çok paylaşımda –özellikle X platformunda– kullanıcılar Apple TV+ içeriklerinin az izlenmesinden söz ediyor. Burada her zamanki gibi filmler ve diziler arasındaki değer hiyerarşisinden söz etmek gerek. Filmlerle ilgili kalite algısı yaratmak dizilere göre her zaman daha kolay. Örneğin Martin Scorsese’nin yönettiği Killers of the Flower Moon (2023) ödül sezonunda başarısından dolayı en çok konuşulan içeriklerdendi. Apple’ın yapımcılarından olduğu film önce sinemalarda gösterime girip daha sonra platformdan izlendi. Ted Lasso ve The Morning Show gibi diziler ödül performansları nedeniyle benzer şekilde konuşulurken, Apple TV+ üzerinden erişilen diğer birçok orijinal dizinin adı izleyicilerce anılmıyor. Aslında platformun orijinal dizi sayısı filmlerden fazla.

Tıpkı sosyal medyadaki kullanıcılar gibi medya konusunda uzmanlaşan gazeteciler de zaman zaman platformun az izlenilirliğine değiniyor. Üstelik son zamanlarda izleyici sayılarını paylaşan diğerlerinin aksine Apple TV+ hâlâ izleyici rakamlarını paylaşmıyor. Tabii Nielsen1 gibi araştırma kuruluşları kendi ölçümlerinde platforma yer veriyor. Mesela Lloyd Coombes, Matthew Belloni’nin üyelik karşılığında erişilen medya bültenini referans vererek Apple TV+ izleyicilerinin ancak yüzde 0,29’una ulaştığını belirtmiş. SlashFilm sitesi yazarlarından2 Rafael Motamayor ise Bloomberg’e referans verdiği yazısında platformunun bir aydaki izlenme sayılarının Netflix’in bir günlük izlenme sayısına denk geldiğini söylemiş. Halbuki herhangi bir Apple ürünü alan için üyelik üç ay boyunca ücretsiz. Apple ürünlerinin popülerliği düşünülünce platformun performansı daha fazla soru işareti doğuruyor.

Yayın hayatına başlarken yüzden fazla ülkede izlenebileceğini duyuran platformun İngilizce dışındaki dillerdeki orijinal içeriği sınırlı. Henüz ABD pazarındaki yerini sağlamlaştırmaya çalışırken, Netflix, Amazon ve Max gibi rakiplere kıyasla kataloğu oldukça küçük.

Sosyal medyada sayılarının azlığıyla dalga geçilen Apple TV+ izleyicilerinden biri olarak ben, iki konunun atlandığını düşünüyorum. Birincisi tıpkı Amazon’un Bosch dizisinde olduğunu düşündüğüm gibi bazı dizilerin istikrarlı ama sessiz izleyicileri olduğu. Bu izleyicilerin büyük çoğunluğu yukarıda sözü geçen düşük sayının içinde. Fakat sosyal medyada içerikle ilgili paylaşım yapmadıkları için görünürlükleri az oluyor. Oysa az izlenen bazı dizilerin izleyici rakamları az olmasına rağmen sosyal medya görünürlüğü yüksek. Gözden kaçan bir diğer konu da çevrimiçi paylaşım ve korsan tüketim. Apple TV+ dizilerinin –özellikle bilim kurgu içeriklerinin– Apple TV+ dışında nasıl paylaşıldığını tahmin etmek zor değil. Bu izlemenin markaya doğrudan üyelik kazandırmadıkça ne kıymeti var demeyin. Çevrimiçi paylaşım ve korsan tüketim, marka tanınırlığı için gayet önemli. Hem sessiz izleyiciler hem de platform dışından izlenen dizilerin etkilerini tam ölçmek mümkün olmamakla beraber varlıklarının kabul edilmesi mühim.

Öte yandan Apple TV+’nin sahibi olan ana şirket Apple, tıpkı Amazon gibi, kazanç ve kâr için çevrimiçi izleme platformunun başarısına bağlı değil; ayakta kalma endişesi olmadan platformun geleceğini şekillendirebilir. Killers of the Flower Moon sonrası, Brad Pitt ve George Clooney’li Wolf filmi gösteriyor ki şirket, filmlere yatırımını hızlandıracak. Kurgu içeriklerle beraber belgesellere yatırım da devam edecektir. 1970’lerde Meksika’daki kadın polislerin bir kadın katilinin peşine düşmesini anlatan Las Azules (Women in Blue) gibi yeni diziler, İngilizce dışındaki dillerde orijinal içeriğin artacağına işaret ediyor. Jack Gyllenhaal ve Ruth Negga gibi televizyondan ziyade filmlerde görmeye alıştığımız oyuncularla beraber, The Worst Person in the World filmiyle Cannes Film Festivali’nde ödül alan Renate Reinsve’yi bir araya getiren Presumed Innocent, ABD pazarı dışına göz kırpan başka bir örnek.

Colin Farrell’in türler arasında beklenmedik geçişler yapan dizisi Sugar (2024), Vince Vaughn’un Bahamalar ve Florida arasında geçen kara komedisi Bad Monkey (2024) ve başrollerinde Natalie Portman ile Moses Ingram’ın yer aldığı, Alma Har’el tarafından yönetilen Lady in the Lake (2024), Apple TV+ bütçeleri hakkında fikir verecektir. Diğer yandan, bence platformun en ilginç içeriklerinden Severance’ın ikinci sezonda bölüm başı bütçesi yirmi milyon dolarmış. Bu bütçe bilgisiyle beraber Apple’ın masrafları düşürme kararı Forbes’a konu olmuş.

Unutmamalı ki Apple TV+, adını Apple’ın medya oynatıcısı Apple TV’den alıyor; yani çevrimiçi izleme platformundan evvel gelen teknolojik bir ürün var. Bu ürün farklı platformlara tek cihaz üzerinden erişimi kolaylaştırıyor. Apple TV+ belki markanın bir prestij çalışması olarak kalır. Projelerin büyük bütçeleri ve projelerde yere alan yıldızların şöhreti, Apple’ın markasına katkıda bulunur ve düşük izleyici sayılarına rağmen prestij getirdiğine inanılarak korunur. Ama bence çevrimiçi izleme platformu Apple TV+ ile Apple’ın küçük kara kutusu Apple TV arasındaki ilişkiyi unutmamalıyız. Bugünün az izlenen platformu ve pahalı içerikleri, bu kara kutunun bir yeni versiyonuna ya da onun yerini alacak yeni Apple ürününe hazırlanıyor olabilir. O zaman, bugünün dalga geçilen platformu belki izleyicilerin hayatında daha büyük yer edinir.

21 Şubat 2024 tarihinde yayında giren
8 bölümlük dizi
Constellation’ın tanıtım görseli, kaynak: Apple TV+ Press

1. Nielsen ölçümlerinin kesinliği ve temsil başarısının eleştiriye açık olduğunu ve özellikle çevrimiçi izleme platformları için bu ölçümlerin gerçeği yansıtmadığını iddia ettiğini belirtmek gerek.

2. Rafael Motamayor, “Apple TV+ Has Great Shows — But No One Is Watching Them”, SlashFilm.

Apple TV+, dijital kültür, dizi, film, marka, Peyderpey, Şebnem Baran, streaming media